10 Ara 2008

Ela Masalları - 2 (Büyüklere Masallar)

“Zarları tekrar atmanın bir değişiklik yaratacağını düşünenler bütün zarların zamanın başında atılmış olduğunu bilemezler.”

Rüyamda onu gördüğümde beyaz libaslar içinde kayıtsız bir yüz ifadesiyle bana bakmaktaydı. Beni görmeye çağrı üzerine gelmişti, ben bir aracıydım. Onu arayan kişiyle buluşturdum, bir piyondum. Uzak zamanlar konuşulurken şahittim, tek anladığım “sen de içmek ister misin” dedikleri oldu. Bilemedim. Ancak mecbur kaldık ve içtik. Bizim çocuklarımız ve onların çocukları yola böyle girdiler. Yolun sadık hizmetkarları olarak bizden beklenen itaat değildi. Düşünmek ve yeniden değerlendirmekle, iç görüyle yüklenmiştik ama ne denli ileri gidersek gidelim sırtımızdan bağlı olduğumuz çengel yani gerçeklik bizi fazla uzağa bırakmıyordu. O gelene kadar.

Geçmiş zamana bakıp hatırlamak çok zor, öyle mi oldu, yoksa sonra bu mu oldu, gelen kimdi, kapıyı çaldı mı, açan oldu mu. Geçmiş sorularla yüklü ve ben herşeyi kayıtlardan okuyormuşcasına kendine güvenli değilim. Hafızamın defalarca yanlışına şahit oldum. Bu nedenle olaylarla ve tarihlerle değil, yaşananların ruhuyla ve etkileriyle anlatmak istiyorum. Ne bunun ne de diğerinin geçerliliğine güvenim var. İyisi mi siz bunu ana fikri olmayan bir masal gibi dinleyin. Yaşlı bir nene olarak masal anlatmama kimse karışamaz.

Ölçüyü kaçıran nine diye bir masal vardı. İnanması zor ama ben de çocuktum bir zamanlar ve ninenin öyküsüyle büyülenmiştim. Yaşlı bir nene, benden daha yaşlı ama daha iyi huylu, beyaz saçlı tombik bir nine ve karısından daha iyi huylu, pembe yanaklı yaşlı bir dede beraber yaşayıp gitmektedirler. Çocukları, torunları uzaktadır. Ormanda bir evde kendilerine yeter bir şekilde yaşamakta, hayatlarının son günlerini beraber geçirmektedirler. Arada tekrar genç olsak neler yapardık diye sohbetlere dalmakta, bazen dede, bazen nine konuşmanın ortasında sallanan sandalyelerinde uykuya dalmakta, uyanınca bıraktığı yerden konuşmaya devam etmektedirler. Yaşamları huzurlu, kendi halindedir. Dede evde uzun süreler geçirmenin ruh ve beden sağlıkları için iyi olmadığına inanmakta ve nineyi dolaşmaya çıkmaya ikna etmeye çalışmaktadır. Oysa nine sandalyesinde sallanmaktan mutludur, dedenin evde olmayacağı zamana ihtiyacı vardır. Dedenin yürüdüğü, ninenin düşündüğü bir düzene ayarlamış, günlerin günlere bağlanmasını seyretmeye dalmışlardır.

Derken günlerden bir gün, dede günlük olağan yürüyüşlerinden birinde yolda bir anormallik sezer. Her gün görülmeyen türden izler. İzleri takip edince, yorgun ve bezgin bir yabancıya rastlar. Uzun zamandır nineyle beraber olduğundan bir yabancıyla konuşmak onu heyecanlandırmıştır, hem uzun uzun anlatmak ister, hem de onu yormak ve sıkmaktan korkar. İncelikli ve görgülü bir adamdır dede, içinden her geçene teslim olmaz. İçinden kopan sıcaklık ve yarenlik etme ihtiyacı, yolcunun acelesi yanında sabırla bekler. Bir yandan da neneye anlatacak yeni bir öyküsü olduğu için, bugün geçmişte yaşadıkları binlerce olaydan bir tanesinin daha üzerinden geçmek, yaptıkları ve yapabilirlikleri üzerine yeni anılar kurgulamaktan farklı bir sohbet yapabileceği için mutludur dede, eve dönüş yolunda neneye anlatacaklarını kafasında kurmanın hayaliyle mutludur. Kayıp yabancıya yolun başına kadar eşlik eder. Yabancı kafasını kaldırıp dedeye uzun uzun bakar. Der ki, “seni tekrar görmek isterim, çünkü iyi kalpli ve incesin, başka zamanlardan gelen bir asaletin var. Böyle insan çok kalmadı, zamanlar değişti. Senin için bir şey yapmak isterim. Doğuya doğru yürü, orda dev bir çınar göreceksin. Çınardan yirmi adım sağa yürü, beş adım ileri git. Kayayı kaldırdığın zaman altından bir çoban çeşmesi çıkacak. Çeşmenin suyundan içtiğin her yudum seni bir yıl gençleştirecek. Seneye geldiğimde seni burada bulursam gözlerinden genç yaşta kapıya uğramayan bilgeliğinden seni tanıyacağım. Dikkat et, her yıl, bir damla.“ dedi ve gitti.

Dede eve gidip nineye olanları mı anlatsın, yoksa yabancının gösterdiği yöne giderek öykünün doğruluğunu mu test etsin bilemez. Sonu olmayan bir masaldan kötü ne olabilir diye düşünür dede. Sonuna kadar gittiğinde anlatısı hiç olmadığı kadar renkli, hiç ummadığı kadar şaşırtıcı ve büyüleyici olabilir, kim bilir? Yürümeye başlar dede, aylardır yürüdüğü için sıhati yerinde, formu sağlamdır. Uzun zamandır hissetmediği şekilde, sanki karısını, beyaz saçlı, hep biraz yorgun gözüken çocukluğundan beri tanıdığı kadınla değil de bir kaç saat önce tanıştığı bir genç kızla buluşacak bir delikanlıymış gibi heyecanlıdır. Çeşme doğru çıksa da çıkmasa da yeniliğin gücü nineye herşeyin bir tekrar olmadığını gösterecek bir delil, bu hikayenin daha önce anlatılmadığını hissettirir şaşırtıcı son, dışarı çıkmak için bir sebep, dünyada yeniliğin sonunun gelmeyeceğine dair bir umut verecektir sanki. Yeniliğin gücü, bilinmeyenlerin bilinenlere ezici üstünlüğü belki nineyi dışarı çıkabilir diye düşünür dede.

Çınarın önce başı gözükür uzaktan. Göğe meydan okuyan dallarıyla ebediyete kadar orda duracakmış gibi mağrur bir edasıyla, yaşına karşın son derece dinç, gölgesi bütün gölgelerden koyu çınar. Dede, ne kadar antremanlı olursa olsun, belki heyecandan, belki tırmanıştan yorgundur. Çınarın gölgesine uzanır ve uyuyakalır. Rüyasında genç bir delikanlıdır. Kaslarının gücünden, saçlarının gürlüğüne, henüz düşman olmamış bir güneşin parlattığı cildi ve kolunun altına yerleşmekten çekinmeyen genç ve güzel karısıyla bir güzellik abidesi gibi bir adam. Çocukluktan başarıyla çıkmış, kendi savaşını vermiş ve hayatına başlamak üzerine bir genç adam. Bir o kadar masum, bir o kadar aptal. Görmüş ve geçirmişlik karşısında yeniliğin temsilcisi olaran saygılı ama içindeki ses küstah zaman zaman. Gözlerindeki kaygısız iyimserlik öylesine vahşi ve gerçek ki dede rüyasında ağlamaktadır. Kendi gençliğidir baktığı, ilk kez dışardan görmektedir kendisini ve karısını. Bedenlerine hayranlıkla bakar, o sonsuz olasılığa, o potansiyele ve sağlığa. Bugüne kadar nineyle ne konuşmuş olurlarsa olsunlar asla bilemeyecekleri, hayal bile edemeyecekleri yollar gözünün önünde tekrar açılır dedenin. Bir kez daha düşünerek bulunamayacak öyküleri özler. Gözlerini tekrar genç çifte çevirdiğinde gençlik dediğimiz şeyin sadece tazelik ve görünüşte olmadığını, gözlerdeki o gözüpek kaygısızlığın ve acemiliğin verdiği özgüvenin zamanla ve belki akan gözyaşlarıyla yavaş yavaş dağıldığını, çizgiler arttıkça hayatın merkezi gözlerin gerisi değil, daha içerlerde kalbe yakın yerlerde oldukça gençliği gittiğini sezer gibi olur. Uyandığında saat öğleni geçmiştir, ilk kez öğle yemeğine yetişemeyecektir. Buraya kadar gelmişken dönmek dedenin karakterinde yoktur.

Yabancının söylediklerini içinden tekrarlayarak ilerler. Adımlarını sayar, bir, iki, üç, dört ve beş. Altı ve yedi, sekiz, kayayı gördüm ama olsun, dokuz, on. On bir, on iki, gerçekten yapmalı mı bunu, on üç, on dört, belki içmem, on beş, on altı, on altı yaşımı hatırlamıyorum, on yedi, on sekiz, gideceksem şu acemilikten sonrasına gitmeli, on dokuz ve yirmi. İleri! Bir, artık dönemem, iki, merak galip geliyor, üç, nineyle yeni seneler, dört, dönmek yok. Beş. Beyaz kaya önünde. Biraz zorlanarak itince dede, gerçekten de çeşme karşısına çıkar. Seksen sekiz yaşındadır dede, emin olmak için parmaklarıyla sayar. Altmış yudum, daha fazla değil. Çok susamıştır, sıcakta uyumuş, terlemiştir, ama özenle içer damlaları. Altmış damla içer. Ellerine bakar, derileri eskisi gibi güçlü ama gevşemiş, bacaklarında yer yer beyaz tüyler. “Eh demiş ne yapalım, neneye anlatacak öyküye değer, rüyamı anlatırım karıma, tekrar anarız günlerimizi der” ve yola koyulur dede.
Dede eve doğru koyulur, yorgundur, içinde artan bir huzursuzluk vardır, normalde olmayan türden. Hastalık öncesi hafif bir ateş yorar ya insanı, hayatında nezle olsun olmamış dede korkar biraz. Korktukça daha hızlı yürür, bir an önce ninenin yanında olmak, onun dizinde oturmak ve endişelerini dindirmek ister. Nasıl da korkmuştur kimbilir? Anlatacaklarını kurgulamaya çalışır, hayatım biliyor musun bugün ne oldu, senin ihtiyar kocan masalları ciddiye almayı hiç bırakmamış bunu öğrendik diyeceği anı hayal etmeye çalışır zoraki bir gülümsemeyle. Değer miydi, hanımı korkutmaya diye düşünürken, aşklarının ilk yıllarındaki zalimlikleri aklına gelir. Kendisi için üzülüp endişelenmesinden duyduğu zevk. Utanır dede. Bunca zaman sonra aklından geçenlere şaşar. Ve kapıya geldiğinde sandığı kadar yorgun olmadığını mutlulukla farkeder. Kapıyı açar, nine karanlıkta uyuklamaktadır, “uyanır sen mi geldin canım” diye sorar. Dede içeri süzülür, “benim” derken ki ssesinin tonunu beğenmez. Nine gaz lambasını açınca, buyrun beyim bir şey mi istediniz diyince kendine gelir dede, “benim” der tekrar. Ninenin gözlerindeki bildik karşılamayı ve endişeyi göremeyince çıldırır, ellerine bakar ve kendini tanıyamaz. Genç bir adamın elleridir bunlar, Camdan yansımasına bakar, rüyasındaki adam olmuştur adeta. Parlak cilt, gür saçlar, dinç kaslar. Gözleri oysa değişmemiştir. Nineye her şeyi tekrar tekrar anlatır. Nine bir türlü inanamaz, dedeyi kaçırdığına, ona bir şey yaptığına inanır korkar, birbirlerine anlattıkları bütün hikayeleri baştan anlatırken dede sabah olur. Dede her ne kadar genç bir adam olsa da yorgundur, uykuya yenik düşer ve uyur, uyur. Genç bir adamın gürültülü ve canlandırıcı uykusunu uyur. Uyandığında nine yoktur. Koşarak dışarı çıkar, bu defa yorulak değil tek solukta kendini çeşmenin yanında bulur. Oysa nine yoktur. Yalnız iki yaşlarında bir kız çocuğu kendi kendine şarkılar söylemektedir.

Dede başına gelene inanamaz.

Kızı kucaklar ve çeşmeye üzülerek bakar. Nine uykusuz haliyle buraya kadar yürüdüğünde susuzluktan bitap düşmüş ve damlaları saymadan bir solukta içmiştir çeşmeden. İki yaşına gidene kadar. Nineden geriye gözlerindeki derin bakış ve kendi kendine söylediği şarkılar kalmıştır. Dede derin bir elem içindedir, nineyi büyütene kadar ne yapacaktır tek başına, onsuz hiç olmamıştır ki.

Nineyi kucağına alır ve çınarın gölgesine gider. Nine dedenin saçlarıyla oynar, şarkılar söylerken, dede nine büyüyene kadar ona anlatacağı hikayeleri düşlemeye başlar, bir gün tekrar dede ve nine olduklarında onu hiç bırakmamaya ve hergün bu öyküyü baştan anlatmaya söz verir kendine. Neneye anlatacak binlerce öykü biriktirmek fikri onu öyle mutlu eder ki, ikisi de derin bir uykuya dalarlar. Masal da burda biter.

Hiç yorum yok: