3 Ara 2008

Çalışmak, Annelik, SGK, Çözüm Önerileri...

Daha önceki yazılarımızda genelde bireysel tercihler üzerinde durduk. Tabi bu bize sunulan seçenekler arasındaki tercihlerden ibaret. Oxford vardı da okumadık mı gibi bir durum da söz konusu. Alın size üç yıl ücretli izin deseler nüfus patlar mı? Ya da patlamaz mı?

Doğum izni konusunu düşünürken, hem kadın erkek eşitliğini koruyacak, hem bebeğin, hem annenin sağlığını koruyacak önlemler ne olabilir diye araştırırken diğer ülkelerdeki durumlara bakmak istedim. Öncelikle "maternity leave"(annelik izni) diye arattım. Beni parental leave(ebeveyn izni) sayfasına yönlendirdi, hoşuma gitti.

Daha sonra Türkiye için düşündüm. Neticede koşullar ülkeden ülkeye çok farklı.

Dünyada Durum...

Bakmak isteyenler için adres: Parental Leave/Ebeveyn İzni

Ülkelere göre izin dağılımı görülebilir. (Veriler ne kadar doğru bilmiyorum, çünkü Türkiye'de ücretli izne ek olarak 1 yıllık ücretsiz izin hakkı da var ancak gösterilmemiş.Dolayısıyla diğer ülke bilgilerinde de eksiklik olma ihtimali var) İnsana fikir veriyor. (İngilizce bilmeden de bakmak mümkün. Week - Hafta)

Gözüken o ki, doğurmak için İsveç'e gitmek lazım. Çalışan ebeveyn, çocuk başına 16 ay ücretli izin alabiliyor. Ödenen ücreti devlet ve işyeri paylaşıyor. Bu 16 ayın en az iki ayı diğer ebeveyn tarafından kullanılmak zorunda. (Katılımı arttırmak için, genelde bu baba oluyormuş). İsveçli solcu partiler, bu iznin mecburi olarak 8-8 bölünüp kullanılmasını (anne ve baba arasında) savunuyorlarmış. Norveç, ya 54 hafta(12.5 ay) ücretin %80i, ya da 44 hafta(10 ay) ücretin %100ü şeklindeymiş. Anne doğumdan önceki 3 hafta ile sonrasındaki 6 haftayı almak zorundaymış, baba ise en az 6 hafta kullanmalıymış. Kalanlar bölüşülebilirmiş anne ve baba arasında. Estonya'da anneler doğumdan 70 gün önce izne ayrılıp, 18 ay ücretli izin kullanabiliyorlarmış. Babalar ise 3. aydan itibaren. (Ücretli izin tek bir ebeveyne)

Bulgaristan'da annelere özel sistem, doğumdan önce 45 gün %100(hastalık izni), 2 yıl ücretli izin, üstüne 1 yıl da ücretsiz izin veriyormuş. İşyeri bu süre sonunda anneyi aynı pozisyonda işe geri almak zorundaymış ve hamile ve bekar anneler işten atılamıyormuş.

2000 yılı itibariyle Kanada 10 haftalık izni 35 haftaya çıkarmış ve anne baba arasında bölünebiliyormuş. Buna ek olarak anneye 15 hafta annelik izni varmış, dolayısıyla anne isterse 50 hafta kadar ücretli izin kullanabiliyormuş. Kanada'da bu ücretleri sigorta sistemi ödüyormuş.

İngiltere'de bütün bayan çalışanlar 39u ücretli olmak üzere 52 haftalık izne ayrılabiliyorlarmış, ilk altı hafta %90, kalanlar sabit bir ücret olmak üzere.

Dünyada 5 ülke hiçbir şekilde ücretli izin vermiyor: Avustralya, ABD, Papua Yeni Gine, Swaziland ve Liberya.

ABDde ücretli izin hakkı için uğraşanlar varmış.

Gerçeklik Testi...

Bu ülkelerde yaşayan arkadaşlar varsa ve ekstra bilgi verebilirlerse ne güzel olur. Çünkü sadece yasalar çok anlamlı değil. Pratikte neler yaşanıyor o önemli. Ben yasal izne çıkarken, "a a doğum izni kullanacak mısın?" dediler. Türkiye'de süt izni var, ama bunu kullandırmak istemeyen şirketler var. Yani yasalar düzenliyor ama ne kadar uygulanıyor, pratikte durum nedir bazen farklı olabiliyor.

Üzerinde Durulması Gereken Noktalar...

İnsan tabi istiyor ki şöyle uzun uzun ödensin ebeveyn izni, iyice bebelerle ilgilenelim bir kendimize gelelim. Ancak bazı faktörler var dikkate alınması gereken.

1 - Eşitlik.
Sadece anneye özgü uzun doğum izni aslında kadının anneliği ve çalışma hayatı açısından hiç de iyi sonuçlar vermeyebilir. Türkiye'deki kırılgan ekonomimizde, desen ki kadın 2 yıl ücretli izin alacak doğumdan sonra, o zaman hiçbir özel sektör kuruluşu kolay kolay kadın çalıştırmaz. Sözlü anlaşmalar yapar doğurmamaya dair. (Bu anlaşmalar hali hazırda var. Yazılı olarak anlamı yok tabi ama özellikle yönetici pozisyonundakilerden kafasına göre hamile kalmaması bekleniyor. İki yıl önceden haber vereceksin, yöneticilerin olur ya da olmaz diyecekler. Hamileliğin işveren açısından algılanışı "kazık yemek" olabiliyor.) Çalıştırsa da evli olmayanları çalıştırır. Evlilere hemen gidiverecek gözüyle bakılır ve tercihen hamile kalmadan sudan bir nedenle işten çıkarılır. Yeni mezunlara öncelik verilir. İlla evli bayan çalıştıracaksa ücreti düşük tutar. Kısacası, ilk anda uzun bir ücretli izin çok cazip görülse de, uzun vadede kadın-erkek eşitliği, kadının çalışma koşulları açısından çok olumsuz sonuçlar verebilir.

Bu nasıl engellenebilir? Birincisi şu olabilir, bu izin sadece anneye verilmez. Ebeveyn hakkı olarak anne ve baba kullanabilir denirse, evli babalar da evli anneler kadar "zan altında"(!) kalırlar. Ancak tabi pratikte bu izni (bu toplumda) kullanacak babaların oranı marjinal kalacağı için çok etkisi olmayabilir. Bir diğer ihtimal işyerlerine belirli bir sayının üzerinde evli kadın çalıştırma zorunluluğu getirmek, kota uygulamak vs olabilir, ancak bu da eşit maaş sorununu çözmez.

Belki de en güzeli, verilen izni mecburi olarak anne ve baba arasında bölüştürmek. Biraz faşizan gelse de eşitlik açısından en güzel sonucu bu verir gibi geliyor bana. (Pratikte babalar evdeymiş gibi yapıp gene çalışırlar, yasa delinir. Osmanlı'nın yasağı üç gün!)

2- Kim Ödeyecek?
Bir diğer sorunsal şu. Bu iznin parası kimin cebinden çıkıyor? Şu anki Türkiye'deki uygulama şöyle. İzne ayrılıyorsunuz, doğum izni bitince (16 haftanın sonunda) doktor raporuyla beraber SGKya başvuruyorsunuz, o da sizin " izin süreniz * Maaş * 2 / 3" kadarlık bir parayı size geri ödüyor. Eğer beyaz yakalıysanız ve işyerinizde böyle bir uygulama var ise, siz maaşınızı peşin ve %100 alıyorsunuz, sonra SGKya gidip 2/3nü alınca işyerine geri ödüyorsunuz. (Böylece 1/3 işveren, 2/3 sosyal sigortalar ücretinizi ödemiş oluyor. Ama böyle bir yasal zorunluluk yok. İşyerlerinin insiyatifine bağlı. ) Neticede siz prim öderken analık primi de ödüyorsunuz, sonra analık halinde sigorta da size para ödüyor. Varolan haklar SGK yasasıyla giderken bunu arttırmanın bir yolu var mı bilmiyorum. Başbakan ha bire 3 çocuk yapın filan dediğine göre bunu da düşünmeli!

3- Nüfus
Neticede toplumların nüfus artış oranları da bu haklarda belirleyici bir yandan. Çocuk yapmayı teşvik etmek ya da etmemek gibi durum söz konusu. İsveç'in nüfusu 9.2 milyonmuş. İstanbul'dan az. Kilometre kareye 20 kişi düşüyormuş. (Bizde bir m2ye iki kişi düşüyormuş gibi geliyor :) Baktım wikipedia'dan Türkiyede kilometrekareye 93 kişi düşüyormuş. Genç nüfus da maşallah. Üst sınıfın imkanı var yapar, alt sınıf saldım çayıra çocuk yetiştirebilir. Orta sınıf da okul taksidi, dersane masrafı, kola kutusu koştursun dursun.

Sonuç...

Açıkcası sorun aslında ekonomik. Ücretsiz izin hakkınız var ama bu ekonomide ne kadarını, nasıl kullanacaksınız? Doğurmadan önce, doğum sonrasını karşılayacak kadar para biriktirmeye çalışmak olabilir. Ama bunların hepsi maaşınızla ilgili. Bir sonraki faturayı düşünen insan böyle planlar yapamaz. Ücretsiz izne çıkamaz.

Ücretli iznin arttırılması güzel olurdu ancak eşitlik ve şu anki SGKnın durumu açısından sorunlar var. Belki ücretli izin süresi 4 aydan 8 aya çıkar, anne ve babanın paylaşımı zorunlu hale getirilir. Ücret de SGK ve işveren arasında bölünebilir?

Belki, 2 aylık ücretli izinden sonra anneye (ya da babaya) part time çalışma imkanı sunulur. Benim açımdan en ideali de bu aslında. Sonraki 1 yılda part time çalışabilsem, (ya da baba adayımız) hem ekonomik olarak bir nebze daha rahat oluruz, hem işten tam kopmamış oluruz, hem yavruyla daha çok ilgilenilecek zaman olur, hem devlet de, işveren de fazla para vermemiş olur. Bunun riskleri de part time görüntüsü altında fazlaca iş yığmak ve maaşı zaten az olan ebeveynin maaşı yarıya düştüğünde yol masrafını dahi çıkaramayacak hale gelmesi olabilir.

Kısacası, eğer ücretli izin arttırılırsa (anne için) aslında çok güzel olur, ancak bunun kadın açısından bir dezavantaj haline gelmemesi için çok sayıda yasal ve sosyal önlem alınması gerekir.

Ücretli iznin anne ve baba arasında paylaşımı mutlaka olmalıdır bence, çünkü bebeğin sadece anneye ihtiyacı yok. Burada yasadan çok toplumsal dönüşüm önemli ki, yavaş yavaş o noktaya geliyoruz sanki.

Ücret sebebiyle doğacak SGK yükü ya da işveren yükü (neticede bunlar hesap kitap işi o nedenle atıp tutamıyorum. SGK ödesin dersiniz, primler yükselir, sigortasız işçi çalıştırma artar vs. ) kişinin part time çalıştırılmasıyla çözülebilir.

Bu konuda önerileri ve fikirleri bekliyorum. Bunlar ilk anda aklıma gelenler. Çok yanlış düşünüyor, ya da yanılıyor olabilirim. Neticede ben sistemin içinden, pek fena maaşı olmayan bir yerden ve özel sektör penceresinden bakıyorum. Konunun aklıma gelmeyen pek çok sosyal ya da ekonomik sonucu olabilir. Tartışalım, konuşalım. Akıllıca bir şey bulursak partilere baskı yapalım.

Selamlar.






6 yorum:

Ayse dedi ki...

merhaba, hem crebro'daki tartismayi izledim, hem de okudum sizin yazinizi. Ben sosyoloji doktorasi yapiyorum- ve gecen sene gender and social policy diye bir ders aldim. Okudugumuz kitaplardan birisi bu konuyla ilgiliydi. Ilgilenirseniz ismi "working mothers and the welfare state". ABD, Isvec, Fransa ve Hollanda'daki uygulamalari anlatiyor. ABD'de genel olarak tatil kavrami yok, ve dogal olarak ucretli/ucretsiz izin kavrami da maalesef cok tartisiliyor. Fakat Iskandinavya ve Bati Avrupa'daki uygulamalar da aslinda irdelendiginde sutten cikmis ak kasik degil maalesef. Evet, dediginiz gibi ilk basta cok guzel gorunuyorlar ama bu zamanla annenin ic gucunden cikmasina ya da "anne isleri" yani "Female oriented jobs"a kanalize edilmesine yol acabiliyor.
Dersten cikarttigimiz en onemli sonuclardan birisi policy yaparken cok dikkatli olmamiz gerektigiydi. Bazi kanunlari yururluge sokarken o an ve kisa vadeli cok iyi sonuclar doguracagini dusunebiliyoruz, ama bundan 5-10 sene sonra ne gibi etkileri olacagini ancak 5-10 sene sonra gorebiliyoruz.

Tabii ki size cani gonulden katiliyorum. Bir gun ben de anne olmak istiyorum ve Turkiye'deki (aslinda buradaki de) kanun ve haklar cekindiriyor beni... Cok hassas bir denge oturtmak gerekiyor.

Sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Ayşe,

Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sizin gibi sosyoloji üzerine doktora yapan, (ekonomi kökenli, yanılmıyorum değil mi?) bir bilim insanının fikirlerini duymak beni çok mutlu etti. Sorunun kolay bir çözümü yok, toplumsal etkileri belirsiz. Pratikte bu 16 hafta ve ücretsiz izin bile sorunsal ülkemizde. (SGK ödediği halde)

Sonuçta biz kadınlar kişisel çözümlere yönelmek durumunda kalıyoruz. Ya evde bir büyük anne, ya da bakıcı, işe dönmek, ya ara vermek ama bu çözümlerin tamamı hem çok kişisel, hem ekonomik. Bilmiyorum, belki çocuk bakımını üstlenecek uzman kuruluşlar, belki işyerlerine kreş açma zorunluluğu (kadın sayısına bakılmaksızın)...

Başka faktörler de var. Anne olmak üzereyim ve öğrenmem gereken binlerce şey var. Çocuğun beslenmesi, temizlenmesi bir yana, duygusal gelişimi, zekası, yaratıcılığı, sosyalliği, okul öncesi eğitimi bunların tamamı anneden beklenir hale gelmiş. Anne geleneksel rolünden sıyrılır gibi gözüktüğü halde aslında anneye düşen görevler yıllar içinde artmış. Her kadın bu kadar talebe nasıl karşılık versin. Belki ben beslenmede iyiyim de, çocuğun yaratıcılığında zayıfım. Başkası bir başka konuda. Ayrıca bunca eğitimim, kendi yaratıcığım, kendi becerilerim de var. Belki kreş, anaokulu, eğitimli bakıcılar, bu işe adanmış kişilerle çalışmanın bir yolunu bulmalı. Ki burda da yine ekonomik durumunuza bağlı kararlara kalıyorsunuz.

Rosalind Coward'ın
"Şu Hain Kalplerimiz (Our Treqcherous Hearts Why Women Let Men Get Their Way)" kitabı 1990larda İngiltere'de çalışan ve işi bırakan kadınlarla ilgili yapılmış röportajları ve çalışmaları içeriyor. O kitabı dün tekrar okudum. Beni düşünmeye itti. Belki 2000li yıllar için benzer araştırmalar yapılmıştır. Gözüken o ki çalışsa da, evde otursa da, part time çalışsa da "suçluluk duygusu" annenin en yakından tanıdığı şey.

Hem bireysel, hem toplumsal anlamda derin bir sorun. Hızlı ve kolay çözüm yok. Ama sanırım bir yerlerden başlamalı.

Tekrar teşekkürler paylaşımlarınız için. Sevgiler, selamlar.

özgür.

Ayse dedi ki...

kesinlikle cok haklisiniz- evrensel bir cozum (yani ulkedeki butun kadinlari kapsayacak) olmadigi surece buyukanneler, akrabalar ya da bakici teyzelere birakiliyor cocuklar. Cok ufak bebekleri burada yuvaya verebiliyorsunuz, ama Turkiye'de durum nedir bilmiyorum.

"Anne geleneksel rolünden sıyrılır gibi gözüktüğü halde aslında anneye düşen görevler yıllar içinde artmış." demissiniz. Cok dogru- belki eski anneler gibi degiliz, ama bizden beklenenler artti. Bu konuda bir kitap okumustum, Mommy Wars diye. Cok akademik bir kitap degil. Ev hanimi anneler, calisan anneler, ve bebek dogmadan evvel calisip da sonra calismayi birakan anneler birer bolum yazmislardi. Herkes neden yaptiklari tercihleri yaptiklarini anlatiyordu. Enteresan bir kitap- cozum uretmiyor, ama aslinda olayin kisiselligini vurguluyor butun bu farkli cozumler... Umarim siz de kendiniz icin en uygun cozumu bulursunuz en kisa zamanda. Dediginiz gibi evrensel cozum ne kolay ne de cabuk- ama bir yerlerden baslamak gerekiyor.

Bu arada umarim dogumunuz cok guzel gecer de bebeginize sag salim kavusursunuz. sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Ayşe,

Elimden geldiğince doğum anılarımı ve sonrasında bulduğumuz ve bulamadığımız çözümleri yazmaya çalışırım. Gönül bir telden çalar, koşullar başta telden. Bugün duydum ki Vestel'de 7.5 aylık hamile bir bayanı işten çıkarmışlar. Kriz bahane, sömürü şahane. Yasalar orda duruyor. Haydi hakkını aramaya git bakalım. Dava aç. Sonuçlansın, muhtemelen kazan. Sonra teymize gitsinler. Uzasın. Bizler küçük, onlar büyük.

Beyaz yakalıların plaza eylemlerini destekliyorum bu arada, bu vesileyle söylemek istedim...

Konuyu dağıttım, kusura bakma.

Bahsettiğin kitapları edinmeye çalışacağım. Annelik konusu toplumlar için çok hassas bir denge. Geleceği kimin eline bırakıyorsunuz meselesi var.

Bakalım. Yaşayıp görmek lazım belki de. Hiçbir teori pratiğin yerini tutmuyor!

sevgiler kucak dolusu.
özgür

www.entelkedi.com dedi ki...

bu bilgileri bilmiyordum, çok güzel. bizde durum içler acısı gerçekten.

cuckan dedi ki...

Çokgüzle bir yazı, ellerine sağlık. TV'de 1 yıllık ücretsiz izin hakkın tamamen işverenin işçisi ile ilişkisi ve basiretine bağlı. Zira istesen de alamadığın durumlar -biri de ben olmakla birlikte-çok çok fazla çevremde.