13 Kas 2008

Gündüz Yaşamanın Güzelliği

Ben buna benzer bir dönemi daha önce de yaşamıştım. İnsan çalışmadığında ve sabah kalkması için ciddi bir sebep bulamadığında, vücudu denetimi ele alıyor. O dönem, günün her saati yatmış ve her saati kalkmıştım. Bir gün akşam 12 de yatıyorum mesela, 7-8 saat uyuyorum, sabah 8 gibi uyanıyorum. Ertesi gün, akşam 1 gibi yatıyorum, sabah 9 gibi... Böyle böyle giderken, akşam 18 gibi yatıp gecenin körü uyandığım zamanlar oldu. Farkettim ki burada bir düzen var. Her gün bir saat kayıyor uyku düzenim. Bir yerlerde şunu okudum kimi insanların vücut saati 24 saate ayarlanmamış. 25 saatlikmiş, bu kaymanın sebebi de bu olabilirmiş. Ne tuhaf şeyler duyuyor insan hayatta.

Bir gece önce sabahladım. Kardeşim ve sevgilim işe gittikten sonra sabah 7:30 gibi yattım, 11:30 gibi kalktım. Uzunca bir süredir içimden bir ses kitaplarını düzenle çağrısı yapmaktaydı. Eve temizlikçi geliyor, kitapları kendi kafasına göre yerleştiriyor, sonra aradıklarımı bulamıyorum bir türlü. Kendim yapmam şart. Sonra, kitaplığımda okumuş olduğum, kaynak teşkil etmeyen, beş yıl geçse açmayacağım kitaplar var. Onları bir güzel kaldırmak gerek diye düşünüyordum, kitaplıklarda yer kalmadı. Aldım bir kutuyu, okunmuş ve uzun süre tekrar bakılmayacak o kitapları bir güzel doldurdum. Kitaplık nefes aldı. Henüz okumamış olduğum kitaplar da siklinip kendilerine geldiler, belki daha bir göze çarparız diye. Ancak çoklar. Kitaplar, defterler, makaleler, fotokopi kitaplar, teknik kitaplarımız. Kitaplıkların 3ü salonda, 3 ü bilgisayar odasında. Ben hepsini birden düzeltme çılgınlığına kapıldım. Teknik kitapların arasından çıktı bir Türkçe sözlük. Olmuyor böyle.

Velhasılı, şöyle bir ayrıma gittim. En sağdaki kitaplıkta en üst gözde ağır kitaplar var, en sevgili yazarlarımın yeri, Kemal Tahir, Oğuz Atay ve Alev Alatlı duruyor orada. Yanlarında Kutadgu Bilig, Mesnevi, Türkçe sözlüklerim var. Alt sırada, Türk Edebiyatı geliyor, Ahmet Hamdi Tanpınar, İhsan Oktay Anar, Elif Şafak, Orhan Pamuk ve diğerleri. Bir diğer kitaplığımda, en üstte gelecek tasviri kitapları var. İngilizce kaynaklardan. Singularity is Near türevi. Onun altında Ağır Kitaplar, İthaki serisi. Yanlarında sosyoloji/felsefe kitapları. Daha altlarda dünya klasikleri, romanlar başlıyor. Üçüncü kitaplar dünya edebiyatına adanmış. En üstte yine en sevdiklerim, Doris Lessing, İris Murdoch, Julian Barnes ve Salman Rushdie var. Onun altında diğerleri, Lawrence Durell'den, Milan Kundera'ya, Proust'a, Kafka'ya, diğer büyük abiler, ablalar sıralanmış. Altlara indikçe bilimkurgu başlıyor. Kız kardeşim geldikten sonra, evde dört adet Mülksüzler olduğu ortaya çıktı, biri İngilizce. Ursula L. Guinler çifter, üçer. Evin en ortak yazarı diyebiliriz. Sevgilimin fantazi kitaplarını (bilimkurgu ve fantazideki anlamında:) topladım, bilgisayar odasına götürdüm. (Boş raf vardı) Böylece bilim kurgu ve fantazi odaları ayırmış oldular. Ama Ursula teyzeyi, yollayamadım. O BKcılarla kaldı. Bir sırada tiyatro ve şiir kitapları var. Onlar görece ince olduklarından beraber durabiliyorlar şimdilik.

Dün güzel çalıştım, gündüz ayakta olunca insan iş yapabiliyor. Gerçi hemencecik de yorulup oturuyorum biraz ağır gidiyor o yüzden. Sonra mutfağı topladım, bebeğin eşyalarını tekrar topladım. Çamaşırları ayarladım. Salonu toparladım. En sonunda kendime bir çalışma ortamı hazırladım ve kağıdın kitabın başına geçtim. Biraz ders çalıştım. Bu arada akşam olmuştu, sevgili geldi 9 gibi. O da çok yorgun ben de uykusuz, erkenden uyuduk. 10:30 gibi uyumuştuk bile. Gece uyandım tabi, 2 gibi. Maillerime baktım, gelen giden yok. Geri yatmayı başardım. Vee sabah 7de kalktım. Normal insanlar gibi gece uyuyup, gündüz ayakta olmayı deneyeceğim. Gerçi gene kayacak. Sanki hep uyuyormuşum gibi geliyor. Oysa uyuduğum saat sayısı 8den az gibi geliiyor. Bebek doğduktan sonra kesik kesik uyumaya alıştırmaymış bu. Bir amaç uğruna bu hallerdeyiz.

Sabah uyandığımda bir an karnım şiş değilmiş gibi geldi, bir an panik oldum. Kızım noldun diye. Dün çok hafif beslendiğim için belki, karnım normal halinden daha inik geldi. Sonra baktım, normal ebatlarda (dev gibi). Rahatladım. Bir gece önce sabah 5ten 6:30a kadar yavru içerde akrobatik hareketler yaptığı için uyuyamamıştım. Sanırım o da yorulmuş, sabaha kadar mışıııl mışııl uyuduk. Uykumuzda konuşma alışkanlığımız da var, ben dönerken zorlanınca sevgili uykusunun arasında mırıl mırıl iyi misin diyor, ben de uykumda iyiyim dönüyorum diyorum, o başka bir şey diyor ama uyanmıyoruz. Yarı gerçek, yarı rüya geçiyor. Tuvalete kalkarken meraklanıyor. İkimizin uykusu da hafifledi sanki. Babalık erkeklerin beyninde de değişimlere yol açıyormuş, geçenlerde "baba olmak" blogunda okudum.

Biraz uykum var, acaba uzanıp bir saat daha mı uyusam, yoksa yüzümü yıkayıp dersin başına mı geçsem? 27 Kasım'da sınav ve henüz hiç çalışmadım. Üstelik öğleden sonra arkadaşlarımla görüşme planım var. Evet bu bir fırsat. Kahvaltı yapayım ve çalışayım.

Hiç yorum yok: