30 Haz 2008

14 Hafta. Zaman ilerliyor

Doktora gittik. Ultrasonda bebegimiz kıpır kıpır, hareketli. Henüz cinsiyetini bilmiyoruz. İnsan merak ediyor.

Sonra insan düşünüyor. Yeni bir bebek, yeni bir umut. Dünya için bir güzellik. Bir insan daha. En çok ne istiyoruz onun için diye konuşuyoruz sevgilimle. En çok şunu istiyoruz. Tamamen özgür olmasını. Ne koşulların, ne diğer insanların, ne bizim, ne de içseslerinin kısıtlamayacağı bir hayat sürsün. Güçlü olsun, istediklerinin peşinden gelsin. Sınırları sorgulasın. Düşüncesine ve yaratıcılığına hiç sınır koymasın. Ve korkmasın. Korksa bile bu onu durdurmasın.

Bahanelere sığınmasın asla. Hayatını kendisi yaratsın. Yapamazsın, edemezsinlere gülsün, geçsin. Ruhu hiç kırılmasın. Ne olursa olsun espri anlayışını kaybetmesin.

Hepimiz özgür ve sınırsız potansiyele sahip doğuyoruz ve yolda bir yerlerde kaybediyoruz. Tökezliyoruz, iyi köpek eğitimleri alıp uslu uslu oturmayı öğreniyoruz. Tekrarlanan yenilgiler, bitmeyen bahaneler filan.

İstiyoruz ki gerçekçilik denen şeyin bir masal olduğunu bilsin, diğer masallar gibi. Kendi gerçekliğini kendi tanımlasın. Ve yürüsün.

Böyleyken böyle.

Ve aşık olsun.

18 Haz 2008

11 Hafta

Uzun zamandır yazamadım. Koşturmaca, hamileliğe alışmaca. Sanırım alıştım. Hayatımda çok büyük değişiklik olmadı henüz. Daha çok ne yemeliyim kaygısı var. Yeterince meyve, sebze yiyor muyum, peki ya yoğurt süt? Hergün yoğurt yiyorum. Meyve de yiyorum. Sebze konusunda eksiklerim var mı acaba? Mesela akşamları haşlanmış kabak, patates yemek sebzeden sayılır mı? İlla salata mı yemeli? Dışarda salata yemiyorum iyi yıkanmamış olabilir diye. Evde de yapacak mecalim yok. Sadece çok kolay yemekleri yapabiliyorum. Sürekli yorgunum, sürekli uykum var. İş ağır… Ahhh biraz azalsa…

İkinci üç ay pek çok açıdan daha rahatmış diyorlar. Bakalım umarım öyle olur. Şu ağır uyku durumu bir geçse…

Nedense et ve balık diyince midem altüst oluyor. Acaba bebek vejeteryan mı? Belki de yaz olduğundandır, ne et, ne tavuk, ne balık. Hepsinden kaçasım var. Geçenlerde bir hamburger yedim ama. Güzeldi. Onun dışında aklıma gelmesi bile dokunuyor bana. Çok yoğurt yiyorum ordan protein geliyordur…

Çay ve kahve hiç içmiyorum. Sigara ve alkol zaten yok. Egzersiz yapmıyorum. Yapmalıyım oysa ama hep çok yorgunum nasıl olacak? Bulduğum tüm fırsatlarda sızıveriyorum. Hayatımda hiç bu kadar uykum olmamıştı. Üniversitede ders çalışırken sabahlardık, üç gece üst üste sabahlasam dördüncü gün bu kadar uykum olmuyordu. Otuz yılın uykusunu uyuyorum. Her gece ilginç rüyalar da görüyorum. Bazen bebek var, bazen yok. Bir kere rüyamda doğurdum bile. O kadar kolaydı ki, acısız sancısız aa dedim ben bundan bir şey anlamadım bi tane daha doğurmalıyım:)

Onun dışında… Kan testlerimizi yaptırdık. Tombiş olduğumuzdan (bi de PCOSun riskleri) şekerden korkuyorduk biraz. Herbişi normal çıkmış.

Bir de myomlarımız var. Akşamları myomlarla ve bebekle ayrı ayrı konuşuyorum. Myomlara dedim ki eğer büyümezseniz ben de sizi aldırmak zorunda kalmam. Uslu uslu küçülürseniz daha uzun yıllar beraber yaşayabiliriz. Her akşam myomlara küçülün, bebişe büyü yavrum diyorum. Bakalım eğer telkinle myomları küçültebilirsem zihin gücüyle sağlık konulu kitaplar yazabilirim:)

Üçüncü ay bitiyor… Tekrar doktora gideceğim bugünlerde. Acaba tekrar ultrason olur mu? Fazla ultrason zararlıymış ama insan görmek istiyor. Duymak istiyor. Bebeğin kalp atışını evde de dinleyebileceğin cihazlar varmış. Alıyorsun dinliyorsun, kaydediyorsun hatta.

Haberler böyle…

Sevgiler herkese.