15 Tem 2008

Kızların En Güzeli

Kızların en güzelisi ve tatlısı yolda. Gözüken o ki kızımız oluyor. Tam kesin değil ama ilk haberler böyle…

Ne mutlu bize. Kız olsun çamurdan olsun.

12 Tem 2008

Gelişmeler

İş yerinde yöneticime ve insan kaynaklarına söyledim. Diğerlerine söylemek konusunda ise kararsızım. Hamilelik kamusal bir durum sanki, bir anda herkes size karışma konusunda kendini haklı görmeye başlıyor. Şunu yap, bunu yapma. Bunu ye. Otur. Fazla oturma, yürü. Normalde istenmeyen tavsiyeler konusunda hassas bir insansanız yandınız. Hamileyken bu tarz önerilerin sonu yok. Üstelik normal koşullar altında çok rahat “sanane kardeşim keyfimin kahyası mısın?” şeklinde efelenebileceğiniz durumlarda garip bir hamilelik bilinciyle “susayım, iyiliğimi istiyordur” (başımıza ne geldiyse kibarlıktan zaren) diyerek bi cevap veremiyorsunuz. Ya da ben veremiyorum. İçin için sinir olmaya devam ediyorum. Size neeee alo, size ne:)

Ben size diyor muyum, kırmızı et yeme, spor yap, sigara içme, yoğurt ye, terli terli su içme diye. Demiyorum. Neden? Çünkü bunların hiçbirini ben dedim diye yapmaya başlamazsınız biir. İkincisi de beni ilgilendirmez. Bu sizin hayatınız. Yani dünya üstünde sigaranın zararlı olduğunu bilmeyen kaldı mı. İşin ilginç yanı olayla yoldan geçen insanların bile kendilerini bu konuda haklı görmesi. Hani annenizdir söyler, bunca yıllık hukukunuz var. İş yerindeki arkadaşınız? Sana ne evladım sana neee. Sen de çocuğuna bağırma. Anlatabiliyor muyum? Ne zamanki hamilesiniz, kişilik sınırlarınızı korumak için ekstra bir mücadeleye ihtiyacınız var. Ben de cool hamile olmaya karar verdim. Öyle fazla samimiyet göstermiyorum. Soğuk bulsunlar daha iyi.

Öte yandan bu karışma tarzının arkasında ne var merak ediyorum. Kendimi de gözlüyorum, benzer şeyler yapıyor muyum, ne durumda yapıyorum gibi. Sevdiğiniz arkadaşlarınız da yapıyor bunu. Durduk yerde sen en iyisi şöyle yap. Neden ama nedennn. Sonra hayır diyince de bozuluyorlar üstelik. Bu sanırım bir kişilik türü. Başkalarına tavsiye vermeye alışmış, tavsiyesi dinlenmediğinde bozulan bir yapı. Malesef ben bununla geçinemiyorum. Tavsiyelerle aram hiç hoş değil. Ben sormadan söylenmesin istiyorum. Kendi sahama tecavüz gibi geliyor.

Bir diğer mesele diğer kadınlar. Hayatım boyu diğer kadınlarla çok anlaştığım söylenemez. Ama zaten erkekler de çok anlaşamıyorum. (Huysuzum tekiyim ancak kendim gibi huysuzlarla çokkk iyi anlaşıyorum, iyiki varlar canım arkadaşlarım benim be.) Mesela şu anda kabuklarıyla beraber bir limon yedim, üstüne tuz döküp. Neyse. Geçen gece kötü bir kabus gördüm. Rahatsız bir gecede beş kere uyandım. Belki izlediğim bir korku filminin etkisi, belki havalardan, yorgun uyandım. Ertesi gün işte yorgunum, esniyorum, bir yandan da deli danalar gibi çalışmaya devam ediyorum. Su alırken bir iş arkadaşım yorgun gözüküyorsun dedi, dedim evet gece kötü rüyalar gördüm, uykumu alamadım. “Ahh bundan sonra hep göreceksin” dedi. Efendim artık anne olmakta olduğum için hayatım endişeler ve kabuslar içinde geçecekmiş. O sürekli oğluyla ilgili kabuslar görüp dururmuş vs. Kısacası son derece ilgisiz bir konu gene benim hamileliğime geldi. Çevremdeki kadınlarda obsesif bir şekilde bundan bahsetme ihtiyacı var. Söylediğim bir iş arkadaşı işyerindeki diğer insanlara söylemek için tutuşuyor resmen. Ben böyle hissetmiyorum. Yıllar boyu iş yerinde kadın olma sebebiyle bir ayrıcalık görmedim. Neden şimdi göreyim ki diye düşünüyorum. Zor hamilelik geçirenler var, onların durumu başka.

Neticede bana yaranılmıyor diyebilirim. İnsanlar sırf hamileyim diye bana iyi davranacaklarına dürüst olsunlar canımı yesinler diye düşünüyorum. İçimden şimdilik böyle geliyor. Umarım kimse sormadan onlara bir sürü şey anlatıp durmaksızın tavsiye veren bir insan olmam. Evet.

6 Tem 2008

Ortaya Karışık: Gebelik ve Düşünceler

14 hafta 2 günlüğüz. Yaklaşık bir tahmin, yine de gün saymak hoşuma gidiyor. Eskisi gibi değil, internet sağolsun.

Örneğin şu siteye girip

http://www.intmed.mcw.edu/clincalc/pregnancy.html

son regl tarihinizi, ya da bebeğinizi beklediğiniz tarihi yazarak bugün hangi hafta, hangi gündesiniz öğrenmek mümkün. Özellikle de regl tarihleri hiçbir zaman düzenli olmamış benim gibiler için birebir. Loto gibi bir şey bu ay kaç çıkacak, 28 mi, 32 mi yoksa 36 mı:) Zaten gebe kalma tarihine de bakarsak beklenenlerin, olasılığı yüksek denilen tarihlerin gayet dışında son derece keyfi bir zamanda olduğu görülüyor. Olsun, böylesi daha raslantısal ve güzel.

Geçen haftalarda ilginç bir belgesel izledim. İkizlerin hep aynı anda oluştuğunu düşünürüz ya hani? Öyle değilmiş. Annenin vücudunda iki yumurta tam olarak aynı anda gelişmiyormuş dolayısıyla yumurtalardan biri döllendiği halde diğeri kenarda kalabiliyormuş. Belirli bir zaman sonra mesela dört gün sonra ikinci yumurta da döllenince çift yumurta ikizleri beraber yaşamaya başlıyorlarmış. Nedense bu bana çok tuhaf geldi. Daha ilginç olan bir başka istatistik ise her 400 ikiz gebelikten birinde ikizlerin babaları farklıymış! Bu araştırmayı nasıl yaptılar, bu sonuca nasıl vardılar bilmiyorum. Ama national geografikte izlerken kulaklarıma inanamadım. Bir kadın olarak annelik testi gibi dertlerimiz olmadığı için beni çok endişelendirmedi. (Babalara yazık) Kedilerde her yavrunun babasının farklı olabildiğini biliyordum. Bizde olabileceğini bilmiyordum. Vay vay biz de kediymişiz meğer diye düşünüp duruyorum. İnsan ne garip şeyler öğreniyor.

Kadın olmanın en güzel yanlarından biri. Çocuk senin. Şüphe yok:)

Daha önce BBCde izlediğim bir belgeselde ise şöyle bir gerçekten bahsedilmişti. Bir çocuk doğduğunda ona en fazla yatırımı her zaman anane yapıyormuş. Anneanne kendi kızının kendi kızı olduğundan, kızı da kendi çocuğu olduğundan emin. Hastanede karışıklık vs gibi durumları hesaba katmazsak biliyoruz ki bir torun olduğunda bu yüzdeyüz ananenin genlerini taşıyor. En çok endişelenmesi gereken kişi ise babanın babası. Çünkü iki kere şüphe var, oğlu kendi oğlu mu? Torun oğlundan mı? Dolayısıyla toruna en az yatırımı yapan da babanın babasıymış. Bilim adamları ne anlar… Bütün bunlar gen safsatası, ne derece doğruluk payı var bilmiyorum. Bizim gibi çocuk seven toplumlarda torunun göreceği ilgiyi insan sevgisi, evlat sevgisi, insaniyet gibi faktörler daha çok belirliyor gibi geliyor…

Belgeseller ne kadar bilimsel araştırmak lazım. Bazen sansasyon adına biraz abartıyorlar mı? Ya da gösterilenler doğru ama yorumlar? Cem Yılmazın dediği gibi kimi İstanbul’a bakar, duygulanır Yahya Kemal olur, diğeri aynı İstanbul’a bakar “sen mi büyüksün, ben mi” diye bağırır. Durum biraz o merkezde. Ne söylendiği kadar, kimin söylediği de önemli.

Bir pazar günü, evde keyif yapma çabası. Kedi gittiğinden beri karnımı okşuyorum onun yerine. Özledim ama o yeni evinde mutlu şimdi. 15. Haftanın içindeyiz. Haftaya 16. haftamızda doktora gideceğiz. Belki cinsiyetimiz belli olur… Annelerin hisleri tutarmış. Ben hiçbir şey hissedemedim. Kız olursa saçlarıyla oynarız dedi kardeşim, çok cazip geldi. Biz iki kız kardeşiz, biz büyürken çevrede pek oğlan da yoktu. Onlar nası büyüyorlar ne yapıyorlar hiçbir fikrim yok.

Bugünlerde baba adayımızla beraber çocuk için yapmamamız gereken şeyleri konuşup duruyoruz. Mesela “tabağındakini bitir” zorlamasına girmeyelim kararı aldık. Yapabilir miyiz bilmiyorum. Eski masalları hatırlamaya çalışıyoruz. Annenin babanın kişiliği kadar söylenenler ve yapılanlar önemli, satır araları, dünyayı algılayış biçimimiz.

Dedikleri doğruymuş, ikinci yarı daha sakin geçiyor. İç organlar yerli yerine oturdu. Demir ve vitamin alıyoruz. Kabızlıkla mücadelede kayısı mucizesini tadıyoruz. İnanılmaz bir meyve ve bugünlerde çok bol. Olmadı sabahları kayısı suyu derim. Hamile kalanların iştahı artar derler, benim azaldı. İhtiyacım olan besinleri alıyorum ama eskiye göre daha az yiyorum. Kolayca doyuyorum. Bu da iyi bir şey çünkü aşırılıklara gitmemiş oluyorum. Faydalı şeylerden daha çok. Her gün mutlaka yoğurt yiyorum. En az 2 kase meyve yiyorum. Et, tavuk ve balık yiyemiyorum, o nedenle eti sandviçin içinde sebzelerle ya da biber dolması gibi yemeklerle karışık yiyebiliyorum ancak. Balık yemeli ama henüz kokusundan yanına yaklaşamadım. Bakalım.

Böyle işte sevgili okuyucular, zaman geçiyor.

2 Tem 2008

Dalgalandım da duruldum mu?

Dalgalandım da duruldum mu?

İkinci üç aylık dönemdeyiz. Çok şikayetimiz yoktu. Hala yok. Bu duygusallık dışında. Genelde öfke patlamaları, gözyaşı. Bir anda keskin cümlelere kapılma olarak sayabiliriz. Herrşeyyy karanlık, herkesss kötü, hiççbirrrşey doğru değil.

Ne zaman ki insan herşey, herkes, hiç bir gibi ifadeler kullanır, orda durmak lazım. Duygular, hayal kırıklıkları, o içerde sızlanan insan konuşmaktadır. Akıl, mantık değil. Böyle hormonal dengesizlik anlarında o aklı başımda halimi çağırmaya çalışıyorum. Gelmiyor ama. Farkında olmak bir dereceye kadar “aksiyon alma sakın” durumunu sağlıyor. Ama duygular geçmiyor. Yoruldum. Aşırı doz duygu. Yorucu.