6 Tem 2008

Ortaya Karışık: Gebelik ve Düşünceler

14 hafta 2 günlüğüz. Yaklaşık bir tahmin, yine de gün saymak hoşuma gidiyor. Eskisi gibi değil, internet sağolsun.

Örneğin şu siteye girip

http://www.intmed.mcw.edu/clincalc/pregnancy.html

son regl tarihinizi, ya da bebeğinizi beklediğiniz tarihi yazarak bugün hangi hafta, hangi gündesiniz öğrenmek mümkün. Özellikle de regl tarihleri hiçbir zaman düzenli olmamış benim gibiler için birebir. Loto gibi bir şey bu ay kaç çıkacak, 28 mi, 32 mi yoksa 36 mı:) Zaten gebe kalma tarihine de bakarsak beklenenlerin, olasılığı yüksek denilen tarihlerin gayet dışında son derece keyfi bir zamanda olduğu görülüyor. Olsun, böylesi daha raslantısal ve güzel.

Geçen haftalarda ilginç bir belgesel izledim. İkizlerin hep aynı anda oluştuğunu düşünürüz ya hani? Öyle değilmiş. Annenin vücudunda iki yumurta tam olarak aynı anda gelişmiyormuş dolayısıyla yumurtalardan biri döllendiği halde diğeri kenarda kalabiliyormuş. Belirli bir zaman sonra mesela dört gün sonra ikinci yumurta da döllenince çift yumurta ikizleri beraber yaşamaya başlıyorlarmış. Nedense bu bana çok tuhaf geldi. Daha ilginç olan bir başka istatistik ise her 400 ikiz gebelikten birinde ikizlerin babaları farklıymış! Bu araştırmayı nasıl yaptılar, bu sonuca nasıl vardılar bilmiyorum. Ama national geografikte izlerken kulaklarıma inanamadım. Bir kadın olarak annelik testi gibi dertlerimiz olmadığı için beni çok endişelendirmedi. (Babalara yazık) Kedilerde her yavrunun babasının farklı olabildiğini biliyordum. Bizde olabileceğini bilmiyordum. Vay vay biz de kediymişiz meğer diye düşünüp duruyorum. İnsan ne garip şeyler öğreniyor.

Kadın olmanın en güzel yanlarından biri. Çocuk senin. Şüphe yok:)

Daha önce BBCde izlediğim bir belgeselde ise şöyle bir gerçekten bahsedilmişti. Bir çocuk doğduğunda ona en fazla yatırımı her zaman anane yapıyormuş. Anneanne kendi kızının kendi kızı olduğundan, kızı da kendi çocuğu olduğundan emin. Hastanede karışıklık vs gibi durumları hesaba katmazsak biliyoruz ki bir torun olduğunda bu yüzdeyüz ananenin genlerini taşıyor. En çok endişelenmesi gereken kişi ise babanın babası. Çünkü iki kere şüphe var, oğlu kendi oğlu mu? Torun oğlundan mı? Dolayısıyla toruna en az yatırımı yapan da babanın babasıymış. Bilim adamları ne anlar… Bütün bunlar gen safsatası, ne derece doğruluk payı var bilmiyorum. Bizim gibi çocuk seven toplumlarda torunun göreceği ilgiyi insan sevgisi, evlat sevgisi, insaniyet gibi faktörler daha çok belirliyor gibi geliyor…

Belgeseller ne kadar bilimsel araştırmak lazım. Bazen sansasyon adına biraz abartıyorlar mı? Ya da gösterilenler doğru ama yorumlar? Cem Yılmazın dediği gibi kimi İstanbul’a bakar, duygulanır Yahya Kemal olur, diğeri aynı İstanbul’a bakar “sen mi büyüksün, ben mi” diye bağırır. Durum biraz o merkezde. Ne söylendiği kadar, kimin söylediği de önemli.

Bir pazar günü, evde keyif yapma çabası. Kedi gittiğinden beri karnımı okşuyorum onun yerine. Özledim ama o yeni evinde mutlu şimdi. 15. Haftanın içindeyiz. Haftaya 16. haftamızda doktora gideceğiz. Belki cinsiyetimiz belli olur… Annelerin hisleri tutarmış. Ben hiçbir şey hissedemedim. Kız olursa saçlarıyla oynarız dedi kardeşim, çok cazip geldi. Biz iki kız kardeşiz, biz büyürken çevrede pek oğlan da yoktu. Onlar nası büyüyorlar ne yapıyorlar hiçbir fikrim yok.

Bugünlerde baba adayımızla beraber çocuk için yapmamamız gereken şeyleri konuşup duruyoruz. Mesela “tabağındakini bitir” zorlamasına girmeyelim kararı aldık. Yapabilir miyiz bilmiyorum. Eski masalları hatırlamaya çalışıyoruz. Annenin babanın kişiliği kadar söylenenler ve yapılanlar önemli, satır araları, dünyayı algılayış biçimimiz.

Dedikleri doğruymuş, ikinci yarı daha sakin geçiyor. İç organlar yerli yerine oturdu. Demir ve vitamin alıyoruz. Kabızlıkla mücadelede kayısı mucizesini tadıyoruz. İnanılmaz bir meyve ve bugünlerde çok bol. Olmadı sabahları kayısı suyu derim. Hamile kalanların iştahı artar derler, benim azaldı. İhtiyacım olan besinleri alıyorum ama eskiye göre daha az yiyorum. Kolayca doyuyorum. Bu da iyi bir şey çünkü aşırılıklara gitmemiş oluyorum. Faydalı şeylerden daha çok. Her gün mutlaka yoğurt yiyorum. En az 2 kase meyve yiyorum. Et, tavuk ve balık yiyemiyorum, o nedenle eti sandviçin içinde sebzelerle ya da biber dolması gibi yemeklerle karışık yiyebiliyorum ancak. Balık yemeli ama henüz kokusundan yanına yaklaşamadım. Bakalım.

Böyle işte sevgili okuyucular, zaman geçiyor.

Hiç yorum yok: