20 Ara 2008

Yine Bana Huysuz Günler Düştü....

Artık hormon mudur, nedir bilemiyorum. Hamileliğimin en huysuz gününü geçirdim. Herkese kıl oldum, herşeye sinir oldum. Bir kısmında haklıyım da, haklı olmak insanın içini rahatlatmıyor ki. Huzursuzluk fena.

Bir kere bu kadar ağırlaşmak tatsız. Annem de geldiği için biraz köşe minderi gibi oturma durumum var. Gerçi doktor yürü ya kulum dediği için bu hafta deliler gibi yürüdüm. Hatta en üşendiğim gün olan bugün bile Bağdat Caddesi bensiz kalmadı. Azimle yürüdük annemle. Şu caddeye bankları koyanlardan Allah razı olsun. İlginç bir şekilde mahalle aralarında yürürsem yorgunluktan ölüyorum, caddede yürüyünce sonuna kadar yürüyebilirmişim gibi geliyor. Bu yürüyüş halinde sık sık oturmam gerekiyor. Aslında bacaklarım ağrımıyor, yorulmuyor. Belim kötü oluyor. Duruşum doğru ama ağırım yahu. PKOS sağolsun tombiş bir anne adayıydım, makul seviyede 12 kilo almama rağmen tombik bir anneyim. bu vücut, bu kadar yükü taşırken zorlanıyor biraz. Bugüne kadar ödem, şişlik azdı. Bugünlerde bileklerim şiş şiş. Hamile yogası egzersizlerini yapıyorum. Biraz iyi geliyor, Sevgili ve anne bol bol masaj yapıyor. Melek onlar... Yine de şişim. Bu olaylar hamileliğe bayılan anneyi sona hazırlama çabası. Sen de daha tamam gelsin bebiş de diye oluyor di mi. Evet.

Şaka maka 20 Aralık'a geldik. Son adet tarihine göre beklenen süremiz 25 Aralık. Neden geç kaldı telefonları gelmeye başladı. Oysa doktorumuz soranlara 10 Ocak diyin ki, kimseler arıyıp canınızı sıkmayın demişti. İşte anne sabırsız olunca böyle konuşuyor vırvır. Sonra da sinir oluyor. Geç filan değil, erken daha. Hem ultrasonlara bakarsak benim normal yumurtlama olayının her ay 14ünde değil de 20sinde gibi olduğunu hesaba katarsak filan 2 Ocakı bulabiliriz. Nedense bulmayız gibi geliyor. 2008 çocuğu olacak yavrum. His...

Sanırım biraz yalnızlığa ihtiyacım var. Kafamın içi çok dolu. Şöyle sakin bir köşe bulup huzurlu müzik eşliğinde yoga yapmalıyım. Hamile yogası hocasının hareketlere eşlik eden telkinleri aklımda. "Bebeğimin gelişine hazırız" "Ne kadar huzurlu bir anne, o kadar mutlu bir bebek"... Bir de meşhur, "nefesimizi verirkeen... at gerginliği..." var. Zihnime kazınmış gerçekten de hareketleri yaparken duyar gibi oluyorum ve rahatlıyorum. boş bir vaktimde yaptığım hareketleri youtubedan bloguma aktaracağım. Böylece meraklı olanlar ekran başında deneyebilir.

Alıngan oldum biraz. Stres de oldum. İstiyorum ki dış dünyaya kapımı kapatabileyim. Nefret ediyorum başka insanların küçük, büyük hırslarının, tatsızlıklarının, triplerinin, kendi hayatlarında yaşayamadıklarının ya da boş bulduklarının içeri girmesinden. Bir şekil bulaşıyor sanki o huzursuzluk hali. Stephen King'in Sis diye bir öyküsü vardı. Onun gibi bir şey. Yalın kalmak istiyorum. Yogacı hocamızın bazı tavsiyeleri var, mesela karnınızı elletmeyin diyor. Buna çok dikkat ettik, babası, teyzesi ve annenesi hariç dokundurmadık. Onlara da stresliyken dokundurmadık. Bebiş algılıyor. Doğduktan sonra gelenler olduğunda bebişi çok çıkarmayı düşümüyorum. Uzaktan sevsinler ve gitsinler. Yavrucak içerde yalnız bir anda on beş kişinin saldırısına uğramasın. Önce tanıdığı seslerle başlasın yavaş yavaş. Sonra ilk kırk gün dışarı çıkarmayı düşünmüyorum. Onu ilk kırk gün ya da sonrasında da alışveriş merkezine götürmek istemiyorum. Postmodernlerin anlattığı "bir koka kola kutusunun bir laleden daha tanıdık hale gelmesi"nin dramını daha bir anlar gibi oldum. "Mallrat" AlışverişMerkeziFaresi olmasın yavrum. O kalabalığın ne mikroplarını, ne stresini alsın. Öte yandan eve de kapatmayacağım. 40 günden sonra çıkalım gezelim. Daha sakin, huzurlu mekanlarda dolaşalım inşallah.

Geçen arkadaşla Remzi kitapevinde oturuyoruz, bir ara ayağa kalktım hop birisi elini karnıma koyuverdi kız mı, erkek mi. Sinir oldum sinir! Sonra dedikodu da yapayım hadi, sevgiloşun annesi babası gelecekti, şimdi sizde sigara içemeyiz diye başka bir yerde kalmaya karar verdiler. Neticede balkon var, orada içebilirler. Ama evde tabi ki tamamen yasak. Ben de alındım. Sigaranın bu denli insanı köle eden bir meta olduğunu eskiden içmiş bir insan olarak biliyorum da... Aslında bakayım, evet, ben de benzer bir sebeple yeni doğurmuş arkadaşımın evinde değil de başka bir arkadaşta kalmıştım geçmişte. Hımm kötü karma bu evet. Gerçekten bencilmişim biraz. Ama hadi ben arkadaşım:) Aile değilim ki. Yavru da torunum değildi. Neysem. Gece dedikoduları. Dediğim gibi hiper alınganım. Ve böyle hissetmek istemiyorum:(

Bir konu geldi aklıma, başka postta yazayım onu da.
iyi geceler
gece kuşu annesi.

6 yorum:

Ozlem dedi ki...

Merhaba,
Yalnız değilsin:) Demek ki aynı olmasa da benzer duyguları yaşayan tek ben değilmişim. Ben de erken doğumdan korkuyorum. Ocak başındaki doktor randevumuza kadar dayansın istiyorum Minik:)Ayrıca insanların yeni doğmus bebeklere dokunma isteğini de anlayamıyorum. Aynı fikirdeyim.
Sevgiler!

Ayse dedi ki...

ay ozguuurr, tam damarima bastin. bu karin ve bebek elletme olayi deli ediyor beni...

yani simdi sen hamile olmasan o elleyen insan elleyecek mi karnini? ellemeyecek... sanki hamile olunca karnimiz kamu mali oluyor, degil mi? Alllah aalllah.

bebek sevme ritueli ise cok dusunduruyor beni... tabi gelsinler, gorsunler, fakat kucaktan kucaga, kucaktan kucaga, herkeste gezmesin cocuk- daha bugun diyordum birisine. Ama bizim kulturumuzde bebek eve gelir gelmez ziyarete gelmek gibi bir olay var.

yeliz dedi ki...

sıkılmakta haklısın son zamanlar bunlar, tabii ki herşey ağır olacak. ben şimdiden kasılıyorum ağırlaştım iyice. göbek elleme meselesine gelince hadi yakınların elliyor sorun değil benim hoşuma bile gidiyor da tanımadıkların bu hakkı kendinde nasıl buluyor anlamıyorum. ilk günler annenin yorgunluğu var, emzirmesi var, ben de acayip karşıyım bu ilk günlerdeki ziyaret olayına. nasıl engel olunur bilemiyorum

Ozgur dedi ki...

Sevgili Özlem,
Herhalde biz toplumca çocuk delisi olduğumuzdan. Ama işte sınırları belirlemek lazım. Bizim yoga hocası gerekirse yalan söyleyin, alerji oldu, misafir kabul edemiyoruz diyin bir aşamayı geçerse demişti. İnsanların sevgi ve ilgilerini engellemek de kötü. İşte biraz dengeli olabilsek, boğmadan sevgi verebilsek...
sevgiler

Ozgur dedi ki...

Sevgili Ayşe,
Bu konularda bir dengesizlik var. Yani sürekli bir aşırılık hali. Hadi yakın çevren aile eşrafı neyse. Arkadaşımın bebeğiyle geziyoruz. Garson kız gelip bebeği kucağından almak için hamle yapıyor. Bir sor, bir izin iste. Ayrıca yabancıyız biz, arkadaş değiliz ne gerek var elalemin çocuğunu kucağına almaya... Çocuklar ve hamileler toplumun malıdır. Bu iki konuda başka hiçbir konuda olmayan bir söz söyleme hakkı vardır toplumun. Yoldan geçen adam bebeğin ismine karışır. Biri karın eller. Öbürü "ama annesi o öyle üşür", "o öyle terler","o öyle... " yorumları yapar bitmek bilmez...

Bakalım bizim ziyaretler nasıl olacak. Seni uzaktan sevmek aşkların enn güzeli şarkısını mırıldanmayı düşünüyorum misafirlere:)

Ozgur dedi ki...

Sevgili Yeliz,
Ah ah. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor işte:)
Bakalım nasıl olacak. Eğer yaratıcı engelleme çağrıları bulursam buradan paylaşırım. Yaşasın bağımsız annelerin özgür direnişi, kahrolsun karın ve bebek elleyenlerin işbirlikçi yöntemleri... :)