25 Ara 2008

Planlanan ve Gerçekleşen - Teori ve Pratik

25 Aralık geldi de çattı. Hani kızımız? O kadar dedik, dışarısı daha eğlenceli diye ama dinletemedik. Yunanistan'da yaşayan arkadaşımız eee evi süslemezseniz gelmez tabi dedi. Bir an çok mantıklı geldi, evin altını üstüne getirdim geçen yılbaşından kalan süsleri aradım. Daha sonra anneyle de aradık. Bu sayede hamilelik nedeniyle kaldırdığım eteklerimi, pantollarımı, kazaklarımı elden geçirmiş olduk. Neye niyet, neye kısmet. Birden o güzelim göbeksiz kıyafetleri görünce içim bir sevindi. Ne zaman giyebilirim acaba onları diye düşünceler geçti. Bir kısmını balayı sırasında delirmiş gibi almıştım. Renk renk çeşit çeşit. Pek içimden geldi. Hatta hayretle bakan kızkardeşim ve anneme, e doğumdan sonra ben bir maniküre gider öyle gelirim, siz bebişe bakarsınız dedim. Bir süslenme püslenme, hayır yani sorsanız hayatında kaç kere manikür yaptırdın diye, toplasam on kereden fazla değil. Sonracığıma topuklu ayakkabılarım. Etek ceketlerim. Gömleklerim. Acele yok nasılsa kısa bir süre işe gitmeyeceğim. Dar kazaklarımı ve eteklerimi giyeyim yeter. Tırnak ve ayak bakımı yaptım sonra. Annem doğuma giderken tırnakta oje olmaması gerekir dediğinden süremedik. Kızım ne der bu duruma?

İçime bir kokoşluk gelmiş anlaşılan. Aslında fena bir hamile değilim. Yani öyle çok çirkin, çok dobiş hissetmedim. Göbüş büyük ama öne doğru ve sanki bütün ağırlık orada gibi. Sevgilim beni hep çok beğendi. Sağlığım eskisinden iyi oldu. Peki bu saçlar... Off nası parladılar, nasıl gürleştiler. Adiler bir de o kadar kolay şekil alır oldular ki. İşe giderken, sabahları fön çekerdim, işe vardığımda bırak dağınık kalsın modunda olur beni çıldırtırlardı. Şimdi azıcık fön çekiyorum, bir hafta fıstık gibi. Lohusalıkta o alınan kilolar verilirken, çoğalan saçlar da azalıyormuş. Doğa ee hamileyken sana o kadar yatırım yaptık, cazibe verdik, şimdi bırak ulan saçını başını bebişinle ilgilen mi diyor ne yapıyor. Cildim filan da parlak. Sadece çok benim çıktı. Memişler çillendi. Boynumda, göğüs kısmında ve göbekte çok sayıda et beni var. Doğurunca geçer mi bilmiyorum. Daha önce olmuştu bir kez yaktırmıştım. Bunlar çok sayıda uğraşılmaz da teker teker.

Velhasılı, bebiş de gelince evde dört bayan olacağız. Küçükken kardeşimi dizime oturtur saçlarını balıksırtı, sepet, ikili seper örer, binlerce toka takardım. Şimdi yeni bir kurban geliyor. Kızımın saçlarını da öreceğim, şekilden şekile sokacağım. Karnım o kadar büyük ki, yazı yazarken bir türlü oturuş pozisyonu bulamıyorum. Artık gel be yavrum? Hıı?

Her ne kadar doktor kimse bilemez tarihini, belli olmaz filan diyorsa da insan "beklenen tarih" lafı üzerine beklentiye giriyor. İşin en zor yanı şu. Yani zihinsel olaran normal doğuma hazırlanmak lazım, gündüz düşünüyorum mesela, şöyle şöyle olacak, böyle olacak, hastane odasını canlandırıyorum. işte biraz sancı olacak, azıcık açılacak, sonra epidural gelecek ama çok gerek olmayacak, annem sancı hatırlamıyor, babaanne farkında bile değilmiş, göreyim seni, hop diye açılıverecek. Bir ya da bilemedin iki avazda bebiş gelecek, kucağıma verecekler, babası kordonunu kesecek, birbirimizi koklayacağız, emişeceğiz. Odamıza gideceğiz. Hep beraber delireceğiz sonra... gibi gibi kendimi hazırlıyorum. Sonra... Sonra bir şey olmayınca, zihin ee tamam o zaman diyor ve bambaşka şeyler düşünüyor. Okuduğum kitaba dalıyorum, aklıma takılan bir konuyu araştırıyorum, bir tartışma programı izliyorum. Büyüyünce belediye başkanı olsam aslında diye aklımdan geçiriyorum. Hamilelik ve doğum aklımdan uçuuup gidiyor. Sonra ya bugün sancılanırsam diye kendimi tekrar hazırlamam gerektiği dank ediyor. Bu böyle gidiyor. İşin sıkıcı yanı bu, yoksa rahatım yerinde yani. Ölmeden önce ölünüz demişler, acaba doğurmadan önce doğurunuz diye bir şey de var mı?

Sanırım bebişin gelmesine daha var. Sabah uyandım huzursuz. Kendimi biraz dün geceye şartlamışım sanki ama belli belirsiz. Normal Doğum Hikayelerini iyi ki bir araya toplamışım. Az önce onları okudum. Pratik anneninki bana moral verdi özellikle. Fikir de verdi, kendime notlar mı hazırlasam. Demiş ki:
"Ben de devamlı "Doğum cuma günü induction'dan evvel kendiliğinden başlayacak." diye kendi kendime telkin yapıp durdum. Sancıların başladığını, bebeğin aşağı indiğini ve doğurduğumu gözümün önüne getiriyordum. Yazdığım "Doğum kendiliğinden başladı. Kısa ve kolay oldu." diyen telkin kartıma bakıp duruyordum. O gün karnımda bir rahatsızlık vardı ama stres ve heyecandan diye üstünde durmadım."
Biraz odaklanıp hayaller kurayım. Bebiş kolayca doğsun, kucağıma versinler. Acaba içten içe hazır değil miyim diye şüpheleniyorum da. Sonra hamileliği sevdim ben. Sanki bilincin bir kısmı bitsin istemiyor. Dün sevgiliye ben doğuramıyacam heralde kalacak içimde öyle dedim, o da iyi kalsın büyüsün, on sekizinde çıkarırız dedi. Ühüü, şikayet de edemiyorum, hemen dalga geçiyorlar benimle. Herkesin aklı bende bir yandan. Telefonlar sürüyor, hergün aranıyorum, nasılsın, ne oldun diye.

Annem çeşit çeşit yemek yapıyor. Hep sağlıklı, güzel şeyler, bol sebze yemekleri, zeytinyağlılar, tavuk suyuna çorbalar, tavuklar filan. Biz de çok alışık olmadığımızdan (yemek yapıyoruz ama o kadar çeşit değil. ) delirmiş gibi yiyoruz. Kekler, tatlılar da var. Annem istiyor ki, doğuma gidip geldiğimizde yemeğimiz olsun, ortada kalmayalım, değişik kaygıları var tabi. Ben de ya ne olacak doğumdan sonra lahmacun söyleyelim dedim. Sonra benim doğumumdan sonra pide, lahmacun yaptırmışlar sanırım anneannemler. Annem de demek sen ondan böyle istiyorsunnn dedi. Nedir bu lahmacun merakım bilmem. Hayatımın ilk 24 yılı yemeyip, ABDde olduğum sürede lahmacuun diye delirmiş bir insanım. Bir yandan yazıyorum, bir yandan kahvaltı niyetine kekimden ısırıyorum. Bir şeyler yiyip bebeğin hareketlerine konsantre olacağım çünkü. İlgilenilmek güzel, insan hemen şımarıyor. Öte yandan yapmak isteyip de yapamadığınız hareketlerin olması fena. Şu an mesela kendi kendime yürüyüşe çıksam saçma olur gibi geliyor. Halbuki fiziken çıkabilirim. Ya sancılar yürürken gelirse? Ne bileyim, hiç doğurmadım ki. Şu sancıların acılı olmaması da korkutucu. Ben ona güvenmiştim.

Neyse herkes bir şekilde anlıyor anlaşılan. Hiçbir yavru da sonsuza kadar içerde kalmıyor. Ne işin var daracık yerde, dışarısı misler gibi. Bloglarda dolaşıp yazıları okuyorum. Ne çok hayat, ne çok kalp. Çok verici bir yanı var blog yazmanın. Deneyimleri paylaşmak, moral vermek, akıl vermek, uzaktan gözeterek sevmek gibi. (Ahanda bir kasılma daha) Normal doğum/sezaryen konusu çok kafaları karıştırmış gibi. Sanki sezaryen olursan daha az annesin, normalsen daha çok. Zaten bu anneler arasında sen daha az, ben daha çok meselesi felaket. Gereksiz tırmandırma ortamı. İşe dönmeli mi, dönmemeli mi konusu da öyle.

Kendimizi gerdikçe geriyoruz durduk yere. Sanki toplumsal hayatımızda yeterince baskı yokmuş gibi. Dün Yankı Yazgan televizyondaydı. "Bir kız babası olarak farkediyorum ki diyor, bu toplumda kadın olmak çok zor". İnsan hiç istemese de bir kere "düzgün otur" diyor. Erkeğe demiyorsun. Ama en zoru, erkek için verili kabul edileni senin ispatlamak zorunda olman. Hayat ispatlarla geçiyor. Okula gidersin, matematik yeteneğini ispatlarsın, işe girersin "hanım kız" gibi kız olmadığını göstermen gerekir, hele erkeklerin ağırlıklı olduğu bir iş kolunda çalışıyorsan. Kabullenmek istemezler daha iyi olduğunu. Kabullendiklerinde de bir anda ayrıcalıklı olursun, istisna kabul edilirsin. Hep bir mücadele, hep bir ispat. Şimdi de ne kadar az, ne kadar çok anne olduğunun ispatı mı gerekli. Kadınlara özgü hırs bu mu, ne yedirdin, ne içirdin, tamamen doğal besin mi, normal mi doğurdun, işi bırakmadın mı, biberon mu verdin, 11 ay mı emzirdin. Bitmeyen sorular, rekabet.

İnsan uygulanan politikalara sinir oluyor, tavır almak istiyor, özellikle delirmiş gibi önüne gelene sezaryen yapmalarına kıl oluyor. Kadınlarımız normal doğumdan korkuyor, hem doktorlar, hem filmler, hem abartılarak anlatılan korku öyküleri. Ya da belki de bilinçaltında başka bir konu çok korkutmuş, öyle böyle değil. Ama işte bireylerin üstüne gitmemek lazım. Nedenler üzerine düşünmek lazım. Filmler ve anlatılan hikayeler gibi geliyordu bana sebep ama belki de daha derinlerde. Belki Türk kadını olarak kadınlıkla bir problemimiz var, özellikle okumuş, eğitilmiş olanlar olarak. Daha alt sınıflar patır patır doğurmaya devam ediyorlar. Sayelerinde sezaryen oranımız %70 filan çıkmıyor. Sadece belirli bir gelir/eğitim düzeyinin üzerine baksak eminim çok daha yüksek çıkar. Düşünmek ve araştırmak lazım. Böyle oturduğum yerden merak ediyorum, şu işlerden anlayan birileri neden bu kadar korkuyoruz diye bir tez filan yapsa, biz de öğrensek... Siyah Süt'te vardı. Belki de kendimizi "tarlada doğum yapıp, kordonu taşıyla kesen, sonra da çalışmaya devam eden" analardan ayrıştırmak istiyoruz. Belki bambaşka bir nedeni var ilk anda akla gelmeyen.

İşte böyle sevgili arkadaşlar. Yeni bir sabah. Güneş doğdu ben yazımı yazarken. Yeni bir hayat da gelir mi böyle güneşle beraber. Ay kızımın daha ismi kesinleşmedi, ondan mı yoksa bu naz? Büyükbabası e assolist, keyfi gelince gelir o demiş dün. İyice meraklandırmadan çıkmaycak. Aferim kız. Yüz verme bize çok.

Ah bir manikür yapabilseydim...

12 yorum:

Ayse dedi ki...

içime doguyor, sen insallah pıt diye doguruvericeksin uc vakte kadar.... normal dogumun artı eksi 5i var ya Ozgur.. Allah yardimcin olsun (bu arada lahmacun konusunda ayni soydaniz sanirim- ben de ABD'de dadandim)...

Pelin dedi ki...

O kadar güzel yazmışsınız ki, böyle bir çırpıda zevkle okudum. Doğum da aynen böyle olacak inşallah.
Uzun zamandır sessiz sessiz okuyorum, bir sonraki postunuzun doğumdan sonra olacağını hissediyorum. Kolaylıklar diliyorum size, dualarımı ve sevgilerimi gönderiyorum...

Ozgur dedi ki...

İnşallah Sevgili Ayşe, aman gelsin artık yau:) Bir bildiği vardır diyoruz ya hadi bakalım.

Sevgili Pelin,
Hoşgeldiniz, bu kadar güzel dilek bu kadar dua ile kanatlanıp geliverecek bizim melek. Öyle güzel moraller ki bunlar. Çok sağolun.

Sevgiyle kucaklıyorum!

özgür.

gunebakan dedi ki...

sevgili özgür
bence sen bu hafta bitmeden doğuracaksın, hem de bu kadar olumlu düşünce ve enerji arasında, kolay ve rahat doğuracak, sonra bizlere yazacaksın.
biz de sana "gördün mü bak, boşunaymış endişen" diyeceğiz.
şimdi, aynı bedende olduğunuz son zamanların tadını çıkar.
kar yağıyor mu oralarda? geç pencere kıyısına, ayaklarını uzat, rahatça otur. al kitabını eline veya tv aç. o kekten bir dilim daha koy, yanına da süt...sıcacık sıcacık iç...dışarıyı seyret. evinin sessizliğini dinle. çok iyi dinle, ileride hatırladığında, ne kadar sessizmiş evim diye daha iyi şaşırabilesin.
bir hafta sonra aynı koltukta kucağında kızın ile oturacağına eminim...
sevgiler, güzel haberlerini bekliyoruz...

yeliz dedi ki...

herşey hayal ettiğinden de iyi olacak bence, çünkü pozitif bir bakış açın var ve kendini gerçekten rahatlatmışsın bence. son günlerin tadını çıkar, bak bir daha hiç böyle olmayacağını söylüyorlar.
sevgiler

kuzunun annesi dedi ki...

Özgürcüm
Biliyorsun bizimkinin ismine bide naz ekliyoruz ,son dakikada sizinki gibi ikileme düşmezsek . Öyle olduki Ela Naz sizin kıza daha bir yakısacak vaziyette su an . Naz yapıp duruyor bak gelmicem diye .
Ama gün daha bitmedi , benim hala oyum bugüne ...
Bekliyorum kızısının güzel haberlerini .

Ozgur dedi ki...

Sevgili günebakan,
Okur okumaz hemen gidip kendime kek koydum ve kitabıma daldım. Hatta bir arkadaşımı aradım, çıkıp dışarda buluşacağım. Böyle bir jubile moduna gireyim en azından... Bu kadar pozitif enerjiye bence de bebişim halay çeke çeke gelecek.

Kar yok buralarda, hatta hava açık, bir çıkayım hava alayım diyorum...

selamlar, aldım ben enerjiyi:)

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yeliz,
Çok çok teşekkürler. İnşallah olumlu bakış beni terketmez. Bu kadar destekle daha da iyi oluyorum. Bakalım, bu hafta bitmeden gelecek mi yavru.

Ozgur dedi ki...

Kuzunun annesi, teyzem de bir adı nazlı olsun diyor:)))

Bakalım, hay hay, buyursun gelsin, hay hay temelli kalsınnn.

:==)))

yok ki dedi ki...

Ozgur,
Sayfana bakip bakip duruyorum. Malum bugun buralarda kristmis tatili, uyumusum epey. Panik icinde kalktim, dogdu mu diye. Anlamadim ben de, epey kaptirmisim kendimi bir anda blog teyzesi olmaya. Sanirim anlatim seklin karsilikli konusur gibi, bu olmali sebebi :)
Lahmacun dedin bir de! Biz burada bazen kendimiz yapiyoruz lahmacunumuzu. Ama aynisi olmuyor elbet. Ben de burada dadandim lahmacuna :)
Ben cocuguma -kiz olursa- oyle narin, cici, hanim hanim isim koymayacagim diyorum. Cunku isimler karakteri etkiliyor gibi geliyor bana.
Bence kizin oyle naz yapmiyor, gayet kararli gelecek oldugu gunu biliyor, annesi gibi kendinden emin dogru zamani bekliyor.

Haberlerinizi bekliyoruz anlasilacagi uzere :) Saglicakla!

Ozgur dedi ki...

Sevgili yok ki, ne güzel kızımın bir sürü teyzesi var, dünyanın her yerinde üstelik!!! Artık gelsin yavruuu. Bak teyzeler de merak ediyor kızım benim be.

Lahmacun olayı fena. Donmuş lahmacun alırdım ben 10lu paketlerde. Bişeye de benzemezdi, ama limon sıkıp hayal edince evet lahmacunumsu bir tad alırdın.

İsim olayı fena, alternatiflerimiz var, artık sanki yüzünü görünce karar vereceğiz. Bakalım keyfi gelince gelsin. Bugün eski ultrasonlarıma baktım. Belki de erken değil. Uff. Sabırsızım ben sabırsızzzz.

Mystic dedi ki...

Selam!
Normal doğumdan çekinen, soru işareti olan anne adaylarına benim de ufak bir moral desteğim olsun.
Sana da uyarsa, benim posta da link verebilirsin.
http://balcamisis.blogspot.com/2009/04/bir-dogum-hikayesi.html
Sevgiler.
Ansı