1 May 2008

Yaşasın 1 Mayıs

Böyle günlerde insan kendini kötü hissediyor. Dışarda olmak isterdim ama işteyim. Okuduğum haberlere göre Disk önünde sendikacılara biber gazıyla dalmış polisler. Taksim polemiği nasıl da büyüdü. Doğduğunda savunmasız, küçücük olan, bin bir emekle büyütülmüş sevimli yavrular nasıl kardeşlerine biber gazı sıkabiliyorlar. Herkesin her dakika girebildiği, içebildiği, kusabildiği alana emekçiler sokulmuyor. Garip inatlaşmalar, güç gösterileri, bildik hesaplaşmalar. Usual suspects.
Olağan şüpheliler iş başında.

İsterim ki bebeğim doğsun, büyüsün ve 1 mayısta her istediği yerde emekçiler bayramını kutlasın. Üretmenin hazzını bilen, çalışmaktan keyif alan, emeklerinin karşılığını alan ve bayramını çoşkuyla kutlayan emekçilerle beraber halay çeksin, şarkı söylesin, dans etsin. Ve biz ondan haber alamadığımız için çıldırmayalım, faili meçhule, kör kurşuna, polis panzerine, biber gazına çatmış mıdır diye endişeden ölmeyelim.

Umarım kıyımın ve vahşetin ülkesi olmaz Türkiye.

Emeğin, ürettiğine yabancılaşmamış bireylerin kıymetinin bilindiği, gelir arttırmanın tek yolunun satmak satmak satmak olarak düşünülmediği bir yer olur. Öfkelerin dile geldiği, patlamadığı çatlamadığı, iletişimin hüküm sürdüğü, insanların anlaşamasalar da kardeş olduklarını bildikleri için, kavga da etseler, geri adım atmasalar da birbirlerini sevdikleri bir yer olur. Cinayetlerin, ölümlerin, içi boş milliyetçiliklerin, kof gururların değil, gerçekten öze dair cümlesi olan insanların, yeni Yunusların, yeni Pir Sultan Abdalların, yeni yaşamsever liderlerin ülkesi olur.

Ve umarım bir daha asla "ayaklar baş oldu" gibi fransız ihtilalinden apartma sözler hiç bir kesime karşı kullanılmaz. Halk daha elit olur, elit daha halkçı olur ve hepsinin paylaştığı şey kader olur...

O kadar uzak değil gelecek.
Henüz gelmedi.
Değişmesi mümkün.

Hiç yorum yok: