9 May 2014

Mutlu anlar var sadece

Yaşarken bilmeyebilirsiniz.

Sonra sonra fotoğraflara bakarken, bir anıyı hatırlarken yüzünüzde patlayan bir flaş. Gönlünüzün dolup taşması, akması, yüreciğinizin kabarması gözlerinizden taşması siz fark etmeden. Böyle bir şey. Yoksa günlük hayat sabah kalk, günaydın güzelime, bugün ne yersin, haydi okul, haydi ev, akşam yemeği, akşam oyunu, banyo, masal, kitap, uyku, sabah bir daha, geçmiş yıllar. O temponun arasında bazı anlar. "Annemm benimmm" anları. O kadar. Annelik o.

Anneler gününe inanmıyorum. Annelik anları var ya yıldırım çarpması gibi oluyor insan. Annelik değişken voltaj. Bir an 5, bir an 12 volt. Sonra BAMMM yüz milyon volt. "Annem" diye koşan minik. O nedenle anneler bu voltaj değişmeleri nedeniyle gün içinde binbir duygu yaşarlar. Olmadık zamanda ağlar, bol bol güler. Arada eşe dosta ayıp olmasın diye "annelik çok zor canım" derler. Oysa o yıldırım çarptığında, o anlara şahit olduğunda yaşadığın esrime ömre bedel. Yaşamayan kendi annesine baksın, belki belki birazcık fikri olabilir.

Anneannemi çok özledim ben bugün. Bütün annelerin ve anneannelerin ve anne yarıları teyzelerin ve babaannelerin anneler günü kutlu olsun. Kızımın arkadaşlarının annelerinin, canım arkadaşlarımın anneler günü kutlu olsun. Bir çocuğun büyüyüşüne tanıklık etmek büyük lütuf. O çocuklarımıza kıyanlar gün yüzü görmesin.


(Kızımın yemek bitince aç diyerek verdiği kağıt. )
(Kağıdı açınca bir kağıt daha verdi. "1 2 3 Ağla Anne")

8 Nis 2014

Teknolojik Anneler


Teknolojik anneler, çok sevdiğim iki blogcu arkadaşımın girişimi. Derya ve İpek o kadar güzel bir iş yapıyorlar ki, teknoloji alanında çalışan bizler hayran kalıyoruz. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. İki anne teknoloji konusunda eğitim almamışken, kendilerini eğite eğite bilgi sahibi oluyorlar, gelişiyorlar. Onlar gibi yola çıkacaklara eşlik ediyorlar. Çok da iyi yapıyorlar.

Teknoloji ve anne kelimeleri sanki iki ayrı uç gibi algılanır. Bir Kar Masalı'nı çıkardığımızda "annelerin bile app yaptığı" cümlesindeki küçük "bile" sözcüğü gibi. Oysa yeni ve eski anneler gümbür gümbür teknoloji kullanıyor. Anneanneler Tor yüklüyor, blog yazıyor,  VPN kurup Twitter'a giriyor. Durum ciddi. Teknolojinin sonu yok. Ne kadar bilsen, öğrenecek yeni bir şey var. Teknolojik annelerin misyonu da bu. Anneleri bilgiyle donatıyorlar, geliştiriyorlar.

Anneler değişirse dünya değişir.

Bağlantılarınıza mutlaka eklemenizi tavsiye ederim. :  http://teknolojikanneler.com/

Soru sorabildiğiniz bir de facebook grupları var:
https://www.facebook.com/groups/teknolojikanneler/

Geçen cuma düzenledikleri bir etkinliğe katılma şansım oldu.
http://teknolojikanneler.com/internet-guvenligi-seminerine-davetlisiniz/

Kavramları konuşmak, üzerine tartışmak iyi geldi. Sürekli kapanan açılan siteler, takipler derken hepimiz bir kursa yazılmış gibi olduk. Bundan iki yıl önce anonimity, VPN, proxy filan diye konuşmuyorduk kendi aramızda. Çocuğum yemeğini yemedi, suyunu içmedi derken şimdilerde başka konulardayız.

Dolayısıyla seminerin zamanlaması çok güzel denk geldi. Tekrarı olursa gitmenizi tavsiye ederim. Teknolojiye uzak insanların sıkılabileceği bir konuyu adeta bir standup gibi eğlenceli hale getirerek anlattı arkadaşlar.

OpenVPN nasıl kurulur, emailler nasıl şifrelenir. Hadi şifreledin nasıl olacak da olacak gibi konuları konuştuk işin felsefesinden sonra.

Bana şifreli posta göndermek isterseniz :
adresim : ozguranne@gmail.com
KeyIDm: 0xF7D89713

Konuştuğumuz konu iki ekmek bir süt al gel de olsa şifreli konuşalım, tenhada buluşalım olur mu anneler...



27 Şub 2014

Okul Kararı, Başarı ve Etiket Sevgimiz...


Etiketlere inanır mısınız? Örneğin ODTÜlü bir bilgisayar mühendisi her durumda daha az bilinen bir okuldan mezun olan bir bilgisayar mühendisinden "iyi" midir? Ya da düz liseden mezun olmuş birisi, feşmekan koleji mezununa göre daha iyi ingilizce konuşuyor olabilir mi? Okul okul gezerken çoğu zaman (ülke olarak) etiketlere ne kadar önem verdiğimizi düşündüm.

Okul nedir, eğitim nedir diye düşünürken daha önceki yazılarımdan bahsettiğim gibi işin bir kaç yönü var.


1-Ahlaki, vicdani eğitim
2-Sosyal gelişim
3-Akademik gelişim.

Bu yazıda daha çok akademik gelişim üzerinde durmak istiyorum. 1 ve 2 öncelikli olsa da bir o kadar önemli olan bir konu akademik beceri. Çocukları yıllarca okutuyoruz ama matematik öğretebiliyor muyuz? Üniversiteden mezun olanlar gerçekten onlara yakıştırdığımız becerilerle çıkabiliyorlar mı? Bizi iş hayatında "değerli, becerikli" kılan şeyleri okulda mı öğrendik?

Ben tam da bu soruları sorarken şu yazıya rastladım:

Google'da işe girmek: http://www.nytimes.com/2014/02/23/opinion/sunday/friedman-how-to-get-a-job-at-google.html?_r=0

Google diyor ki... GPA(not ortalaması) önemsiz... Testler önemsiz... Google'da çalışan "üniversite mezunu olmayan" programcıların oranı artıyor...

Önemsedikleri şeyler şunlar:

1 - Öğrenmeyi öğrenmek. Bu insan kendi kendine gelişebiliyor mu. Bu kadar hızlı değişimin olduğu ortamda kendini güncel tutabiliyor mu?

2- Lider mi?  Ama geleneksel lider değil: Sınıf başkanı mıydın, satranç klübünü yönettin mi değil... Bir takımın parçasıyken gerekli durumda bir adım öne çıkıp liderlik yapabiliyor mu? Ve yine gerekli durumda GERİ durabiliyor mu? Gerektiğinde bir adım geri gidip başkasının liderliğine izin verebiliyor mu?

3- Gerekli durumlarda kendi inandığı şeyi sonuna kadar savunacak cesaret... Yeni bir veri geldiğinde ikna olup vazgeçebilecek kadar alçakgönüllülük. Hem büyük, hem küçük ego aynı kişide.

Yazıyı çevirebilseydim keşke. Gerçekten güzel. Çocuklarımızın illa ki Google'a girmesi gerekmiyor tabi. Ben bakış açılarını sevdiğim için paylaşmak istedim.

Tanıdığım pek çok yetenekli mühendis var. İşin ilginç yanı onlar programlamaya ilkokulda, ortaokulda başlamışlar. Onlara baktığımda hep şunu düşündüm, evet akıllı insanlar, sınavları da kazanmışlar ama kazanmasalardı da iyi olacaklardı. Onların yeteneklerini doğrulamak için o diplomaya ihtiyaçları yoktu. Ya da etiketli olmayan bir okuldan mezun olan çok yetenekli kişileri düşünün. Günümüzün iş dünyasında çok becerikli olmalarına, mezunlardan fersah fersah önde olmalarına rağmen etiket nedeniyle zorlandıkları oldu mu?

Yani çocuğu en iyi isimli okula göndermek, onun en iyi eğitimi alacağının garantisi değil.

Öğrenmeyi öğretmek....

22 Şub 2014

Mutluluk neydi? Okul neydi? Sevgi neydi?

Okulla yatıp okulla kalkarken soru soruyu çağırıyor. Okulları gezmeye başladığınız anda bir sürü kavram giriyor hayatınıza. Siz daha "mini mini birler çalışkan ikiler" noktasında değilsiniz. Siz daha bebesi anaokula giden dünyadan habersiz anasınız. Sabah geç kalksanız bir şey olmuyor, azıcık geç gidiyor okula. O kadar.

Sonra kapı açılınca içeri SBS başarıları giriyor, dereceler giriyor, yüzme, drama, İngilizce, o da yetmez Almanca, yetmez ama Fransızca ve hatırı kalmasın İspanyolca... Ek dersler, öğrenci kulüpleri. Çok bilinmeyenli denklem. Tabi insanın elindeki malzemeye de bakması lazım. (Bu arada resim dersi olmuş görsel sanatlar. Çok hüzünlendirdi bu beni. "Resim dersi" halbuki ne masumdu, ne amaçsızdı. Görsel sanat diyince sanki mutlaka bir proje olmalı, bir amaç olmalı gibi. Belki de ben tam anlamıyorum bu konuyu)

Tabi bu kadar kavramla tanışınca Ela'nın babası ve anası olarak savrulduk. Hangisini önemsemeli? 8 yıl sonra gireceği sınava hazırlanmak? Arkadaşlık? Resim? Bale? Drama? Münazara? Bahçe? Beslenme? 

Hani kime sorsanız der ya "çocuğumun mutluluğu önemli." Kimse çocuğu bile bile mutsuz olsun istemez. Ama bir de şu var...  Biz daha kendi mutluluğumuzu anca çözmüşüz, çocuğun mutluluğunu ne bilelim. Sen gider laylaylay okula verirsin, çocuk hırslı çıkar, sıkılır. Sen hırslı okula verirsin, bunalıma girer. Mutluluk gibi soyut kavramlar da işin içine girince biz "sevgi neydi, sevgi emekti" noktasına kadar gitmeye başladık. İşin doğrusu şu ki bir şey bildiğimiz yok. 

İnsan böyle durumlarda eski defterleri açıyor. Kendi geçmişini, okula giderken hissettiklerini. Karakterinde olumlu ya da olumsuz gördüğün şeylerin ne kadarı okuldan, ne kadarı arkadaşlardan? Düşününce kendi adıma konuşursam okul benim için güzel bir yerdi, ama ders olarak değil. Tenefüslerde koşturması güzeldi. Arkadaşlarla kikirdemek güzeldi. 

İlkokul çok net bir iz bırakmamış ama orta okulu hatırlıyorum. Orta okulda anadolu lisesine gidiyorduk. Eskiden ilkokuldan sonra ayrışıyorduk. Sevgili müdürümüz bizi her gün okulun ortasında topluyor ve her pazartesi "sizler seçilmiş öğrencilersiniz, buraya bir sınavla girdiniz" diyordu. 

Bu "seçilmişlik"  hali bizim bilinç altımıza ne kodlar yazdı kimbilir. Seçildik ya, illa ki güzel okulları kazanacağız. Seçildik ya, o güzel okullardan mezun olup, güzel işlere girip, güzel maaşları alacağız. O güzel maaşlarla çocuklarımızı seçtiğimiz okullara yollayacağız  ki onlar da seçilsin. Sevmediğimiz işlerde, sevmediğimiz kocalarla/karılarla yaşayıp paralarımızla ev araba alıp içlerini gereksiz ıvır zıvırlarla doldurup neden tatmin olmadığımızı merak edeceğiz belki. En azından bazılarımız. 

Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda arkadaşım bir anda "ben ne yapıyorum, burada ne arıyorum, ben kimim" diyerek o çok yüksek maaşlı işlerden ayrıldı. Kimi girişim kuracağım dedi, kimi sanata verdi kendini. Konuyu çok dağıtıyorum ama aslında gelmek istediğim nokta şu. (Does anybody know what we are living for/ niye yaşadığımızı kim biliyor)

Çocuğumuz mutlu olsun yolu, sbs yolu mudur, özel okul yolu mudur, hangi yoldur yanıtlamak çok zor. Tek yanıtı yok. Ne çocuklar birbirine benzer, ne aileler. Bu günden öngörmenin de yolu yok.

Dolayısıyla başa geri dönersek, "çocuğa saygılı, neşeli bir yer". Bizi biz yapan şey sınavlar değildi. Arkadaşlardı, dostluktu, neşeydi. Her okulda olan şey, ister devlet, ister özel. Çocukların güvenliği tam olsun, tenefüslerde durmadan koşsunlar. Haftada iki saat beden dersinde değil. Her gün, her tenefüste. 

Ben böyle yazıyorum çiziyorum ama özet şu: Beni takip etmeyin, ben de kayboldum. Bu hafta da okullarla görüşmeye devam.