27 Kas 2008

Annelik ve Çalışmak: Kadınlar Kadınlar Dağlara Doğru...

Yazılar yazıldı, yorumlar yapıldı. Görüldü ki, kadınlar olarak bizler başkalarına ne yapacaklarını söylemeden duramıyoruz. Başka hayatlar bizim hayatımızı mı tehdit ediyor, yoksa tekrar eve kapatılma korkusu mu var arkasında bilmiyorum. "Birileri gelecek ve bizi istemediğimiz bir hayata zorlayacak" Belki de adı konulmamış kutuplaşmanın gerisinde bu tarz bir korku var. Aynı şey, çarşaf için de, türban için de geçerli. "Farklı hayat tarzlarının gerisinde, bunun yayılması ve bizim hayat tarzımıza dayatılması" ihtimali üzerine kurulu bir durum sanki.

Bireysel Örneklerden Genele Giderken...

Tartışmalar sırasında dikkatimi en fazla çeken nokta bu oldu. (Başka arkadaşlarımla başka konularda da yaşadığım bir sorun) Bireysel bir örneği tartışırken, bir anda sanki, "bütün kadınlar bunu yapmalıdır" denmişcesine tartışmanın derinleşmesi. Geçenlerde bir arkadaşla konuşurken, aslında bir tarla alıp şu şekilde bir üretim yapılsa... diye başlayan bir düşünce alışverişi, "bir anda Türkiye'nin bütün köylülerini sokağa atıp onları özel mülkiyette maraba olarak çalıştırma ihtimali"ne dönüştü. Bu şekilde, özelden genele hızla atlamanın nedeni nedir bilmiyorum. Kendi adıma büyük teorileri, toplumsal dönüşümleri çözümlemekten çok lokal sorunlara eğilme gibi bir yaklaşımım var. Bazı arkadaşlarda ise, buna karşı, bireysel örnekleri, lokal sorunları derhal dünya meselesi haline dönüştürerek, "grand teori" büyük teorilerin eleştirisi haline sokma eğilimi var. Belki "modernist" olmaktan geliyordur. Bilmiyorum.

Bu nedenle paradigma farkı nedeniyle iletişimiz kopuyor sık sık. Bizden önceki kuşaklar çok fazla toplum mühendisliğine bulaştılar. İstediler ki, hayatımızı belirleyen kurallar genel olsun. Bütün kadınlar çalışsın. Bütün tarlalar köylülerin olsun. Hayatlarını belirleyen istekler kişi bazında değil ancak toplumsal bazda devletin de katkısıyla büyük aşamalardan geçerek gerçekleşebilecek şeylerdi ve bunu istediler. Bu istekleri gerçekleşmeyince kırıldılar. Kimileri küstü. Kimileri darıldı. Modernist yaklaşımlardı bunlar, lokal alanda top koşturmak kesmezdi. Bugün bu biraz farklılaştı, artık (dilerseniz postmodernist) alemlerde, büyük teoriler yerine kişiye özel durumlar, bireysel hikayeler üzerinde durmak bana daha anlamlı geliyor. Büyük teoriden yola çıkmak yerine bireysel hikayelerden, onu yaşayan insanlara ne olduğundan yola çıkmak istiyorum. "Bütün kadınlar çalışmalıdır", "çalışmak bir kimliktir" diyen bir insana, bir kadının çocuğuyla oturmayı tercih etmesi anlaşılmaz geliyor olabilir. Bunun nedenlerinden birinin de az önce bahsettiğim paradigma farkı olduğunu düşünüyorum.

Daha sonra farkettim ki benim bilmişlik dediğim nokta bu tarz bir şeydi. Bütün kadınlar çalışmalıdır, bütün kadınlar oturmalıdır evinde, kadının yeri kocasının yanıdır, bütün kadınlar doğurmalıdır, bütün kadınlar doğurmamalıdır, bütün kadınlar saçlarını kazımalıdır, bütün kadınlar çarşaflanmalıdır, bütün kadınlar üniforma giymelidir, pantolon giymelidir, piercing takmalıdır, bütün kadınlar sezeyan olmalıdır, bütün kadınlar sokağa çıkmalıdır, büyün kadınlar üniversiteye gitmelidir, bütün kadınlar bla bla... Bana göre bütün bu cümleler eşit olarak yanlış. Yanlışın kaynaklandığı kelimeyi tahmin edebildiniz mi? "Bütün".

Politikacıların "bütün" kelimesine ihtiyaçları vardır, yoksa nasıl oy toplayacaklar, onlar büyük teorilerin peşinden gitmek zorundadırlar ki bir ideolojileri olsun. Bu bağlamda kendisinin ve başkalarının ne yapması gerektiğini söylemek ideolojik bir duruştur. (İnsanların ideolojik olmaya da hakkı var tabi, yanlış anlaşılmasın) Fakat ben katılmıyorum. Hiç bir ideoloji bir kadının gözyaşına değmez. Bireyler önemlidir. Bütün kadınlar çalışmasın derken, kadınların yüzde doksan dokuzu mutluyken, mutsuz bir kadın var ise atın o teoriyi çöpe ve bizi rahat bırakın. Tersi de geçerli.

Bugün CHPnin meselesine gelelim. Bugüne kadar "bütün kadınların başı açık olmalıdır" söyleminden, "bazı kadınların başı kapalı da olsa, içi aydınlık olabilir" ihtimaline geldiler. Oldukça oportunist bir biçimde. (Ben sevindim, çünkü zaten böyle düşünüyorum.)

Demek istediğim, Crebro'nun yazısına gelen yorumlarda sanki crebro, "bütün kadınlar evde oturmalı ve kariyerleri evleri olmalıdır" demiş gibi bir hava oluşmuş. Sanki bunun reklamını yapmış. Sanki yazı kadınları evde oturup çocuklarını bakmaya ikna için yazılmış. Crebro bana göre bizim kafalarımızdaki hayatlara bir çomak sokmak, bir alternatif getirmek istemiş. Katılmak katılmamak, o resmi inandırıcı bulmak, bulmamak başka. Yorumlarda "Crebro ne kadar haklısın tabi ki kariyer iğrenç bir şey" diyenler de, buna büyük tepki duyanlar da var. Sonra ABD Türkiye meselesi var. Crebro dememiş ki bütün Türkler böyle yapsın. Kendisi de zaten, "bir Türk olarak anlamakta zorlandığım, ancak dışardan izleyebildiğim... " demiş. Buna cevaben Türkiye'deki ekonomik koşulları tartışmak bağlam dışı. Türkiye gibi az gelişmiş ve ABD gibi ileri kapitalist bir toplum arasındaki refah farkını bile bile. Orada standart orta sınıf koca maaşı 4-6 çocuğa rahat rahat yetiyor. (Benim de kişisel olarak gözlemlediğim kadarıyla)

devam edecek... Çalışmak Her Zaman Anlamlı Mıdır?

"bilemezler avcının kim olduğunu
sezmişler düşmanın kokusunu
kadınlar kadınlar dağlara doğru
özlemlerle acılarla bir anadolu
bu sıtmalı gecelere bu beşikleri
bakma turaç bakma bana bakma el gibi."
Hasan Hüseyin Korkmazgil











Hiç yorum yok: