17 Ara 2008

Bu İş Zor Yonca...

"Bu iş zor, çok zor Yonca
Çünkü insanlar günler boyunca
Hiç soru sormadan durur.

Bu iş zor, çok zor Yonca
Çünkü sevmeyi bilmeyince
Bahar gelir farkedilmez olur
İnsanlar gülmeyince..."
Bülent Ortaçgil


Sabah sabah aklıma gelen şarkı sözleri bunlar. Bülent Ortaçgil'i çok severim. Fikret Kızılok'u da öyle. MFÖnün bazı şarkıları öyledir. Hani sanki hayat telaşesinin uzağında söylenmiş. İşe gidip geldiğin, koşturduğun, üzüldüğün, bağırdığın zamanların değil de, üzülemeyecek kadar yorgun olduğunda, kendine bir fincan kahve, bir kadeh şarap alacak dermanın kaldığında dinleyebileceğin. Düşünmeye mecalin olduğunda. Bu iş gerçekten zor Yonca, çünkü insanlar günler boyunca soru sormadan durur.

Anadolu Lisesi. Bir öğretmen(Odtü mezunu kimya öğretmeni) veli topantısında zeki öğrencisini bu çok soru soruyor diye annesine şikayet eder. Gerçek zorluklar ne zaman başlıyor acaba. Bu gece rahatsız bi uyku uyuyorum. Karnım gerçekten çok büyüdü. Dönerken canım acıyor, kalkarken acıyor. Uykularım tilki tilki, tavşan tavşan. İkinci kalkışım. Abuk sabuk rüyalar. Bebiş mi geliyor acaba? Bir sebepten çok stres olmuşum. Belki doğumdan korkmaya başladım. Kendini olumlu olarak hazırlamak gerek biliyorum bu nedenle cesaret verici, pozitif anıları toplamaya çalışıyorum. Fakat bazen Türk filmlerinde çıkma görüntüler geliyor aklıma. Rahatsız edici. Saç baş darmadağınık ölmeye yatmış kadınlar. Genelde ölürler de. Kaç filmde doğururken ölen kadın gördük. Babam ve Oğlum'da vardı en son. Dün gece kanal değiştirirken, dikkat edin, izlerken değil kanal değiştirirken gördüm, Binbir gece adlı dizide bir kadın bebeğini kaybetti (sanırım çünkü izlemedim) . İşte herkes bir travma. Kanallarda gezerken Aşkı memnunun reklamını gördüm gene karnı burnunda bir kadın iki büklüm. Kapattım televizyonu. Eyh yahu beni bi buldunuz akşam akşam. Bebek en büyük mutluluk olduğuna göre, kaybetmek en büyük dram ve milletçe bayılıyoruz dramlara. Koy biraz daha koy.

Bu iş zor yonca. Bahar gelir, farkedilmez olur, insanlar gülmeyince. Sokakta gülenler yok, programlarda asık suratlar. İyice meymenetsiz olduk farkında mısınız? Kimse ekonomik zorluk filan demesin. Bu bir kültür işi. Ve artık kendimizi dünyanın merkezi saymaktan vazgeçsek. Sanki yoksulluk bize özgü, sanki yaşadığımız tüm sıkıntılar bize özgü. Değil oysa. Ama bezginlik, bitmişlik halleri, depresyon merakı karakterimiz olma yolunda ilerliyor. Sür git özür dilemeler... Eziklikler, kendini aşırı yüceltme ve aşırı yerin dibine batırma merakı bir paranın iki yüzü. Aynı şey.

