25 Kas 2008

Annelik, Çalışmak, Savaş Alanı

Nerden başlamalı... Çok derli toplu, konunun özüne inen bir yazı yazmak isterdim, ama sanırım bu öyle bir yazı olmayacak.

Konuya şurdan girdim, dün crebro bir yazı yazmış. "Kariyeri Ailesi Olan Kadınlar" Belki onu okuduğumdan, internette Annelik Kimliği diye aratırken dün yayınladığım Radikal'deki yazıya ulaştım. Dünden beri de aklımın bir köşesinde. Bugün, crebro, dünkü yorumlar üzerine bir yazı yazmış. "Yorumlara Cevap" Ben de gidip yorumları okudum. Bu konu beni yazmaya itti. Yazı crebronun yazılarına yanıt, ya da yorumlara yanıt değil. Anne olmaya karar veren/vermeyen her kadının önünde seçenekler var. Bu öyle bir konu ki kadınsanız gündeminizde. Olmasa da taşınıyor.

Ne düşünüyorum?

Kadınların şöyle bir sorunu var bence. "Benim yolum en doğrudur". En olmadığını sanan kadınların bile özellikle aile, erkekler, evlilik, çocuk, doğum konularında son derece bilmiş olduğunu düşünüyorum. Eğer sezaryan yaptıysa en doğrusu odur, normal doğurduysa o. Çocuğu bir haftalıkken bırakıp çalışmaya başladıysa en doğrusu budur, yok iki yıl başında durduysa en doğrusu o. Daha önce bu sayfalarda yazmıştım galiba. Konuştuğum diğer hamiloşlar çocuğa oda yapmadığımı duyunca "nasıl ya" diye şoklara girip bana garip bakışlarla bakmışlardı. Bir başka arkadaşımın arkadaşı ise çocuğuna hevesle oda hazırladığı için diğer hamile arkadaşlarından büyük tepki almış ve morali bozulmuş. Kısacası şu hayatta bir başka kadının düşüncelerine kendinizi bırakırsanız her yaptığınız yanlış. O daha iyisini bilir çünkü. Annelik kadını kendinden çok emin olmaya mı zorluyor bilmiyorum. Toplum sürekli olarak kadınları savunma hattında tuttuğundan, böyle bir iddacılık durumu mu oluşuyor bilmiyorum. Tek bildiğim, kadınlar ciddi anlamda rekabetçi ve özellikle, annelik, erkekler, çocuklar ve mutfak gibi konularda asla taviz vermez, kendinden şüphe etmez, öz eleştiri yapmaz bir hale sahipler. (Herkes mi doktora sahibi yarabbim. Bu ne kendinden eminlik, bu ne otorite, bu ne bilmişlik!) Çatışmalarının çoğunun kaynağında bu var.

Yani diyemiyoruz ki ne güzel kadının imkanı varmış, bebeğiyle uzun zaman oturmuş. Ya da diyemiyoruz ki, kadın bebeğinin bakımını ayarlamış ve işinden, mesleğinden olmamayı başarmış, aferin. Değil bunları söylemeyi, bu konular açıldığında hemen aslan kesiliyoruz.

Bir kabul edebilsek, annelik ya da kadınlık için binlerce yol vardır. Birinin diğerine üstünlüğü kadının çalışıp/çalışmaması, oda yapıp/yapmaması, ana okuluna yollayıp/yollamamasından çok annenin önce kendisiyle, sonra çocuğuyla ve çevresiyle kurduğu sağlıklı ilişkiye, kendini kabullenişine, huzuruna daha çok bağlıdır. (Naçizane fikrim. In my hımbıl opinion)


Savaş Alanı: Çalışan Anneler, Çalışmayan Anneler. İlk Gençlik:

Türkiye (belki dünyada da?) yaşayan bütün kadınlar önce anneleriyle ve annelerinin kuşağıyla hesaplaşmak zorunda kalırlar. Buna kendi annelerimiz de dahildir. Onlar da kendi annelerini sorgulamışlardır. Türkiye'nin geçirdiği hızlı dönüşüm, modernizmin getirdiği baskılar, diğer toplumların hayatlarına TVden de olsa şahit olmak gibi faktörlerin büyük etkisi vardır. Ya da belki de ergenliktir sadece.

Benim anneannem ve babaannemin zamanında kadının başlıca sorumluluğu ev, aile ve çocuklardı. Ne mesaiye gidiyorlardı, ne de crebronun yazısında geçtiği gibi latte içiyorlardı. Ama günlere gidip Türk kahvesi içtikleri, çocukları da evdeki büyük çocuğa emanet edebildikleri anlatılmıştır. Annelerimizin kuşağı bu resme baktı ve gördüğünden hoşlanmadı. Okumuşlardı, tek kimliklerinin anne olmasına izin veremezlerdi. Çalıştılar, işlere girdiler. Çocuklarını kimi bir haftalıkken, kimi bir aylıkken bakıcılara, kendi annelerine ya da kayınvalidelerine bırakıp işlerine döndüler. Hem mecburlardı (ekonominin dayatması) hem de annelerine benzememe kaygısı ağırdı. Çalışmayan annelerin, nasıl da eşlerinden para almak zorunda olduğunu, çalışmamanın anneyi çocuklarıyla şahane ilgilenen süper anneye dönüştürmediğini, bağımlı kadınların sinirli annelere dönüştüğünü, bunun da çocuklar ve aile huzur için pek de iyi bir şey olmadığını görmüşlerdi. Bunu seçmediler. Öte yandan çoğu "kariyer kadını" da olmadı. İş yerinde yükselmek, erkeklerle kıran kırana rekabet gibi konulardan uzak durdular. "Müdür olur musun" teklifine utandılar. Genelde öğretmenlik, devlet memurluğu gibi görece rahat ve huzurlu işleri tercih ettiler. (Ki o zamanlar fazla seçenek de yoktu) (Yanlış anlaşılmasın. Çok çalıştılar ama kariyer hedefleri olmadı.)

Gelelim bizim kuşağa. Biz de annelerimize baktık ve gördüklerimizden hoşlanmadık. Her ne kadar kendi annelerine göre fersah fersah ötede bir hayat yaşasalar da (kendi kocanı kendin seçebilmek, ekonomik özgürlük, entellektüel donanım) bu bizim (benim) için yeterli değildi. O kadar okuyup ettikten, bedeller ödedikten sonra bir erkeğin olabileceği ve benim olamayacağımı düşündükleri hiç bir alan kalmamalıydı. Feminist kitaplar ardı ardına yayınlanıyordu. Evde klasik anlamda bir iş bölümü vardı, anne yemek yapar, çocuklarla ilgilenir, baba dışarı işlerini yapar ve sokaktadır. Açıkcası bu bana kabus gibi gelirdi. (Sokakları hep sevmişimdir) Annemlerin kuşağı büyük bir arada kalmışlığı beraber yaşadı. Hem çalıştılar, hem eşit oldular, hem çocuklarıyla kendi annelerinden daha verimli, daha psikolojik daha destek veren anneler olmak için çabaladılar, hem de kimseye yaranamadılar. Feministler onları bağımlı, muhafazakarlar fazla bağımsız buldu. Eskiden annenin çocukları iyi beslemesi yeterliyken, annemlerin kuşaktan, okul başarısı, çocuğun sosyal hayatı, psikolojisi, zekası, her şeyi sorulur oldu.

O dönemde, (sağcı) öğretmenlerimin verdiği "çalışan anneler, mutsuz çocuklar" kitapları vardı. Muhafazakar ellerden çıkmış, annesi çalıştığı için başına binbir haller gelen çocuklarla ilgili kitaplar. Feministlere cevaben yazılmış deli saçması hikayeler. O dönemde çevreye bakınca, annesi çalışmayanların daha mutlu, daha huzurlu, daha iyi yetişmiş olduğunu düşünmedim. Anladığım kadarıyla evde olmak, bu kadınların bütün zamanlarını çocuklarıyla geçirmesine de yaramıyordu. Başka bir sosyal hayat(günler), çalışan arkadaşlarının yanında biraz daha ezik duruş. O günlerde zaten çalışmamak seçilen bir şey değildi. Eğitiminiz yoksa çalışmazdınız, o kadar.

(O zamanlar bebeklerden, çocuklardan, evlenmekten korkardım. İlk hedef bağımsızlıktı. Kendini bir erkeğin ya da toplumun tanımlamasına izin vermeden tanımlama. Ancak o noktadan sonra bütün olunabilirdi. Bizim kuşakta doğumların az olmasının sebepleri arasında o kapana kısılmışlık hissinden uzak kalma isteği yer tutar. Bebek insanı eve bağlar çünkü... Dediğim gibi sokakları seviyoruz.)

(Sonra teyzemin dediği: O kadar okuyacaksın da ne olacak, nasılsa doğurmayacak mısın? )

Bebek de yaparım, Kariyer de

Bebek de yaparım, kariyer de ikibinli yılların sloganı oldu. Bu hem, dışarda çalışmak yeterli değil, paketin tamamını istiyoruz kardeşim feminizmini savunan, hem de adam gibi rekabet etmek istiyorsanız doğurmayın söylemini eleştiren bir şarkı olarak (birisi orkid kadınları demiş yorumlarda) gündeme oturdu. Bugün artık nihayet, kadınlar kariyerden utanmama, tersine bunu talep etme noktasına gelmişlerdi. Koskoca holdingin bayan CEOsuna sıkıysa erkekler sizden üstün aslında diyin bakalım diyebilirseniz. Üstelik bu bayan CEO hiç de erkekleşerek ve çocuğundan vazgeçerek gelmemişse o noktaya. Çevrede çocuğu olduğu halde kariyeri olan kadınlar, çocuğu olmadığı halde kariyeri olan kadınlar, çocuğu olmadığı halde kariyeri de olmayan kadınlardan çok var.

Sonra, ben ABDye gittim. Gördüm ki bakıcı ücretleri çok yüksek. Çocuğu olan herhangi bir kadın aynı zamanda çalışıyorsa, maaşının çoğu bakıcıya gideceği için bu saçma kabul ediliyor. Patronlarımızın eşleri, ABD kökenli mühendislerin eşleri çalışmayıp, en az üç çocuğa evde bakmaktaydılar. Bu arada Hint kökenli arkadaşlarımıın eşleri iki çocuk doğurup, harıl harıl (bilgisayar mühendisi) çalışmaya devam etmekteydi. İran'lı iş arkadaşımın eşi de çalışıyordu. Kısacası göçmenler, görece daha az gelişmiş sayılan toplumlardan gelen kadınlar için çalışmamak çok düşünülebilen bir durum değildi. (İranlı arkadaşım da, Hintli erkek arkadaşım da aslında gayet iyi kazanıyorlardı. Eşleri çalışmasa idare ederlerdi.) Şirket yemekleri için ideal ABDli patronların evlerine gittiğimizde, kocaman evler, sağlıklı çocuklar, çocuk başına en az üç hobi, sarışın çıtır, zayıf ve eğitimli ama çalışmayan, kendini çocukların adamış anne... İdeal tablomuz buydu. Yalnız iki kadeh içtikten sonra, patronun eşinin beni bir kenara çekip eskiden nasıl da çılgın bir parti kızı olduğunu, ortamlara aktığını özlemle anlattığını unutamıyorum. Mesele çalışmak/çalışmamanın ötesinde bir kimlik sorunuydu. Belki de benim bakışlarımda gördüğü, evine bağlı eş, zarif çocukların annesi kimliğiyle onun da bir derdi vardı. "Ben sadece bu değilim" demek ister gibiydi.

Elbette bu bir örnek ve genellenemez.

Rosalind Coward'ın kitaplarını okumuştum eskiden. Şu Hain Kalplerimiz: Kadınlar Erkeklere Neden Teslim Olurlar? ve Kadınlık Arzuları: Günümüzde Kadın Cinselliği

Özellikle "Şu Hain Kalplerimiz" İngiltere'deki bir trendden bahsediyordu. Önemli kariyer basamaklarına gelmiş kadınların nasıl bir anda "doğanın çağrısını" duyup doğurduklarını ve işlerini ve kariyerleri silip "evimin kadını, çocuklarımın anasıyım" moduna geçtiklerini anlatıyordu. Bunun arkasındaki motivasyonun hormonlar ve içgüdüler kadar modern toplumun ve kapitalizmin kadınlar (ve insanlar) üzerindeki yozlaştırıcı, yıpratıcı, rekabetçi etkisinin olduğunu gösteriyordu. Birazcık özel sektörde çalışmış olanlar, ortamın özellikle rekabet söz konusuysa nasıl bir kurtlar sofrasına döndüğünü çok iyi bilirler. Büyüyünce insan şunu görüyor ki "kariyer"denen naneyi hiç kimse size altın tabakta sunmuyor. İstediğiniz kadar en iyi okulları, en iyi dereceyle bitirin. İstediğiniz kadar işinizde birinci sınıf olun. Ofis politikaları, arkadan dönen oyunlar, lobicilik, bunların farkında olmalısınız. Peki yürek buna dayanır mı? Ya da ne kadar dayanır? Bunu bir kenara bırakıp, alın kariyerinizi de, hırsınızı da, paranızı da, sizin üç kuruşluk üretiminiz için kıçımdan kan damladı uleeeeen demek güzel değil mi? Vallahi bana güzel geliyor ne yalan söyleyeyim. Bazen keşke imkanım olsa ve hiç çalışmasam, illa üreteceksem şu kıyıcı ortamdan uzakta evde daha küçük bazda üretsem diye düşünüyorum. (Bazı meslekler daha şanslı, çevirmenlik, yazılım vs gibi evde de yapılabilenler.)

Şu anda evde olmak, hamile olmak ve işten uzak olmak bana cennet gibi geliyor. Tekrar o ortama girip kıran kırana mücadele etmek, lafları savuşturmak, imaları geçiştirmek, deliler gibi çalışmak (üstelik işini seven, üretim yapan ve ürettiğine inanan, bunun memleket için ne kadar faydalı olduğunu da düşünen bir ben varken) ne kadar zor geliyor anlatamam. Bunu yapacağıma bebeğimin huzur dolu kokusunu içime çeker, evimde pışpışlarım, ne de güzel olur gibi geliyor. Demek istediğim, bebeğe kendim bakmak istemem kadar, çalışma ortamındaki adaletsizliklerin ve rekabetin de etkin bir motivatör olduğu. (Benim için) Öte yandan benim kişiliğim de otur evinde, keyfine bak türü bir yapı değil. En azından uzun süre değil. Vahşetin Çağrısı'ndaki Ben gibi bir yerlerden ses duyup kurtlar sofrasına döneceğim gibi geliyor.

Kendini Feda Eden Anne

Kariyeri annelik olan kadınlara gelince, aklıma şu geliyor hep. Bu anneler, (crebronun yazısındaki) yedi yirmi dört çocuklarıyla ilgileniyorlar. Okulları, bakımları, kursları. Kitaplar okuyorlar, kendilerini çocuklarının gelişimine adamış durumdalar. Bu onların seçimidir, kendilerinin vereceği karardır. Üretim yapmadıkları söylenemez, insan yetiştiriyorlar.

Ancak hep aklıma şu soru takılıyor. Varsayalım anneniz, sizi yetiştirmek için çalışmamış. Kitaplar okumuş, masallar anlatmış. Okullara gitmişsiniz. Sonuç itibariyle ülkenin en iyi okullarında okumuş, entellektüel derinlik sahibi, üretken bir birey olmuşsunuz. Aferim. Sonra doğuruyorsunuz (kız çocuğu) ve onu aynı annenizin yaptığı gibi masallarla, kitaplarla, o kurstan buna taşıyarak mükemmel bir şekilde yetiştiriyorsunuz. Biri sorduğundan "ben anneyim" diyebilecek kadar kimliği benimsemişsiniz. Sonra o mükemmel kızınız da okulları bitiriyor, kendi gibi entellektüel bir adamla evleniyor ve kızı oluyor. Ve o da sizin gibi o kızı en iyi şekilde yetiştirmek için...

Eeee. Yani entellektüel bir türün devamını sağladık da ne oldu? Bu resimde bir hata varmış gibi geliyor bana. Bu kadınlar çemberine bir erkek çocuk girmedikçe, bunca emeğin toplumsal çıktısı ne oluyor? İyi eş, iyi anne. Ama topluma, üretime, gelişime faydası var mı? Ursula L Guin'in kitabında vardı. Özellikle kadın yazarlarla ilgili. Çocuklar büyüyene kadar bekle, bekle, zamanın gelmesini bekle, sürekli ertele. Çocukların için vazgeç. Onlar da çocuklaarı için vazgeçsinler filan. Bahane. Hayat şimdi ve şu an var. Ne çocukların, ne de senin geleceğinde.

Bir annenin, annelik dışında bir "ben"inin olması, üretim yapması, yazması, çalışması o ben doğrultusunda hareket etmesi günah değil. Öte yandan bunları yapması için illa ücretli bir işte çalışıyor olması da şart değil.

Bir de unutmadan. Burada bahsettiklerimiz hep bireysel örnekler. Bunlardan çıkıp genele gitmek doğru değil. Yani kadınlar için çalışmamak/çalışmak iyidir denemez. Ne herkesin sosyo-ekonomik-kültürel seviyesi aynı, ne herkesin aile yapısı, kocası, eşi dostu aynı. Toplumdan topluma kimliklerimize kadar binbir faktör var. En iyisi kendi yolunu kendin seçmek ve sana verilen senaryoya uygun hareket etmeme hakkına sahip olduğunu bilmek.

En önemlisi seçim yapabilecek durumda olmak.

Sonuç

Keşke kadınlar kadınları bu kadar aşağılamasa.
Keşke kadınlar bu konularda bu denli rekabetçi olmasa.
Keşke kadınlar başka kadınların seçimlerinin onların kendi seçimlerini anlamsızlaştırıp, değersizleştireceğini düşünmese.
Keşke bütün kadınların seçme hakkı olsa, çocuk doğurmayı/doğurmamayı, çalışmayı/çalışmamayı/evden çalışmayı seçebilse.

Keşke kadınlar diğer bütün kadınların kendileri gibi olmayabileceğini kabullense ve dayatmasa.
Keşke anneliğe dair konular faşizan bir şekilde "böyle hissetmelisin!" savunulmasa.

Keşke bireysel hikayelerden "herkes böyle yapmalıdır!" sonuçları çıkmasa.

Keşke her insan üretebilse, ürettiğine yabancılaşmayabilse, hem üretecek, hem kendine ve ailesine zaman ayırabilecek, sağlıklı bir yaşam sürdürebilse.

Keşke işyerlerinde kadınlar, hamile misin, doğuracak mısın gibi sorularla olmadık tacizlere uğramasa.

27 yorum:

kuzunun annesi dedi ki...

Öncelikle gecmiş olsun Özgür Anne...Umarım son ilacların biraz rahatlatmıştır seni .
Biliyormusun bende bebeğime oda yapmadım , bir sürede yapmayacagım . Yatagını kendi odamıza koyup bir süre öyle idare edecegiz cünkü . Ne sacmadır degil mi o önyargılar , hiii oda yapmadın mı ?? Nasıl yani ?? yorumları . Ne var canım , herkes kendi evini boyutuna göre , yasam tarzına göre birseyler ayarlar elbet. Herkesin uygulamak zorunda oldugu belli kurallar mı var ? Evlilik törenleri , düğünlerde de , evini ilk dekore ederkende böyle karısanı görüşeni cok olur insanın .. Pekte sinir bozucu seydir . Allahtan bu konuda kocişle hem fikiriz , kimseleri karıstırmıyoruz bu tür işlerimize :)))

Cocuk mu kariyer mi konusuna gelirsek , senin benim gibi kurtlu kadınlar hakkaten öyle uzunnn uzadıya evde kalabilecek tipler degiliz , ama öte yandan bebeklerle maximum zaman gecirebilmek , yeni anneliğin tadını cıkarabilmek en büyük istegimiz ... Tam bir ikilem . Daha önce özel sektörde uzun seneler gecirmiş olan ben , devlete gecişin avantajlarını sana nazaran daha bir kullanabilecek gibiyim sanırım . Yinede ideal annelik bence cocuguyla cok uzun zaman degil , az bile olsa kaliteli zaman gecirmekten geciyor bence. Asıl kafa yorulacak konu budur der , şimdilik huzurlarınızdan ayrılırım . Netekim uzunnn bir post omus bu fazlasıyla.. Eloşu okşa benim için annesi ...

Ozgur dedi ki...

Sevgili kuzunun annesi,
Hoşgeldin:) Kaşıntılarım dünkü ilaçtan sonra çok azaldı. Çok teşekkür ederim.

Karışmaya başlayınca sonu yok, oda yapmadın mı, çocuk yapmadın mı... bin tane nane...

Sana çok hak veriyorum. Şu nitelikli zaman denen şey önemli bence de.Hani nasıl desem, belki de bebeğe senin mama yedirmen şart değil. Ama okşaman, masal anlatman, sarılman, güven vermen şart gibi. Eloş büyüyor sağ olsun. Karnımın bazen sağında, bazen solunda. Şimdilik içerinin keyfini çıkarıyor..

Az kaldı...

Sevgiler, senin kuzuyu öperim resimlerinden:)

Adsız dedi ki...

"Kariyeri Ailesi olan Kadinlar" blogunun sahibi Meltem'e ulasamadim. "Hakaret icerdigi icin sildim" dedigi yorumumun aslinda ne oldugunu gostermek istiyorum ama gonderdiklerimi silmeye basladi. Katilmasaniz bile ozgur dusunce adina yorumumu birakmama araci olabilir misiniz? Ben size copy-paste ile mesajimi gondersem siz oraya birakabilir misiniz? Insanlarin her iki tarafi da duymalarini istiyorum ve cok rica ediyorum.
Texas'tan.

Adsız dedi ki...

Iste text su:

Ilk yorumuma Meltem’den tokat gibi seviyesiz bir cevap aldim: “Ayrıca uzun zamandır beni kimse böyle SİNİRLENDİRMEMİŞTİ seni tebrik ederim. …. yazdıklarına bakılırsa senin böyle birşeyi anlaman imkansız. İş olarak üniversitede öğrencilik ve asistanlık mı yapıyorsun da yaptığın işi işten sayıyorsun!!!
SİTEME GİRME YAZILARIMI OKUMA BANA YORUM ATMA!!!”
Ben bu saygisizliga afallayarak, kibarca elbette ki bir daha yorum yazmayacagimi belirttim ve suna benzer bir cevap verdim: “Tepkini anlamadim Meltem. Kadinlarin calismasina kategorik olarak karsi cikan insanlar var, kadinlar da bu tip romantik argumanlara kapilarak yuz yil oncesinin normlarini diriltmeye calisanlara alet oluyorlar. Calismak calismaktir, evde oturup cocuk bakmak evde oturup cocuk bakmaktir. Bu ikisinin farkini “calismanin ne demek oldugunu anlayamamak” gibi suslu cumlelerin arasinda kaybetmeyelim.”
Hakaret icerdigi icin silmek zorunda kaldim” dedigi ikinci yorumum iste budur ve Meltem’in kendini kaybederek bana agzina geleni soyledigi yukaridaki alintiya gore takdir edersiniz ki seviyece epey farklidir.
Dunyanin her yerinde “ev hanimligi” olarak bilinen kadinin evde oturup cocuk bakmasi durumuna “kariyer” adini vererek avukat, doktor, muhendis, ogretmen, professor, disci, economist, laborant … vb. gibi cabalariyla bir alanda uzmanlasmis ve bu alanda topluma bir hizmet sunan insanlarla gunumuzun modern ev hanimlarini bir anda ile ayni kefeye koydunuz. Oysaki yapilan isin ekonomideki ve uretimdeki yeri farklidir.
Cok guzel ve akilli yorumlar geliyor:
Mesela, “……bu kariyer delisi,ömrünü sadece çalışmakla tüketen,hiçbirşeye vakit ayırmayan,güya kadınların gücünü göstermek için çalışan insanlar… sanırım atatürk kadını olduklarını sanıyorlar bence yanılıyorlar” diyen bir arkadasa soyle bir cevap verilmis: “Calismak ve calismayi dogru bulmak ‘kariyer delisi’ olmak degildir. Ille de bir kaliba sokacagiz: “kariyer istiyor, demek ki hirsli, paragoz, kariyer delisi..demek ki kalbinde aska ve cocuk sevgisine yer yok”

Bir de, belki de gormek istemediginiz icin bu kadar sinirlendiginiz cok onemli sorular sorulmus:
“Hepsinin eşleri Michigan üniversitesinde doktora yapıyorlar. Biliyorum hayatları boyunca zorunlu olmadıkları sürece hiç ücret karşılığı çalışmayacaklar. Ekonomik olarak orta ya da ortanın üzerinde bir hayat sürecekler. Dört ile altı arası çocuk yapacaklar.”
1)Neden kendileri doktora yapmıyorlar?
2)Neden çalışmayacaklar? Anne oldukları için mi?
3)4-6 arası çocuk güzel bir hayal. Koca tek maaşla bakabilecek mi 4-6 çocuğa?
Insan zorunluluktan calisir, ama en once insan oldugu icin calisir. Evet, calisma kosullari zordur, kadin olmak zordur. Issizlik, parasizlik, ayrimcilik gibi gercekler vardir. Her ailenin cocuklarina verebildigi egitim olanaklari da ayni degildir. Ama calisabilecekken sirf kadin oldugu icin calismadan evde oturmak nasil bir kisisel tercihtir ve eger boyle bir sey varsa bunu adi nedir?

Eskiden ulkemiz kadinlarin Ataturk’un armagani olan calisma ve secme ve secilme hakkini hakkini disleriyle tirnaklariyla koruduklari, ilk kadin pilot, ilk kadin tiyatrocu olmak ovundukleri bir ulkeyken, simdi gunumuz kadinlarini “birey yetistirme sorumlulugu” gibi suslu puslu cumlelerin arasinda oldugundan farkli bir seymis gibi gosterilmeye calisilan ev hanimligina ozendiren o yazinin kimlere hizmet ettigine dikkat cektim.

………….Ve hic sasirmadim. Buna hakaret denmis ve silinmis. Sonra bir de utanmadan “hakaret icerdigi icin bir yaziyi silmek zorunda kaldim” denmis.

—-Meltem bunu da silmissin bir daha gonderiyorum. Lutfen dediklerinin arkasinda durur musun? “Blogger Kapatilmis” yazisinda bize ne yapmamiz gerektigini soyluyordun?—-

Adsız dedi ki...

Meltem'in sitesine bakmam yasaklanmis. Ben bu mesaji size bana bir ses verilmesine araci olmanizi rica ederek gonderiyorum.
Mesajlarim siliniyor ve degistiriliyor. "Hakaret icerdigi icin silmek zorunda kaldim" denilen mesajimi iste yazdim. Konuk yazar olarak mesajimin tam metnini size yeniden gondersem, ozgur dusunce adina, katilmasaniz bile daimi olarak yayinlamayi dusunur muydunuz? Sonra da dilerseniz bu yorumlari silersiniz.

Merve dedi ki...

MELTEM BENIM YAZIMI DA SILDI:

"Meltem, merhaba. Burayi okuyan herkes sana sempati duymustu ilk basta. Ama seni ciddiye alip yorum yazan insanlari silmene bozuldum. (Figen, sen cok yasa e mi?) Blogun amaci ne peki, begenmedigin gorusleri sileceksen? Kaleme kalemle cevap vermek yetenektir. En onemlisi “medeni” olmaktir. Esinin yardimini istemene senin adina cok ama COOK utandim.
Ben o sildigin mesaji tekrar yayinlamani rica ediyorum: Iyi niyet gosterisi olarak. Cunku senden daha derin dusunen insanlar da olabilir. Senden daha degisik dusunenler de olabilir. Bir saldiri ve hakaret unsuru icermedigi halde silmissin. Bu demektir ki sen ona kalemle cevap veremedin."
yazmistim

Adsız dedi ki...

Dusuncelerime katilmadigi halde ozgur dusunce adina burada bana bir ses veren Ozgur Anne’ye cok tesekkur ediyorum.
-KONUK YAZAR: Texas’tan.

Crebro Meltem’den Demokrasi Dersi: “Dedigimi Yap, Yaptigimi Yapma!”

Crebro adli blogunda birkac hafta once “Blogger Kapatilmis!” diye feryat eden Meltem’in son yazilarindan birine gonderdigim ilk yoruma kendisinden tokat gibi, seviyesiz bir cevap aldim. Meltem soyle diyor:

“Ayrıca uzun zamandır beni kimse böyle SİNİRLENDİRMEMİŞTİ seni tebrik ederim. …. yazdıklarına bakılırsa senin böyle birşeyi anlaman imkansız. İş olarak üniversitede öğrencilik ve asistanlık mı yapıyorsun da yaptığın işi işten sayıyorsun!!!
SİTEME GİRME YAZILARIMI OKUMA BANA YORUM ATMA!!!”

Ben bu saygisizliga afallayarak, kibarca elbette ki bir daha yorum yazmayacagimi soyledim ve suna benzer bir cevap gonderdim: “Tepkini anlamadim Meltem. Kadinlarin calismasina kategorik olarak karsi cikan insanlar var, kadinlar da bu tip romantik argumanlara kapilarak yuz yil oncesinin normlarini diriltmeye calisanlara alet oluyorlar. Calismak calismaktir, evde oturup cocuk bakmak evde oturup cocuk bakmaktir. Bu ikisinin farkini ‘calismanin ne demek oldugunu anlayamamak’ gibi suslu cumlelerin arasinda kaybetmeyelim.”

Iste, “hakaret icerdigi icin silmek zorunda kaldim” denilen ikinci yorumum budur. Sonra blogda yeni baslik kaciliyor ve bu yeni yazida kendisi “bazi yorumlari hakaret icerdikleri icin silmek zorunda kaldim” diyor.

Yorumumun neden silindigini ve nesinin hakaret icerdigini kendisine buradan soruyorum. Benim silinen ve silinmeyen tum mesajlarim, Meltem’in kendini kaybederek bana agzina geleni saydigi yukaridaki alintiya kiyasla takdir edersiniz ki seviyece epey farkli.
Ve sonra bir de bakiyorum, Meltem’in blogunu okumam bile yasaklanmis.

Yasaklayan Meltem ise birkac hafta once “Blogger Kapatilmis!” yazisinda bize sunlari diyen Meltem: “İnsanlara görmeyi, duymayı, yazmayı, düşünmeyi ve konuşmayı yasaklıyorlar. İnsana insan olmayı yasaklıyorlar. İnsan olmak tehlikeli. Akıllı insanı gütmek zor. Onlar insan gütmek istiyorlar. Pes etmeyin. Yazılarınıza wordpress’te devam edin. Onu da yasaklarlarsa kendi sayfanızı oluşturun. Özgürlüğünüzü engellemelerine izin vermeyin.”

Bu sacmaligin uzerine, ulkemizin aydinlik fikirli, cesur bir “ozgur anne”si, dsusuncelerime ve ifade tarzima katilmadigi halde dusunce ve ifade ozgurlugu adina bana kendi sayfasinda bir yer verdi. Ozgur Anne’yi tebrik ediyorum.

Susturulmaya calisildim. Begenmedigimiz gorusleri susturalim gitsin, oyle mi? Oysaki o begenmedigimiz gorusler belki de dunyamizi genisletecek, ufkumuzu acacak olan gorusler.

Dunyanin her yerinde “ev hanimligi” olarak bilinen, kadinin evde oturup cocuk bakmasi durumuna “kariyer” adini vererek avukat, doktor, muhendis, ogretmen, professor, disci, ekonomist, laborant … vb. gibi cabalariyla bir meslek dalinda uzmanlasmis ve kendi alaninda topluma bir hizmet sunan insanlarla gunumuzun modern ev hanimlarini bir anda ile ayni kefeye koydunuz. Oysaki yapilan isin ekonomideki ve uretimdeki yeri farklidir. Doktor, muhendis, avukat, disci, professor hanimlarin cocuklari da, “domestic engineer,” “kariyeri ailesi olan kadinlar” gibi sifatlarla oldugundan farkli bir seymis gibi gostermeye calistiginiz gunumuzun modern ev hanimlarinin cocuklarindan “kalibre” olarak hic de asagi degildirler.

Meltem onlari da silmis mi bilemiyorum ama yazisina cok guzel ve akilli yorumlar gelmeye devam ediyor:

Mesela, “……bu kariyer delisi,ömrünü sadece çalışmakla tüketen,hiçbirşeye vakit ayırmayan,güya kadınların gücünü göstermek için çalışan insanlar… sanırım atatürk kadını olduklarını sanıyorlar bence yanılıyorlar” diyen bir arkadasa soyle bir cevap verilmis: “Calismak ve calismayi dogru bulmak ‘kariyer delisi’ olmak degildir. Ille de bir kaliba sokacagiz: “kariyer istiyor, demek ki hirsli, paragoz, kariyer delisi..demek ki kalbinde aska ve cocuk sevgisine yer yok”

Bir de, belki de gormek istemediginiz icin bu kadar sinirlendiginiz cok onemli sorular sorulmus:

“Hepsinin eşleri Michigan üniversitesinde doktora yapıyorlar. Biliyorum hayatları boyunca zorunlu olmadıkları sürece hiç ücret karşılığı çalışmayacaklar. Ekonomik olarak orta ya da ortanın üzerinde bir hayat sürecekler. Dört ile altı arası çocuk yapacaklar.”
1)Neden kendileri doktora yapmıyorlar?
2)Neden çalışmayacaklar? Anne oldukları için mi?
3)4-6 arası çocuk güzel bir hayal. Koca tek maaşla bakabilecek mi 4-6 çocuğa?

Insan zorunluluktan da calisir, ama en once insan oldugu icin calisir. Evet, calisma kosullari zordur, kadin olmak zordur. Issizlik, parasizlik, ayrimcilik gibi gercekler vardir. Her ailenin cocuklarina verebildigi egitim olanaklari da ayni degildir. Ama calisabilecekken sirf kadin oldugu icin calismadan evde oturmak nasil bir kisisel tercihtir ve eger boyle bir sey varsa bunu adi nedir?

Eskiden ulkemiz kadinlarin Ataturk’un armagani olan calisma ve secme ve secilme hakkini hakkini disleriyle tirnaklariyla koruduklari, ilk kadin pilot, ilk kadin tiyatrocu olmak ovundukleri bir ulkeyken, simdi gunumuz kadinlarini “birey yetistirme sorumlulugu” gibi suslu puslu cumlelerin arasinda oldugundan farkli bir seymis gibi gosterilmeye calisilan ev hanimligina ozendiren o yazinin kimlere hizmet ettigine dikkat cektim.

………….Ve hic sasirmadim. Buna hakaret denmis ve silinmis. Sonra bir de utanmadan “hakaret icerdigi icin bir yaziyi silmek zorunda kaldim” denmis.

“Blogger Kapatilmis!” yazisinda bize demokrasi dersi veren Meltem bir gun dediklerinin arkasinda durmayi ogrenir mi sizce?

Anne ve Bebisi dedi ki...

Ben 4. nesil kadinlarin, yani su anki hamilelerin ya da taze annelerin kizlarinin bu konuda hangi noktada olacagini merak ediyorum:) Belki de onlar hic dogurmamayi tercih edecekler ya da en basa, anneanne-babaannelerinin duzenine donecekler kim bilir?

aysema dedi ki...

Ben eski bir anne olarak yazınızı okudum ve çok da beğendim. Aynı zamanda yapılan yorumları da okudum.
Silinen yorumların (yazıldığı gibiyse) hiç de hakaret içermediğini söyleyebilirim haddim olmayarak.

Ben de çalışan anneydim. Yeni emekli oldum. İki çocuk büyüttüm. Anneane olmaya hazırlanıyorum şu sıralar.

Annelerin çalışmasından yanayım. Sebep ne olursa olsun...

Her şeyden önce bu ülke onları yetiştirmiş.Kadın olsun erkek olsun borcunu ödemek zorunda... Kaldı ki çocuk anaokuluna gidinceye kadar zorluk yaşanıyor, sonrasında anne rahatlıyor. Bu arada babanın tutumu önemli. Birlikte sorunları kucaklamak gerekli, bu olmazsa iş çok güçleşiyor kadınlar için...

Çocukla uzun süre evde birlikte, ama ilgisiz, işlere boğulmuş, yorgun, sinirli, kaprisli bir anne modelindense; az,ama nitelikli zaman harcayan, ekonomik özgürlüğüyle ev işlerinde yardım alan(birilerine de iş ortamı sağlayarak katkı veren)anne modeli daha önemlidir bence.

Biz kadınlar Atatürk'e çok şey borçluyuz... Çocuklarımıza güzel bir bırakmak için de çok çalışmalıyız.

Çok mu uzattım ?

aysema dedi ki...

Düzeltme:

Yorumumun son paragrafında " Çocuklarımıza güzel bir GELECEK bırakmak için çok çalışmalıyız." olacaktı. "Gelecek" sözcüğünü unutmuşum.

Ozgur dedi ki...

Merhaba,
Uzunca bir süre bloguma bakamadım. Bir de geldim neler olmuş, neler. Yorumları (Meltem'in blogundan silinen) dün gece gördüm. Sabaha bıraktım. Çünkü açık konuşmak gerekirse ne yapacağımı bilemedim.

Şöyle açıklamaya çalışayım. Yazılanların içeriğinden bağımsız olarak blog etiği denen bir şey varsa eğer, o noktadan yaklaşmak istiyorum.

Olayın özeti şu: Crebro(Meltem Hnm) bir yazı yazmış. Bunun üzerine çok sayıda tepki gelmiş. Yorum yazan arkadaşlardan bazılarının yorumları Meltem Hnm'ı kızdırmış, o da bu yorumları silmiş. Yorumları silinen arkadaşlar, Texastan ve Merve, yorumlarını benim bloguma aktararak seslerini duyurmaya çalışmış.

(Bu noktada bana teşekkür edilmiş, ancak aslında hak ettiğim bir teşekkür değildi, konudan haberim olmadığı için bilgisizlik sebepli bir izin verme durumu gibi oldu ilk anda)

Öncelikle silinen yorumların içeriğini bilmiyorum. Dolayısıyla hakaret içerip içermediği konusunda bir yorum yapmam mümkün değil. Crebro'nun bloguna tekrar baktığımda, şu yorumu gördüm. Belki tartışmaya neden olan yorum odur:

"Calismak insan olmanin bir geregi. Kadin ya da erkek, her insanin kendine olan saygisinin bir geregi. Bu gercek suslu cumlelerin arasinda kaybolmasin. Annelerimizn anneannelerimizn zamaninda dunya baskaymis. Ama bu devirde eli ayagi tutarken calismayip evde oturan insana “rent-seeker” denir, ki bu Amerika’da da Dogu toplumlarinda da cok yaygin. Avrupa’da daha az, cunku Avrupa dunyanin diger yerlerine gore (buna Amerika da dahil) kadin-erkek esitliginin daha gelismis oldugu, daha modern bir kulture sahip.
Eve kadinin getirdigi para az olur cok olur, konunun ozu bu degil. Ne kadar para kazandigi degil, calismanin kendisi insanin kendisine olan saygisinin bir geregi."

Belki de bu rent-seeker kelimesi, bir hakaret olarak algılanmış olabilir. Bilemiyorum. İnsanların algıları zamana ve duruma göre, kendi hassasiyetlerine göre değişebiliyor.

Benim konuya dair (icerikten bagimsiz) naçizane fikirlerim şöyle:

1- Bir blogger kendi bloguna yazılan yorumları silme hakkına sahiptir. (Hakaret içermese bile)

2- Bir insan kendi blogu söz konusu olduğunda demokrat olmama hakkına da sahiptir. (Demokrasi gereği)

3- Diğer insanlar bu özelliğinden dolayı söz konusu bloggeri eleştirme hakkında sahiptir.

4- Tercihini belirtmiş olan crebro'ya benim başka birinin yorumunu yapıştırmam etik olarak doğru değildir. (Hanım istemediğini belirtmiş, üzerine gitmek taciz olur bence)

5- Öte yandan yorumu silinen arkadaşlar, kendilerini ifade etme hakkından mahrum kaldılar. Söyleyecek sözleri vardı ama mecra bulamadılar. Her ne kadar kişisel fikrim, bunun yerinin benim blogumdaki yorumlar olmadığı olsa da yorumları silmek benim içime sinmedi. Ama bu konuda rahat değilim. Gönül isterdi ki, bu konu hakkında arkadaşlarımız da bir yazı yazsın ve kendi bloglarında yayınlasın. En doğrusu bu olurdu fikrimce. Ama ikinci alternatif, Texas'ın son yorumunda belirttiği gibi yazısını kendi blogumda yayınlayabilirim. Çünkü kendisinin yanıt hakkı (savunma hakkı) vardır. (Yazdıklarından bağımsız olarak.)

Sonuç olarak, Texas'tan yazan arkadaşımızın yazısını noktasına virgülüne dokunmadan yayımlayacağım.

İçeriğe dair fikirlerimi kendi yazımda belirtmiştim. Ancak, bir kez daha keşke biraz daha sakin olabilsek, keşke kişileri hedeflemesek, biraz daha özenli, biraz daha naif, biraz daha anlayışlı olabilsek, acele etmesek, polemiğe girmesek... gibi dileklerim var. Düşünce tartışması yaparken işler neden çığrından çıkar.

Dünkü yazımda iş hayatı için kurtlar sofrası demiştim. Kadınların borusunun öttüğü, annelik, evlilik, vs gibi konularda da başka bir kurtlar sofrası olduğu gözüküyor. Ah ahhh kadınlar kadınlara dost olsa öyle farklı konular konuşuyor olurduk ki... Bana öyle geliyor.

Sevgiler herkese. Umarım derdimi anlatabilmişimdir...

Ozgur dedi ki...

Sevgili Anne ve Bebişi,

Kızlarımız ne yapacak değil mi? Bilmiyorum, ben de merak ediyorum açıkcası. Gönül ister ki, teknoloji o kadar gelişsin, çalışma saatleri o kadar düşsün ki (genel refah sebebiyle) annelik mi, çalışmak mı, evde oturmak mı vs gibi tercihleri hiç yapmak zorunda kalmasınlar.

Hani teknoloji gelişecekti, bizler daha kısa saatler çalışacaktık, hani ne oldu? Marx'ın damadının "Tembellik Hakkı" diye bir kitabı vardır. Ha babam çalışıp durmak bize protestan ahlakından, batılı kardeşlerimizden hediye. Dünyayı batılılar yerine doğulular yönetiyor olsa çok daha uzun saatler uzanıp göklere bakar, alemi merak eder, yoga yapıp, ruhumuzu temizlerdik belki kim bilir.

Merak ediyorum. Umarım onların zamanına çok daha fazla yol almış oluruz.

Teşekkürler yorumunuz için.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Aysema,
Yazımı beğenmenize çok sevindim. Yorumunuz için de çok teşekkür ederim.

Ancak size katılmadığım noktayı da belirtmek isterim, acaba yazımda öyle mi anlaşıldı diye endişe ettim çünkü.

Demişsiniz ki, "annelerin çalışmasından yanayım ne olursa olsun." Bu sizin düşünceniz, ben buna katılmıyorum. Benim yazımda demek istediğim bunun kararını verecek olanın kişinin kendisi olduğu ve bunun hakkında başkalarının yorum yapmasını doğru bulmadığım. Bu konudaki bütün yorumlar kişisel.

Örnek vermek gerekirse, ortaokul mezunu bir anne düşünün ki McDonalds denilen sömürü yuvasında bir iş bulabilmiş. Eğer ekonomik durumları uygunsa, neden bebeğiyle vakit geçirmek yerine orada çalışsın ki?

Demek istediğim bu konuda her kadına uyan bir genel formül yok kanımca. Yazımda anlatmak istediğim buydu.

Öte yandan az önceki örnekteki kadın çalışmak istiyorsa, haklıdır. Çalışmak istemese de.

Benim demek istediğim bu konu hakkında büyük, herkese uymasını istediğimiz teorilerdense kişiye özel durumlarla ilgilenmek.

Bu noktayı açıklığa kavuşturmak istedim:)

Sevgilerimle,

(Annenin eskisi olmaz, tecrübelisi olur:)

gunebakan dedi ki...

sevgili ozgur anne
uzun zamandır bana bu kadar keyif veren bir yazı okumamistim.
seni tebrik ediyorum.
yayinladigin yorumlardan oturu de ayrica tebrik ediyorum.
nedense aynen de dedigin gibi oluyoruz biz kadınlar.
normal doğum yaptıysa sezaryen kötü, çocuğuna emzik vermediyse emzik verenler ilkel; çocuğu için işten ayrıldıysa, çalışmaya devam etmeyi seçenler kariyerist, hırslı, manyak, kötü anne; çocuğunu 2 yaşına kadar yanında yatırdıysa 6 aylıkken odasını ayıranlar gaddar; vs.vs.vs bu örnekleri dilediğin kadar uzatabilirim.
evet herkes benim dediğim doğru diyor, kimse kimseni şartlarını, yetişme tarzını, imkanlarını düşünmüyor. vayyy ilkokul mezunu salak bi kadına çocuğunu bıraktın, ne için iş hırsı için, tuuu yazıklar olsun sana, doğurmayacaktın...
çocuk da yaparsan kariyer yapamıyor, aksi halde orkid kadını diye yaftalanıyorsun...
oysa ben çocuğuna bakmak için işini gücünü bir kenara bırakan üniversiteli, doktoralı annelerin, bıkkın, bezmiş bir psikopata dönüştüğünü gördüm gözlerimle...
çevremde birebir şahit olduğum canlı örnekleri anlatayım, kesinlikle genelleme yapmıyorum. benim etrafımdakilerden bir örnek kesit sadece bu:
çocuğu için işini bırakmış, ama artık çocuğu okul çağına gelmiş, uzun zamandır çalışma hayatından uzak kaldığı için de iş bulma ihtimali sıfıra yakın, bunu hisettikçe gerilimleri artan, çocukları ile sürekli bir hır gür içinde yaşayan, evde oldukları zamanda bile doğru dürüst yüzleri gülmeyen, yürüyen bir homurtu şeklinde gezen anneler, onların yanında televizyon bağımlısı, bilgisayar bağımlısı, çocuklar...
diğer tarafta ise çalıştığı ya da çalışmak zorunda olduğu için, bebeklerini 3 aylıkken ağlayarak bakıcıya ya da anneanneye, babaanneye bırakmak zorunda kalan, bu vicdan azabı ve çalışma ikilemi arasında bir süre bocalayan, ama sonuçta çalışan, para kazanan, ama ayrı bir sosyal çevresi de olan, işten arta kalan zamanını çocuğa adayabilen, para kazanıp ayakları üzerinde durmayı başarabildiği için kendine güvenen, diploması dolapları beklemeyen anneler var.
bu annelerin çocukları, diğerlerine göre daha özgüvenli, sevildiklerini, değer verildiklerini onlarla geçirilen her anın çok kıymetli olduğunu daha fazla hissediyorlar.
benim annem çalışıyordu, ben asla annemin bana bakmak için mesleğini bırakmış olmasını istemezdim.
hiç üzülmedim, hiç eksiklenmedim, aksine hep gurur duydum çalışan bir annem olduğu için, arkadaşlarımın çoğunun annesi ev hanımıydı çünkü.
ben de çocuğumu 3 aylıkken bakıcı ve anneanne ikilisine teslim edip işie döndüm. o dönemde süper bir işim vardı. 5 yıl önce aldığım maaşı şu gün bile yazsam, dudağınız uçuklar. mesaim yoktu, özel sektördeydim ama çok rahattım. bu işi bırakmak aptallık olurdu.
tüm ilklerini ben gördüm, ilk dişini ben gördüm, ilk adımlarını benim yanımda attı, ilk kelimesini bana söyledi, ilk gülücüğünü bana attı...
haa benim içim sızlamadı mı elbette sızladı. lanet olsun deyip bırakabileceğim işim olsaydı keşke dedim zaman zaman. ilk 3 yıl yanında olamadım diye dertlendiğim zamanlar oldu...bu anlamda çok çelişkiler yaşadım hala da yaşıyorum...
ama çalışan anne=kötü anne, çocuğunu büyütmek için işi bırakan anne=mükemmel anne eşitliği çok ama çok yanlış onu anlatmak istedim.
keşke devlet bize imkan verse ilk 3 yıl çocuğumuzun yanında olabilsek. aynı işimize aynı koşullarla dönüş garantimiz olsa mesela, ben tereddüt bile etmez bırakırdım. ama bu koşullarda bile çalışmayı seçenler olabilir. dünyada anne sayısı kadar fazla annelik stili var. kimse kimsenin tarzını kendi doğrularının penceresinden kötülemesin...
yazının her yerine bayıldım da, şu entellektüel zincir kısmına daha da çok bayıldım...
bundan sonra bloğunu takip edeceğim...

Adsız dedi ki...

Ozgur Anne, cok tesekkur ederim! Elbette ki bir blog yazari begenmedigi yorumlari silebilir. Siz de benim tum mesajlarimi temizleyin, sadece son metni dediginiz gibi yayinlayin, cunku orada her seyi zaten anlattim. Olay kisaca bilinsin. Hakaret iceriyordu da ondan silmek zorunda kaldim" demek bu kadar kolay olmamali. Sivri bir gorus ortaya atmak hakaret degildir oyle degil mi? Meltem'e hitaben kisisel hicbir sey soylemedim, sadece genel bir yorum yaptim. Ama karsilik olarak bana agzina gelen sayilmis, nasibini almayan ne meslegim kalmis ne karakterim kalmis... durun aciklayayim derken silme olayi, yasaklama olayi... Burada hakarete ugrayan benim, tacize ugrayan benim, bloga erisme hakki engellenen benim. NE yapmisim bunu hak etmek icin? Kufur mu etmisim, seviyeyi mi dusurmusum, kisisel tacize mi basvurmusum? Bunun "Blogger Kapatilmis!" yazisinin yazarindan gelmesindeki celiskiyi gostermek istiyorum, cok fena. (Texas'tan)

Anne ve Bebisi dedi ki...

Konu uzerinde dusunurken aklima geldi.

Anneannemler 7 kardes. En buyugu anneannem, en kucugu evin tek erkegi buyuk dayim-annemin dayisi. Anneannem ve buyuk dayim kardesler arasinda birbirlerine en duskun-en yakin olanlar. Sebebi de dayimi anneannemin buyutmus olmasi.

Anneleri sabahtan aksama tarlada calisirmis. Evin isleri ve kardeslerin bakimi anneannemin uzerindeymis. Dayimi sirtina gezdirir, her isi onunla yaparmis:)

Continuum Concept isimli bir kitap vardir, Jean Liedloff'un. Attachment Parenting alaninda temel kitaptir. Guney Amerika'daki bir grup yerli uzerindeki gozlemlere dayanir. Bebeklerin ilk 6 ay hic kucaktan indirilmemesi, surekli insan temasi ile hic aglamayan huzurlu-mutlu cocuklar ve bireylere donusmeleri konusundadir.

Orada da gecer, mesele cocugun 24 saat anne ile olmasi degil. Surekli buyuk bir grubun icinde bulunmasi, surekli sosyal bir cevrede hayata aktif olarak katilmasi.

Kadinlar eskiden de calisirdi ancak sosyal duzen farkliydi. O zaman da anneler sabah tarlaya, baga gider, aksama kadar donmezdi. Ya cocuklar yanlarinda olurdu ki agac altinda beklerlerdi; ya da evde kalan yaslilar, ablalarla olurlardi. Yani eski duzende butun bir sosyal grup vardi cocugun bakimini ustelenen. Ne anne surekli cocukla birebir basbasa olmaktan bogulurdu ne cocuk bir tek kisinin bakimina birakilirdi.

Gerci simdi de kimileri anneanne-babaanneye birakiyor ama mesele o degil, yani cocuklar sonucta gene 1 kisinin bakimina birakiliyor vs. Oysa dogdugu andan itibaren genis bir cevrede, surekli yetiskinler ve yasitlari arasinda olsa annesinin butun gun iste olmasi belki de su anki gibi etkilemeyecek cocuklari.

Sonucta degisen zamana, mekana gore cozumler bulmali insanoglu. Bence Turkiye'deki su anki duzen degismesi gereken bir duzen. Genc nufusu, yeni mezun issizleri ile aslinda Turkiye annelerin ilk bir kac yil part time calismasina ya da is yerindeki yerini kaybetmeden ucretsiz izin almasina yonelik yasalar cikarmak icin o kadar uygun ki. Istendikten sonra yapilmayacak hic bir sey yok. Ama once kadinlarin-annelerin kendi sosyal haklari icin oturup dusunmesi, dunyadaki modelleri arastirmasi, yasa tasarisi icin calisip cabalamasi gerekiyor. Maalesef bizdeki haklar hep "verilmis" oldugu icin bu konuda ilerleme gosterilemiyor. O yuzden bu konu surekli, ne yapalim sistem boyle, duzen boyle, sartlar boyle diye gecistiriliyor. Once bu yaklasimin degismesi lazim, sonra kadinlarin ve annelerin sosyal haklari konusunda pozitif bir ilerleme kaydedilme ihtimali var. Yoksa yine birileri gelip de bu haklari versin diye senelerce beklemeye devam edilir.

Ozgur dedi ki...

sevgili günebakan,

ne kadar güzel anlatmışsın. Daha sonra blogundaki yazını da okudum. O kadar içerden kaygılar, düşünceler, git geller, bin tane entellektüel lafa bedel bir deneyim.(bence)

Senin yazından sonra düşündüm ben küçükken annemi özler miydim diye? Eksikliğini duyduğumu hatırlamıyorum çünkü eksik değildi. Öğretmendi, diğer mesleklere göre daha fazla beraber olabiliyorduk. KArdeşim için de aynı şey geçerliydi, çalışan annemiz olması güzeldi. Hem genelde mutlu bir anneydi, hem sevdiği işi yapıyordu, hem de bizimle ilgilenmek için oldukça zaman ayırıyordu. Gerçi hatırladığım bunun hiç de kolay olmadığı. Her gece 3e 4e kadar oturup yazılı okuması var herkes yattıktan sonra. Bunu yapmasının sebebi sadece ekonomik zorluk değildi. Tutkuydu. Hem çocuklarına hem de kutsal mesleğine derin bağlılığı. Bu tarz bir idealizmi hissetmeyenlerin anlaması çok mümkün değil. Bu anlamda her zaman gurur duyduğumu söyleyebilirim. Kişisel tercihim onun mutluluğu için daha az süper olması olsa da...

İşe dönüş garantisi konusunda öyle haklısın ki... Şu iş ortamında özellikle de sorumluluk aldığınız bir işteyseniz gitmek gelmek hiç kolay değil. Benim epi topu 16 haftalık iznime hayretler içinde baktılar mesela. Nasıl çıkarsın gibilerinden? Aylarca karnının boyuna bakmadan koşturmuş birinden beklemediler. Henüz ücretsiz izin alacağımı söylemedim. Şu kriz ortamında insan atacağı adımı kırk kere düşünmek zorunda çünkü.

İşyerleri çok kötü durumda. Hamile olduğunuz için çatır çatır işten atılabilirsiniz. Evet yasa koruyor. Kötü niyet ve işe geriş tazminatı alabiliyorsunuz (8 maaş) ama neye yeter? Ve onu almanız için geçireceğiniz hukuki süreç, teymizi filan. Çile bülbülüm çile. Yeni evli bir akradaşımı sürekli taviz ediyorlar işyerinde "sigarayı bırakmışsın hamile misin?", sen bu ara şiştin kaç aylık? vs gibi. Malesef ayrımcılığın öyle vahşi, öyle edepsiziyle karşı karşıyayız ki...

Blogunu takip listeme alacağım derhal. Yazılaırnı bekliyorum. Çiçeği burnunda anne adayı olarak diğer annelerin yazdıkları çok ama çook önemli benim için.

Yorumun ve katkıların için çok teşekkürler, sevgiler.
özgür

Ozgur dedi ki...

Sevgili Anne ve Bebişi,

Yazınızı büyük ilgiyle okudum. Bahsettiğiniz kitabı sipariş edip okumaya başlayacağım. (Varsa tavsiyeler memnuniyetle alırım:) Ne güzel olurdu doğurup daha sosyal bir ortamda büyütebilmek...

Sosyal haklar konusunda gelince. Bir süredir ben de, acaba bunun doğrusu ne olabilir diye düşünürken kendimi part time çalışabilme fikrine çok yakın buldum. İşimde iyiyim, işimi seviyorum. Ancak hafta boyu sürekli olarak işte olmak beni çok yorar, özellikle bebek küçükken. Şöyle ilk iki yılında part time çalışabilsem, hergün 5 saat, ya da haftada 2.5 gün gibi gidip gelebilsem ne kadar ideal olurdu. İşyerimin de işine yarardım, ekonomik olarak güçlü olurdum ve bebek mi, iş mi sorgulamalarına girmemiş olurdum. Gerçi tabi pratikte, o part time için canıma okurlardı ve eve iş yüklerlerdi ama olsun. Neticede bu bir gelişmişlik meselesi. Şu an ki yasalara göre 16 haftalık ücretli izin (maaşınızsın 2/3ünü SSKdan alıyorsunuz) üzerine de 1 yıla kadar ücretsiz izin alma hakkınız var. Teorik olarak işyeri o 1 yıllık ücretsiz izni vermek zorunda. Pratikte neler oluyor göreceğiz. Bir de günde 1.5 saat bebek 1 yaşına gelene kadar süt izni var tabi. Ancak yine pratikte bir arkadaşıma süt iznini kullanacaksan ayrıl demişler bir bankadan (analist kendisi).

Kısacasa teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta durumlarımız var. Kadınların örgütlenmesi ve seslerini duyurması çok önemli. Malesef kadınları (bu toplumda üç kişiyi:) bir araya getirip adım atmaya, cinsel ayrımcılığı yermeye, haklarını istemeye ikna etmek çok zor.

Kadın kadının kurdu, tartışmalardan da görülüyor. Teoride bu kadar politik olabilip (herkese ne yapacağını söylemeye kalkmak son derece politik bir tavırdır, bir ilke sorunudur bir yerde), pratikte geçerli bir eylem yapmamak kronik sorunumuz. Kadınlar hakkında kadınlar da, erkekler de çok konuşuyor. Öte yandan bu ülkede erkeklerin doğum izni yok. Sadece devlet memurlarına verilen 3 günlük izin var. SSklılara o da yok. 3 gün yok!!!! Adam baba olacak başında duracak, sabah kalkıp işe gidecek!!!

Gönül ister ki, doğum iznini isterse o kullansın, ücretsiz izni isterse o alsın. Onun da çocuk üzerinde anne kadar hakkı var. Önemli olan çocukla kurulan bağ, iletişim, sevgi. Bunu sadece annenin verebileceğini düşünmemek lazım. (Sizin bahsettiğiniz gibi)

Çoştum biraz:)
Olayın yasal yönleriyle ilgili de bir yazı yazmalı. Bu konuda düşünmeye devam edeceğim. Öyle kürsülerden 3 tane doğurun demekle olmuyor. Doğurdum gel sen mi bakıcan?

Sevgiler:)))
özgür

huysuz ve tatlı dedi ki...

özgür anne, yazınızı ve tespitlerinizi inanılmaz sevdim. çok insanca, çok tutarlı... tebrik ediyorum.

Ozgur dedi ki...

Hoşgeldiniz huysuz ve tatlı,
Çok sevindim yorumunuza:)
Selamlar, sevgiler
özgür

missy dedi ki...

sevgili özgür anne ve okuyucular,

texas'tan yazan arkadasımızın crebro'nun sitesine artık ulasamadıgını ogrendigim icin bu sabah oraya yazdıgım yorumu buraya da aktarmak istedim.

herseyden once, yazilan mesajlarin silinmesi(gercekten hakaret icermedigi surece) bence yanlıs ki aslında crebro da sansure karsi hepimiz gibi...

yorumum soyleydi:

tüm yazılanları okudum sanırım. öncelikle elif savaş’a teşekkür etmek istiyorum, tüm duygu ve düşüncelerime tercüman olduğu için…
ben de bir anneyim, 22 aylik ikizlerim var, 2 erkek bebek…onları ne kadar sevdiğimi anlatabilmem mümkün mü sizce?
10 senedir çalışıyorum, çalışmak zorundayım ve de istiyorum, ama imkanım olsaydı elbette ara vermek, en az 2.5, 3 yaşlarını doldurup bebeklikten çıktıklarını görmek isterdim, içim daha rahat olur, yüreğim sıkışıp kalmazdı gün boyu…ama ben bu kararı vermiş olsaydım şu anda ailecek zor durumda kalmış olurduk, çünkü ciddi bir ekonomik kriz içine girdik ve eşimin şu anda düzenli para kazandığı bir işi yok…şu anda bunun en doğrusu olduğunu düşünmek dışında bir seçeneğim var mı sizce?
çocuklarla ilgilenmenin evde bütün günü onlarla ilgilenerek geçirmenin çok zor olduğunu da biliyorum, bir haftalık tatilde 3 kilo verdiğimi hatırlıyorum, peşlerinden koşturmaktan, biri bir tarafa biri diğer tarafa…
bazen iş yerime geldiğimde dinleneceğim için mutlu olduğumu da itiraf ediyorum…
yazılanların hepsi çok doğru, çünkü hepsi de gerçek, bizlerin yaşadıkları, ama farklı koşullarda ve farklı bakış açılarında, hepimiz ayrı yerlerde ayrı zihniyetlerle büyütülmüşüz ne de olsa
ama elif savaş’ın dediği gibi gene kadının en büyük düşmanı kadın galiba, birbirimize destek olmak yerine kendimizi haklı çıkarmak, içinde bulunduğumuz koşulları ya da hislerimizi, yaşantımızı onaylatmak ihtiyacındayız…neden ak ya da kara? neden anlamaya, empati kurmaya çalışmadan yargılıyoruz birbirimizi? ne kadar okusak da, kendimizi geliştirsek de, akıllı olduğumuzu düşünsek de, dinlemeyi, anlamayı beceremiyoruz bir türlü…
acaba türk olduğumuz için mi bilemiyorum, yakamıza yapışan bir lanet mi bu acaba?
herkesin koşulları farklı,yaşantısı farklı, bakış açısı farklı…kendi yaşantısı ve koşullarından yola çıkarak bazı annelere aferin, doğru yoldasın devam demek ve bazılarını da yan gözle süzmek, eleştirmek ve hatta madem böyle düşünüyorsun sana yasak, bir daha buralara uğrama demek biraz bencilce ya da benmerkezcilik olmuyor mu?
konuşurken kullanmayacağımız kelimeleri, bazen yazarken düşünmeden pervasızca kullanabiliyoruz, ama bunun için özür dilemek ya da sadece özür beklediğini ifade etmek zor mu?
yanlış ifadeler kullanılmış olsa da buraya gelmiş, kıymet vermiş, okumuş ve üşenmeden yorum yazmış… paylaşmaya çalışan insanlarız anladığım kadarıyla hepimiz…neden bunu ben doğruyum, sen yanlışsından da daha da beter bir şekilde bunlar bunlar iyi anne, bunlar da maalesef işte anne olmuşlar ama kariyer diye tutturup çocukları gündüz yetimlerine çevirmişler gibi tartışmalara çeviriyoruz…
kadın ya da anne olarak kendimizi can evinden vuruyoruz resmen, birbirimize destek olacağımıza…
hepimiz kahvemizi elimize alıp, durup düşünelim bence, çocuklarımıza gerçek iletişimin ne kadar önemli olduğunu, empati kurmanın, insanları kendi kafanın içinde yargılamadan onların durdukları yerden olaylara bakmayı öğrenmenin ve en önemlisi farklı yollarda da olsalar destek olmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu nasıl öğreticez diye, daha kendimiz başaramamışken?
bence en önemlisi çocuklarımız için bu, bunu yapabiliyor olurlarsa bir gün işte o zaman hepimizin içi rahat olur ve emin oluruz onlar için en doğru şeyi başarmış olduğumuzdan, çalışmış olsak da olmasak da onları büyütürken…

missy dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
missy dedi ki...

sevgili özgür anne ve okuyucular,

texas'tan yazan arkadasımızın crebro'nun sitesine artık ulasamadıgını ogrendigim icin bu sabah oraya yazdıgım yorumu buraya da aktarmak istedim.

herseyden once, yazilan mesajlarin silinmesi(gercekten hakaret icermedigi surece) bence yanlıs ki aslında crebro da sansure karsi hepimiz gibi...

yorumum soyleydi:

tüm yazılanları okudum sanırım. öncelikle elif savaş’a teşekkür etmek istiyorum, tüm duygu ve düşüncelerime tercüman olduğu için…
ben de bir anneyim, 22 aylik ikizlerim var, 2 erkek bebek…onları ne kadar sevdiğimi anlatabilmem mümkün mü sizce?
10 senedir çalışıyorum, çalışmak zorundayım ve de istiyorum, ama imkanım olsaydı elbette ara vermek, en az 2.5, 3 yaşlarını doldurup bebeklikten çıktıklarını görmek isterdim, içim daha rahat olur, yüreğim sıkışıp kalmazdı gün boyu…ama ben bu kararı vermiş olsaydım şu anda ailecek zor durumda kalmış olurduk, çünkü ciddi bir ekonomik kriz içine girdik ve eşimin şu anda düzenli para kazandığı bir işi yok…şu anda bunun en doğrusu olduğunu düşünmek dışında bir seçeneğim var mı sizce?
çocuklarla ilgilenmenin evde bütün günü onlarla ilgilenerek geçirmenin çok zor olduğunu da biliyorum, bir haftalık tatilde 3 kilo verdiğimi hatırlıyorum, peşlerinden koşturmaktan, biri bir tarafa biri diğer tarafa…
bazen iş yerime geldiğimde dinleneceğim için mutlu olduğumu da itiraf ediyorum…
yazılanların hepsi çok doğru, çünkü hepsi de gerçek, bizlerin yaşadıkları, ama farklı koşullarda ve farklı bakış açılarında, hepimiz ayrı yerlerde ayrı zihniyetlerle büyütülmüşüz ne de olsa
ama elif savaş’ın dediği gibi gene kadının en büyük düşmanı kadın galiba, birbirimize destek olmak yerine kendimizi haklı çıkarmak, içinde bulunduğumuz koşulları ya da hislerimizi, yaşantımızı onaylatmak ihtiyacındayız…neden ak ya da kara? neden anlamaya, empati kurmaya çalışmadan yargılıyoruz birbirimizi? ne kadar okusak da, kendimizi geliştirsek de, akıllı olduğumuzu düşünsek de, dinlemeyi, anlamayı beceremiyoruz bir türlü…
acaba türk olduğumuz için mi bilemiyorum, yakamıza yapışan bir lanet mi bu acaba?
herkesin koşulları farklı,yaşantısı farklı, bakış açısı farklı…kendi yaşantısı ve koşullarından yola çıkarak bazı annelere aferin, doğru yoldasın devam demek ve bazılarını da yan gözle süzmek, eleştirmek ve hatta madem böyle düşünüyorsun sana yasak, bir daha buralara uğrama demek biraz bencilce ya da benmerkezcilik olmuyor mu?
konuşurken kullanmayacağımız kelimeleri, bazen yazarken düşünmeden pervasızca kullanabiliyoruz, ama bunun için özür dilemek ya da sadece özür beklediğini ifade etmek zor mu?
yanlış ifadeler kullanılmış olsa da buraya gelmiş, kıymet vermiş, okumuş ve üşenmeden yorum yazmış… paylaşmaya çalışan insanlarız anladığım kadarıyla hepimiz…neden bunu ben doğruyum, sen yanlışsından da daha da beter bir şekilde bunlar bunlar iyi anne, bunlar da maalesef işte anne olmuşlar ama kariyer diye tutturup çocukları gündüz yetimlerine çevirmişler gibi tartışmalara çeviriyoruz…
kadın ya da anne olarak kendimizi can evinden vuruyoruz resmen, birbirimize destek olacağımıza…
hepimiz kahvemizi elimize alıp, durup düşünelim bence, çocuklarımıza gerçek iletişimin ne kadar önemli olduğunu, empati kurmanın, insanları kendi kafanın içinde yargılamadan onların durdukları yerden olaylara bakmayı öğrenmenin ve en önemlisi farklı yollarda da olsalar destek olmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu nasıl öğreticez diye, daha kendimiz başaramamışken?
bence en önemlisi çocuklarımız için bu, bunu yapabiliyor olurlarsa bir gün işte o zaman hepimizin içi rahat olur ve emin oluruz onlar için en doğru şeyi başarmış olduğumuzdan, çalışmış olsak da olmasak da onları büyütürken…

hoho dedi ki...

Selam Özgür,
Bloğunu yeni keşfettim ve bugün günümüm yarısını onu okumakla geçirdim.

Ben de henüz 2,5 aylık bir hamişim ve heyecanlı yolculuğumun başındayım.

Yazılanlara bir yorum da ben getirmek isterim. Öncelikle toplumun ve içinde bulunulan zamanın dayatmalarına hem birey olarak hem de aile olarak dayanışma ile karşı konulması taraftarıyım. Bunu da savaş açıp, özellikle kural karşıtı olmaya çalışarak değil, kendi doğrularından taviz vermeden yapmak gerek diye düşünüyorum.

Biz eşimle evlenmek yerine başka bir ülkede maceraya atılmayı seçtik. İşi gücü, evleri bırakıp gittik başka bir hayata. Yaşadık doyasıya ve hadi evlenelim diyerek en sevdiğimiz renk olan siyahlara bürünüp evlendik.

Sonra geri dönüp başka bir hayata atıldık, umduğumuzdan farklı gelişti koşullar. Ama biz teslim olmadık. Eşim uygun bir iş bulamadı, benim işimse iyi geliri olan bir iş. Biz de etraf ne der tasasına düşmeden göğsümüzü gere gere bu düzenimizi gösterdik. Kesinlikle yorum yapmalarına izin vermedik, saklamadık.

Şimdi de bebeğimizi bekliyoruz ve doğumdan sonra eşim ona bakacak ben işe döneceğim. Sonra da eminim bir sonraki hayal aşamamıza geçip, yine göç edeceğiz başka bir yaşama.

Bu hayat bizim ve nasıl daha mutlu, daha verimli, daha özgür olacağımıza inanıyorsak o şekilde yaşamalıyız. En önemlisi bunu paylaşacak o kişiyi bulabilmiş olmak bana kalırsa. O zaman tadından yenmiyor yaşamak.

Ozgur dedi ki...

Sevgili hoho,
Kolay doğumlar dilerim öncelikle. Umarım hamilelik de güzel ve kolay geçer.

İnsanın içinden geldiğince yaşaması güzel. Korkmaması, kendi doğrularını izlemesi ve en önemlisi mutlu olacağı yerde ve kişiyle olması.

Meltem'e zamanında yorum yazdığımda, Özgüranne, bir de doğumdan sonra konuşmak gerek gibi bir şey söylemişti diye hatırlıyorum. Doğurunca duygular, deneyimler biraz farklı olabiliyor.

Her şey gönlünüzce olsun:)
Haberlerinizi bekliyorum ara ara.

dağlar kızı dedi ki...

Sevgili Özgür Anne,

Uzun zaman sonra yorumuma cevap vermen beni şaşırttı ve mutlu etti. Bundan dolayı sana teşekkür ediyorum.

3,5 ay sonra inşallah kızımıza (Ela'mıza, evet bizim minnoşun adı da Ela olacak)kavuşacağız. Sonra ondan ayrılmak, yeniden işe geri dönme konusunda eminim ilk zamanlarda olduğundan farklı hissedeceğim. Şimdi bile her tekmesinde, her kıpırdanışında içim hop ediyor sevgiden:) Anne olmak farklı bir his gerçekten.

Ela ve senden çok şey öğreniyorum. İnternet bir yana, bu bloglar ve özveri ve içtenlikle yaşadıklarını paylaşan yazarlar iyi ki var:)

Kendinize iyi bakın, sevgiler
Dağlar Kızı Hoho

Ozgur dedi ki...

Merhaba Dağlar Kızı,
Eski yazı olduğu için yorumun gözümden kaçmış, kusura bakma. Demek bir Ela daha geliyor, yaşaaasınn:)

Çok az kalmış, hadi hayırlısı.

İyi ki bloglar var. Diğer annelerin ne yaptığına bakmak, geçtikleri yollardan geçmek çok güzel. Özellikle de çevresinde çok çoluk çocuk olmayan yalnız anneler için.

Hadi bakalım, güzel güzel gelsin kızımın adaşı. :)

Biz de onu takip edelim, izleyelim:)

Çook sevgiler, yorum için teşekkürler.