12 Kas 2008

Obezite - Şişmanlık - Kültür

Az önce TVde binlerce keredir izlediğimiz, amanın şişmanlık neden artıyor konulu bir program izledim. "İşte fast food kültürünün yaygınlaşmasıyla..." diye başlayan açıklamalar yok mu? Şahsen ben bunu çok yavan buluyorum. Gerçekten bu konuda bilimsel bir çalışma yapılmış mı? Şişman bireyler hamburger yedikleri için mi şişmanlar gerçekten? Yoksa kekler, börekler, keteler, baklavalar, revaniler, lahmacunlar, pideler, patates oturtmaları, çeşit çeşit ekmekler, vezir parmağı, dilber dudağı, pastalar, makarnalar, erişteler, bulgurlar masum mu?

Programları izleyince sanırsınız ki, bu ülkeye fast food (Hamburger, çizburger familyası) gelmeden önce hepimiz tığ gibiydik. Böyle bir form tutma, bir incelik, bir zerafet geziyorduk. Sonra hamburger kolaya başladık, hoop şiştik.

Bu kolaycılık bana çok tuhaf geliyor. Bence eskiden de insanlar pek zayıf değildi, ancak o zamanlar zayıflık bu kadar moda olmadığından göze batmıyor, idare ediliyordu. Uzun tunikler, bol kazaklar giyiliyordu. Kadınların hamilelikten sonra kilo alması normal bulunuyordu filan. Bir dirhem et hesabı. Hatırlarım, küçükken ben babanemler beni zayıfım diye beğenmezlerdi. Bir bebeğe zayıf demek aslında üstü kapalı anneyi itham etmek, "hahayt besleyemiyor" tarzı bir kadınlar arası rekabet. Ananem de üzülürdü zayıf olduğum için, bana sürekli komşunun çocuklarını örnek gösterirdi, "filancanın yanaklarına bak tombiş tombiş kıpkırmızıııı", bir de sana bak durumları. Yemek yemem için insan üstü çabalar harcanmış. Pek yemediğim için annem sabah okula gitmeden patates kızartıp veriyordu mesela. Kısacası çocukların zayıf olması istenen bir durum değil. Anne töhmet altında kalıyor. İyi anneliğin eski koşullarından biri, tombul yanaklı, sağlık fışkıran(kırmızı) gürbüz çocuklar.(mış) Benzer hikayeye sahip arkadaşlarım, tanıdıklarım var.

Yemekle ilişkiyi bozan hareketler bunlar aslında. Çocuk yemek yediğinde sevinmek, mutlu olmak. Yemek ve mutluluk arasında bağlantılar kuruyor çocuğun zihninde. Mutlu etmek için, mutlu olmak için yemek yemek. Zaten karbonhidrat iyi hissetiren bir şey kısa vadede. At ağzına bir tatlı, rahatla. Olmadı biraz daha. Kilolarla problemi olan biri olarak (polikistik de sağ olsun...) bu durumu uzun zamandır düşünüyorum. Örneğin hamilelikte iştahım kesildi, benim de yiyeceklere bakışım değişti. Zihnimde sürekl, yeterince yedim mi, sağlıklı mıyım diye bir döngü varmış mesela. Ben oburluktan yiyen bir insan olmadım hiç. Ne çukulata yerim öğün aralarında, ne bisküvi. Fast food çok nadiren, ayda 1 gibi. Cips, kola, patates kızartması, makarna, abur cubur yoktur hayatımda. Ama kafamda birisi yediklerime bakıp, yeterince yedin mi, ne zamandır yemedin, dur şunu da ye gibi bir şeyler söylüyor sürekli. Ölçüde hata var. İştahsızlık döneminde, eskisine oranla çok daha az yememe rağmen, aç olmadığımı, tersine sağlığımda bir problem de olmadığını farkettim.

Şimdi çocuğumuzda nasıl bir yaklaşım izlemeliyiz onu düşünüyorum. Öyle bir durum yaratmalı ki, yiyecek duygularla bağlantılanmamalı. Beslenmeli ama ötesinde bir hissi olmamalı yemeklere karşı. Küçüklükten itibaren sebze yedirmeli.

Hah, bir diğer problemimiz de kırmızı et. Sanırım bizden önceki kuşaklar, yeterince beslenemediklerinden ya da ondan öncekiler gerçekten yokluk çektiklerinden, kırmızı et, kendi anlamının ötesinde anlamlara kavuşmuş. Kırmızı et, yoksul olmamak anlamına geliyor. Bulgura alternatif. Bulgur da yoksuk yiyeceği, paramız pulumuz var neden bulgur yiyelim ki. O kadar kırmızı et dayayınca çocuğa elbette büyüyünce de bunun arkası kesilmiyor.

Bir diğer mesele, "yemekten anlamak". Uzun sofralar, sohbetler. Büyüklere rakı, küçüklere kola. Buradan çıkan anlam nedir? Özel günlerde mutlu olmak için, hep beraber olmak için ne yaparız? YERİZ. İÇERİZ. Sonra büyüdüğünde kola içme bakalım. Ne zaman güzel bir yemek yemek istesen hop kola. Binlerce bilinçaltı şartlandırmadan daha etkili inanın. Hele bir de güzel bardaklar çıkıyorsa sahneye. Tabi, kola bir yana, rakı, şarap, alkol. Üstüne sigara, işte keyif dediğimiz kültürel kodlarımız. Sonra aman sigara içmeyin yavrum. Olmuyor.

Fast food yediği için şişmanlayan da vardır illa ki. Ama bence, bizim ülkemiz için asıl sorun o değil. ABDde zamanla tabaklar büyüdü, yemeklerin hepsinde şeker ilavesi var. Salata sosunda şeker var, salata yiyorum sanırken bir hamburger kadar kalori alıyorsunuz. En büyük uyuşturucu şeker. Geçen bir yazıda okudum, Türkiye'de çocuklara çok fazla goflet, çukulata alınıyormuş. Ödül vermek için bunları seçiyoruz demek ki. Sadece ailede görmekle de olmuyor neticede, arkadaşlar var, onların evleri, onların aileleri var.

Bu konu kafamı kurcalıyor. Daha çok bilgi edinirsem yazarım. Ne yapsak da çocukların yemekle ilişkisi sağlıklı olsa. Ne yapsak da daha çok hareket etseler, kıçlarını yayıp çekirdek yemeseler. "Aman bırak istediklerini yapsınlar" doğru bir yaklaşım değil, çünkü nerden bilecek ki yavrular ne istediklerini. Bıraksan insan uyuşturucu da ister, zevkli. Verecek miyiz?

Bin yıldır aynı soruların sorulduğu, bin yıldır aynı yanıtların verildiği programlardan tiksiniyorum. Siz bıkmadınız mı yapımcılar?

Hiç yorum yok: