5 Ara 2008

38. Hafta. (37 hafta + 02 gün)

Hayatın köşesinde duruyorum. Kızımın hareketlerinde hiç bir azalma yok. Bir o yanda, bir bu yanda. Bir mideye, akciğere baskı, bir aşağılara. Nefes mi alsam, çişe mi koşsam:) Meme uçları fena halde kaşınır. Fazla elleşmek doğumu başlatabildiğinden kaşıyamıyorum da.

Çok az kaldı. Artık 38. haftadayız. Sanki dev bir bekleme odasına girdim ve bir aya yakın burada oturacağım gibi. Hafta hafta gebelik sitelerini okumanın bir zevki kalmadı. Artık ne oluyor bakalım bebişime diye bakamıyorum. Hem ezberledim okuya okuya. Hem de artık tamamlandı kızımız. Şimdi keyfinin gelmesini bekleyeceğiz.

En büyük endişem belirtileri anlayamamak. Gerçi pek mümkün değilmiş diyorlar ama ne bileyim. İnsan ne beklediğini bilemeyince sürekli bir şüphe halinde geziniyor ortalıkta. Bir de zamanı hakkında sağlam bir tahminim olsaydı... İnsanların neden sezaryan randevusu aldıklarını anlar gibi oluyorum. Tarihi belli, saati belli. Bilişimciler ve bankacılar bu doğum tarihinin belirsizliğine gelemiyorlarmış bizim doktorun dediğine göre. O nedenle sezaryen isteyen çokmuş. Ben tabi o kadar delirmedim. Hala normal diye gidiyoruz yola. Cumartesi tekrar doktor randevum ve NSTm var. Tekrar tarih soracağım, doktur hanım nolur bize şöyle üç yaklaşık, beş yaklaşık bi şey söyle, üç vakte kadar mı, beş vakte kadar mı? Kahve falı mı baktırsam naaptırsam:)

Cumartesi aynı zamanda hastane turumuzu da yapacağız. Bir gidip gelip yolu test edelim. Acele acele hastane yerini değiştirmesin sonra:) Kaybolacaksak kaybolalım bi daha da kaybolmayalım.

Artık ev işi yapamıyorum hiç. Ordan oraya yürüyorum. Caddeye gidip yürüyorum. Belki biraz yemek yapıyorum ama eğilmek doğrulmak, oturmak, kalkmak zor işler. Koca göbek ve ağır oldum. Bir yandan da bitsin istemiyor insan. İçinde kızınla oturmak, hareketlerini hissetmek, her sabah uyanınca koca göbeğe merhaba demek filan bir yandan keyif. Hem orda yediği, önünde yemediği arkasında. Oh. Çıkınca ağla ki meme versinler, annenin gecesi gündüzü kalmasın...

Bayramda annemler gelecekti, bayram sonrası annemin gelmesine karar verdik berabercene. Hem o tarafta işler var, hem bu tarafta biz sevgiliyle baş başa bir kaç gün geçirelim dedik. Planlarımızı yapalım. Ne tarz anne, baba olacağız. Neler yapacağız. Böyle rüzgarın önüne atılmış yaprak gibi ordan oraya savrulmak istemiyorum. Zaten tavsiyelerle aram hoş değil. Herkes bir şey derse deliye dönerim. Makul bir kitap ve ekol bulup onu izlemek lazım sanırım.
  • Yemek konusunda duygusal davranan bir anne olmak istemiyorum. Elimde kaşıkla peşinden koşturmak istemiyorum.
  • Çocuğumun süper çocuk olduğunu idda eden bir kadın olmak istemiyorum.
  • Aşırı hijyenik, koruma delisi biri olmak istemiyorum. Ama sarsak ve dağınık da olmak istemiyorum.
  • Onu önemsemek ve sevmek istiyorum ama kendimi, sevgilimi ve kişiliğimi ihmal etmek istemiyorum. Neticede sadece anne olmayacağım, başka işlerim güçlerim de var.
  • Umarım depresyona girmem.
  • Umarım saçımın, başımın peşini bırakmam. Umarım kilolar hoop diye uçuverir.
  • İstiyorum ki kendi kendine oyalanabilen bir çocuk olsun. Bağımsız bir kişilik olsun.
  • Endişeli ve evhamlı olmak istemiyorum.
  • Şöyle geniş ve cool bir anne olmak istiyorum. Sakin olmak istiyorum. Panik yapmayan, kendinden emin filan.
  • Fazla üstüne düşmeyelim istiyorum. Neticede doğan büyüyor. Öyle ya da böyle.
  • Kendi duygularımla başetmek istiyorum. Bebek anlamaz ama hisseder. Başa çıkabilmek istiyorum.
Ahh sabırsızlanıyorum bir yandan. Bir yandan sabır diyorum kendime. Olacak olan olacak. Bu vakitten sonra kendimi teslim etmem gerek. Bebeğin keyfi önemli, canı ne zaman isterse, ne zaman en hayırlısıysa o zaman gelsin. Gelsin de bi öpelim, bir görelim yavruyu. Belkim babasının gözlerini alır. Gelsin artık.

Bir yandan da uyanınca göbeğimi görmeyecek olmak nasıl bir duygu merak ediyorum. Normal kıyafetler giymek. Alışverişe gitmek... Emzirmek. Yatakta rahat dönmek. Şu uyku meselesini düşündüm de gün ışığını azaltacak bir perde alsam diye düşündüm. Madem gündüz de uyumak gerekecek... Gerçi bununla pek sorunum yok, bol bol güzellik uykusu uyuyorum öğleden sonraları ama. Işığı kesebilsek sanki daha iyi olur. Belki eski ikea perdelerinden bir şeyler ayarlarım. Hımm olabilir.





4 yorum:

k.i.s.d. dedi ki...

Özgürcüm genelde seni okurken düşündüklerimin aynısını düşünen uzaktaki bir dostu okur gibi oluyorum. Çocuk hakkındaki isteklerinin aynısı bir listeyi hamile kalmadan önce ajandaya yazmışım..Umarım herşey gönlünce,dilediğince olur.
Kitap ve ekol deyince sen, Tracı Hogg demek geldi içimden. 2 aydır "Secrets of the Baby Whisperer" elimden düşmüyor. İçinde uygulanamaz bulduğum şeyler olsa da genelde çok güzel bir kaynak. Bebeklerin dilinden anlamayı öğretiyor. Bu kitabın daha kapsamlısı Yapıncak Gürerk Okyar tarafından Türkçe'ye çevrildi, hatta yeni başladı kitabın dağıtımı. ideefixe'de kargo dahil 18 YTL. Bu kitaplar genelde fiziksel bakım odaklı kitaplar. İşin psikoloji boyutunda ise çocuk nörologu Prof Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in kitaplarını beğendim. Bana kalırsa senin iç sesin ve ne istediğin hepsinden önemli.
Şimdiden hayırlı ve kolay doğumlar diliyorum.
Sevgilerimle.

yasemin dedi ki...

senin maddeler ilk günden istediğin gibi olmasa da madem belirledin ve öyle istiyorsun zamanla hal yoluna girer. ilk zamanlarda olmazsa moralin bozulmasın. her şey sırayla, önce doğum, sonra eve geliş, ilk bez değişimi, göbek düştü mü, ilk banyo... saç baş kılık kıyafet kısmısına ise en son sıra geldi bende ama o bile bi şekilde oldu işte :) öğütçü teyzeler gibi olduysam affola ama insan bi kere yaşayınca olaylara çok hakim hissediyor kendini galiba :p

Ozgur dedi ki...

Sevgili k.i.s.d,

Bu blog hamileliğim boyunca yaptığım en iyi şey oldu. Binlerce şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum. Tam da kitap siparişi vermek üzereyken süper oldu tavsiyelerin. Derhal değerlendirip başlayacağım. İnsanın bir referans noktası bulması gerekiyor. 1950lerden sonra Dr.Spook varmış. İhsan Doğramacı onun kitabından apartıp bir çocuk kitabı yazmış annem onunla büyütmüş bizi. Aradan geçen senelerde derelerin altından çok sular akmış, bakalım neler olmuş...

Fiziksel bakım, duygusal bakım, yetişmek lazım. Bir yandan da dediğin çok doğru, içgüdü ve akıl, iç sesin ne diyor. Bebekler ve koşullar birbirinden farklı oluyor anladığım kadarıyla. (Ne anlıyorsam, işte başka bloglardan okuduğum kadar ancak...)

Sadece iki arkadaşım doğurduğu, onlar da o dönem benden uzak olduğu için kör cahilmişim ben. Erkeklerle dolu bir yerde çalıştığımdan asgari düzeyde kadın sohbetlerinden de uzağım. İnsan sağdan soldan çok şey duyuyormuş, ben tısss. Yani siz olmasanız, internette yaşadıklarını paylaşanlar olmasa şu devirde biraz sersem kalacakmışım. (Gerçi hala var bir sersemlik de, gelişme gösteriyorum:) Ya da belki her anne adayı öyledir? Ne bileyim...

(Yani bana çoktan seçmeli sınav verseler daha iyi olurdu mesela, o konuda çok iyiyimdir, çalışır yaparım. Gerekirse tez yazarım. On parmak klavye kullanırım:)

Çok teşekkür ederim kolay doğum dilekleri için de:) Amiin amin! Hepimiz hayırlısıyla doğurup, bebişleri kucaklara alalım... Zaman ne çabuk geçiyor!

Sevgiler, kucak dolusu.
özgür

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yasemin,

Bakalım bir kaç ay sonra neler yazacağım. Vallahi bana en yapamayacağım şey, saç baş kısmıymış gibi geldiği için kendime hatırlatma amacıyla yazdım. Her an geceliğini çıkarmadan dolaşan, saçları rapunzel model birine dönüşebilme ihtimalim var:)

Ayrıca panik, evhamlı, titiz ve manyak da olabilirim. Olmiyim ama... Evet herşey sırayla. Öyle bilip bilmeden yazıyor insan biraz. Deneyimli annelerden faydalanmak lazım!

Çok teşekkürler yorumların için. Sevgiler kocaman!

özgür