30 Nis 2008

Duygusal Salınımlar















Tepedeki çimenlikten
Seyreylemek şu alemi
Küçülmüş ufacık olmuş
İnsanların alemi.
Bir buluta tutunup
Bir kuşun kanadına takılmak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herseyden vazgeçmek.
Sadece gökyüzü
Sadece deniz
Sadece sen ve ben
Sadece sevgi
Hepsi bu...

Gidip gelmeler yaşıyorum. Sürekli aklıma kötü anılarım geliyor. Sonra gülmeye başlıyorum ve sevgiliyi seviyorum. İnişler ve çıkışlar. Hormonardanmış diyorlar.

Bahane mi buluyorum bilmiyorum. Bir de nasıl iddacı bir insan oldum. Dişi kaplan mıyım neyim. Sonuna kadar tartışıyorum herkesle. Ne geri adım, ne susma. Çen çen çen.

Eğer pre menstüral dönemde ruh dalgalanmaları yaşıyorsanız hamileyken alasını yaşıyormuşsunuz. Daha doğrusu yaşayabilirmişsiniz. Bir an dünyalar senin, bir an her yer karanlık. Ama muhteşem bir baba varsa ortada ve onu seviyorsanız. O zaman dünya güzel bir yer...

Pozitif

Haber geldi.

Gerçekten de hamileyim. Bir anda bilim tarafından da (kan tahlili filan) doğrulanınca daha doğru gelmeye başladı. Daha bir hisseder oldum. Bir anda bütün parfüm kokuları iğrenç geldi.

Anneyi aradım, sevinçten delirdi. Kardeşi uyandırdım. Uyan teyze oluyorsun, kolay mı anne yarısı olmak bakiim dedim. O da sevindi. Arkadaşlarımı aradım, uyuyanlara mail attım. Bir heyecan dalgası fırtınası.

Çok genel (bütün kadınlar yaşıyor) ve çok özel(seninki başka).

Bir düşünelim, bakalım edebiyat dünyasında bu konuda ne yazılmış? Haftasonu Doris Lessingin Reality Bites adlı denemelerini okuyordum. Bir bölüm Jane Austen'a ayrılmış. Jane Austen bildiğiniz gibi bekarlardan. Gönlünü kaptırmış ama evlenmemiş. Daha sonra evlenecek gibi olduğunda da vazgeçmiş. O dönem kadınlar sürekli hamile. Doğumda ölüm çok yüksek. Kuzenler, ablalar, yengeler patır patır doğumlarda ölürken, kalan zamanlarda da sürekli hamile ya da emzirirken evlenmemek bir nimet olsa gerek. Yaşasın ki tıp ilerliyor. Yaşasın ki doğum kontrol yöntemleri gelişti ve kadınlar derin bir nefes alabildiler.

Planlanan, özlenen, sevilen bebekler gelsin. Yeni insanlar gelsin.

Oy Memişler Memişler..

Bir ağrı, bir sızı sormayın gitsin. Giyinip soyunurken uvaaa diye ağlıyorlar adeta.
Gebelik belirtisiymiş. Kalkın toparlanın, bundan 8 ay sonra süt yapacaksınız canlanın kızlar moduymuş. Fakat güzeller o kadar canlanmak istemiyor sanırım. Daha erken, biz iyiydik böyle gibi yaymaları var. Sancının ordan geldiğini düşünüyorum. En son çıkarlarken böyle acımıştı ortaokulda.

"
Östrojen, prolaktin ve progesteron adı verilen hormonlarının salgılanmasının artması gebe kadının göğüslerindeki değişikliklerin temel nedenidir. Gebeliğin ilk birkaç haftasında göğüslerinizde hafif değişiklikler hissedebilirsiniz, bunlar ağrılı olabilir.
Öneriler
Bu durumda göğüslerin uyarılmaması için yatarken sütyen giyilmesi ve meme uçlarına temastan kaçınılması bu tür şikayetleri bir ölçüde azaltacaktır." (http://www.eserdag.com/gebelik_problemleri.htm)



Acıyorlar. Kumaş deyince, sütyen değince çığlığı basıyorlar. Bu da bir dönemdir ve geçer sanırım.
Ben huysuz ve canı çok tatlı olan bir adayım.
Bu sayfalardan bol bol şikayet etmeyi ve söylenmeyi düşünüyorum ki gelecek kuşaklara rehber olsun. Cefakar, fedakar, kutsal anaların dönemi bitti. Artık bireysel ve çok bilmiş analar geliyor. Prolaktin nedir bilen analar. Gerçi bunu bilmenin nasıl bir anlam ve önemi var bilmiyorum.
Bilince sonuçlar değişmiyor.


Alınganım ben üstüme gelmeyin.

29 Nis 2008

Gebelik ve Kudurmak

  • Midye yiyemiyorsun.
  • Rakı içemiyorsun.
  • Sigara ve benzeri tütün maddelerinden uzak durman lazım.

(New yorkta bir anne adayıyla tanışmıştım. Hamileydi, ne bulursa içiyordu. Güney Amerikadan bir yerdendi. Doğurup doğurup gönderiyormuş.)

Siyah Sütü okumuştum. Tekrar okumalı mı? Yeni bir insan dikilecek karşımıza. İsim düşünüyorduk, bir arkadaşım o ismi koyarsan bir tiran olur dedi. İsimler önemli. Tarihler önemli. Burcuna baktım mesela. (Bilmem ben burç filan ama baktım, okudum.) Hala bir olasılıklar dizimi. Schrödingerin kutusu yarın açılacak. İçinden kedi çıkmaz ama. Çıkarsa bir tuhaf olur zaten. Ama gebelikte bir kuantum durumu var.

Örnek: Yeni bir döngünün 18. günündesin. Hamile misin? Ne evet, ne hayır. Hem evet, hem hayır. Biraz hamilesin biraz değilsin. Allah bilir. Testler bilmez, doktorlar bilmez. Bir dalgasal durum. Evet ve hayır iç içe, üstüste. Kutu 30. günden itibaren açılıyor. Tam da değil. 39. günü bulabilir. Kedi mi? Kedinin yavrusu mu? Netice hamile ol ya da olma, sigara, içki yok önlem olarak. Hamile misin diye soranlara yanıt yok.

Yarın net bir sonuç olacak.
Umarım olumlu olur.

İyi geceler.

Gebelik ve Sabır

Test yaptırdığım kliniği aradım. Sonucu yarın verebileceklermiş. Beklemek ne kadar zor. Alışık olduğumuz bir süreç değil. İnsan hamile olduğunu anladığında bebek çoktan 5-6 haftalık olmuş oluyor mesela. Ve bekliyorsun. Yumurtanın oluşmasını. Sonra regli. Sonra 10 gün geçmesini. Test sonucunu. Daha önce çocuk sahibi olacağın koşulların gelişmesini. Beklemeye alışmalı.

Hayatın her alanını kontrol etmeye çalışmakla bağdaşmıyor. Senin dışındaki koşullara bağlısın tamamen. Hayvansı bir yanı var. Çok çalışarak başarabileceğin bir şey değil. Çok parayla alabileceğin bir şey değil.

Gebelik Testi

Test meselesine gelelim.

Hayatımda bir sürü defa çıkmasın çıkmasınn diyerek test yaptıktan sonra "haydi iki çizgi, göreyim seni" moduna geçmek biraz zor oldu. İnsan isteyince hayali çizgiler de görebiliyor. Elinizdeki o teste yeterince uzun süre bakarsanız, bir değil, iki değil, on iki çizgi bile görebilirsiniz. O nedenle testin güvenliği açısından anne adayı dışında en az iki kişinin daha bakmasında yarar var. Bu ay nedense olabilir mi acaba hissi kuvvetliydi. (Geçtiğimiz iki ayda da olduğu gibi:) Daha regl gecikmeden hemen bir test alıp (bize de çıkabilir) hemen bir denedik. Bir şey çıkmadı.

Sonra regl gecikti. Yalnız hamile olmadığın halde reglin gecikmesi PKOS açısından çok iyi bir durum değil. Normalde 30-35 günlük döngülerim, metformin sağolsun 28-29 seviyesinde sabitlenmişken (Standarda uygun bir kadın olabildim mi? Buna sevinecek hale gelebildim mi? Oku o kadar erkek bölümlerinde, çalış erkekler gibi, tabi testesteronun yüksek çıkar, aferim sana?) bir kaç günlük gecikme bile insanın aklına ters şeyler getiriyor. O son tatlıyı yemeyecektim. O ekmeği yemeyecektim. Yoksa daha mı az meyve yeseydim, kan şekerini mi bozdum, insulin mi kaçtı acaba? Bir test daha yaptım.

Bu arada bilmeyenler için açıklama: Çeşit çeşit test var. Bir kısmı gayet ucuz, hata oranı yüksek. 5-10 YTL civarındalar. Bir de daha klas testler var prediktör, isveç erken gebelik tespit testi gibi bunlar da 18-25 YTL civarındalar. Daha garantili oldukları iddasındalar. İşlemse şöyle. Temiz bir kaba tercihen sabah uyanır uyanmaz ilk çişinizi yapıyorsunuz. Testin içinden çıkan damlalıkla testin damla yerine damlatıyorsunuz. Damlattığınız sıvı sola doğru akıyor, akarken arkaplan renk değiştiriyor. Bir tane T bir tane de C yazan nokta var. C kontrol işin, T sonuç. C genelde kırmızıya yakın, koyu pembe bir çizgi. T de ne olduğu ise sizin durumu belirliyor.

İlginçtir dandik dediğimiz iki testte benim T'de açık pembiş bir çizgi oluştu. Bir an sevindik, bir an inandık. Bir an yok canım hayal görüyoruz dedik. Sonra gittik prediktör aldık. Ertesi gün denedik. Bemmmbeyaz. Çizgi filan yok. Bekledik iki gün daha. Tekrar test yaptık. Gene pembiş çizgi. Bugün itibariyle kan verdim ve beta Hcg testi yaptırıyorum. (48 YTL) Bu akşam kesin sonucu öğreneceğiz.

Dikkat edilmesi gereken noktalar şunlarmış:

1- Bu testler genelde 25 mIU/ml'ya da 50mIU/ml' seviyesindeki Hcgyi algılıyorlarmış. Adetin geciktiği ilk gün yapılabileceği söylense de (daha gecikmeden pozitif gören var) gerçekte bir hafta on gün beklemek doğru sonuç için daha iyi. Ama siz de benim gibi sabırsızsanız bari gidin kan tahlili yaptırın. 10 günden önce bu testlerdeki hata payı %50 imiş. Durduk yerde dalgalanmaya ne gerek var? (Ben duramam dalgalanırım da durulurum gerekirse:)

2- Yanlış negatif, yanlış pozitife göre daha yüksek ihtimale sahip. Yani negatif çıkması hamile olmadığınızı göstermez ama positif çıktıysa büyük ihtimalle hamilesiniz.

3- Bu konuyda insan neden takıntılı oluyor bilmiyorum. Delirmiş gibi acaba hamile miyim yazan bütün forumları okudum. Yani bunun cevabını google veremez değil mi?

4- Test sonucu beklemek hem güzel, hem heyecanlı. Bakalım biz kaç kişiyiz?

PKOS ve Gebelik

PKOS dertlilerinin bildiği gibi polikistik ovary sendromu demek. Hastalık mı, sendrom mu doktorlar kesin karar verememişler. Ancak bilinen o ki, en büyük infertilite nedenlerinden biri.
Neden oluyor kesin bilinmiyor. O mu kiloya yol açıyor, kilo almak mı ona bilinmiyor. Bilinen şu: insülin direnci denen bir şeye yol açıyor. Bu nedenle ne yeseniz yaramaya başlıyor. Yiyorsunuz ama kan şekeriniz düşüyor. Bu nedenle hep yorgun, hep bitkin hissediyorsunuz.

Bütün PKOSlar şişman olmuyor. Her bireyin farklı öyküsü var. Aşırı tüylenme, kilo, erkek tipi kellik bunlar hep PKOS belirtisi ve sonucu olan şeyler. En kesin belirtisi düzensiz adet görme. 30 gün, 35 gün, bunlar çok alışılmadık değil.

Bende olduğu nasıl ortaya çıktı?

Ben ergenlik itibariyle 30-35 gün döngüsünde yaşayan bir insandım. Bazen iki ayda bir, bazen üç. Ama itiraf etmek gerekirse bu hiç de yakındığım bir durum değildi. Zaten nefret etmiştim. (Kadınlığa sağlıksız yaklaşımlar no 1) Herkes yılda 12 kere bu "derdi" çekerken ben 8-9la kurtarıyor ve kendimi ayrıcalıklı hissediyordum. Kilo sorunum yoktu, ancak zaten hemen hemen hiçbir şey yemiyordum. O zamanlar ki diyetim şöyleydi.
Sabah : beyaz peynir, biraz ekmek, çay.
Öğlen: evde ne varsa 1 tabak. sebze, tavuk, et
akşam: evde ne varsa 1 tabak. Genelde bizim evde sebze yemekleri olurdu.

Üstüne günde 1.5 saat yürüyüş ve gençlik tabi. Sonraları kilo almak hep çok kolay, vermek hep çok zor oldu. Taa ki hem iş, hem özel hayatımda stresin doruklarını yaşadığım zamana kadar. Bir ayda 15 kilo aldım. Regl kesildi. Derhal doktora gittim. Doktor hem myom buldu, hem de bu sendromdan adı hiç geçmeden bahsetti. Önce regl görebilmem için bir ilaç verdi, sonra da beni Diane 35 adlı doğum kontrol ilacına başlattı. (Bu arada Diane 35in myomlarımı büyütüp büyütmeyeceğini de kontrol edecekti.) Myomlar için beni derhal laparoskopik ameliyata almak istiyordu. Aynı ziyarette hem myom hem de bazı kistlerden bahsedilmesi fena halde kafamı karıştırmıştı. Doktorum malesef yeterince açıklayıcı değildi. (IQm da Eqm da gayet yerindedir bu arada. Son derece okumuş etmiş bir insanım. Anlatınca anlayabiliyorum.) Ben de kafayı kırdım ve bulduğum herşeyi okumaya başladım. PCOs gruplarına üye oldum. (Bu tabi hemen olmadı. Önce başka bir doktor tavsiyesiyle diyetisyene gidip on iki aylık bir kilo verme, verememe sendromu yaşadım. Ancak ondan sonra Metformin denen ilaçtan bahsedildi bana. ) (Gerçi bu konuda araştırmalar da sürekli ilerliyor.)

Öğrendiklerimi özetlemek gerekirse:

1- Kadın doğum konusunda önüne gelen doktora gidilmez. Yaklaşımlar doktordan doktora, (ve tabi hastadan hastaya) çok değişiyor. Aklınıza ve ruhunuza hitab eden birini bulmak çok önemli. Doktora güvenmeniz gerekiyor.

2- Damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor. Normal insanlara bir türlü neden zayıflayamadığınızı anlatmanız çok zor. Yaşadığınız hayal kırıklıkları, dalgalanımlar. Bunları benzer dertleri olan kadınlarla paylaşmak daha kolay. İkincisi bir topluluğa üye olmak sizi bir anda dünyanın her yerinde yaşayan kadınlarla ve tabi onların doktorlarıyla tanıştırmış oluyor. Yeni bir tedavi deneniyorsa bir yerde hemen haberiniz oluyor. Dil engeli var, ingilizce bilmek çok yardımcı. (Bilmeyenler için de ben duyduklarımı burdan aktarmayı düşünüyorum.) Onun dışında Türkçe forumlar var. İnanın yalnız değilsiniz.

3- Metformin güzel bir ilaç. Mide bulantısı yapıyor. İshal yapıyor. Karın sürekli şiş gezmeye alışır oluyorsunuz. (Bir de kilo problemi varken şiş karın nasıl bir zulmdür...) Ama işe yarıyor. İnsülin direncine iyi geliyor ve artık normal insanlar gibi diyet yaparken kilo verebilir hale geliyorsunuz.

4- Metformin tek başına işe yaramıyor. Ve normal insan diyetleri size uymuyor. Kesinlikle düşük karbonhidrat almak gerekiyor. Düşük karbonhidrat rejimlerinden birini tercih etmelisiniz. Diyetisyene gidiyorsanız en azından denemek için zorlayın. Herkese verilenler size uymaz.

5- Yürüyüş ve yüzme gibisi yok. Yüzme zor iş derseniz, yürümek kolay derim. Yarım saat, bir saat. Hiç yoktan iyidir. (Metformin ve diyetle beraber)

6- Çocuk sahibi olmak zor diyenlere inanmayın. Oluyor. Sanırım. Oluyor gibi gibi... Doktora gidince daha kesin yazabileceğim.

Daha çok işin başındayım ve öğrenecek çok şey var... Fırsat buldukça yazmaya devam edeceğim. Sevgiler. Umudu kesmeyin asla.

Merhaba

Çocukluğundan beri bebek hayalleri kuran, evcilik oynayan bir insan olmadım. Barbi bebeğim vardı ancak bir stilist edasıyla kıyafet dikerdim ona. Ki zaten barbi bir anne tipinden son derece uzaktır.

Bu bloga neden başladım.

Sanırım hamileyim. (Test pozitif ama henüz doktora gitmedim) Bu benim için oldukça tuhaf ve heyecan verici bir durum. Konu hakkında oldukça bilgisizim. Bu süreç zarfında deliler gibi okuyup, garip garip şeyler öğreneceğimi düşünüyorum. Bazı bilgilere ulaşırken zorlandım. (Daha başlamadan zor bi işmiş. ) Belki arada foto koyarım.

İçerden bir bakış olacağını umuyorum.
Bir de korkularım var. Sanki hissiz olacakmışım gibi geliyor. Tam hissedemiyorum bir türlü. Bebeği çok istiyoruz. Öyle genlerimizi aktarmak için filan da değil. Ne bileyim garip bir içgüdü müdür, aşkımızın mevyesi durumu mudur. İstiyoruz. Klasik anlamda aile olalım, türü devam ettirelim de değil. Yapamadıklarımızı yapsın değil, kendi ailelerimizin hatalarını telafi değil. Geleceğe inanmak değil. Sebebi ve sonucu yok. Böyle de sorumsusuz bir yandan. Tek bildiğimiz onun gelişini istiyoruz. Adama ilk kez bakıp aşığım ulen dediğim andan beri istiyorum. Sevgili de öyle. Bir anlamda kutsanma resmen. Bir yandan da garip bir hissizlik.

Dur bakalım yazdıkça açılırız.