12 Kas 2008

Ela Masalları - 1 (Büyüklere Masallar)


Sarmaşıklarla tamamen kaplandığı için rengi unutulmuş, ağaçlar ve bitkilerle çevrildiğinden normal orman örüntüsünden farklı gözükmeyen binanın kapısına geldiklerinde Zişen oldukça heyecanlıydı. Bu binada ne gibi kararların verildiğini biliyordu ve uzun zamandır ilk kez kendini buna hazır hissediyordu. Arkadaşları ve hayatı boyu tanıyıp sevdiği herkesten ayrılmayı göze alarak elini kaldırıp gönüllü olduğunda tereddüt etmemişti. Belki biraz hüzün. Karşılaşacağı yenilikler ve yaşayacağı maceralar ağır basmıştı. Gençliğe fazla bağlanmaya gelmez, siz ne olduğunu anlayamadan hop diye uçarlar yuvadan. Zişen bu kez hazırdı.

Bu güne kadar yaşadığı hayat yüzdeyüz konfor üzerine kurulmuştu, canı çektiğinde alabildiği sebzeler, meyveler. İstediği kadar ve istediği sıklıkta görüştüğü iyi huylu, sakin arkadaşları. Elini uzattığında ulaşabileceği kitaplar, filmler, belgeseller. Canı istediğinde sanki geçiyormuş da uğramış gibi gelen özel öğretmenler. Kısacası kişisel gelişim peşinde de olsanız, sadece keyif peşinde de olsanız en uygun yer gibiydi burası. Tek sorun, filmlerde ya da romanlarda görülen o çatışmanın, huzursuzluğun, olayların bir düğümlenip bir çözülmesinin bu diyarda varolmamasıydı. Sosyal sınıflar, cinayetler, hırsızlıklar, tecavüzler, bütün bunlar sadece kavramsal olarak vardı, kendileri yoktu. Çalınacak bir mal yoktu, hastalık yoktu, ölüm yoktu. Kendinizi bir anda karlarla dolu bir tepenin üzerinde ya da serin sularda yüzerken bulabilirdiniz. Hem de yaşayan herkes. Kısacası Zişen bu diyarı bırakmakla ömür boyu alıştığı huzuru bir yana bırakıyor, ne üdüğü belirsiz bir ülkede, kendine baskılar uygulayacak, buna sevgi ve koruma adını takacak hiç tanımadığı insanlarla yaşamaya sırf onlar mutlu olsun diye gitmeye karar veriyordu. Gençliğin verdiği iyimser saflıkla, burada yeterince bulundum, dışarı çıkmalı başka dünyalar görmeliyim diye düşünüyordu. Bir maceraperestlik gelmişti, ne de olsa hiçbir arkadaşı onun kadar roman okumamış, onun kadar film izlememişti. Bir hikayenin baş oyuncusu olmaya hazırdı Zişen. İkişer ikişer çıktı merdivenleri.

Binanın dışı çevreye ne denli uyumluysa, içi de o kadar uyumsuzdu. Dışarısı sarmaşıklarla kamufle olmuştu. Bilmeseniz, burda böylesine büyük bir bina olduğunu hayatta anlayamazdınız. Zaten ahali, içlerinden bir ses onları dürtüp de buraya getirene kadar burada bir bina, bu binada çalışanlar olduğunu sürekli olarak unutmaktaydı. Zişen seçen ve kabul edilen kişi olarak bir kez daha bu binayı nasıl olup da bu kadar zamandır görmediğini kendine hayretle sordu. Yanıt basitti, “burnunuzun dibinde duran gerçekler siz hazır olana kadar size gözükmezler!”

Zişen danışmaya doğru ilerledi, künyesini uzattı. Danışman hanım gülümseyerek, “Zişen Hanım, tam da zamanında geldiniz, tebrik ederim. Bu bugünlerde o kadar az oluyor ki... Gençleri ikna etmek için broşür üzerine broşür bastırıyoruz, tanıtıma ayırdığımız paraları bir görseniz... ”diye anlatmaya başladı. Zişenin böylesine hevesli gelişinden duyduğu mutluluğu bir anda iç dertleriyle bulandırdığı için endişelendi kadın. “Demek istediğim” diye düzeltti kadın acelacele, “Gelişiniz bizi çok mutlu etti, inşallah diğerlerine de örnek olur. Bu zamanda maceracılar azaldı. Ama iyi bir haberim var, taleplere yetişemediğimiz için elimizde yoğun bir istekli listesi var. Gönlünüze göre seçebilirsiniz gideceğiniz yeri.”

Bu habere Zişen sevinsin mi bilemedi, çünkü nedense bir anda buraya gelecek ve birileri ona hemen yolu gösterecek o da gidiverecekmiş gibi düşünmüştü. Gideceği yeri seçeceğini düşünmemişti, o bir gönüllüydü, nereye derlerse oraya gidecekti. Bir an bunu söylemek ister gibi olduysa da bir ses onu durdurdu. Terbiyeli bir kızdı, bir anda kuralları çiğnemek istemezdi. Danışmanın haber verdiği hoş görünüşlü bir bey yanına geldi, “Zişen Hanım bundan böyle size ben eşlik edeceğim müsade ederseniz” dedi. Danışman Hanımın arkalarından "ahh gençlik" diye içini çektiğini duydu Zişen, dönerek ona el salladı ve gelen beyle beraber beyaz merdivenlerden yukarı çıkmaya başladılar.

Gelen adam son derece sevecen ve anlayışlı bir insana benziyordu, neredeyse anaç denilebilecek korumacı bir yanı vardı. Sanki Zişen’i kollamak, onun üzülmesini ya da sıkılmasını engellemek için doğmuştu. İsmi Adem’di. Onu merdivenlerden çıkardı, asansöre yönlendirdi. Asansörle yavaş yavaş yukarı çıkarlarken, Zişen aşağıda bıraktığı ülkesine baktı, uçsuz bucaksız sahiller, yemyeşil kırlar, cömert ağaçlar, her biri farklı bir yöne gitmesine rağmen kaotik bir resme benzeyen uyumlu insanlar. Onlardan giderek uzaklaşıyor, bilinmeze doğru yol alıyordu. Asansör sonsuzmuş gibi gelen bir süre sonra durdu. Adem bey, onun kadar genç ve enerjik birinden beklenmeyecek görmüş geçirmiş bakışlarını Zişen'e dikkatle dikti. "Sevgili kızım" dedi, "birazdan seni emanet edeceğim arkadaşlarla tanışacaksın. Hepsi kendi alanında uzmandır. Sana kendi bildikleri doğruları anlatacaklar ama unutma. Gerçek bilgi içinde ve kalbindedir. Dinle, öğren ama özünü etkilemelerine, baskı kurmalarına izin verme" diye fısıldadı. Adem Bey sözlerini bitirir bitirmez kapı açıldı. Kapıda onları karşılayan dört kişi vardı.

Birincisi insan psikolojisi konusunda uzman çilli bir adamdı, gülünce gamzeleri çıktı. İkincisi siyaset, dünya ilişkiler ve finans uzmanı ciddi bir hanımdı, üçüncüsü felsefe ve dinler uzmanıydı, inançlar, din tarihi onun konusuydu. Dördüncü, hepsinden farklı son derece yuvarlak hatlı, ne uzmanı olduğunu söylemeyen, hepsi kendini tanıtırken “hoşgeldin canım, yorulmuşsundur” diye sarılan sıcakkanlı bir hanımdı.

Onu bir konferans odasına aldılar. Onu getiren Adem Bey, “Zişen Hanım, arkadaşlarımız size kendileri ve konuları hakkında bilgi verecekler. Üç gün boyu bizim misafirimiz olacaksınız. İstediğiniz soruyu sormaktan, istediğiniz odaya girmekten, istediğiniz bilgiyi bilgisayarlarımızla sorgulamaktan çekinmeyin. Bizde ne varsa sizindir. Üç gün sonra sizi almaya geleceğim ve beraber bize yapılmış başvuruların üzerinden geçeceğiz. Mülakat sırasında istediğiniz uzman arkadaşların bize katılmasını isteyebilirsiniz, isterseniz yalnız olabilirsiniz. Uzman değerlendirmeleri her an elinizin altında olacaktır. Umarım güzel bir gün geçirirsiniz” dedi ve diğerlerine çaktırmadan göz kırparak çıktı. Zişen bunca formaliteyi hiç ummamıştı. Kendisinin bu denli önemli olabileceğini düşünmemişti. Zaten daha önce istediği her bilgiye ulaşabiliyordu, neden acaba bu tekrar vurgulanmıştı? Bugüne kadar kendisinden saklanan bir şeyler olmalıydı. Binaya adımını attığı andan beri o dingin ve huzurlu yaşantısından kopmuştu,hayatında ilk kez karnında belli belirsiz bir rahatsızlık hissediyordu.

Psikolog bey, içimizde tuttuğumuz endişelerden, korkulardan, çocukluk travmalarından uzun uzun bahsetti. Sunumunda değişik örnekler göstererek, farklı durumlarda insanların nasıl tepkiler vediğini, suçluluk duygularını, hadım edilme korkularını, bastırılmış arzuları bir bir anlattı. Zişen için bütün bunlar çok teorikti, bir kısmını okuduğu romanlar ve filmlerle bağdaştırarak anlamaya çalıştı. Bütün o filmlerdeki insanların tuhaf hareketlerinin ardında böyle sebepler vardı demek. Bir an hepsini baştan izleyip, yeni bilinciyle değerlendirmek istedi.

Sıra finansçı hanıma geldi. Son derece organize bir sunumda, hızlandırılmış dünya tarihi, ülkelerin durumu ve birbirleriyle ilişkileri, bireysel, bölgesel ya da global anlamda para piyasalarındaki dalgalanmaların kişiler ve ülkeler üzerindeki etkisini dinledi uzun uzun. Tablo hiç iyimser değildi. Ruhu daralmaya başladığında ara verdiler de nefes alacak vakti oldu. İlk geldiğinde ona sarılan hanım hemen koşup bir bardak süt getirdi, yanında da kurabiyeler. Sabahtan beri hiçbir şey yememiş olduğunu o anda farketti Zişen. Minnettar oldu.

İnanç uzmanı bey aldı lafı sonra. Dünyanın kuruluşundan itibaren insanların inandıkları putları ve ilahları, daha sonra semavi dinlerin gelişini, kısa süren ilerleme anlarını, sonra inançların anlamlarını kaybedişini, cennet, cehennem kavramlarını, şaman büyülerini, ateşe tapanları, bütün ritüelleri uzun uzun anlattı.

Akşam olduğunda hepsi kendisine gülümsediler, Zişen hepsine teşekkür etti. Yuvarlak hatlı hanım,“Havva Teyze” "gel seni yatıralım kuşum" diyerek Zişen'i alıp odasına götürdü. Zişen çok yorulmuştu ama zihni vızır vızır çalışıyordu. Havva teyze üzerini örttü, bir süre yatağının yanında oturdu. Zişen sordu,

-"Havva Teyze senin uzmanlığın nedir, sen neden sunum yapmadın?"

Güldü Havva Teyze:

-"Kızım ben o beyler hanımlar gibi anlatamam bir bir, benim konum anlatılmaz zaten. Benim görevim sana bakmak, seni sevmek, bir sorun olduğunda seni dinlemektir. Bildiğim kadarıyla anlatırım, bilmediğimi de başkalarına bırakırım" dedi.

Zişen sordu:

-“Sence orda mutlu olur muyum?”

Havva teyze cevapladı:

- “O senin içindedir kuşum, istersen olursun, istemezsen olmazsın. Zaten hepsi maceranın başka yönleridir. Senin aradığın da bu değil mi?Heyecan, macera ve öğrenmek. Oraya giden herkes aradığını bulur, çok gidenler sıkılır bazen, farklı şeyler ararlar. Ama önemi yok. Şunu unutma yalnız, yaşamak istediğin her ne ise onu bulacaksın. Ki gittiğinde fikrini de değiştirebilirsin. Sakın endişelenme kuşumm”
dedi ve alından öptü.

Zişen bir anda “iyi ki gelmişim” diye gülümsedi ve uyumadan önceki son düşüncesi bu oldu.

Diğer iki gün de benzer şekilde sunumlarla ve anlatılarla geçti. Üçüncü günün sonunda Zişen ve Havva teyze tekrar yatağın başında oturdular, artık sohbetleri derinleşmişti. Havva Teyze Zişen'e masallar anlatıyordu, canavarlar ve dinazorlarla dolu, kimi zaman sevimli, kimi zaman korkunç ama hep sonu güzel masallar.

Dördüncü sabah uyandı Zişen. Büyük gün gelmişti. Artık dünya hakkında iyi kötü fikir sahibi bir insan olarak karar verecekti. Adem bey geldiğinde çoktan uyanmış, banyosunu ve kahvaltısını yapmıştı. Adem bey, “sizi böyle enerjik görmek ne mutluluk Zişen hanım” diyerek gülümsedi. Zişen “hazırım” diye bağırınca gülüştüler ve bir kat yukarı çıkarak büyük bir odaya girdiler. Zişen rahat bir koltuğa oturdu, Adem bey en çıkabilirim istersen ya da uzmanları çağırabilirim dedi. Zişen aslında yalnız olmayı tercih edeceğini söyledi. Elindeki kumandayı kullanma prensibini gösterdi Adem bey. A ya basında erkek, Bye basınca kadın, C ye basınca ikisi, Dye basınca ülke ve bölge, F ye basınca o bölgedeki inanç durumu, Gye basınca ülkenin ekonomik durumu, Hye basınca çiftin ekonomik durumu, I ya basınca kadın ve erkeğin sanatsal yetenekleri, J ye basınca... diye giden bir liste. “Y” ileri, “Z” ise geri demekti.

Zişen çok uzun bir zaman geçirdi içerde. Bir ileri, bir geri giderek, durmadan akan enformasyona bir anlam yüklemeye çalışarak saatler geçirdi. Karar veremedikçe sıkılıyor, keşke en başında danışman hanıma söyleseydim de rastgele bir yere gidiverseydim ya diye hayıflanıyordu. Sıkıntısı öyle çok büyüdü ki, dışarı çıktı. Havva Teyze hemen kapının önündeydi, “nen var yavrum betin benzin atmış” diye koşturdu yanına. Onu alıp kimselerin gelmeyeceği, ortalıkta gözükmeyen mutfak gibi bir yere soktu.

Zişen ağlıyordu,
-“Seçemiyorum, geri gitmek istiyorum” diye.

Havva Teyze bir şey söylemedi ve saçlarını okşadı.
-“Seçim yapmak hep zordur ve gittiğin yerde de senden hep bunu isteyecekler kızım”
dedi.

-”Aslında bütün seçimler yapılmıştır çoktan, bilgiler gerekli değildir. Şimdi içeri git, gönlüne bak, hangilerine için ısınırsa sadece onlara bir göz at. Olmuşsa olmuştur, yoksa geri de dönersin. Cesur kızım benim”
dedi tekrar öptü saçlarından.

-“Peki Havva teyzem seninle karşılaşacak mıyım orda” diye sordu Zişen.
- “Elbette bebeğim, her kuşakta bi tane çıkar benden sen sakın üzülme” dedi Havva Teyze.

Zişen tekrar içeri girdiğinde kararlıydı. Geçen fotoğraflardan gülen bir kızı ve yan gözle kıza bakan gülümseyen adamı seçti. Bilgilerinde romanları ve filmleri çok sevdikleri yazılıydı. Merhaba “Anne ve baba” dedi zişen ve doğum kanalına doğru yola çıkmak için görevlileri çağırdı.

2 yorum:

therru dedi ki...

Pek sevimli bir masal olmuş. Yaratılış yeniden yorumlanıyor :)

Ozgur dedi ki...

Çok teşekkür ederim sevgili Therru!
özgür. utangaç masalcı:)