27 Eyl 2008

Uykusuz Her Gece Reloaded

Saat Beş ve ayaktayız. Normal saatte uyudum. Pek de güzel uyudum ama uyandım. Normalmiş, olurmuş.

Sırtımda kötü bir ağrı vardı bir kaç gündür. İşyeri revirine gittim. Noktasal ağrı sırtımda dememle, safra kesesi taşı olabilir dediler. Belirtiler tam tutuyor ama umarım değildir. Sabah doktora gideceğiz, belli olur mu bilmiyorum. Ağrı can yakıyor. Gebelik nedeniyle yapacak pek bir şey yok…

Akşam balık yedim. Pek lezzetliydi. Yanında soğan da yedim. Sanırım yememeliydim…

Garip durumlar ve Safra Kesesi

İnsan kendine şaşırıyor. Bugüne kadar kendimi hep yalnız bilmiştim. Aklımdan hiç anne olmak geçmemişti açıkcası. Şu anda bir varlığın tüm sorumluluğunu alacağım fikri bana tuhaf gözüküyor. Hayat bir daha asla aynı olmayacak ve ben bunu yedinci ayda farkettim:) Olsun böyle de güzel. Kendimi pek aceleci sanırdım. Değilmişim anlaşılan.

Özel ilgi isteyen, ayrıcalık isteyen biri olmadım hayatımda. Ancak hamilelikte gerekiyor. Bugün öğle yemeği için tepsiyi taşırken zorlandığımı hissettim. Belki yanlış duruştan, belki çok doldurduğumdan tepsiyi. Belki de sırtımdaki bitmeyen ağrıdan. Şu anda dahi sızlıyor. Tek nokta. Sanki bir taşın üzerinde yatmışım ve oraya batıyor gibi bir his. İki gündür ciddi olarak ağrıyor ama daha önce de boynum tutulduğu için, yine ters hareket yaptım, yine işyerinde klima çarptı diye düşünüp ısıtmaya çalışıyordum bölgeyi. Kardeşim de sevgilim de değişik zamanlarda sırtıma fön tuttular. Sıcak havlu filan da koyduk. Anlık faydası oldu ama fönü çekince geçti etkisi de.

Dün işyerinde (işler de nasıl yoğun…) sabahtan sırt ağrısı, gebelikte bel ağrısı diye aratıp bazı hareketler bulup onları yaptım. Sonra baktım hiçbir gelişme yok ve terlemeye başladım soğuk soğuk, revire gittik. Doktora sırt ağrısı şurda derken, safra kesesi olabilir dedi. Bunlar tabi benim için şifreli sözcükler. Safra kesem var mıdır, yok mudur, ne işe yarar bilen bir kişi değilim. Ancak son bir haftadır yemeklerden sonra aşırı ağırlık, hazımsızlık, gaz, şişkinlik ve rahatsızlık yaşıyordum.İş stresi de var. Bi de hamile kaldıktan sonra bana et, tavuk, yağ gibi şeylere karşı korkunç bir tiksinti gelmişti. Eti ancak ızgara ya da bir yemekle karışık (dolma gibi) yiyebiliyordum. Tavuk zaten imkansız. Bu hafta yoğurtlu kebap üstüne bir de lahmacun yedim akşam yemeğinde. Ve hazmedemedim. Mahvoldum. Yemek yemek çok tatsız bir işe dönüştü. Öğlenleri çıkan yemekler öyle kötü ki… Çorba varsa içiyorum. Et ve tavuk yemeklerini yiyemiyorum. Pilav alıyorum biraz ve onu yoğurtla karıştırıp yiyorum. Meyve belki. Yemekler illa ki midemi yakıyor. Sadece ekmek peynir yesem bile midem yanıyor, yanıyor. Reflü ve rennie ile arkadaş oldum. Bana olmaz gibi geliyordu hep, ne bileyim çok sağlamdır sindirim sistemim. Bugüne kadar öyleydi. Ama tabi o zamanlar içerde deli danalar gibi at koşturan biri yoktu:)

Okuduğum bir yerde bebeğin tekmesi tetikleyebilir gibi birşeyler yazıyor. Ne derece doğru bilmiyorum. Bizim kız çok hareketli ve karnımda çok yukarda duruyor.

Yarın bir şeyler öğreniriz umarım ve bunlar iyi şeyler olur. Hep soluma yattığımdan soğuk vurmuş filan olsun ne olur. Olduysa da ne yapalım. Diyet yaparız. Bir süredir çukulataya başlamıştım zaten. Gerçi bir ufak parça bitter ama belki de o dokunmuştur. Bütün hamilelik boyunca gerçekten de yağlı hiçbir yemek yemedim. Kebap iskender o kadar severim. Bir iki kez dışında elleyemedim. Demek vücudun bir bildiği varmış. Ben haşlanmış kabağa geri döneyim en iyisi…

19 Eyl 2008

Kız Babası

Kızımın babası elini karnıma koyuyor ve pıt hemen içerden tepki geliyor. Kız babası olmak sanırım bir babanın tadacağı en güzel şeylerden. Kendi babamdan biliyorum:)

Bi kere en güzel ve şiddetli kavgaları babanızla ediyorsunuz. İçinizdeki erkeği babayla güçlendiriyorsunuz. O yol gösteriyor. İcat nedir, bilim nedir. Sorularınızı yanıtlıyor. İçinizdeki kadını anneyle öğrendiğiniz gibi. Anne sabır, tevekkül, inanç, kabullenme, sakinlik. Baba cesaret, akıl, inat, diretme gücü, kavga gücü gibi bir şey. Tersi de olabilir, erkeklik, kadınlık dediklerimiz artık içiçe geçmiş durumda. Bende erkeklik, sevgiloşta dişillik var. Erkek çocuklar babayla ya çatışıyor, ya rakip. Kızlar öyle değil. Daha sakin, daha yanı başında.

Baba anneden farklı. Bazen daha uzak bu nedenle daha serinkanlı olabiliyor. Bazen de tam anlayamıyor, anlamaya çalışıyor, uğraşıyor yabancı bir dünyayı çözmeye. Baba hem anneden, hem de kızlarından öğreniyor dünyayı. Sanırım bir kız babasının hayatta hiç bitmeyen eğlencesi ve çilesi, durmaksızın yeniliklere açık olamak, sürekli öğrenmek zorunda kalmak. Dünya kızın doğduğu günkü gibi değil. Zamane kızları eskiler gibi değil. Daha başına buyruk, daha bağımsız. Deneyime açık olmak gerekiyor.

Bakalım ilerde neler göreceğiz…

16 Eyl 2008

Hareket Bağımlılığı

O kadar çok hareket var ki içimde yavru dışarı çıktığı zaman ne yaparım düşünmeye başladım. Nereye gitsem yalnız değilim. Hani vardır ya kendimi yalnız hissediyorum. Yok. Sürekli beraberiz. Hıçkırıklar, zıplamalar. Sanki on iki tane el var değişik yerlerden darbeler. En güzeli periyodik hareketler, evdekilerle beraber hissedebiliyoruz. Evde dinlendiğim için olabilir çoğu zaman hareketli yavruş. Sabırsızlanıyor, biz de. Ama zamanını beklemek lazım…

Bir tane daha istiyoruz şimdiden. Kardeş dünyadaki en güzel şeylerden biri. Kardeşsiz olmaz.

Bugün Las Vegas vardı TVde. Hamile kız böğürerek kustu sürekli. Düşünüyordum normal doğumlardaki bu azalma neden, neden birden kadınlar doğumdan hamilelikten korkar oldu. Sanırım filmler çok etkili. Hamile kalmadan önce ben sürekli kusacağım, sürekli başım dönecek, bir ezik, bir perişan bir insan altı varlık olacağım sanmıştım. Hiçbiri olmadı. Hatta o kadar olmadı ki, ya acaba bir sorun mu var, hamile değil miyim diye endişe eder oldum. Bir sorun yok değil miii diye soranları da hayal kırıklığına uğrattım sürekli. Yok kardeşim sorun morun yok. Kendinize sorunlu başka bi hamile bulun haline üzülecek.

Belki de diyorum, hayatım boyu ne ailemden, ne çevremden, ne de sevgiloştan (ehem ya da eskilerden) hiç ilgi eksikliği olmadı hayatımda. Hep çok sevildim, okşandım. İlgi çekmek için kolumu kıpırdatmam gerekmedi. Hastalanmam gerekmedi. Naz, kapris gerekmedi. Hep varlığımın yettiğini hissettim. (Bir nevi endamın yeter durumu) Belki de bu nedenle de hamileyken bir ömrün hesabını sorar gibi ah vah etmelerim, ya da aş ermem hiç olmadı. Nüfus dairesindeki günü saymazsak (çok bitkimdim gerçekten) bir kez bile ayrıcalıklı davranış beklentim olmadı. Belki de sadece şanstır. Ya da bakış açısıdır. An önce düşünürken istesem böbreklerimde kum olmasına ya da myomlara çok sızlanabilirim gibi geldi. Demek ki mesele sağlık sorunlarının içeriği değil.

Mesele bakış açısı belki de. Filmler, diziler. Midesi bulanan kadınlar. Oran sadece yüzde elli. Doğururken ölenler. Bu da yeni trend. Kardeşim göstemeyin şöyle şeyleri. Mesut hamilelerle hopp diye doğuranları gösterin biraz da ki dengelesin. Zaten doktorlar sizi yeterince korkutmaya çalışıyor. Zaten hamilelik olmuş bir hastalık adeta. Paraları paraları saç saç. En hassas yerin. Herkes azarlamakta beis görmüyor. Birey hakların gitmiş. Adamın teki sana şunu da ye! diye bağırabiliyor. Sana noluyo dediğinde, senin için değil bebek için söylüyorum oluyor. Bu kadar karışılabilir durumdasın. Kendini düşünmüyorsan bebeği düşün! Düşünmek de parayla. Filmler, diziler çok etkili. Kadınları ve erkekleri korkuta korkuta akıllı maymunlara dönüştürüyoruz. Bin naz, bin niyaz. Ah nerrrde o eski kadınlar değil mi?

Yani diyeceğim şu ki, gerçekten başkalarını sallamamak gerekiyor. İngiltere’deki canım arkadaşım bana çok destek oldu. Burda böyle, uygulama şöyle diyerek. İnsan bir kendine geliyor. Bir çevremdekilere bakıyorum, bir ona. (Aklıma geldi bir ara kızlarda gözüken ben aslında küçük bir prensestim sendromunu yazayım.)

Sözlükten Arkadaş Yorumları

ekşi sözlükten alıntıdır:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yeni+anne+babalara+tavsiyeler%2F%40senseandsensibility

Yeni Anne ve Babalara Tavsiyeler:

hayatinizdaki oncelikleri bir siralayin:

ne tur bir anne baba olcaginiza, sizin icin neyin on planda olup neyin arka plana gececegi uzerinde dusunup konusup karar verin. bizim kulturde bebek sahneye girince herkes size karismaya baslar. yardimdan bahsetmiyorum bakin, elestri anlaminda karismaktan bahsediyorum. kimileri tarafindan sanki yaptiginiz hersey yanlis/eksikmis gibi bir hava yaratilsa da yemeyin. eger bunu kendinize siz yapiyorsaniz da yapmayin! bu konuda super basarili orneklere suphe ile yaklasin, kimbilir sizin vazgecemeyeceginiz hangi seyi onlar onemsemedi? cocuk sizin, duzen sizin. kulaginiz uyarilara acik olsun tabi ama herseyin de kalbinize erismesine kirmasina yormasina izin vermeyin. secim sizin oldugu zaman zevk alabilirsiniz bu isten ancak, sadece bir gorev haline getirmeyin olayi.

birde isin icinde “sacini supurge etme beklentisi” var. bebek/cocuk bakimi zor ve yorucu bunu kabul etmeyen yoktur herhalde. ama daha cok yorularak, son hadde gerilerek cocuga ne faydaniz / zarariniz olabilecegi uzerinde bir dusunun. ozellikle anneler icin, bir takim seyleri yalap salap yapmaniz, kestirme yollara basvurmaniz, her agladiginda kosmamaniz baskalari tarafindan “ozensiz anne” olarak gorulmenize, etiketlenmenize yol acabilir. bunu onemseyecek misiniz? buna katiliyor musunuz? yoksa cocugun sagligini guvenligini riske atmamak sartiyla bazi ya pratik ya uzun vadede faydali, ya da “daha az iyi” olan alternatiflere acik misiniz ? siz, bizzat kendiniz ne cesit bir anne / baba olmayi umuyorsunuz? bu sorular uzerinde bir dusunun.

pratikligi ve guvenligi es gecmeyin:

yine kisiye gore degisen zorluklara ve kolayliklara paralel olarak bir iki pratik esyaniz olsun. ama herseye atlayip paranizi izyan etmeyin. es dost bir tavsiye aginiz olsun. misal kucuk bir otomatik el supurgesi tavsiye ederim velet ayaklandiginda ozellikle. bol kagit havlu, muslin bez, alti citcitli minik fanileler, bunlar faydali guzel seyler. sik kullanilan esyalardan, aman kirlide makinede demeden, elinizi attiginizda bulabileceginiz sayida olsun. bunlarin bir yeri, cekmeceleri kutulari olsa iyi olur, aranmayin kostururken, ya da hafizaniz pelte iken. yerler koridorlar hareketi engelleyici, carpma ya da dusurme potalsiyeli olan nesnelerden arinmis olsun, oralarda bebek tasiyip duracaksiniz uykusuz halinizle, ileride cocuk yurumeye baslayinca da onemli. gece icin kucuk voltajda bir isik buralarda faydali olabilir. bir de dar gecis noktalarina bir bakin duzeltilebilecek bir sey var mi?

hatalarinizi abartmayin:

hata yapmak hic bu kadar affedilesi olmadi, rahatlayin. hemmen taktiginizi editleyip yola devam edin. kimse anasinin karnindan iyi ebeveyn olarak dogmuyor. ya da “iyi” nin ne oldugunu kimse tam olarak bilmiyor, unutmayin.

Mucize Sensin

Mucizelere inanmamak üzerine eğitiliyoruz. Toplum, eğitim, kitaplar filan. Ancak onların hedeflediği kişi sen değilsin. Onlar vasatı hedefliyorlar. Tam ortada duranı. Hayal kırıklığına uğramaya meyilli olanı. Bedelini ödemeye yanaşmayanı. Sen öyle olmayacaksın.

Daha fazla zeki olmak ya da en güzel olmak değil. Sıradanlık zihinde başlıyor, sıradanlığa inanmamakla. Ortalama bırak eğitimcilerin hedefi. Senin hedefin alacağın notlar, geçeceğin sınavlar değil. Seni sevecek standart birini bulup evlenmek değil. Bunlar ortalama hedefler. Sana göre değil. Gideceksen en uzağa, çıkacaksan en yükseğe ve gerçek aşk ve tutku dışında hiçbir şeye evet demeden. Ne istiyorsan sonuna kadar. Ellerinin ucunda milyonda bir ihtimal dedikleri başkalarının. Başkalarına inanma.

Onlar korkuturlar çünkü hayal kırıklığına uğramanı istemezler. Seni tanımazlar bilmezler. Seni bir sen bilebilirsin. Sen biliyorsan doğrudur.

Başkalarını dinleme. En önemlisi budur. Senden başkası bilmez. Bir tek sen bilirsin sınırlarını. Sınırları yaratan zihnin çünkü. Umarım sınırsızca hayal kuran biri olursun. Özgür ruh. Beni ya da babanı dinlemezsin. Ne de öğretmenlerini, bizler sadece kendimizi biliyoruz çünkü. Umarım kimselere de karışmazsın.

Olasılık hesapları başkaları için. Milyonda bir sensin. Milyonda bir olamayacaklar üzülmesin diye o hesaplar. Senin için değil. Kendini bırakma. Ol.

Sen kral ol, krallık arkandan gelecektir. Kral olmadığında, gelse de akar geçer.

Ne deha doğuştan, ne bilgi. Karamsar olma. En büyük dileğim. Sınırsız enerji, neşe ve inanç. Ve mizah duygusu bitmek bilmeyen. Öğrenme tutkusu.

Uykusuz Her Gece

Saat sabahin 6si. Kız da ben de ayaktayız. İçerde oynuyor hanım. Ben de uyandım, bir daha uyuyamadım, kalktım.

Gece sefalarımız başladı. Normalmiş, uykusuzluk olurmuş.

Bazı güzel haberler var: Bugün doktora gittik. Glükoz yükleme testimizi yaptırdık, gebelik diyabetinden korkuyorduk açıkcası. Volaa yok! Aldığımız kilo güzel, değerlerimiz güzel. Hatun içerde keyifli gözüküyor daha ne isteriz? Gerçi kocaman myomlarımız var ama ne yapalım. Onlara dedim o kadar büyümeyin bak bozuşuruz diye ama büyümüşler. Olsun. Napalım.

Bİr kaç ay önce Fransaya yerleşme ihtimalimiz vardı. Bugün doktordan çıkınca heycanlı baba adayı bak iyiki gitmemişiz, anlamayacaktık glukoz filan dedi. Çok gülesim geldi. Ben de bugün gitmediğimize memnun oldum. Üzüldüğüm tek şey bu hafta raporum bitiyor ve haftaya pazartesi işe gitmem gerek. Stress. Daha sakin bir işte çalışabilseydim keşke. Erkek egemen ortam. Hamilelik konusunda önce sen otur diyip sonra iş yıkmak gibi bir tavır söz konusu. Doktor sen de otur ama kalkma diyor da huy. Kalkmamak, karışmamak dünyanın en zor şeyi.

Neyse tembelliği ve vurdumduymazlığı öğrenmem lazım. Sadece bir aycık daha. Sonra bütün gün evde yatarak dinlenme fırsatım olacak. Umarım erken doğum olmaz dedikleri gibi. Herşeyin zamanı var. Di mi ama? Annen aceleci diye sen de olma:)

Sevgiler….

14 Eyl 2008

Rüyalar, Yorumlar, Fikirler

Çığrından çıkmış bir şekilde rüya görüyorum. Geceleri yaşıyorum denebilir. O kadar gerçek, bir o kadar tuhaf. Mesajlar alıyorum, uranyumlardan koşarak kaçıyorum, ABD başkanlık seçimlerinde adaylara tiyolar veriyorum. Oldukça meşgulüm anlayacağınız.

Belki de böylesi daha iyi çünkü insanlara tahammül etmek her geçen gün zorlaşıyor. Sormadığım halde fikir beyan edilmesine katlanamıyorum. Birinin gelip kaç aylık dedikten sonra ama karınınız büyükmüş demesine sinir oluyorum. (Uzman mısın kardeşim? Ayrıca sana ne?) Her konuda bitmek tükenmeyen bir yorumlar cenneti ülkemiz. Herkes doktor, herkes antropolog, herkes siyaset bilimci, herkes her konuda uzman. Hem de nasıl.

Hamilelelik beni normalden daha sinirli yaptı. Mesela karşıdan karşıya geçerken yaya geçidi olduğu halde ve benimle gözgöze geldiği halde durmayan sürücülere ateş etmek istiyorum. Türk insanı en çok engellendiğinde sinirleniyormuş. Mesela trafikte yayaya yol vermek engellemek, senin geçmeni engelliyor. Ama başbakanının seni aptal yerine koymasına sinirlenmiyorsun. Bütün bir gün ekrandan bağırıp çağırmasdan rahatsız olmuyorsun, neticede o da kendini engellemeyenlerden. Ne ala.

Televizyonlardan sonra mı çıktı acaba, istiklalde dolaşıyorlar, ellerinde mikrofon “atlas deneyi hakkında ne düşünüyorsunuz?” Adam ne düşünebilir ki? Bilgisi yok, ilgisi yok. Sen sorduğun anda düşündüyse düşündü bi anda. Benzer şekilde, bebek, bebeğin odası, alınacaklar, doğum yöntemi, böbreklerimdeki kum. Kamu malı. Rahatça yorum yapabilirsiniz hele çevrenizde bir hamile tanıdığınız varsa süper. Durmadan onun anılarını ve başından geçenleri anlatın. Ben soruyormuşum, sormuyormuşum farketmez.

Neyse. Allahtan silah ruhsatım ya da gizli bir yerlerde katanam yok.

Bütün Kızlar Toplandık…

Bütün kızlar toplandık ve karın tekmelemece oynuyoruz. Bu satırları kızımın attığı kafalar eşliğinde yazıyorum. Bazen o kadar seri ki, sanırım hıçkırıyor. Ya da belirli bir ritmde karın yüzeyime tosluyor. Sevgiloş ve kardeş de hareketleri elleriyle tespit edip heyecanlandılar. Bi anda ne kadar faliyet varsa evde duruyor. Aman kızımız hareket ediyor koşun alarmıyla geliyorlar. Şu anda herkes uyuyor ama kızım ve ben ayaktayız. Gözüken o ki aileye bir gece kuşu daha geliyor, saat 23:53 ancak kafa atışlarına devam.

Henüz ters duruyoruz baş havada. Dönmek için vakti varmış bol bol. Yarın doktora gidiyoruz bakalım neler göreceğiz. Bugün kum dökme sebebiyle ciddi ağrılarım oldu. Şu anda da uyuyamadım. Ama hatunun içerden desteği iyi geldi, beni güldürdü. Sanırım aman annecik iki ağrının lafı mı olur mealinde bişiler diyor. Ya da ilgi çekmek istedi. Belki de hıçkırdı ben üstüme alındım. Zor bir gün geçirdik ama şimdi keyfimiz gelmeye başladı bile. Herkesi uyutup oynadıktan sonra niye gelmesin ki.

Hamilelik garip bir süreç, hem çok yalnızsın, başına gelenler çok sana özgü. Bir yandan da asla yalnız değilsin, içinde biri var. İçinde olan kişinin bir parçasının da insanın kendi dışındaki birine ait olması ne tuhaf. Baba denilen kişiden bahsediyoruz. Baba adayının bir parçası ve senin parçan birleşiyor ikinize de ait olmayan başka bir birey oluyor. Bu arada pek çok ülkede artık yavrunun hakları var. Devlet önünde de bireyden sayılır oldu.

İnsan sürekli neler yapacağını, nasıl yetiştireceğini düşünüyor. Nasıl biri olacak acaba. Çevredeki çocuklara ve ailelere bakmak insana pek umut vermiyor. Gözlemlediğimiz bir kaç tutum var.

1 - Zeka takıntısı

Bu anne babalar kendilerinin hiper zeki, çocuklarının da en az kendileri kadar zeki olduğuna şartlanmış insanlar. Çocuğa sürekli sen farklısın, sen diğerlerinden üstünsün mesajı verip, delirtiyorlar.

2 - Aşırı güvenlik saplantısı

Kendi güvensizliklerinin bir yansıması olarak aman evladım dışarı çıkma, konuşma, etme eyleme türünde kısıtlamalarla nerdeyse liseye gidecek çocuğu bakkala yollayamıyorlar.

3 - Kral çocuk sendromu

Ne yaparsa yapsın azarlanmayan, sınırsız özgürlük çocukları. Geleceğin ve şimdinin şirretleri. (Allah çevresindekilere yardımcı olsun)

Çocuklar gerçekten asosyal, iki kelimeyi bir araya getiremiyorlar. Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Gerçi bir çift hariç çocuk sahibi olan yakın arkadaşımız yok. Bunlar bize daha uzak örnekler. Çocuk yetiştirmek hata affetmeyen bir süreç sanırım. Üç yaşındayken yapmış olduğun hatayı yirmi üç yaşında yüzüne vurabilirler. İnsan bunları bile bile neden çocuk yapar ki? Merak eden varsa söyleyeyim. Hiç de çocuk için değil. Hiç de düşünerek planlayarak değil. Denizde yüzerken bir dalganın çıkıp seni kıyıya atması kadar kendiliğinden. Olacağı varmış, doğacağı varmış. Yiyecek rızkı varmış ki geliyor.

Nerden nereye geldim gene. Anne baba olmak büyük sorumluluk. En zor yanı kendinle hesaplaşmak. Ne demiş Jung, çocuğunuza verebileceğiniz en muhteşem hediye kendi karanlığınızla yüzleşmeniz ve gölgenizi onun üzerine yıkmamanızdır. Anne ve babanın günahlarının çocuklara kuşaklar boyu geçmesi gibi bir şey. Bir yerde o yüzleşmeleri yaşayıp, gölgenin gözünün içine bakıp, çocuğu serbest bırakmak lazım. Onun gölgesi kendine ait olsun tamamen. Zor işler.

9 Eyl 2008

Huysuz Anne Düşünceleri

24. haftamızdayız ve raporlu olarak evdeyiz. Kum döküyormuşuz. Sancılar gelip gidiyor. Bir yandan baş ağrısı, bir yandan duygusal iniş çıkış, bir yandan kocaman olmuş karına hakim olamama. Bir yandan da evde olsam da iş stresi beni geriyor. Raporun saçma bir şey olduğuna karar verdim. Evdeyken işi daha çok düşünüyorum.

İş yerindeki uygulamaların da etkisi var. Doktor diyor ki bir hafta yatarak dinlenmen lazım. Rapor yazıyor ama özel olduğu için 2 günden fazla geçerli değil. Bu defa ssk doktoruna gitmek gerek. Bunun için ssk numaramla soyadımın eşleşmesi gerek ki önce sskya gidip bunu halletmem gerek. Ee ama benim yatmam lazımdı? Şu işlemleri yapacağıma sancılaırmla işe gitsem daha çok eğlenirim gibi geliyor. İstiyorum ki bazı özel kuruluşlar olsun ve sizin bürokratik işlemlerinizi halletsin. Verin vekalet nufüs cüzdanı çıkarsın ssk yapsın ne bileyim. Böyle durumlarda Allahtan yatalak hasta değilim dite şükredesi geliyor insanın. Gerçekten zor durumdakiler ne yapıyor? Çile. Belki de bu ülke bize sabırlı olmayı öğretmek için kendince oyunlar oynuyor.

Son derece huysuzum. Homur homur homrudanmak istiyorum ve istedikçe de homurdanacak gerçek sebepler çıkıyor. Derhal bu huyumu bırakmalıyım.

Doğum olayını konuşmak çok tatsız geliyor bana. Nüfus idaresinde otururken kadınlar gelip Allah kurtarsın dediler. Denirmiş. Ne ilginç değil mi? Belki şunu kastetmişlerdir, bu bir tünel. Girişi belli çıkışı belirsiz. Ortada çıkmak yok. Sonuna kadar gidecen, o bebek çıkacak bir şekilde. Belki budur.

Sonra sonsuz yorumlar, bilen bilmeyen. Herkes uzman maşallah. Sezeryan yaptırmıyor musun? Neden? Aa nasıl amniyosentez yaptırmazsın? Filan filan. Şunu ye, bunu içlerden kustum zaten. Bol su iç. Süper fikir, bunu kimse söylememişti bak iyi oldu.

İnsanlar yardım etmeye çalışıyorlar tamam da bence dünya

1- Kendisini hiç ilgilendirmeyen konularda soru soranlar olmasa (adı ne olacak? sana neee? )

2- Hiç bir bilgisi olmayan konularda konuşma mecburiyeti hissedenler olmasa

daha mutlu bir yer olacak.

Halbuki sessizlik ne güzel şey.