Nedir bu Ermenilerden özür diliyoruz hadisesi? ABDde Türkiyeden göçmüş Ermeni arkadaşlarım vardı, özlüyorlardı İstanbul'u yana yana. Türkiye ile hiç ilgisi olmayan ama sert ve katı Ermeniler vardı. İnsanlar çeşit çeşit, tek millet tek vücut durumu değil genelde. Benim kendi ailemde o karmaşada Erzincan'dan Konya'ya nakledilenler var. Savaş dönemi yaşanan acıları inkar etmenin imkanı yok. Keşke olmasaydı, keşke o kadar insan ölmeseydi, koskoca imparatorluğun tasviyesi daha acısız olsaydı keşke. Özürler, kendini yerden yere atmalar, ya da tümden inkar değil, paylaşmaya ihtiyacımız var. Onlar bizim insanımızdı. Ölen Ermeniler ciğerimizdi, Türkler de öyle. İnsanları bir araya getirebilsek yaraları sarabilsek, acıları ve üzüntüleri, anılarımızı paylaşabilsek ve travmaları iyileştirebilsek. Bizler Doğuluyuz, Ermeniler de Türkler de. Bir atlatabilecek olsak travmalarımızı, bir gözlerimizin içine bakabilsek eskisinden iyi oluruz. Her toplumda fanatikler vardır, onları dışlamalıyız. Ancak bu özür neye yarayacak anlamadım. "Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır Atanı." Şehitlerin mezarlarında ters dönmemeleri için adil olmak zorundayız. Belki tamam hadi özür diledim, geçelim filan demek kolay geliyor olabilir. Kolaycı çünkü. Araştırmak, sahiplenmek, o zamanın kararlarını ve eylemlerini irdelemek, arşivleri aşmak, anıları yazmak, iki taraftan bakmak, kucaklamak zor zor. Bu iş çok zor yonca. Çünkü insanlar, fantikliğin iki tarafında da hiç soru sormadan durur. Ezikliğin bir sınırı olmalı. Büyük Felakete duyarsız kalınmasını... Ah ah. Türk ve Ermeni halklarının yaşadığı savaş zamanı felaketine duyarsız kalınmasını da denebilirdi değil mi? Benim aile geçmişimde yaşanan acıların inkarı olmuyor mu bu? Benden kim özür dilesin...

Bu aşırı özür hadisesi çok yaygın. Mesela bir proje yapıyorsunuz, ortaya daha önce hiç yapılmamış bir ürün çıkarıyorsunuz. Tek. Eşsiz. İlke kez. Tarihte bir ilk. Böyle Devrim arabası gibi bir şey yaptınız mesela. Ancak her projede olduğu gibi bazı sorunlar çıktı, yapılan hatalar var, süre uzadı gerek müşteri, gerek işin başta planlanandan daha büyük olması nedeniyle. Binlerce emek var, kendinizi ortaya koymuşsunuz, iş doğru, müşteri aldığı üründen memnun ancak süre aşımı olmuş. Tecrübesiz bir yönetici atanmış ve toplantının en başında daha müşteri ağzını açmamışken "biliyoruz suçluyuz..." diye başlayan bir terane açıyor ve ve ve sizi satıyor. Neden? Bunun arkasında yatan psikolojiyi merak ediyorum. Kendine güven eksikliği. İşin içeriğinden anlamama, değerlendirememe. Öz aşağılama sendromu. Ama! Ama aşağıladığın senin değil benim işim. Orada gece gündüz çalışarak kıçını yırtmış en az yirmi kişi var. Çıkan iş güzel, daha önce böyle bir işin yanından bile geçmemişsin. Yırtınırcasına özür diliyorsun ki, karşındakinin böyle bir beklentisi yok. Kesin görmüşsünüzdür bu insanlardan. Tanımamak mümkün değil. Belki delicesine narsizminin aşağıladıkları ve yücelttikleri arasında kalmaktan doğan ya göklere çıkarma, ya yerin dibine batırma sendromudur.

Bu dengesizliklerden, kendini yerden yere vurmalardan, duygusal dalgalanmalardan hoşlamıyorum. Serin kanlı değerlendirmeler yapmak neden zor, bakınız şurada iyiyiz, ancak şurada bir hata oldu, daha iyi olabilirdi, ancak bunlar ilk kez yapıldı, biraz da işin doğası budur demek imkansız mı? Tamamen batmış olsan bile kendini yerde yere vurmana gerek yok, evet bu proje battı, zararınızı karşılayacağız. Bitti. Ama hayır, abartmadan olur muu olur mu. Koskoca araba yapmış adamlar, ya bu yolda mı kaldı, benzini mi yok nedir demeden tek vucüt halinde küfredelim. Yerde yere vuralım. O içimizdeki dipsiz ezikliği tatmin edecek (o işi yapanları) aslında kendini aşağılama ritüellerinde kendimizi zincirleyelim, yanaklarımızdan şişler geçirelim. Bu ülkede öldür Allah iyi bir şey de yapılabileceğine asla asla inanmayalım.

Bu iş zor yonca. Doğumdan korkmak saçma, sonrası daha zor. Belki de değildir. Çünkü benim kızım akıllı olacak ve baharı hep farkedecek, çünkü sevmeyi bilecek, soru sormayı bilecek, sorduğu sorulara acele verilmiş uyduruk cevapları kabul etmeyecek, kendi araştıracak, bir daha bakacak. Üşenmeyecek, korkmayacak, okuyacak. Onu korumak istediğim tek bir şey varsa, sür git karamsarlık, depresyon merakımız ve umutsuzluğumuzdur. O gelecek olacak ve gelecek güzel günler olacak, kendisi gibi.

11 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu ozur dileme hadisesi sanirim "ozur" kelimesini farkli algilamaktan kaynaklaniyor. Su yaziyi cok zihin acici buldum bu acidan, paylasmak istedim:

http://www.taraf.com.tr/makale/3119.htm

Ozur dilemek bir eziklik hali gibi gelmiyor bana. Yani, ozur dilemenin tam tersine daha da yuceltici bir gucu var. Belki bu hatayi biz sahsen islemedik, belki uc kusak evvelden de sulalemizde kimse bu ayibin islenmesinde en ufak bir rol oynamadi dogrudan. Hatta belki bizim ailemizde de bu esnada zarar gorenler oldu.

Ama bu ozur dilemeye engel degil. "Onlar oldurdu biz de oldurduk, ne var bunda" yahut "savas vardi, eh olecek tabi insanlar, keske olmasaydi ama" diyerek ya olumu ve oc almayi siradanlastiriyorsam, ozur dilemeyerek?

Benim endisem bu. 1978 yilinda dogdum, 1915'te yoktum, bizim ailenin de bilinen hic bir dahil olmuslugu yok. Ama ozur dilemezsem gelecekte olacaklardan sorumlu hissedecegim. Ozur dilemedigim her gun hem Turk hem Ermeni milliyetciligi daha da yukselecek. Yuz yil sonra ayni sey bizim torunlarin basina, bu sebepten, gelirse ya?

Yurtdisinda yasiyorum, sevgilim bir Alman, ve ailesi ve arkadaslarini her ziyarete gittigimizde "turk" kelimesini soyledigim anda karsilastigim ayrimciligin haddi hesabi yok. Almanya'da devlet ozur dilemis, ama orta sinif Alman aileleri ozur dilemeye gerek gormuyorlar, galiba bu yuzden de irkcilik hedef degistirmis, ama gene orada.

Diyecegim, resmi ozur dilemek sorunlari pat diye cozmuyor, gayri resmi bir ozur girisimi belki baska bir kapiyi aralayabilir. Bunu da denemeden bilmek zor.

Neyse lafi cok uzattim. Umarim saglikli ve sorunsuz gelir kiziniz. Sevgiler.

Tekrar bol sans.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Adsız,

Taraftaki yazıyı okudum şimdi. Kelimeler ne yazık ki bizim onlara yüklediğimiz anlamlara gelmiyor. O nedenle "acınızı paylaşıyorum" bana daha yakın. Duygumu yansıtıyor.

Özürü bir eziklik hali olarak da düşünmüyorum ancak özür için hatalı olmanın kesinleşmiş olması gerekir gibi geliyor. Sonra bana bir konu kapatma, bir yüzleşmeme hali gibi geliyor. Hadi öpüşün, barışın, konuyu kapatın hali gibi. Oysa değerlendirilmesini isterim, bahsettiğim örnekte olduğu gibi geçmişimiz konusunda da (ben de 77 doğumluyum:) yaptığım proje konusunda da olduğu gibi. Adalet istiyorum. Ki geçmiş konusunda çok ama çok zor olduğunu bile bile. Bunu geçmişimize borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Geleceğe bunu borçlu olduğumuzu da. Yine proje örneğini vereyim, yaptıklarınız var, iyi şeyler var, kötü şeyler var. Bir gün bundan bir zaman sonra bunun değerlendirilmeden, artısı eksisi belirtilmeden, "tamam biz hatalıydık özür dileriz"e dönüşmesi beni incitir.

İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim bu arada:)

selamlar, sevgiler
özgür

yok ki dedi ki...

Sevgili Ozgur,
Cok olmadi blogunu kesfedeli. Kendinden bu kadar emin (saglam duruslu mu demeli), bu kadar mantikli dusunebilen biri olmana sevinerek okuyorum hep.
Oncelikle dogum konusunda simdiden bol sans ve kolayliklar diliyorum. Umarim oncesi ve sonrasi "hic de zor degilmis" dedirtecek gibi olur.

"Kendine güven eksikliği. İşin içeriğinden anlamama, değerlendirememe. Öz aşağılama sendromu." demissin. Kendine acima hali, depresyona olan egilim, umutsuzlugumuzu iceren bu psikoloji cok guzel anlatiyor memleketteki insanin halini. Ermeni meselesine Turkiye'nin olan yaklasimi da bundan epeyce nasibini almis.

Bir baska sey daha. Duvara Karsi benim de cok sevdigim bir film. Orada Sibel Kekilli'nin canlandirdigi karakterin ismi yine Sibel'di diye hatirliyorum ben.

Simdilik hoscakal.
Saglicakla

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yok ki,
Çok teşekkürler yorumların ve doğum konusundaki iyi dileklerin için. Zİhnimin arka planında o var, çok az kaldı:)

İstiyorum ki sakin ve serinkanlı değerlendirmeler yapabilelim. Bilimsel olalım bunu yaparken, hak tanır olalım, adil olalım.

Her zaman beklerim. Sibel'di di mi isim. Nedense aklımda kalmamış. Meersin meersin kalmış oysa ki.
sevgiler, selamlar
özgür

kuzunun annesi dedi ki...

Bu posta alakasız bir ilişme oldu ama ;
ben aldım nem cihazı , dergi aboneliğinden . Yelizede önermiştim zaten , gayette güzel iş görüyor valla ..2 gündür deneme yapıyorumda .. Ama uzun ömürlü olur mu bilmem . Ev kaloriferli ise , gerekli oluyor bu tür cihazlar tabi . Abimin kızı için almıstık ilk , kışın sürekli sesi kısılırdı yavrunun , nem cihazı iyi gelmişti . Ama o alet tefaldi . Bunun performansıda begendim ben . Zaten cok bişey beklemiyosun , altı üstü nem üfüren bir cihaz işte :))) Ben dergiyide sürekli aldıgım için ,cihaz bedavaya gelmiş oldu .

yeliz dedi ki...

özür konusunda sana katılıyorum. Her ne kadar erdem de olsa, henüz hatalı olduğundan emin olmadığın bir durum için özür sadece birilerinin ağzını kapatmak için boş bir sözden öteye geçmiyor bence. Ben de 78 liyim ve sadece okuduklarımdan biliyorum hadi bütün Türkiyeyi geçtim, Ermeni terör örgütünün öldürdüğü büyükelçilerimizin ailelerinden Ermeniler özür diledi mi ki?

Ozgur dedi ki...

Sevgili Kuzunun Annesi,
Bizim ev de kaloriferli ve havası cidden kuru oluyor. Heryerim kuruyor. O nedenle ila ki alacağız. Abonelik konusunu da düşüneceğim. Hayırlısıııı bakalım:)

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yeliz,
Çok teşekkür ederim yorumların için. Özür meselesi derinleşiyor. İzliyoruz bakalım neler olacak daha...

yeliz dedi ki...

tekrar merhaba,
Tufan Türençin bugünkü Hürriyetteki yazısını okumanı tavsiye ederim,
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10600787.asp?yazarid=39
selamlar

Adsız dedi ki...

Tartisma uzar gider, ama bu da bir baska ses... Paylasayim dedim.

http://hayatoldugugibi.blogspot.com/2008/12/zrn-z.html

Ozgur dedi ki...

Sevgili adsız,
Bence uzasın da tartışmalar. Cemil Meriç demiş ki, bir tartışmada ikna olan kazanandır aslında. Tartışma derinleşir ve yoğunlaşırsa birbirimizi daha iyi anlama olanağımız artar. O nedenle pozitifim. Bahsettiğin yazıyı az önce okudum, paylaştığın için teşekkür ederim. Burada yorum yazmak yerinde derli toplu başka bir yazıyla anlatayım düşündüklerimi en iyisi.
Sevgiler