8 Ara 2008

Dokuzuncu Ay Haberleri...



Karnımız koskocaman.

Artık öne eğilemiyorum kesinlikle. Mideme baskı var, aşağı baskı var, nefese baskı var. Penguen yürüyüşleri arttı. Ama şikayet etmiyoruz. Sağlıklıyız, maşallah! Hala yürüyebiliyoruz, (hayret ediyoruz aslında bu kütle ile hareket kabiliyetine) dolaşıyoruz.

Cumartesi doktordaydık. Randevu alamamıştık, yer yoktu ama artık ayrıcalıklarımız var. Hop diye gelip NSTye ve doktorun yanına alınıyoruz. Dokuzuncu ayın güzel yanları. Daha da sıcak ilgi, daha çok kahkaha, bugünlere gelmiş olmanın mutluluğuİlk kez kardeşim de gelmiş oldu, böylece NST odası ve doktorla da daha çok eğlenmiş olduk. NST güzel çıktı, kızımız uyuyordu ama yine de uyanıp fıttırı fıttırı hareket etti. Ultrason görüntülerimiz de pek güzel. Artık gerçek yüzünü gün ışığından görmek istiyor insan. Biraz tombuluz ama sanki. 3.340 gr civarındayız. O beni çok endişelendiriyor ama doktor normal dedi. Hem bu ölçüm. ler çok sağlıklı değil anladığım kadarıyla +-500 gibi pek şahane bir hata payı var. Yani doğuma kadar 4 kilo filan olmasın da...

Dün hastanemizin yolunu tuttuk. Kardeş ve sevgiliye yolları tekrar ezberletttim. Son dakika giderken insan en iyi bildiği yolu şaşırabilir. Gerçi benim yön duygum, yol bilgim iyidir ama sancılar arasında solaaa döönn filan demiyim diye düşündük. Doğumu simule etmesi açısından yol boyu ahhh filan gibi sesler çıkardım. Neme lazım, hastaneye giderken seslerime panik olmasınlar. Gerçi ses çıkarır mıyım, ne olur bilemedim. Sonra İstanbul trafiğinde gidilebilecek alternatif yolları da tespit ettik. Ama kızı ikna etmek iyi olacak. Mesela, sancılar 5 dakikada bir gelmeye gece 5 gibi başlasa en ideali. Yollar boşken hop diye gideriz hastanye, gündüz gözüyle işte mesela 5-6 saat sonra da doğururuz. Ben sabah 10 civarı doğmuşum. Kızım da o civarda doğsun, şöyle gündüz gözüyle. Epiduralcısı uyanmış kahvesini içmiş olsun. Hemşirelerimiz henüz çok yorulmamış olsun. Hem bayram sonrası olsun, herkesler bir eğlenmiş, dinlenmiş olsun. Gerçi sağlık personeli ne derece bayramda dinleniyor onu bilemiyorum.

Doktor bakalım bayramda gelir mi diye sordu. Ama dedi size gelene kadar 40. hafta gebelerim var, sıranızı bekleyin. Doğum bayram dinlemiyor tabi. Bizimki bayramdan sonraki hafta gelsin. Beklenen tarih 25 aralık, ama gelsin şöyle 20si olmadan. İçimden öyle geliyor. Tabi keyfine kalmış kızımızın. İsterse 9 Ocakta gelsin, kim karışır? Tek korkum o kadar kalırsa, güzelce büyür, ama bizim normal doğum güme gider mi? Babası normalden 2 hafta erken doğmuş. Ben tahmin edilen tarihten bir gün sonra doğmuşum. Ortalamasını alırsak 1 hafta erken doğması mantıklı gözüküyor. (Doktorum duymasın:)

Karnım bu kadar büyüyünce gerçekten de doğsun artık isteği ağır basmaya başladı. Bayramda yapacağımız işlerimiz var. Odada küçük düzenlemeler, çantayı tekrar elden geçirmeler. Bebeğimize aldıklarımızı tekrar gözden geçirmeler. (Bu işi şu ana kadar on kere filan yaptım, sevgili baydı aslında ama sesini çıkarmıyor. ) Kıyafetlerin bir kaçı hariç biz almadığımızdan nesi var nesi yok unutuyorum ne yapayım:) Gerçi envanterini çıkardım bir kaç kez. Olsun. Ben gene bi bakiyim ne var, ne yok:) Yıkanacak, ütülenecek vardır. Kaç battaniyesi oldu filan. Göreyim içim rahat etsin.

Sonra anne ve kardeş gelecek pazar günü. Annenin odasını hazırlamak lazım. Bilgisayar odası, misafir/annneanne odasına dönüşecek, Bilgisayarlar, printerlar bir süre salonda ikamet edecekler. Ordaki kitaplığı da sadeleştirmeye gayret edeceğiz. Çok rahat bir koltuğumuz var, ama annemin eşyaları için bir dolap, bir askı tedarik etmek lazım. O işleri düzenleyeceğiz. Ben oturuduğum yerden şu olsun bu olsun diyeceğim sevgili yapacak. Ne yapalım... Kızımız ilk altı ay bizim odamızda kalacak, sonra ona oda yapacağız.

Dün e-bebek'e uğradık. Hep online alışveriş ettiğim için nedense bir gerçek dışılık hissi vardı bende. Hatta bu bina kartondan olmasın diye dalga geçtik. Değilmiş. Gerçekten çok kapsamlı ürünler var. Şu ana kadar görmüş olduğumuz en geniş seçenekler oradaydı. Oto koltuğu ve ana kucağı baktık bol bol. Sonuç itibariyle ana kucağı siparişimizi dün gece itibariyle Amazon'dan vermiş bulunuyoruz. Bir de kamera aldık. Umarım ikisi de güzel kızımıza hayırlı, uğurlu gelir. Bol bol filmlerini çeker, büyüyünce izletip dalga geçeriz. Ana kucağında da rahat eder. Yalnız Amazon'dan alışveriş yapmak zor. Binlerce kullanıcı yorumu var. Mesela bir ürün var, yorum yazanlardan 50 kişi çok memnun kalmış, 10 kişi eh işte, 5 kişi nefret etmiş. Mesela birinin bebeği ana kucağında sallanırken yuvarlanmış düşmüş. İnsan kitleniyor ne yapsam, ne yapsam diye. Sonuçta karar verdik, bu iş de tamamlanmış oldu.

Yalnız araba koltukları konusunda kafamız çok karışık. Dün e-bebekten "Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler" kitabını aldım. "Bebeğinizi beklerken sizi Neler Bekler" kitabından çok faydalanmıştım. Dün ilk bölümleri okudum, yeni doğan durumlarında nelerle karşılaşacağız? Orada da araba koltuğunun gerekliliği bir kez daha vurgulanmış. İnsan gezmeyiz etmeyiz, bekler miyiz, arabalarda mı gezicez filan diye düşünüyor da. Gezicez sanırım. Baştan almak nedense daha mantıklı geldi. (Bu konuda deneyim ve tavsiye çok makbule geçer!)

Öğrendiklerimize göre, bir isofix var, bebek koltuğunu araba koltuğuna takıyorsunuz, canavar gibi oluyor. Bir de emniyet kemeriyle doladıklarınız var ki içimize tam sinmedi. Daha fazla araştırmak lazım sanki. Maxi Cosi önerdiler e-bebekten. Fena gözükmedi. Ama bilemiyoruz. Daha doğmadan binlerce karar vermek gerekti. Doğunca ne yapacağız acaba? Ki bunlar işin kolay kısmı. Yanlış ana kucağı mı aldın. Ne olacak! Kullanmazsın, geri verirsin, olmadı camdan atarsın aşağı. Kitapta, "aman fazla da rahat olmayın, azıcık endişelenmek iyi gelir. Çok kendinden emin doğurursanız ilk haftaların stresiyle tepe taklak düşebilirsiniz demiş." Çok kendinden emin değilim. Çok güvensiz de değilim sanırım.

Bu hafta
  • hergün yoga yapmayı,
  • kafamda doğumu bir kaç kez hayal etmeyi,
  • emzirmeyle ilgili okumayı,
  • hastane bavulunu elden geçirmeyi,
  • nasıl bir anne baba olmalı sorularında baba ile münazalar yapmayı, (kendi çocukluklarımıza dair sevdiklerimiz/sevmediklerimiz nelerdir)
  • bol bol dinlenmeyi, ayaklarımı uzatmayı,
  • sevgiliyle baş başa zaman geçirmenin keyfini çıkarmayı
planlıyorum.

Sonraki hafta gelsin Ela'mız. Gözüm yollarda kaldı. Hem hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur...

Ultrasondaki görüntüsü öyle ciddi ki kızımızın. El başta, derin derin düşünüyor. Ne düşünüyor merak ediyorum. Varlık, anlam, varoluş gibi derin soruları var sanki. Ya felsefeci olacak, ya siyaset bilimci bu ciddiyete bakarsak.

Dün akşam yemeği konumuz:

Kardeş: Aman gotik filan olmasın, yüzeysel olmasın.
Ben: Nihilist olmasın. Tamam sorgulasın filan da çıksın sonra işin içinden.
Kardeş: Bence nihilistler de yüzeysel.
Baba adayı: Empatisi yüksek olsun. Acaba ne yaptılar da bizim empatimiz böyle oldu?
Kardeş: Size benzer. Empatisi yüksek olur zaten.
Ben: Bir de dinlememiz lazım onu.
Kardeş: Dinlersiniz canım.
Ben: Eğer söyleyeceklerini duymayı canın istemiyorsa dinleyemeyebilirsin. (Tırstığım konu)
Baba adayı - kardeş: Biz dinleriz o zaman.
Ben: Evet siz dinlersiniz. (Hayretle hak verirken)
Ben: Aslında istemediğim şey kendini tek kelimeyle tanımlaması. Ben anarşist oldum diye gelmesin bi gün. İstiyorsa olsun, ama sadece bu olmasın.

Böyle böyle gitti konuşmalarımız.
Bakalım.
Çok az kaldı!

4 yorum:

huysuz ve tatlı dedi ki...

aman elacık nihilist falan olmasın tabi de, ben oto koltuğu konusuna bir değinicem :) maxi-cosi gayet iyi, biz kullandık, aslında pek kullanamadık, oğlumuz şiddetle reddetti çünkü oturmayı. şu an 11 aylık ancak işte... neyse, maxi cosi'yi tavsiye ederiz biz :)

Ozgur dedi ki...

Çok teşekkür ederim! Aklımızda olsun.
Ya oturmayı reddetme ilginç, ben amazondaki anakucağı maceramda yorumlarda hep benzer şeyler okudum. Yavru birini seviyor, birinden nefret ediyor, e ne bilecez daha doğmadan hangisini sevecek. Ohooo. :)
sevgiler çok:)

yasemin dedi ki...

cem oturmadı ama bizimki chicco'ydu. ben mama sandalyesi niyetine kullandim ek gidaya geciste. cok da onemli degil aslinda, yani markalar 3 asagi 5 yukari benzer benim bildigim. yeter ki otursun. bi de pusete monte edilebiliyodu ilk aylar icin ama cem pusete de binmedigi icin cok bi isimize yaramamisti biz kanguruyla gezebildik ilk 6 ay falan. 8 ayda anca ikna oldu oturmaya pusete. ahhh ahh... gotiklikten nihilistlikten önce bunlar var. inşallah pusete oturur, inşallah az da olsa kendi kendine takilir bi tuvaaalet hakkı tanır, inşallah kolik olmaz, inşallah yemek seçmez, ek gıdaya rahat geçer... gotik meselesine güldüm yalnız, evet olmaz umarım ama sanmıyorum, olmaz.

biz geceyarısı doğuma giderken arabada nereye gideceğimiz bile belli değildi üstelik 40. haftanın ilk günüydü. bi şekil gittik istediğim yere hallettik :) rahat bi doğum dilerim. sormak istediğin bi şey olursa: yasemin_zeynep@yahoo.com

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yasemin,
Tecrübeli annelerden yorum almak ne güzel. Gördüğün üzere cahillik çok kötü bir şey, insan önüne bakamıyor da on beş yirmi yıl sonrasina gidiveriyor.:)

Nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum ama inşallah yavru annesinin çok süper bi insan olmadığını ve çok zahmetlere gelemeyen, özünde tembel bi insan olduğunu anlar da yemek seçmek, oturmak istememk gibi şeyler yapmas. Amanın.

Doğuma az kalınca insan endişeleniyor. Gerçi bi haftadır telaşe memuresi gibiydim nedense bugün bi rahatlık geldi. Anım anıma uymuyor. Şu doğumu bi atlatsak, bi de emzirme sorunsalını çözsek, altını bağlamayı da becerdik miydi...

Bitmiyor di mi?

sevgiler.