24 Kas 2008

Annelik Kimliği - Radikal

Beğendiğim bir yazıyı paylaşmak istiyorum.

Sadece Anne Olmak

EBRU YILDIRIM

20 Ocak tarihli Radikal İki'de Meltem Nizamoğlu Öztürk imzalı "Bana Bir Masal Anlat Anne" isimli yazıyı okuduktan sonra kendimle hesaplaşmaya girişip sorunun nerde olduğuna dair fikir yürütmeye çalıştım. İmza yerine "anne" diyebilecek kadar "anne"liği bir kimlik olarak benimsemenin, yazının bütününe de yansımış olan bunu onaylatma kaygısının derinlerinde yatan kanımca çok da masum olmayan "minicik yavruların yalnızlığı", "ekmek kokuları, tekerlemeler, bebekleriyle 'en' iyi ilgilenen anneler" vurgusu ruhumun yeniden sıkışmasına neden oldu.

Yaklaşık iki yıl önce bilerek, isteyerek bir bebek dünyaya getirmiş olan ben, bu iki yıl içerisinde yaşadıklarımı düşündüğümde Meltem Nizamoğlu'nun yazısına istemeden öfkelendim. Yazı bebeğin dünyaya geldiği ilk bir yılda yaşadığım kimlik bunalımını, "ben kimim" sorularını, kaçıp kurtulma isteğine karşın kurtulamama hezeyanlarımı yeniden ve yeniden yaşamama neden oldu. Henüz çok yeni olan, ancak hiçbir zaman sona ermeyeceğini çabuk fark ettiğim "annelik" serüvenini yaşarken yaptığım geçmişe yolculukta, derin bir yalnızlığın izleri peşime takıldı ve anladım ki annem, anneler ne çok yalnızdı. Kızımı ilk kucağıma aldığımda bütün acılarımın dineceği, her şeyi unutacağım ve içimi büyük bir sevincin kaplayacağı söylenmişti. Olmadı. Önce dakikalarca, sonra günlerce ve nihayetinde de aylarca içimi büyük bir sevincin kaplamasını bekledim, durdum. Korku doluydum, kendi gövdemi tanıyamıyordum ve dehşetle fark ettim ki çocuk bakımı konusunda hiçbir şey bilmiyordum. İşin acı tarafı, hastaneden eve gelir gelmez bebeğin tüm gizeminin bana malum olacağı anlatılmıştı. Oysa eve geldiğimde bana malum olan yalnızca dehşet verici bir yalnızlık duygusu ve korku oldu. Aradan geçen dört ay boyunca da bu yalnızlık duygusundan kurtulamadım, yetersizlik duygusuyla hemhal oldum. Geldiğinde yaşama tatlı bir katkı olacağı düşünülen ancak kendisi bunu ısrarla reddeden kızımla başbaşa kaldım.

Devamı için... Sadece Anne Olmak

2 yorum:

k.i.s.d. dedi ki...

Korktum!

Ozgur dedi ki...

Di mi?

Yalnız şöyle bir şey var. "Hissedilmesi gereken duygular" teorisi diyorum ben buna. Toplumda belirli durumlarda nasıl hissetmemiz gerektiğini dayatan bir konsensüs var. İşte çocuğun doğduğunda havalara uçacaksın, kocan çiçek getirsiğinde sevinecek, doğumgününü unuttursa dpresyona gireceksin vs gibi.

Bu tarz "şöyle hissedeceksin" faşizmi beni hep germiştir. Hissedemeyince insan daha az insan hissediyor. Bende mi bir yamukluk var diye düşünüp duruyor. Kendi duygulanım haritam başkalarına, genele çok az uyuyor çünkü. Sevindiklerim, sinirlendiklerim farklı.

O nedenle yazının şöyle bir güzel yanı var benim için. "Kucağına al herşeyi unutursun" söylemine alternatif. Ya unutmazsan? Çok panik olmaz mı insan. Ya gördüğün anda için fışkıran duygularla dolmazsa? Anormal mi yapar bu seni?

Hayır. Kendine izin ver. Herkes farklıdır. Gibi gibi. Ne bileyim:)

Beklentilere girmemek, akışa bırakmak lazım bazen.