18 May 2008

Kadın Hastalıkları ve Utanç

Kadın hastalığı hastalıklı bir tabir. Adı üstünde kadın. Sadece kadınların başına gelen şeyler. Ailemdeki kadınlarda sık görülen hastalıklardan. Myomlar, göğüste kitleler, (ilk (ve umarım son) pkos benim). Bu hastalıklardan bahsederken kullanılan bir dil var, bilmiyorum dikkatinizi çekti mi. Ya da jinekologlardan bahsederken: Ayol onlar bıkmış görmekten… Başka bir uzvumuz için söyleniyor mu acaba? Mesela ortopedistler ayak görmekten tiksiniyorlar mı? Sinüzitle ilgilenen doktorların gördüğü muhtemelen jinekologlardan daha kötü (bir kere endoskopide tvye yansıtmışlardı ben kendimden iğrenmiş ve iyi ki derimiz var diye düşünmüştüm)

Bunun altında muhtemelen erkek doktora gitme zorunluluğu (her canınız istediğinde nerden bulacaksınız kadın doktoru), mahrem bir bölgeyi göstermek gerektiği için duyulan utanç, kocayı, sevgiliyi ya da babayı, (o bölgeyi korumak ve kollamakla sorumlu erkek birey) rahatsız etmeyecek bir şey söyleme ihtiyacı gibi faktörler var mutlaka. Ama sanki bana derinlerde bir yerlerde kadınların kendilerinden duydukları, toplumun da kadın organlarından duyduğu iğrenme duygusu var gibi geliyor. Hiç bir hastalık kadın hastalıkları kadar kötü gelmez. Hiç bir doktordan bir jinekologdan bahsedildiği gibi bahsedilmez. Anam onlar da bıkmışlar beyin görmekten, mesela bir beyin cerrahına. Hayır. Bu tür şeyler, meme, vajina, rahim gibi aslında kendimizin de utandığı bölgelerle ilgilidir.

İfade etmesi ve örneklendirmesi zor. Bu güçlü bir his. Bu çevreden algıladığımız bir şey. Bu belirli ortamlarda olan bir şey. Örneğin devlet hastanelerinde. Daha iyi olabileceğini, daha doğru teşhis olabileceğimi bilmeme rağmen bir türlü gitmek istemeyişimin altında bu algılama var. Orda oturan elli kadından biri olma tepkisi. Ve bu elli kadının erkeklere düşman gibi bakışını hissetme. Havada duran utanç, mahremiyet, öfke, tiksinme duyguları. En istemediğiniz muayene için beklemek zorunda kalmak. Doktorun karşısına titreyerek çıkmak, çünkü orası devlet. Bağırabilir, haşlayabilir, sonsuz iktidar sahibi bir adam. Ve son derece cılız bir iç sesle garip bir sabırsızlıkla bekleme. İç ses adam tiksinmiş diyor. Neden ama. Benim şeyim hiç de öyle tiksinilecek bir organ değil. Bir birbirimizi seviyoruz. Bu güne kadar hiçbir yamuğunu görmedim şahsen. Onu sevimli, iyi huylu, seksi ve güzel buluyorum. Koca doktora karşı satmış olmak, onun tiksinmişliğini kabullenmek ağırıma gidiyor. Rahatsız oluyorum. Kendi cinselliğiyle sorunu olan, karman çorman bir doğurmuşluklar, düşükler, istenmeyen kocalar, sevilmeyen erkekler, ev içi tecavüz, yorgunluk ve bezginlikle dolu kadınlar ordusundan korkup kaçmak istiyorum. Sonra bunun aslında tamamen bir öğreti bir kadın nefreti olduğunu ve içimde olduğunu görüyorum. Bunun anti tezi, kadın vücudunu bir beden olarak, bir birey olarak, kendine has bir yapısı olan bir canlı değil de bir çirkinlik, bir hastalık, doğaya uygunsuzluk, sorunların kaynağı, gel alalım rahmini, yumurtanı zaten sana ne lazım ki kolaycılığındaki yalnız erkeklerin oluşturduğunu görüyorum. Bir yanda o organ için ölmek, bir yanda küfürlerde kullanmak, fakat karşında olunca tiksinmek. Nötr olamadığımız bir ilişki. Halbuki bu da bir kol, bir bacak gibi, bir kalp, bir beyin gibi işlevleri olan, görevi bize hayatı zorlaştırmak değil, bize zevk vermek ve bir cana can vermek olan dünya tatlısı bir organ. Rahim, hem bağışlayan, hem kendisinin yirmi katına çıkabilen bir başka canı besleyen büyüten ve gerektiğinde dışarı yollayan mucizevi organ. Klitoris, vajina ikilisi bir zevk senfonisi. Bir mutluluk pınarı. Gerektiğinde akan, akmadığında meraklandıran. Yavruşun yoluna serilecek kırmızı halı. Binlerce renk, binlerce koku.

Dediğim gibi, aram hep iyi olmuştur benimkilerle. Göğüslerimle aramız limoniydi büyürken, büyüksünüz diye dertlendim ama kabullendik birbirimizi alıştık. Ona göre giyinmeye ve fazla zıplamamaya. Pkosun bir yan etkisi de testesteron yüksekliğidir. Hem östrojen, hem testesteron bir yandan, kadınlık, erkeklik ver elini derken. Bilir misiniz ki testesteron libido demektir. Testesteron kavgacılık, agresyon ve libido demektir. (Libidosu yüksek olan bedeniyle barışmazsa vay haline.)

Diyeceğim o ki, genel bir algı var kadın hastalıklarına dair. Kadın bunlar hastalanır, kadın bunlar kanar durur bişey olmaz. Toplumdaki aşağılanmayla eş, belki daha ağır kadın hastalıklarının aşağılanması. Belirli bir iğrenme ve rahatsızlıkla adlandırılması. (Erkekler prostattan bu denli utanç duyar mı acaba?) Önce kadınlar yapıyor bunu. Utanç duyarak, kendi bedenine yabancı olarak, doktorlar yapıyor, başka kadınlar yapıyor, kadın cemaatleri yapıyor. Sürekli kadınlıkla ilgili konuları görmezden gelme ve saklama, regl olan kadın kirlidir algısı. (Allahtan ped reklamları ortalığı sardı da biraz daha rahat konuşabilir olduk… )

Üniversitede öğrenciyken ben kızlar tuvaletinde bir yazı görmüştüm. Yazıyı yazan bölümde çalışan bir kadın besbelli. Büyük ihtimalle tampon kullanan kızlardan bazıları tamponu bir kağıda sarmadan çöpe atmış, yazıyı yazan kadın da bundan çok rahatsız olmuş. Ancak yazdığı şey şu: “Biliyorsunuz ki bu tuvaletleri erkekler temizliyor, siz nasıl ki babanızın kaldığı evinizde böyle bir hareket yapmazsınız, burda da yapamazsınız. ” Tam bu değil ama buna yaklaşık bir şey. Yazıda irite olduğum bir ton vardı. İnsan tampon görmek istemeyebilir anlıyorum. Çok hoş bir görüntü değil, ped de öyle. Ancak vurgu, lütfen başkalarını da düşünün ve dikkatli olun demiyor. Erkek görevliler temizliyor diyor. Araya babayı karıştırıyor. Garip bir utancı devreye sokarak ikna etme ihtiyacı. Yazıyı yazan görevlinin böyle bir hassasiyeti var. Ama temizlik yapanın kadın ya da erkek olması farkeder mi? Bu olayın altındaki biz kadınlar hadi neyse ama bari erkekleri düşünün algısı rahatsız edici. Hadi biz alışıkınız da onlar iğrenirler algısı. O gün de beni rahatsız etmişti, bugün de ediyor. Ben altında kadınlıktan ve kadına dair olan bütün olaylara duyulan bilinçaltı tiksintinin olduğunu düşünüyorum.

Herkese iyi geceler…

Hiç yorum yok: