12 Kas 2008

Girişimcilik...

Bu akşam otururken eski girişimcilik anılarımızı anlattık. Küçük yaşlarda insan bazı şeyleri satmak istiyor, küçük cinlikler düşünüyor. Ben ilkokul birdeyken kalemlerimin uçlarını arkadaşlarıma satıp güzel de kar etmiştim ki öğretmenim annemlere söylemiş. Sonra ismimi vermeden sınıfta "bazı arkadaşlarınız..." temalı bir konuşma yapmıştı, yerin dibine geçmiştim. Sonra bir kaç girişimim daha oldu. Arkadaşlarımızın da benzer hikayeleri var.

Sonra pazarlık meselesi var. Hepimize para konuşmanın ayıp olduğu öğretilmiş. Bu konuda tutuğuz. Utanıyoruz, pazarlık yaparken, çevremizde yapılırken ıkınıp sıkılıyoruz. Oysa hayatın bir gerçeği. Her yerde, her zaman pazarlık yapılabilir, domates alırken de, Vakko'dan eşarp alırken de. Hiç bir fark yok. İlginç olan nokta, pazarlık yapma gücünüz, cebinizdeki parayla alakalı. Ne kadar çok o kadar güçlüsünüz. Sanırım içerlerde bir ses, pazarlık yapmam beni fakir yapmaz diyor cepteki para. Yoksa cepte para olmasa ve pazarlık hakkındaki bi utanç olmasa da çatır çatır yapılabilir. Büyük saygı duyuyorum, bunu yapanlara ve üşenmeyenlere.

Pazarlık ve para hayatın gerçeği. İşe girerken, maaş pazarlığı yaparken. Ne demiş gavurlar: "you dont get what you deserve, you get what you negotiate" Yanim, hak ettiğini değil, pazarlık ettiğini alırsın. Biz ne zaman pazarlığın pa sını etsek, aman Allah'ım ben ne çingen bir insanım, ailemin utanç kaynağıyım moduna giriyoruz.

Pazarlık ve para meselesi duygularla çok ilgili. Bugüne kadar yabancılarla yaptığımız her toplantıda yenildiğimizi hissettim. Sadece yabancılarla da değil. Konuşmacı kişi ağzını açtığı anda çıkanlar bir tuhaf oluyor, daha öncesinde ne konuşursanız konuşun. Korkunç bir suçluluk var içimizde sanki. Utanç, utanç. Sanki bilmediğimiz bir aile sırrımız var, hep çok utanıyoruz. İçimize işlemiş. Bu utanç duygusunun anlamını çözebilmek isterdim. Kötüye yorma, kimbilir karşımdaki ne düşünüyor! paronayası. En kötüye yorma.

Örnek vermek gerekirse, diyelim yapılması gereken bir işiniz var, diyelim tam olarak yapamadınız. Karşılıklı hatalar yapılmış. Siz A şirketine bir iş yapmışsınız, %80 tamam, %20 eksik ve kalan %20yi planlamak için toplantıya gidiyorsunuz. Genel müdür demiş ki, %20lik iş dışındaki işlere he demek yok. "Dignitiy" - Saygınlık, Vakar. Gidiyorsunuz toplantıya ve yönetici şahsiyet daha karşı taraf ağzını açmadan, biz çok suçluyuz, ne derseniz yapacağız şeklinde tuhaf bir ezik söyleme tutturuyor kendini. Satıyor bir anda o ana kadar konuşulanları. Bir anda. Planlı değil, programlı değil. Adamı demonlar, cinler basıyor sanki. Akıl pencereden uçmuş, o anın hevesinde duygular konuşuyor. Adam kendini anlatıyor. Rasyoneliteye elveda. Şunu demiyor, "bak kardeşim, biz bunları bunları yaptık, bunlar bunlar kaldı. Sebepleri şunlar bunlar. Kalanları şu kadar zamanda yapacağız, aha da planı burda. ne diyorsunuz?" Ezilmeden büzülmeden, eşit şartlarda alnı açık, yüzü pak konuşulamıyor. Neden? Çünkü çünkü çünkü özümüzde eziklik ve utanç var. Bunu atamıyoruz. Başımızı dik tutamıyoruz.

Karşı taraftakiler yabancıysa daha da kötü. Biz Türklere kötü davranıyorlar aman ha... Değil. Bizler öyle önyargılıyız ki. Önyargılar
1- Bizi zaten sevmiyorlar/sevmeyecekler/istemiyorlar
2- Bunlar çingen/çatır çatır pazarlık ediyorlar her konuda
3- Ne dersek diyelim bizi dinlemeyecekler, anlamayacaklar
4- Bizim zaten yapamayacağımız düşünüyorlar, ki aslında biz de böyle düşünüyoruz, kasılalım ki bunu anlamasınlar.

vesaire vesaire.
Sorun şu ki, bunlar muhtemelen doğru değil. Doğru olsa adam oturmaz karşındaki koltuğa. Bir kez daha ezilme, büzülme, karşı tarafın ağzına düşünce yakıştırma yoluna gittik. Yanlış empati kurduk ve sıçtık. Çünkü önyargılara takıldığımız için adamların ne dediğini dinlemiyoruz. Dinlesek de anlamıyoruz. "Active listening" / Etkin dinleme denen bir şey vardır. Kendi önyargılarınızı ve fikirlerinizi değil, karşındakinin kastettiğini anlamaya yönelik, soru da soran, anlamaya niyet etmiş, bu yola baş koymuş bir yaklaşımdır. Bundan öyle uzağız ki...

Konu nerelere geldi. Demek istediğim kendimizi geliştirmemiz gereken konular.
1- Özgüven. Yapabileceğine inanmak. Hata yaptığında itiraf edebilmek ve bu nedenle asılmamak. Tekrar denemek, yola devam etmek. İlk dönemeçte tıkanan robot oyuncaklar gibi pes etmemek. Sonuna kadar gitmek. Sabır, güven, sebat.

2-Dinlemeyi öğrenmek

3-Pazarlık yapmayı öğrenmek. (Negotiating skills)

4- Parayı öğrenmek. Hem konuşmayı, hem kendi değerini, hem de işin değerini küçümsememeyi.

Önyargılarımız bizi yönetiyor. Belki de çok sıkı psikolojik testlerden geçirmeliyiz pazarlığa yolladığımız insanları. Eğer batı medeniyeti karşısında eğilip, bükülebilecek adamlar varsa o masadan yenik kalkacağımız kesindir. İş görüşmelerinde, AB müzakerelerinde ya da IMF 'den kredi isterken, karşısına çıkaracağımız adamları özenle seçmek gerekir.

Başarılı insanlara bakın. O eziklik denilen virüs tesir edememiş dokularına.

Hiç yorum yok: