18 May 2008

Anlatmaya Üşenmek...


Karışık bir medikal durumunuz varsa ve hastalıklardan bahsetmeyi sevmiyorsanız ve birileri size durumunuzla ilgili bir soru sorarsa ne yapmalısınız? Bir de soranlar

a - tıbbın bir bilim olduğuna inanmıyorsa,

b - kendilerinin hemen her konuda uzman olduğunu düşünüyorsa…

c - siz ne anlatırsanız anlatın, aynı şeyi söylüyorlarsa… yandınız. :)

Kadınlarımız yaralı. Baskı, baskı, baskı. En faşizanlarından bir tanesi ise bebekler. “Bebek düşünüyor musunuz?” “Düşünmüyor musunuz, neden?” “Hadi artık torun verin, hadi artık…” “Tüp bebek yapın? Hemen yapın.” “Aaa olmuyor mu?” gibi gider…

Toplumca çocuklara çıldırıyoruz ama sanki gereğinden fazla. Çocuk sevgisi, hamilelik, çoluk çocuğa karışmak elbette güzel şeyler. Ancak sadece anne ve baba adayını ilgilendiren konular. Konuya karışan diğer herkes fazlalık. Bu sorulardan rahatsız olmayan kadınlar ve adamlar da vardır belki. Olabilir. Ben şahsen çok itici buluyorum ve sanki arkasında (bazılarının) inanılmaz bir ardniyet varmış gibi geliyor. Adama yeterince erkek değilsin, kadına da yeterince kadın değilsin der gibi. Sizde bir sorun mu var der gibi. Ki olabilir. İnsanın türlü türlü hali var. Siz dünyaya yeni bir can getirme eylemini nasıl olur da bir başarı/başarısızlık öyküsüne dönüştürürsünüz? Bunu nasıl bir yarışa çevirirsiniz. Nasıl kıyarsınız insanlara? Zaten içi içini yiyen, bir umut olabilir mi diye bin tane forum okumaktan gözleri ağrımış, doktor doktor gezmekten yorulmuş insanlara bu reva mıdır? Hiç kimse bir diğerinin iç dünyasını yeterince bilemez.

Bu çocuk merakının altında ne var? Elif Şafak, kitabında demiş ki, annelere sürekli bir pompalama var, bebeğiniz zeki olsun diye klasik müzik dinletin, brokoli yedirin, onu yapın, bunu yapın. Sonra yine aynı kadınlar, bebeleri zeki olsun diye her fedakarlığa katlananlar bu defa yavrunun zekasını geliştirmeye, yaratıcılığını arttırmaya değil, çocuğu baskılamaya ve herkese benzetmeye çalışırlar. Bu ne yaman çelişki anne? Hani benim gençliğim nerde?

Yani diyeceğim o ki, çevremde gördüğüm kadarıyla kadınların üzerinde korkunç bir baskı var. Bu baskı olmasa da kadın kendi kendine baskı yapıyor zaten. Ne kadar kitap devirirsen devir, ne kadar seksi kadın olursan ol, bin tane pasta da pişirsen bilinçaltından bir ses doğuramıyorsan kadın değilsin diyor. Eksiksin diyor. Acı çekmelisin diyor. Belki herkese değil. Çocuğu bilinçli bir şekilde istemeyenlere değil. Ama yapısal bir sorundan (pkos gibi) dolayı bebek gelmeyi geciktirdikçe insan bunalıyor. Forumlara bakın. Kadınların çığlıklarını duyacaksınız.

Doktorlara gelince… Sanırım Türkiyede PKOs çok bilindik bir şey değil. Zaten kendisi hastalıktan çok sendrom diye de tanımlanıyor. Bir dereceye kadar adetleri geciken herkese diane 35 adlı sinir bozucu doğum kontrol hapı verilmiş. Metformin ne derece yaygın bilmiyorum. Her geçen gün konu hakkında yeni makaleler yayınlanıyor. Çok fazla yapısı bilinmiyor. Tedavi bebek istiyorsan başka, istemiyorsan başka oluyor.

Haydi biri daha sordu ve anlatın bakalım. Her ay yumurtlama olmuyor, ya da olsa bile yumurtalığın dışına çıkamıyor ve orda küçük kistler şeklinde birikiyor. Bu LH FSH dengesini bozuyor. Hormonlar zıvanadan çıkıyor. Erkeklik hormonları yükselişe geçiyor bu yüzden aşırı kıllanma ve erkek tipi kellik agresyon gibi durumlar ortaya çıkıyor. Aynı zamanda insülin direncine yol açtığı için kilo alıyorsunuz ve ne yapsanız veremiyorsunuz. Ancak orda yumurta tavuk bir durum var. Kilo verebilirsen yumurtlama başlayabiliyor ancak PKOS sebebiyle kilo vermek için çok az yemek gerekiyor ve yine de verilemiyor. Mekanizma şöyle. Siz bir şeker yediniz diyelim. Bu kana karıştı ancak bir anda kan şekeri yükseldi, insülin bu durumda eyvah diyerek kendini çoşturdu, fakat hücreler bu şekeri alıp enerji yapamadılar. Ne oldu bunlar direk saklanmak üzere yağa çevrildi, peki kan şekeri ne oldu? düştü. Sonuç: Bir şeker yediniz fakat eskisinden daha aç ve halsizsiniz. Metformin buna yardım ediyor. Hücrelere açın kapıları diyor. İnsülini kontrol altına alıyor ve yediğinizin faydasının görür oluyorsunuz. Dolayısıyla içinizin kavrulduğu açlık seansları azalıyor. Enerjiniz yükseliyor. Ayrıca insülin yola geldiği için yumurtlama başlıyor. İnsülinde bir sorun yoksa metformin olanı hiçbir şekilde bozmuyor. (Ben okuduklarımın yalancısıyım)

PKOS diet diye bir kitap var. (Bu arada bu konuda yabancı literatürde nerdeyse ayrı bir bölüm var ama hiç türkçe kitap yok) Kitabın özetle dediği şey şu. Siz şeker yemeyin. İlla karbonhidrat yiyecekseniz bunu proteinle beraber yiyin ki kana yavaş karışsın. Bir ara kitabı daha derinlemesine anlatırım. Dikkat edilecek şey şu: Karbonhidrat kısılacak. Karbonhidrat sadece sebzeden meyveden alınacak. Ekmek, makarna, pilav, tatlı, un… Bunları unutacaksınız.

Bir sonraki yazıda kendi başımdan geçenleri anlatmayı düşünüyorum.

Sevgiler, iyi pazarlar.

Bütün Pkoszedelere selam ederim

Hiç yorum yok: