14 Kas 2008

35. Hafta 34 + 1 Hafta Hafta İlerlemece

Ahh ah. Az kaldı. Zaman daraldıkça heyecan artıyor.

Artık hareketlerimiz deprem gibi. Öyle kelebek oynamaları romantizmler bitti. Bir kıpırtıda deprem oluyor sanıyorum. Bir yumruk, bir tekme. Elimi attığı yere koymacalar.

Dün sevdiğim arkadaşlarımla buluştum. Zuzu kafe diye bir yer var Suadiye'de oraya gittik. Çocuklular için güzel bir yer, oyun odası var, çocuklarla ilgilenecek uzman kişiler var. Çocukla gidince veriyorsunuz, biraz dinlenmiş oluyorsunuz. Normal insanlar gibi yemek yiyorsunuz. Gerçi arkadaşımın kızı henüz 9 aylık olduğu için biz veremedik. Biraz oturduk, kalktık.

Ev toplamakla bitmiyor. Sürekli bir şeyleri düzenleyip organize etme eğilimindeyim. Nereye kadar? Gerçi kitaplıklar çok güzel oldu. Aradığımı şıp diye buluyorum. Doğum için evlilik cüzdanı lazımmış mesela, elime geliverince çok sevindim. (Gerçi neden lazım onu anlamadım. Kimlikte yazıyor ya. Ayrıca evli değilsen doğuramayacak mısın?)

İzinli olmak çok güzel. İyi ki son 3 hafta kalaya kadar çalışacağım diye tutturmamışım. Buna bebeğimin de, benim de ihtiyacımız varmış. Psikolojik ve bedensel olarak hazırlanmaya. Doktorum bile, iş seni harap etmiş, bırakınca kendine geldin dedi. Doğru. Sorumluluk, stres denen şeyler insanı farketmeden tüketiyor. Belki daha sakin, daha laylay bir iş olsaydı böyle hissetmezdim, gider arkadaşlarımı görür, biraz çalışır gelirdim. Ancak öyle olmadı benim. İzne ayrıldıktan sonra bile, şunlara bakıver mailleri gelmeye devam etti. Bakamam kardeşim.

Evde sevdiğim eşyaları düzenliyorum. Okuyorum, yazıyorum. Ders çalışıyorum. Yemek yapıyorum, enerjim olduğunca. Bol bol uyuyup fantastik rüyalar görüyorum. Arkadaşlarımla görüşüyorum, hareket ediyorum. Doğduktan sonra bir süre ücretsiz izin de alacağım. Gerçi şu kriz ortamında neler olacak belirsiz.

Bütün gün CNBC-E, NTV ve CNN izliyorum. Bana ne oluyorsa. Finansçı değilim, yatırımcı değilim. Dün CEO toplantıları vardı ilgiyle izledim. Piyasalar beni korkutuyor. Sanki bir eşikteyiz, doğru önlemleri almadıkları noktada çok sayıda insan işten atılacak, Rusya ve İran güme gidecek. İnsanlar sokaklara dökülecek ve kaçınılmaz olarak kaos ve savaş gelecek. Dünya nufüsunun şu an itibariyle çok kalabalık olduğuna inanan ve bunu ciddi ciddi azaltmayı (Bir kaç milyar insanı yok ederek) öneren kişiler var. Durum riskli ama kurtulma şansı var. Çinin bu krizden güçlenerek çıkma ihtimali var.

Amanın oturdum kehanetlerde bulunur oldum. Son istiklal savaşı gazimiz vefat etmiş. Beni çok etkiledi. Bir mevlütte imam efendi, bundaaan yüzyıl sonraa bu odadaaki küçük bebeek vee onun tanıdığı tüm insanlarr bilee vefaat etmişşş olabiliir anlamında bir şeyler söylemişti. Ona takıldım. Koskoca istiklal savaşı ve katılımcılardan kimse kalmadı artık. Ne düşünmüşlerdir acaba. Elimizden geleni yaptık, daha ne yapalım. Yaptılar da gerçekten...

Bilemedin 150 yıl sonra tanıdığın kimse hayatta olmayacak. Sen yoksun, eşin, dostun, annen baban yok. 31 yaşındayım, diyelim 100 yaşına kadar yaşadım. Demek ki kişisel olarak beni ilgilendiren dönem 70 yıl. Hamileyken, çocuğunu, onun çocuklarını, torunlarını düşünmeye başlıyorsun. Nerede yaşayacakları, nasıl yaşayacakları önemli. Mesela kick box kursuna mı göndermelisin, yoksa domates yetiştirmeyi mi öğretmelisin? Hayatta nasıl kalınır, nasıl mücadele edilir, medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarla başetmenin yolları? İsterim ki, pek çok hayata uyum gösterebilecek esneklikte olsunlar. Fit olsunlar. Doğal olara ilgilendiğin zaman aralığı en az 100 yıl daha artıyor. İnsan sonsuzlukta bir nokta, bugün var, yarın yok. Aslında hiç bir şey mutlak değil, hiç bir şey son değil.

Derin düşünceler. Sallanıyoruz, bir o yana, bir bu yana. Yana yana.

Kızımıza yeni türkü dinletiyorum bugünlerde. "O kadar sevdim ki resmini, işte bugün konuştu benle, yorulmuştum çalışmaktan, karda uzun yürüdük senle, geceleri resmine baktım, olanları anlattım, seni bir görsem diye diye, uyudum Yağmur'un sesiyle... O kadar sevdim ki resmini..."

Hiç yorum yok: