28 Kas 2008

Babalık ve Çalışmak: Çalışmak Her Zaman Anlamlı mı?

İşin bir de babalar yönü var tabi. Babalar da bebek de yaparım, kariyer de ayrımlarına gidiyorlar mı? Genelde çocuk isteyen tarafın erkek olmasının anlamı nedir?

Çalışmak önemli mi, değil mi derken bir önceki yazımda kendimi fazla teorik ve entel buldum. Demek istediğim aslında işi kimlik haline getirmenin sakıncalarına dair konuşmaktı. Aynı şeyin erkekler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. (Erkeklerin buna pek katılacağını sanmıyorum. Formatlama çok güçlü.)

Nasıl ki bizim beynimizi, "kutsal annelik", "her kadın doğurmak ister", "kızım sen de Fatihler doğuracak yaştasın", "başında bir kocan olsun", "ama bir yandan kariyerin de olsun", "çalış ey Atatürk'ün kızları", hem Atatürk'ün hem Fatih'in torunları olarak, "hem çalış, hem doğur", diye yıkadılarsa, erkek arkadaşlarımızı da "işin yoksa hiçsin", "adam değilsin", "maaşın kadar adamsın", "mesleğin kadar erkeksin", "işin gücün yoksa erkek bile değilsin" şeklinde yıkıyorlar.

Diyorlar ki kızım, evlenene kadar bacaklarını kapalı tutacaksın. Erkeklere de diyorlar ki askere gidip, iş bulup efendi gibi çalışmaya başlayana kadar yok sana kız. Yani toplum önce kadını ve erkeği farklı kutuplara yolluyor, birleşmenin iznini (cinsellik kadar temel bir duyguyu!) şarta bağlıyor. Sen kızım bakire kal, evlenene kadar artık okuyo musun, çalışıyor musun takıl, ananın babanın dizinin dibinde ol. Oğlum sen de mezun ol, askere git, iş bul. Yani ne yapacağını sana toplum söylüyor.

Bir ara ABDde bir olay olmuş. Barbilerin içine ve GI Joe asker oyuncaklarının içine minik kasetler koymuşlar. Sarışın barbie, "matematikten nefret ederim", "hadi alışverişe gidelim" derken, GI Joe, "öldür onu", "savaş", "yapılmış bil" gibi sözler ediyorlarmış. İlerici ve yaratıcı bir takım anne babalar oyuncakçı dükkanına girip bu kasetleri değiştirmiş. Barbie, öldür onu derken, matematikten nefret ederim diyen bir asker düşünün! Matrak.

Bizler de aynı bu bebekler gibiyiz. Egemen ideoloji bazen onu, bazen bunu söylüyor. Eğer otomatik pilotta yaşamayı seçtiysek artık yakın ideoloji ne diyorsa onu yapıyoruz. Genelde de topluma uyuyoruz, uymayanları uyarıyoruz. Mesele sizin kişisel olarak ne düşündüğünüz de değil. Basit bir örnek, diyelim kocanız kariyerini kimlik edinmemiş, o kadar ısrarcı değil bu konuda. Sizin de çalışasınız var. Bebekten sonra o evde oturmayı, siz işe dönmeyi tercih ediyorsunuz. Ne güzel. Bu durumda toplum öyle bir devreye girer ki ikiniz de ruh hastasına dönersiniz. Kadınsan, "sen kadın değilsin, minik bebeğini bıraktın gittin", erkeğe de "sen erkek değilsin, karına ve çocuğuna bakmak senin görevin!" der toplum. Demeseler bile tuhaf bakarlar. Bu konudaki baskı inanılmaz.

Erkekler de, kadınlar da bize öğretilenlerle baş ederken eziliyoruz. İşin baba yönü var. Şimdi ben 1 yıl ücretsiz izin alınca, bugüne kadar paylaştığımız bütün harcamalar babanın üzerine kalacak. Gelirimiz küt diye yarıya iniyor, kolay değil. Sonra bu kriz ortamında tek maaşa bağlanınca üzerindeki stres artacak, baskı artacak. İşten ayrılması gerekirse bittik çünkü. Diğer durumda, sen atılırsan onun, o atılırsa senin idare edecek gücünüz var. Tek maaşla böyle bir şans yok! Bebek babanın "çekip gidebilme" özgürlüğünü elinden alıyor bir kalemde. Hadi bu dış koşullar diyelim.

İç koşullar daha ağır. Az önce sevdiğim bir arkadaşımla konuştum. Kız tükenmek üzere. Çalışıyor, eşi de çalışıyor, ikisi de son derece yoğun ve stresli bir dönemden geçiyorlar ve kavga ediyorlar sürekli. Bebek iki yaşına yaklaşmış, kreşe gidiyor. Akşamları alınması lazım. Bir anne, bir baba alsın düzeni oturtmuşlar, ama ikisi de yoğun olunca bu hop diye annenin üzerine kalıyor. Çünkü kariyer erkekler için kadına göre daha öncelikli. Erkeğin işi daha önemli. Kadın olarak sen çalışmadığında seni kınamayacak arkadaşlar bulabilirsin, hala bir kimliğin olabilir, ama erkek çalışmadığında adamın varoluş amacı yok oluyor sanırsın. İş aileden önce geliyor. Erkeğin kişisel konforu, bireyselliği çocuktan da senden de önde gelebiliyor. Çünkü böyle yetiştiriliyorlar, böyle inandırılıyorlar. (Hepsi değil tabi, genel toplumsal yaklaşım anlamında) Ama inanmasalar bile ne yapacaklar, "Kılıbıksın, maço değilsin, light erkeksin, zayıfsın..."

Asıl sorunlar şurdan çıkıyor aslında. Toplumsal düzenimiz, kadının da, erkeğin de çalışabileceği ve çocuklarına bakabileceği şekilde ayarlanmamış. Kreş saatleri senin iş saatlerine uymuyor, erken çıkmak zorunda kalıyorsun. Kadın da olsan, erkek de olsan işinden surat yiyeceğin durumlar bunlar. Akşam evde çalışmak zorunda kalıyorsun, biri bebekle ilgilenmeli kim? Pazar günü işe gitmek zorunda kalıyorsun ama biri de aileyi çekip çevirmeli... Demek istediğim günümüzdeki iş hayatı ve kapitalizm kursağımızda bırakıyor her şeyi. Yasaya göre, belirli bir sayının üzerinde kadın çalıştıran işyerleri kreş açmak zorunda. Var mı acaba? İşlevsel mi? (Bakınız gene kadının üzerinden tanımlanmış.)

Sorun sadece kadınlar, erkekler meselesi değil. Sevdiğim bir erkek arkadaşım var, şu anda bir geçiş dönemi yaşıyor, mülakatlara gidiyor. 35 yaşının üzerinde bir hanımla beraber. Evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyor. Ancak kızın ailesiyle iş bulmadan tanışması söz konusu değil. Bir de bunun tersini düşünelim. Kız çalışmıyor, adamın güzel bir işi var. Adamın ailesiyle tanıştırmaması mesele bile olamaz. Kimse de işi olmadığı için kadının kadınlığından bir şey gitti diye düşünmez.

Eğitim beyin yıkamadır. Her toplum kendi bireylerini okul sıralarından geçirirken kendi ideolojisi doğrusunda yıkar. Okul kitaplarındaki resimlerden, ilkokul öğretmenlerinin genelde kadın olmasına kadar binlerce işaretten, okuduğumuz şiirlerden, izlediğimiz belgesellere kadar kafamızda bir kurgu oluşturur toplum. O kadar doğal gelir ki bunlar, yurt dışına çıktığımızda ya da bu resme uymayan birini gördüğümüzde allak bullak oluruz. İki kere iki dört gibi kabullendiğimiz koşullar yıkılıverir. Başka hayatların mümkün olduğunu görürüz. (ABDye gittiğimde ne şaşırdığım şey yollarda gülerek yürüyen insanlardı. Sinirsiz yaşamak da mümkünmüş!)

Bizim kurgumuz, Batı temelli, kapitalist dünyanın kurgusu, erkeğin ve kadının işi kimlikleri gibi belirlemesi, iki gün işe gitmese can sıkıntısından ölecek hale gelmesi, kendini "kimliksiz bir hiç" olarak hissetmesi, bu konuda erkeğe yapılan baskının artması, adam işe ertesi gün daha dinlenmiş gelsin diye, evlenmesi ve kadının ev içi emeğinin bu toplumsal düzeni devam ettirmek adına sömürülmesi... üzerine kuruludur. Başka bir toplumun kurgusu, kadınların cinsel açıdan avcı olduğu, tek amaçlarının erkeği şeytana uydurmak olduğu, bu nedenle kapatılmaları gerektiği, gerekirse evden çıkmamaların sağlanması... olabilir.

Eve bir bebeğin gelmesi, alışılagelmiş hayatta bir devrim yaratıyor. Ev ortalık yıkılıyor olsa, binlerce çamaşır birikmiş olsa gene de kafam atarsa kapıyı çarpar, çeker giderim. İçerde bebek varsa? Eve bebeğin gelişi annenin ve babanın rahatını kaçıracak, bunun yolu yok. İşbirliği şart. Bunun için bize ezberletilmiş kimliklerin ötesine geçmek şart. Bencilliklerimize, öğretilerimize yer yok, baştan başlamak zorundayız.

Evde oturup çocuk bakmak, ev kadınlığı değildir. Ağır ve yorucu bir iştir. Yorgun bir günün ardında baba eve geldiğinde dinlenmek ister. Anne de ister. İlişkilerde dengeyi bulmak zor, özellikle de toplum ve iş hayatı bunu bu kadar engellerken. Propaganda bu denli yoğunken.

Gönül ister ki, kadın ya da erkek herkes gönlündeki işi kendini hırpalamadan yapabilsin, hayata ve ailesine vakti kalsın. İnsanlar delirmesin, şeker de yiyebilsinler...

4 yorum:

Anne ve Bebisi dedi ki...

Sevgili Ozgur, Continuum Concept'in web sitesi:

http://www.continuum-concept.org/

Amazon ve e-bay'de kitabi bulabilirsin.

Sevgiler

Ozgur dedi ki...

Sevgili Anne ve Bebişi,
Hemen baktım adrese. İlgileneceğim. Çok teşekkür ederim.

sevgilerimle...
özgür

gunebakan dedi ki...

sevgili ozgur, evet dogdugumuzdan beri boyle yikaniyor beynimiz.
o nedenle erkegin calismamasi ne kadar kabul edilemez birseyse, bilincaltimizda bir yerlerde kadinin calismasi da kadini annelikten, kadinliktan uzaklastiran birsey olarak yerlesiyor...calisiyorsa cocuguna yeterli vakti ayiramiyordur, calisiyorsa cocugu sorunlu olacaktir, calisiyorsa iyi cocuk yetistiremiyordur, kotu annedir, kariyer manyagidir...
konu babalar ama yine annelere geliyor iste. isin kotusu ne biliyor musun, yillar yili bu bilincaltimiza enjekte edilmis dusunceler beni yedi bitirdi, hala da yemeye devam ediyor. ben hala kendi celiskilerimi yenemedim. calisan annenin kotu cocuk yetistirdigine inanmiyorum ama calistigim icin donemsel olarak duydugum vicdan azabindan kendimi kurtaramiyorum...

Ozgur dedi ki...

Sevgili günebakan,
O kadar zor ki bugüne kadar bize pompalanan gizli ya da açık öğretiyi kırmak. Bebeklerle oynayarak başlıyorsun işte. Sonra erkeklere ihtiyaçlarının bir şekilde karşılanacağı öğretilirken, sana sessiz olmak, söylememek, talep etmemek ama anlaşılmasını beklemek, kenarda durmak, başkalarını düşünmek ve empati kurmak öğretiliyor.

Hemen her konuda suçluluk duyabiliyoruz. Hem fazla empatiden, hem sürekli ve sürekli başka kadınlarca eleştirilmekten. TVdeki çocuklu reklamlardan nefret ediyorum, plajda koşan anne çocuk tek başına. Nerde o plaj?

Farkındalığı arttırmak lazım heralde, fazla süper olmaya çalışmamak, hayatı daha toleranslı yaşamak. Kimbilir bizim anne babalar ne hatalar yaptılar ama işte bi şekil büyüdük ve idare ettik:) Çevremizdekiler de öyle. Hem çocuğu yetiştiren tek anne değil ki, okul, toplum. Sınırlı bir yerde yapacaklarımız.

Ben ve çevremdeki arkadaşların hep anneleri çalıştı, fena da olmadık hani:) İlginç insanlar olduk. Belki böyle düşünmek biraz rahatlatır mı?

sevgiler