16 Ara 2008

Yaşamak Oyun Değil Arkadaş...

Yaşamak oyun değil arkadaş,
Dünyaya gelmenin bir bedeli var,
Dost bildiklerin tükenmez arkadaş
Sevgi insanların hamurunda var

Yaşamak dönme dolap gibidir,
Onun da iniş ve çıkışları var,
Talihlidir hep çıkanlar arkadaş,
Gerçek dost inenlerin yanında var.

Nefes almak değildir yaşamak,
Düşünmek ve hissetmektir yaşamak,
Sen gülmeden geçen günlere acı,
Dönme dolap iner çıkar arkadaş...

Ekşi sözlükten okuduğum kadarıyla 1981 eurovizyon şarkımızmış. Modern Folk Üçlüsü ve Ayşegül söylemiş.

Gece gece nerden aklıma geldi bilmiyorum. Olağan uyanmalarımdan birinde azıcık internet bakayım derken hop bu şarkı. Belki de bu ana kadar sözlerine hiçç dikkat etmemişim. Doğum yaklaştıkça, insan sanki herşeyi yeni bir gözle görmeye başlıyor. Ne kadar yaşayacağını merak ediyor, çocuğumun çocuğu olacak mı, ben görebilecek miyim diye düşünüyor. Ya da şu mevlütlerde söylenen söz gibi, yüz yıl sonra belki de bu odadaki bebek bile ölmüş olacak. Biz ve tanıdığımız herkes ölmüş olacağız. Ne kadar yakın, ne kadar uzak.

Yaşam ve ölüm çok yakın. Ölmeyi bilmeden yaşanmıyor belki. Nefes almak değil yaşamak. Düşünmek ve hissetmektir yaşamak. Şarkı çok basit, öyle basit ki hedefi doğrudan vuruyor. Ot gibi, bitki gibi, günlük ihtiyaçlarını karşılayabildiğin bir hayat da hayat. Ciğerin parçalanırcasına ağlayabildiğin ve karnın ağrıyana kadar gülebildiğin günler de hayat. Belki depresyonun içinden geçerek çıkanlar bunun kıymetini daha iyi biliyorlardır. O hissizlik, karamsarlık halinden sonra, o uyuşmalardan sonra, gülemediğin, ağlayamadığın, yediğin içtiğin ama anlamsızlığın dehlizlerinden geçtiğin zamanlardan sonra yeniden doğmanın acısı ve hazzını yaşamaktan belki. O nedenle, "sen gülmeden geçen günlere acı". Çünkü dönme dolap, zamanın sarkacı durup seni bekleyecek değil. O dönüyor, sen ne dersen de. Yıllar geçiyor, farketmesen de.

"
...
bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...
"
Nazım Hikmet Ran

İnsan hem güzel dünyamızın okyanuslarının kuruyacağını, güneşinin söneceğini bile bile yaşama tutunabilir mi? Bir sincap gibi mesela. Tam da bu nedenden tutunmalı. Öyle geçicisin ki, bir varmış bir yokmuş masalı. Sevdiklerin, emek verdiklerin, gönlünden geçtiklerinin içindesin. Belki tek anlamı bu. Belki o paylaşımlarda bir kalıcılık var, dünya göçüp gittikten sonra bile evrenin bir yerlerinde izi kalacak. Belki bazı kuarkların içinde anısı kalacak.

Sevgi insanların hamurunda var. Kimi onu yoğuruyor, ekmek yapıyor, yediriyor. Kimi içine su filan katıp bozuyor, mahvediyor. Arayınca hep buluyorsun kendi insanlarını. Bulup, sevip, kalmak gerek.

İyi sabahlar, ben uykuma döneyim.

2 yorum:

yasemin dedi ki...

doğumdan 3 gün önce (daha doğumun ne zaman olacağını bilmezken) cem karaca'nın bu son olsun şarkısı çalmıştı odama kaçıp ağlamıştım. yazdıklarını okurken son günleri hatırlıyorum hep. güzel ve unutulmaz günlerdi. doğum hikayemi anlatmak isterdim ama ben sancıya ve 9 aylık hazırlığa rağmen normal doğurmadım. bunu yazarken bile üzülüyorum çünkü çok istemiştim neyse sonuçta daha çok isteseydim olabilirdi, her şey normaldi sadece hastane biraz kıllık yapıyordu (gereksiz suni sancı, beni sürekli yattay konumda tutarak nstye bağlı tutma, yapamazsın diyen suratsız nöbetçi doktor vs.) ben de vazgeçtim. bunlar hiç de önemli şeyler değil, şimdi olsa kolmdakini çıkarır kalkardım ayağa, bilemedim o zaman. şimdi düşününce, istersen ve her şey yolundaysa normal doğum, ühüü :.(

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yasemin,
Çok teşekkürler yorumların için. DOğuma az kala insanın aklına türlü türlü şey geliyor. Karışık duygular...

Önemli olan son tahlilde bebeği kucağa sağlıklı ve mutlu bir şekilde almak. Keşke bize ve kendilerine daha çok güvense doktorlar. Gerçi fazla normal doğuma girmiyorlarsa o konuda tecrübesiz de olabililer. Bir yandan ömür boyu korkutulmuşuz. Yurt dışında kalkıp gezmene, alternatif pozisyonlarda doğurmana imkan sağlıyorlar mesela. Her kadın aynı şekilde doğuracak diye bir şey yok ki. İşte ne yapalım. İnsan yaşadığı yerle sınırlı oluyor bazen.

Hayırlısı neyse o olsun.
sevgiler, özgür.