2 May 2008

Duygu Mafyası

Bunlar bildiğimiz organ mafyası gibi değiller. Kendimizi buzlarla dolu bir küvette elimizde bir telefon numarası ve belimizde bir kesikle bulmuyoruz. Duygumu çaldın benden... gibi değil. Anlatayım.

Duygu mafyası, hayatta en hakiki mürşit hislerimizdir, yüreğimizin götürdüğü yerde piknik yapalım, yayılalım çoşalım, hep beraber doğurup, büyütüp, aynı filmlerde oynayalım ekibidir. Hollywood gibidir bir yandan, kadınlarda daha yaygındır. Bu mafya sanır ki bütün insanlar benzer duygu sensörleriyle donatılmıştır, bütün evlenenler sevinçten ağlar, bütün terkedilenler intihara kalkışır, hamile kalanlar neşe ve mutlulukla göklere fırlar, vesaire vesaire. Sanki belirli durumlarda hissetmeniz gereken şeyler tanımlıdır ve "human genome project" bunlara belli kodlar vermiştir. Mesela insan genlerinin ilk elli takımı tamamen hangi durumda ne hissedeceğimize ayrılmış. "0" kodu, (hayır division by zero değil, sıfıra bölme değil) anneliğe ayrılmış. Duyguların en yücesi elbetteki anneliğe dair olan: kutsal analık, bebekler, çocuklar... ilk sırada. Sonrakiler sırayla gidiyor.

Sanki belirli bir durumda toplumca kabül görmüş hisleri besleyemiyorsanız soğuk, problemli, ya da (çok çelişik gözüküyor biliyorum) ama duygusal kabul ediliyorsunuz. (Bakayım ben doğurunca delirecek miyim?) Yani sanki biri aşktan söz etmese kimse aşık olmazdı diyen (kimdi? kimdi? lord bişeydi. unuttum ve ilk anda bulamadım.. ) ünlü şahsa hak verdirecek kadar duygu kullanma kılavuzuyla donatılmışlar.

Bu fikir beni çok rahatsız ediyor. Az önce bir blogda bir annenin karnı burnundayken insanların gelip karnını sevmesi karşısında uçan tekme atma isteği duyması üzerine bir yazı okudum. Utanarak söylüyorum ki hamile bir arkadaşımı görünce aa bakayım diye göbeğini ellemişliğim var. Kendimi affettirmek için elimden geleni yapacağım. Ama işte bu bir kabul. Sanıyoruz ki hamileler bayılıyorlar bakın göbeğime demeye, elleyin göbüşü diye geziyorlar sanki. Hayır, gezen de vardır da, nerden çıktı ki bu fikir? Bizler analoji dışında ne yapacağını bilmeyen şaşkın bir türüz sanırım.

Annelikle ilgili problematik bir baskı da şu: Normal olman bekleniyor. Ben hayatım boyunca birey olacağım diye tepinmişken bir anda nasıl herkes gibi olabilirim. Nasıl herkes gibi hissedebilirim. Başkalarının ne hissettiğini nerden bilebilirim. Ya da mucize ikinci gün mucize gibi gelmemeye mi başlıyor? Yoo, bu hala mucize ve biz bebişle(henüz bir balık kendisi) çok mutluyuz. Anlatamadığımı hissediyorum. Bazı hislerin bana dışardan empoze edildiği hissine kapıldığımda rahatsız oluyorum. Belki de soğukluğun tanımı budur. Diğerleri öylesine afişe ediyor, duygularını bayrak yapıyordur ki, benzememek için insan olanı da saklamaya alışıyordur.

Hislerim sanki sürekli kapalı kutuların içinde, derimin altında kalıyor, toplu iğneyle ölü deriyi kaldırıp duygunun filizlenmesine izin vermem gerek. Bunun içinse baskı olmamalı. Sürekli nasıl hissediyorsun mucize değil mi söylemleri değil... Varolanı görüp paylaşmak isteyen bireyleri istiyorum. Hissizim diyorum ya böyle bir şey. Yoksa ağlamalar, gülmeler devam. Ama parodi gibi, sitcom gibi. Gerçek ben değil onlar.

Duygularınıza sahip çıkın. Duygu mafyasına bulaşmayın, uzaklaşın. Hamileliğin aşırı kutsallaştırılmasına ve dokunulmazlaştırılmasına izin vermeyin. Ben de vermiyim. Evet.

Hiç yorum yok: