11 Oca 2016

SAKIP SABANCI MÜZESİ’NDE ÇOCUKLAR İÇİN YARIYILDA SANAT MOLASI!

KIŞ ATÖLYESİ

Siz hiç kış mevsiminde, televizyonun, internetin ulaşmadığı bir evde nasıl vakit geçirebileceğinizi düşündünüz mü? Bu atölye çalışmasında çocuklar, soğuk kış günlerinde sıcak anıların nasıl yaratılacağını keşfedecekler. Kışlık hatıralarını biriktirecekleri el yapımı bir albüm hazırlayacak, doğanın onlara sunduğu malzemeleri sanata dönüştürerek sayfalara yerleştirecekler. İçlerini ısıtacak çay tariflerini öğrenecek, kendi bitki karışımlarını yapacak ve bitkilerin şifa dolu öykülerini yaratıcı okuma deneyimine dönüştürecekler. Kendi fincanlarını tasarlayacak, farklı ülkelerin seremonileri ile çay sunumları yapacaklar. Yün tasarımlar, kar küreleri ve başka pek çok sürprizle dolu bu atölye çalışması, çocuklarda kışa dair sıcacık bir izlenim yaratacak.

DÜŞÜMDEKİ OYUNLAR

Bu atölye çalışmasında çocukların, eğlenerek, oynayarak öğrenmeleri ve sorgulamaları, yeni bakış açıları geliştirerek keyifli vakit geçirmeleri hedef alındı. Atölyeler çocukların, felsefi temeller ile sorgulamalarını, akıl oyun ve oyuncakları ile düşündüklerini farklı bakış açıları ile yorumlamalarını sağlayacak. Temaları birbirinden farklı aktivitelerle; bazen bir masala, bazen tarih öncesi bir çağa, bazen uzayın derinliklerine yolculuğa çıkılacak. Bu yolculuklara akıl oyunları ve oyuncakları eşlik edecek. Düşünme becerilerinin geliştiği; yaratıcılıklarının, hayal güçlerinin, sosyal ve zihinsel gelişimlerinin desteklendiği atölye çalışmalarında çocuklar eğlenerek öğrenmenin tadına varacaklar. Çalışma Akıl Atölyesi tarafından gerçekleştirilecek.

RESİM VE HEYKEL OKULU

Resim ve heykele ilgi duyan tüm çocuklar Resim ve Heykel Okulunda pek çok teknik ve sanatçı ile tanışacak. Rengi keşfedecek, ışık ve gölgeyi çizmeyi öğrenecekler. Akrilik, Linol ve tekstil başta olmak üzere farklı boyalarla çalışacak, farklı yüzeylere baskı uygulamaları yapacaklar. Çanta üzerine kumaş boyası ile baskı, tuval üzerine portreler, manzara ve ölü doğa denemeleri yapacak olan çocuklar son gün kendi karma sergilerini de açacaklar.
*** Atölye çalışmalarına dört günlük katılım 250 TL, günlük katılım 80 TL dir.
Kayıt için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız.


3 Eyl 2015

Bir Fotoğrafın Ardından...

Günlerdir içim kapkara.

Bu tür şeyleri yazmakta hiç iyi değilim. Kelimeleri bulamam. Cümle kuramam.

Bu yaz Midilliye gittiğimizde gördük... Adanın bir ucundan diğerine yürüyen insanları. İlk gördüğümüzde anlayamadık. Çünkü iki gerçeklik çarpışıyor. Tatildesin ya sen... Sanki trekking yapan gençler. Sırt çantalarıyla bir uçtan bir uca yürüyenler. Şanslı olanlar. Yorgun ama umutlu. Daha sonra adanın kuzeyinde bir plajda denize girerken kıyıda parçalanmış botlar... Denizde yüzen can yelekleri.

Diyeceğim şu ki o fotoğrafları görmeden de biliyorduk. Ama görmeyince insanın iç sesi, "belki de geçtiler hepsi" diyor. Belki de buralarda olmadı. Çünkü unutmak görmemek istiyorsun. O botlar nasıl kalkar? Kimse denetlemez mi? Can yelekleri için ekstra para istendiğini biliyor muydunuz. Can pazarı yaşanıyor ama görmeyince... Görmek istemeyince biz. Gözden uzak, gönülden uzak.

Sonra dün bir fotoğraf. Öyle bir an ki görmek istememelerin, bilmemelerin, belkilerin yıkıldığı an. En duyarsız, en bilirgeçinenlerimizin bile sustuğu ve kaldığı an. Gören annelerin aklından ölene kadar çıkmayacak o fotoğraf. Çocuklarımızın saçını okşarken, gece üstlerini örterken huzur bulamayacağız. Artık aynı insanlar değiliz.

Ve nasıl duygusal fırtınalar yaşarsak yaşayalım bunun bir faydası yok. Olan bitene "çok ama çok üzülmek" eyleme geçmediğimiz sürece manasız. Her gün lanet okuyorum bu acılara neden olanlara, neden olanlara silah gönderenlere ve yardım edenlere. Her gün. Tabi bunun da bir faydası yok.

Eğer elinizi taşın altına koymak isterseniz, şurada toparlanmış bir şekilde yapabileceklerimiz...


Zeynep Kurmuş Hurbaş, sadece sosyal medyadan paylaşımlar yapmaktan vazgeçip oturduğumuz yerden üzülmek yerine elimizi taşın altına koymamız için her biri teyidli, güvenilir yardım kaynaklarını araştırıp listeledi.
***
Hepinizin şu veya bu şekilde görmüş olduğunuz Kobaneli Aylan için (3 yaşındaymış bu arada, babası ve 5 yaşındaki abisi Galip ile beraber boğulmuşlar, Aspat’ta) hepinizin vicdanı sızladı değil mi?
Peki… “Mış gibi” yapmaya devam ediyor musunuz? Üzülüp ertesi gün hala hiç bir şey yapmıyorsanız, içinize bir daha bakın, ne olur.
Hayatımızda bir şeyleri paylaşarak (ama sosyal medyadan paylaşmak sayılmıyor bakın), bir emeğe, amaca, bir şeye destek olmak gerekiyor. “Mış gibi” yapmayı bırakmak gerekiyor.
Bu listeden en az bir tanesine bir şekilde katkıda bulunun. Paypal’den, kredi kartınızdan para yollayın. Gönüllü olun. Bir şeyler yapın.
***
Avrupa Birliği’nin Akdeniz’deki mülteci arama kurtarma bütçesi 2/3 kesilince, kendi paralarıyla bir gemi alıp binlerce mülteci kurtaranların kurduğu bir ekip. Doctors without Borders da onlarla. Ben buraya bağış yaptım.
Edit: Paypal’i olmayanlar için kredi kartıyla bağış yapabilecekleri başka bir link: https://secure.acceptiva.com/?cst=825812
İzmir’deki Suriyeli mülteciler için barınma, sığınma, bilinçlendirme çalışmaları yapıyorlar. Gidip gönüllü olabilir, maddi, ayni bağış yapabilirsiniz. Eczacı arıyorlar mesela şu aralar. Tarama çalışmalarına katılabilirsiniz, piknik yaptıklarında börek götürebilirsiniz.
Yabangee sık sık mültecilere yardım projelerine destek oluyor. Mesela 4 Eylül’de saat 19.00’da Cafe Lumiere’de bir fundraising var, giriş 30TL. Gitsenize. Takip etsenize.
Yabangee’nin de desteklediği Small Projects İstanbul hep gönüllü, kırtasiye malzemeleri arıyor. Bu aralar kıyafet ihtiyaçları yok. Takip edip, Türkçe öğretmek üzere gönüllü olabilir, boya ve kırtasiye malzemeleri iletebilirsiniz.
Burada hangi kuruluşun ne yaptığı yazıyor. Okuyun. Mesela deterjan üreten bir firmada çalışıyorsanız, antiseptik pazarlaması yapıyorsanız, kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında firmanızın bu resmi kurumlarla iletişimini sağlayıp ayni bağış yapabilirsiniz.
Eski dijital fotoğraf makinanız var mı? Yollasanıza. Mülteci çocuklar kendi hayatlarını fotoğraflasınlar diye mesela. Mimar mısınız? İnşaat işinde misiniz? Deyin ki, elimde 20 tane duşakabin var. Mülteci kampına yollamak istiyorum. Beni yönlendirin.
International Rescue Committee (sağol Aslı) göçle ilgili bir çok değişik bölgede çalışmalar yapıyor. Yunanistan/Lesbos’daki mültecilere hukuki desteğin dışında barınma vb desteklerde de bulunuyor.
Avusturya ve Almanya’da yaşayanlar için evinizi veya evinizinden bir odanızı mültecilere geçici olarak ayırmanızı sağlayan güzel bir çalışma. Zeynep’in beni eklediği bir gruptan geldi.
gezi-revir@hotmail.com (adres teyidi bekliyorum)
Gezi revir oluşumu de belirli geçiş güzergahlarında bir çalışmalar yapmak istiyormuş. Özellikle cankurtaran sertifikası olanlar, amatör veya profesyönel denizcilik ehliyeti, deniz taşıtı olanlar ve sağlıkçılarla iletişime geçmek istiyorlar.
Gelmeden önce lütfen telefon açın ya da facebook’tan mesaj atın…
Derviş Baba Kahvehanesi de yardıma hazır olduğunu iletmiş. Zaten Suriyeli çocuklara yönelik çalışmalar yapıyorlarmış, siz de destek olabilirsiniz.
Ata Özev’den mesaj:
“Fotoğraftan rahatsız oluyorum” diyenlerin çoğu, sorumluluk hissetmesi gerektiğini bilip, bunu hissetmedikleri için vicdan azabı da değil, yakalanma korkusu hissedenler.
Evet, mülteciler konusunda yapılacak çok şey var. İstanbul’da bu konuya eğilmiş, 2.000 kadar gönüllüsü olan bir dernek de.
Bize el vermeye ne dersiniz? Sırf bu fotoğrafa uzun uzun bakabilmeniz için bile değer:
Derviş Baba Cihangir…
Kuloğlu Mah. Altıpatlar Sok. Çanakkale Apt. No:5/A Firuzağa – Cihangir
0545 653 3030
CalAid Calais’teki mültecilerin sığındığı kampalara destek olabilmenizi sağlamak için crowdfunding yapıyor. Türkiye’deki mülteci kamplarıyla ilgili para veya bağış yapabileceğimiz bir yer de arıyorum, yukarıdaki PDF’teki resmi kurumların dışında:
http://www.diken.com.tr/gocmenler-icin-mis-gibi-yapmadan-harekete-gecmek-isteyenler-icin-rehber/


31 Ağu 2015

Bisiklete Binmenin En Kolay Yolu

Biz bu yaz çok özel anlar yaşama şansını yakaladık. Geçen sene yazlıktan ayrılmadan hemen önce Ela destek tekerleklerini çıkarmaya hazırdı, ama ne yazık ki bize ayrılan süre dolmuştu. Bu yıla kaldı. Yazlıkta bisiklet temel ulaşım ve sosyalleşme aracı. Bisiklet çeteleri var, binmeden olmaz. Dolayısıyla bu yıl bisiklet yılı olacaktı. Yıllar önce bir blogda gördüğüm (Kitubi diye hatırlıyorum ama bulamadım?) yöntemi denemek istiyorduk. Gerçekten de çok etkili olduğunu yaşayarak öğrendik.

Tam bir saat içerisinde iki tekerlekli bisikletle desteksiz sürmeyi öğrendi. Altmış dakika ve bağırmadan, düşmeden, stres olmadan eğlenerek. O nedenle bilmeyenler olabilir diye, arkadaşımın da desteğiyle (Zeynepcim:) bu yazıyı yazmaya ve videoları paylaşmaya karar verdim.

Öncelikle bizim izlediğimiz video: 

Siz izledikten sonra ben de bizim başımızdan geçen aşamaları yazayım.

1-Pedalları sökün:  Biz sökemedik. Ben "ne olacak, böyle deneyelim" dedim. Yanlış. Pedalları sökmek kritik bir adım. Babam sağolsun, bisikletçiye götürdü ve söktürdü. O pedallar sökülecek kardeşim.

2-Bisikletle yürümeyi öğrenmek: Bisikletin boyu çocuğun ayaklarının yere değebileceği yükseklikte olmalı. Pedalsız ayaklarıyla ite ite de olsa hafifçe gidebilmeli, kendini dengeleyebilmeli. 

3- Sal gitsin: Bu adımda kritik olan bir yokuş bulmak. Biz önce yazlığın önündeki düz yolda denedik, saçmalamışız. Biraz daha uzaktaki hafifçe yokuşlu yolu bulduk. Sabah erken saatlerde yokuşun yolunu tuttuk. Çocuk bisiklete binip kendini yokuştan aşağı salıyor. Yaklaşık yarım saat bu aşama sürüyor. Bisiklet giderken önceleri ayaklarıyla dengesini sağlıyor. Sonra ayaklarını yere koymadan da dengesini sağlamaya başlıyor. Bu adımı gözlerimle görmesem inanamazdım. (Sabah ben uyurken Ela ve babası gizlice kalkıp bisiklet sürmeye gitmişler. Ben yetiştiğimde dengede sürmeye başlamıştı nerdeyse). Gözünüzün önünde hop hop kaymaya başlıyor, sonrasında bisikleti sağa sola kırarak daha uzunca gitmeye başlıyor. Yokuş bisikletin ilk hızı alması için önemli.

(Yokuş derken, videodakiler gibi hafif bir eğimden bahsediyoruz.)

4- Pedalları geri takın

5-Sürmeye başlayın: Bu aşamada tekrar yokuştan aşağıya bırakıyorsunuz yalnız artık dengede durabildiği için ayakları da pedallara koyarak sürmeye başlıyor. 

Artık bisiklete binebilen bir yavrunuz var, tebrik ederiz.

Unutulmaması gereken önemli noktalar: (bence)

Bu yönteme alternatif olarak "düşersen düş, bir şekilde öğren, herkes nasıl öğreniyor" yolunu da deneyenler var. Bana bu yaklaşım üzücü geliyor. Amacımız "bisiklete binen çocuk" yetiştirmek değil. Birlikte olmak, birlikte öğrenmek, öğrenmenin keyfine varmak, mutlu olmak ve anı biriktirmek. Yıllar sonra, "bana bisiklete binmeyi öğrettiğin zamanı hatırlıyor musun?" dedirtebilmek. Hızlıca sonuca ulaşmaktan önemlisi o tecrübeyi birlikte yaşamak... Bir mucizeye tanık olmak gibi. 

Tabi bir konu daha var yeri gelmişken yazayım. Ülkemizde çocuklara eşit davranılmıyor. Bir büyüğe söylenmeyecek sözler söylenebiliyor. Çocuk orada bisiklete binmeyi öğrenirken yanından geçen büyüklerin %47.6sı yorum yaptı. "önüne bak" "şöyle yap" "öyle öğrenemez, böyle yapın" Neden milletçe
1-direktif vermeye bayılıyoruz? 
2- işimize bakmıyoruz?
3- çocuklara her istediğimizi söyleyebileceğimizi sanıyoruz? 

Gerçekten "sınır" konusu ülkemize hiç uğramamış. Çocuk takmıyor Allah'tan da annesi olarak ben "sınızsızca" kıl oluyorum. 

Ama gerçekten neden? Her konuda fikir sahibi olmak ve yorum yapmak zorunda mıyız? Mesela "önüne bak" diyen adama ben "sen de düzgün yürü" desem nasıl olur? Öyle işte. 

Son tavsiye: Tenha bir yerde öğrenin

27 May 2015

Rahmi Koç Müzesi

Uzun zamandır boş bir gün geçiremiyoruz hafta sonu. Kurslar ve doğum günleri arasında harap durumdayız. Geçen pazar Ela'nın bir arkadaşının doğum günü iptal olunca bir anda plansız kaldık ve sevinçten ne yapacağımızı şaşırdık.


Sabah Kriton Curi parkına gittik, tembel tembel takılıp, kitap okuduktan sonra öğleden sonra Rahmi Koç müzesine doğru yola çıktık. Bütün arkadaşlarımız tavsiye etmişti biz gidememiştik.

Müzeye girdik, onu da yapalım, bunu da yapalım, nasıl bir motivasyonsa artık denizaltı gezisi, Haliç'te tekne gezisi ve planatorium(dinazorlar) biletlerimizi cebimize koyarak dolaşmaya başladık. Programı biraz yoğun yapmışız, cep telefonunun alarmını kurdum saatleri kaçırmamak için...



Müze çok büyük, tamamını gezemedik. En sevdiğimiz bölüm matematik bölümüydü. Elle kurcalayacağımız bir sürü materyaller var. Benzerlerini önceki sene gittiğimiz St Loise Bilim müzesinde de görmüştük. Türkiye'de de görünce eski bir arkadaşımızı görmüş gibi olduk. Kesinlikle tavsiye ediyorum. O bölümde çocuğu unutup, materyallere daldığım doğrudur.


Ela da yol-zaman grafiğini tam olarak doğru yapacağım diye takıntı yaptı. Hafif deliyseniz ve matematiği seviyorsanız çok eğlenirsiniz. Matematiği çok sevmiyorsanız... Sevilmez mi matematik? Sevin. O kadar eğlenceli ki buradaki materyaller, sevmeyene sevdirir. Koşş çocuğunu sevindir.

Sonra arabaları, motorları gezdik. Motorlara daldık gittik. Arabalar çok ilgimizi çekmedi. Değişik makinalar, eski traktörler, bebek arabaları gördük. Haliç'in kenarında güzel bir lokantası var. Fiyatlar çok uygun sayılmaz ama kalitesinden memnun kaldık.



Bu arada denizaltı gezisinin zamanı geldi. Ben "denizaltına eskiden binmiştim, biz bunların simulatörünü yapacaktık" diye vır vır konuşarak kızıma biraz hava attım. İçeri girdiğimizde Ela da gözlerini dört açarak, görevlinin anlattıklarını dinledi. Görevli, emekli denizaltı subayı. Üç ay suyun altında kaldıkları oluyormuş. Hafif klostrofobik olduğumdan beşinci dakikadan itibaren, "şimdi aniden su dolmaya başlasa ne olur", "ya çıkamazsak", "bir an önce bitse keşke" gibi düşünceler beynimi kemirse de, yavruma çaktırmadım. Denizaltıda çalışan askerler gönüllülük esasına göre seçiliyormuş. Bir saat içerde kalmayı hayal edemedim, nerede üç ay...

Bu arada görevli, arada Ela'ya "Aküyü aşağıda kullanıyoruz ama arada yüzeye yaklaşıp şarj ediyoruz, değil mi ?" dedikçe, Ela da uzman edasıyla "evet" dedi. Gezi bitip denizaltından çıkınca Ela "hani gezecektikk?" demesin mi. "Denizaltı gezeceğiz" konusunu, denizin altında deniz altıyla gezeceğiz diye anlamış. Neden denizin altını gezmedik diye çok morali bozuldu. Epeyce söylendi.

Sonra Haliç turu vardı.Rosalie Buharlı Römorkör ile (yanlış yazmayayım diye kopyala yapıştır yaptım) gezdik. Çok ama çok eski görünüşlü bir vapur. Haliç'te gezmek güzeldi. Yanımızdaki aile selfie çubuğuyla fotoğraf çekerken, akıllı telefonları denize düşecek diye çok panik oldum. Bizde çubuk yok tabi ama selfie çekmeden duramadık. Müzede selfie çubuğuyla dolaşan çoktu bu arada.

Son olarak planatorium'un son gösterisine yetiştik. Hevesle dinazorları beklerken, o da ne... Uzay Asansörü. Ela kulağıma "anne bu dinazor değil" diye sitem eder. E başlamış, herkesin ortasında gidip kapıyı açtıramayız... Mecbur izledik sonuna kadar. Fena değildi. Ama çıktık, Ela dinazor peşinde... Biz de dinazorlar var diye almıştık biletleri. Gittik durumu anlattık, bize özel tekrar açtılar ve dinazorları seyrettik, muradımıza erdik. Görevlilere buradan tekrar teşekkür ediyoruz. Daha önce yurt dışında da planatoryumlara gitmiş biri olarak tavsiye eder miyim, emin değilim. Dinazor'ların ve "Uzay asansörü"nün konusu Ela için ağırdı. O nedenle çocukları götürmeseniz de büyük kayıp değil bence. 8-10 yaşlarında daha çok zevk alabilirler.

Sonra çıkışta, otoparkta sadece bizim arabamız kalmıştı ve kapı kapanmıştı. Bir başka görevli, gelip kapıyı açtı. Fazla trafik de yoktu, hop diye evimize döndük.

Çok küçük çocuklar için yorucu olabilir. Ela 6.5 yaşında, bence çok güzel şeyler öğrendi ve bir kaç aksilik olsa da genel olarak eğlendi. Akşam, "bugün çok güzel bir gündü, bu günü unutmayacağım" diyerek uyudu.

Bütün gün bizimle gezen "saftirik" kitabını da tanıtayım. Ela'nın elinden düşüremediği, oldukça ilginç bir kitap. Okumayı öğrenen miniklere tavsiye ederiz.



 http://www.rmk-museum.org.tr/default.aspx