9 Ara 2008

Bayram Mutluluğu

Benimki tuhaf bir bayram yazısı olacak. Ben bayramları sevmem. Hiç bir zaman da sevmedim. O eski sıcak bayramları da sevmedim. Hele ki kurban bayramlarını. Bir kere zorla gidilecek ziyaretler demekti. İşte arada kuzenleri görüyorduk iyiydi ama biz çocuklardan bir odaya doluşup saçma sapan televizyon izlememiz bekleniyordu gittiğimiz yerde. Uslu durmak gerekiyordu. Sonra kavurma yeniyordu bir vakitten sonra. O kalabalık ortamda kahkaha, neşe, sohbet, gerçekten gönülden sorulmuş bir soru var mıydı? Gönülden verilmiş yanıt var mıydı?

Ya da ben asosyalin tekiydim oldum olası. Çekirden aile dışında kalan aile bireyleri amcalar, yengeler, dayılar, halalar onların eşleri, çocukları. Özgür iradenizle görüşmeyi ve sevmeyi seçmediğiniz ancak işte gelenektir, görenektir diye görüşme mecburiyeti duyduğunuz insanlar. Aralarında akrabanız olmasaydı da görüşecekleriniz vardır. Onlar başka. Yanlarında kendinizi komik, samimi ve sıcak hissetiklerinzi de vardır. Hissetmediklerimize neden mecburen gidip bin yıllardır tekrarladığımız otomatik lafları söylüyoruz bilmiyorum. Robot gibi. Asla gerçekleri konuşamadan. Kibar kibar. Gündelik laflar laflar. Ben bunlara katlanamıyorum. İnsan kendine bu zulmü neden reva görür bilmiyorum. Sevmek ve iyi davranmak zorunda olmayı anlamıyorum. Umarım kendi kızımı zorla bir yerlere götürmeye çalışmam. Resmi geçitleri sevmiyorum. Samimi olmayan ortamlarda huzursuz oluyorum. Belki de asosyalim. Olabilir.

İşin dini kısımına gelince. Bu inanan insanların zihninin inanmayan insanları kabul edememesine inanamıyorum. İnanmayan bir insan teorik olarak bir diğerinin inanca sahip olduğunu kabul edebilir. İnanan bazı insanlar için bu çok zor anlaşılan. Komik.

Hiçbir zaman kurban kesmedim, bundan sonra da (büyük bir değişim geçirmezsem) keseceğimi sanmıyorum. Geçen yıla kadar olayın anlam ve önemini de "fakirlere et vermek lazım" dışında anlamamıştım. Sanırım Nuray Mert'in bir yazısıydı. Kurban kesmek, sevdiğin bir hayvanı Allah rızası için kurban etmek önemlidir diyordu. O eti yerken fedakarlık ettiğin bir şey de var. Boğazından geçen et bundan bir gün önce otları yiyordu. Sen onun canına kıydın. Bunu yaparken zorlandın. Etlerini yesen de dağıtsan da gözünle gördün, yüreğinle duydun ki bu bir canlıya aitti. Ondan bunu aldın ve öyleyse, bunu ziyan edemezsin. Bunun bozulmasına izin veremezsin. Bunu haddinden fazla yiyemezsin, oburluk edemezsin. Yani öyle bir derin dürüstlük var ki aslında kurban meselesinde. Hayvanların ölümüne gönlün dayanmıyorsa, vejeteryan ol hiç yeme. Ama eğer yiyorsan kasap da kesse, baban da kesse, bil ki o bir canlıydı. Seni etinden faydalandırdı şükran duy. Yazı da şurada: Kurban Bayramı
Demek istediğim, kurban geleneğinin gerisindeki mantığı anlıyorum. Hatta insan keşke kendi kurbanını elleriyle kesebilse diye düşünüyorum. O eti yiyen kişi, hayvanın gözlerine de bakabilmeli. Daha gerçek. Hayata bakmanın farklı bir yolu. Sevgilinin babası kurbanı kendi elleriyle kesermiş. Bana gerçekten çok ilginç geldi. Öğretilerle düşünmemek lazım. Medeniyet dediğin tek dişi kalmış bir canavar bazen.

Diyeceksiniz ki, hem aile büyüklerini ziyarete gitmezsin, hem kurban kesmezsin bu nasıl bayram mutluluğu?

Ben de o konuya değinecektim. Aslında karnım burnumda olmasa, annemlere gitmek isterdim açıkcası. Onlar geleceklerdi, ancak doğumdan önce hadi başbaşa kalsınlar biraz dediler. Dolayısıyla bu bayram bizim için "başbaşa bayramı" sevgili ile. Bugün bir arkadaşımızla buluştuk öğlen ve Fenerbahçe parkına gittik, yürüyüş yaptık, martıları taciz ettik, kedileri sevdik. Oradan güzel bir yemek yemeye gittik. Dolandık durduk. Hava güzeldi, serince ama açık. Martılar güzeldi. Kediler gelip sürtündüler. Ağaçlar güzeldi. Veee hiiç trafik yoktu. Nereye gittiysek bommboş. Terkedilmiş. Şehir sadece turistlere ve bize aitti adeta. İstanbul istanbul olalı, hiç görmedi böyle sakin bir gün diyelim. İstanbul severler, bayramların ilk günü kenti keşfe çıksınlar, hiç görmedikleri bir yüzünü görecekler, tarihten bir sayfa gibi. Kimsecikler yok. Huzurlu, sessiz, sakin.

Bayramın ilk günü son derece huzurlu ve güzel geçti bizim açımızdan. Teşekkürler bayram severler. :)

2 yorum:

Anne ve Bebisi dedi ki...

Kel alaka olacak ama asagida kaynamasin istedim:)) Ben de maxi cosi kullandim, bizim oglan da oturmadi:) Huysuz'unki gibi high need baby idi. O da ne ola ki dersen, aman hic ogrenmek zorunda kalma derim:)) Dogdugu andan itibaren ilk 1 yil falan, oto koltugu dahil, anne-baba-herhangi bir gercek, canli-kani insan kucagi disinda bir yerde durmayi siddetle reddeden insan evladi diyebilirim kisaca:))

Neyse:))

Bizimkisi emniyet kemeri ile baglaniyordu. Buranin trafigi goz onune alinirsa yeterli gibiydi ama TR icin belki daha saglam olmasi acisindan altina o zamazingoyu almaniz mantikli olabilir.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Anne ve Bebişi,
Çok teşekkürler bilgiler için. Allah kolaylık versin diyim. Şu halde yavrunun gelmesini mi beklemek lazım acaba. O da olmaz. İlla ki insan dışarı çıkacak. Ay aman ne çok şey var karar verecek. İnsan bazen insanoğlunun bu yıla varmış olmasına hayret ediyor:)))

Anladığım emniyet kemerlisi güvenli baya bi arkadan önden çarpmalara. Ama yandan olunca isofix daha iyiymiş. Çarpma olmasa bence en iyisi ya. Çarpışmadan çok ani fren filan da ürkütüyor tabi.

Çok sevgiler, selamlar.
özgür