21 Ara 2008

Özür Meselesi...

Özür milat olur mu? Konuşmadan, paylaşmadan, incelemeden, adil olmadan yaralar sarılır mı?

Türk Aile yapısından gelen bir yanı var. İki kardeş kavga eder, anne baba durumdan hoşlanmaz. İnsan ister mi hiç çocukları kavga etsin. Çocukların kendi meselelerini çözmelerini de bekleyemez. Tepeden bastırır, hadi öpüşün, barışın. Peki bu şekilde tatmin edici bir şekilde barışmış insan var mı? İki taraf da kendini adaletsiz hisseder, bir sonraki tartışmaya kadar sorun neyse hasır altı edilir. Hiçbir şey çözülmez. Ki öpüşüp barışın iki tarafın katılımını isteyen bir süreçtir. "Sen git özür dile, barışın", kardeşler arasında kime nazınız geçiyorsa ona söylediğiniz laftır. Kimi baskı altına alabiliyorsanız.

Çatışmalar kaçınılmazdır ve yönetimi zordur. Ya yüzleşirsiniz, ya ertelersiniz, ya pazarlık edersiniz, ya güç kullanırsınız, ya görmezden gelirsiniz ya da teslim olursunuz. İki kişi bir konuda çatışmaya düşebilir, sınırlı kaynaklar, fikir ayrılıkları şudur budur. Eğer bu sorunu çözmezseniz başınız ağrır. O öfke ve çatışma düşmanlığa dönüşür. Giderek kine dönüşür. Çözülmez de çözülmez.

Güç uygularsanız dersiniz ki, "benim dediğim olacak!", bunu da yaptıracak gücünüz varsa yaptırırsınız. Görmezden gelmeyi tercih ettiyseniz, "sorun mu ne sorunu" dersiniz. Senin dediğinin şu kadarı, senin dediğinin de şu kadarı olsun derseniz pazarlık etmiş olursunuz. "Tamam senin dediğin olsun" derseniz, kendi zararınıza vazgeçmiş olursunuz konudan, teslim olmuş olursunuz. Ertelersiniz, şu an sırası mı dersiniz. Bunlardan sadece yüzleşmek kalıcı sonucu verir. İletişimi arttırır, tarafların kendini ifade etmesine izin verir. Sorunu kalıcı olarak çözer.

Obama gelmiş, sözler verilmiş. Ermenistan komşumuz, onunla papaz olmak istemiyoruz. Soykırım kelimesi kafamızın üzerinde bir kılıç gibi asılı filan. ABD çıkarları bizim Ermenistanla sorun yaşamamamızı istiyor. Aile babası tavrı. Oralardan bir ses, haydi barışın! Peki bunca yıllık öfke, bunca yıllık anılar nasıl bir anda tek bir özürle silinir? Özür yüzleşmek değildir. Özür bir milat değildir, tam tersine örtmedir. Üstünü kapatmadır bana göre. Amaçladığından daha çok sorun yaratacak bir konudur. Özür dilemek teslim olmak ve sorun ile açık yüreklilikle uğraşacak cesaret ve sabrımızın, en önemlisi adanmışlığımızın olmadığının itirafıdır.

Başka konularda özür dilenebilir. Denebilir ki bugüne kadar bu konuda yüzleşecek sabrı ve çabayı göstermeyi karşılıklı olarak beceremediğimiz için Türkler ve Ermeniler adına özür dilerim. Şu arşivlere açıp bakamadığımız için, karşılıklı konuşamadığımız, yüzleşemediğimiz için.
Ya da Türkiye'de bugün yaşayan Ermeniler için. Ermeni sözü küfür gibi söylenebildiği için. Bunlardan çok rahatsız oluyorum ve benim gibi bu tarz yaklaşımlardan utanan binlerce insan var. Hepsinin adına özür dilerim.

Ancak tam olarak ne yaptıklarını bilmeden, işin aslı netleşmeden ya da tartışılmadan, atalarım adına özür dilemek istemiyorum. Acılar yaşandığını biliyorum ve çok üzgünüm. Ölen Ermenileri inkar edecek halimiz yok. Çok acı uygulamalar yaşandı kesin. Ve üzgünüm ve acılarını paylaşıyorum. Yalnız iddalar çok uçuk. Diyorlar ki, Hitler baktı baktı, Türkler Ermenileri kesti, dünya bir şey demedi bu nedenle gönül rahatlığıyla Yahudi soykırımına gitti diyorlar. Böyle bir iddaya ne diyebilirsiniz? İtham korkunç. İddalar çok ağır. Böylesine bir ortamda, daha karşı taraf ne der, ne ister dinlemeden, soykırım gerçek midir, büyük felaket ne kadar büyüktür bilmeden, konuyu kapatırcasına, kaçarcasına, hızlı bir özür ne yara sarar, ne adildir.

Özüre karşı olanlar arasında değişik yaklaşımlar var. Özür dileyenler aslında dış maşadır, amaçları başkadır diyenler var. Olabilir. Özür dileyenlerin bir kısmı belki böyle. Ancak öyle bile olsa destek toplamak başka bir konudur. Duyarlı oldukları için, bu sorunun varlığından utandıkları için destekleyenler var. Öncelikli olarak bir eylem destekleniyorsa, bunun arkasındaki duyguya bakmak lazım.

Bir diğer mesele özürün sonrasında soykırım kelimesinin kabulüne geçilmesi ve tazminat istekleri hatta toprak istenmesi ihtimalleri. Uluslararası hukuk devreye giriyor. Can sıkıcı ihtimaller.

Beni en çok düşündüren ise özürün ahlaki duruşu. Geçmişte olan olayları tam olarak bilemeden yargıya varmak bana adil ve ahlaki gelmiyor. Belki varılması mümkün değildir, olabilir. Emin olmadan ve yüzleşmeden atalarım adına tek taraflı bir özürü dile getirmek onlara haksızlık etmektir. (Gerçi atalarım dedim de, belki Ermeniyimdir ben de. Hangimiz ne kadar hangi milletteniz bilmiyoruz ki.) Ahlaki duruş açısından farketmez. Ermeniler adına da tüm gerçekleri bilmeden özür dilemek istemezdim.

Öte yandan bildiklerimiz var. Bu ülkede yaşananlar için, yapılan haksızlıklar için özür dilenmeli. Özürle kalınmamalı, önlem alınmalı, tepki konmalı! Hrant Dink için de. Asala terörü için de. Ölen diplomatlar için de özür dilenmeli.

Bugün, "Bu İş Zor Yonca" yazıma verilen bir yorumdaki bağlantıdan "Özürün Özrü" yazısına ulaştım. Blogdaki yazıları ilgiyle okudum. Özellikle "Diyalog Önemli Ama Geçmişten Kaçarak Geleceği İnşa Edemezsiniz" bana yakın geldi.

Şimdlik bu kadar...

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Yazinizi ilgiyle okudum, diger rastladigim yazilari da okumak isteyeceginizi dusunerek buraya kopyaliyorum, sevgiler.

http://abesleistigal.blogspot.com/

Bu da Engin Ardic'in yazisi:

http://sabah.com.tr/haber,BDD2FCEBAE11493C8D8E1E1897D9C1B1.html

Adsız dedi ki...

Az evvel eklemeyi unuttum. Bu da Sevan Nisanyan'dan..

http://nisanyan.blogspot.com/2008/12/vatan-kurtaran-kaymakam.html

k.i.s.d. dedi ki...

Özgürcüm dün NTV'de bu konu üzerine bir konuşma programı vardı. Özür dilemeyi tarih bilgisi eksikliğiyle de ilişkilendirdiler. Soykırım kavramıyla o dönem gelişmelerini kıyaslayarak yaşanan olayların soykırım olması için gerekli şartların mevcut olmadığı belirtildi.
Yazdıkların çok mantıklı.
Özür dileyip sıyrılma çabası belki, belki de samimi bir uzlaşma çabası... Ne olursa olsun ben de bilgi ve şuur eksikliğiyle bağlıyorum bu gelişmeleri. Sen özür diledin-ben özür diledim değil ki mesele. Mesele şu, gerçekten ne oldu?

Neyse, doğum yaptın mı dye kontrole geldim bak neler yazıyorum. Kolay ve mutlu bir doğum dileklerimi yeniliyorum.

Sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Adsız,

Sayenizde diğer yazılardan haberim oluyor, teşekkür ederim. Bahsettiğiniz üç yazıyı da okudum.


Özellikle birincisi bana şunları düşündürdü. Ben mühendislik eğitimi gördüm. Mantık, neden sonuç ilişkileri, safsata konularına belki bu nedenle daha farklı bakıyorum. İstiyorum ki düşünceleri konuşalım. Bu ülkede olan bitenden rahatsız olmak ayrı bir konu, gidip Maraş olayları yüzünden 1915de olanlar için özür dilemek apayrı. Nasıl bir bağlantıdır anlayabilmem mümkün değil. Ama bu bizim geleneksel halimiz, başta da köşe yazarlarımızın yazıları aynı duygusal süreçleri içeriyorlar.

Net düşünme, düşünce süreçlerini takip etme anlayışımızın olmaması, sürekli duygusal tepkilerle hareket etme, a konusuna kızıp b lafını söyleme neden bizde bu kadar yaygın..

Okurken bunları düşündüm. Keşke daha kapsamlı yazabilsem...

selamlar,
özgür

Ozgur dedi ki...

Merhaba k.i.s.d,
Bir anda gündemimiz değişiveriyor işte. Konu hassas. İnsan incindiği noktasını iyileştirmek istiyor. Çok kızamıyorum bir yandan. Özür ve tamamen inkar dışında bir yol olmalı.

Bebişi bekliyoruz bakalım keyfi ne zaman gelecek. Okuduğum kadarıyla doğuma bebiş karar veriyormuş, onun hormonları tetikliyormuş, haydi anniş geliyorum diyormuş. Kızımın keyfine karışmıyorum, sabırla ve tevekkülle beklemeye çalışıyorum. İçerden annemin sesi geliyor, türkü söylüyor. Bakalım duyuyor mu bizimki?

Selamlar, daha sık yazmaya çalışacağım:)) Şöyle kolaycacık bir doğum olsun, başka annelere moral versin.

özgür

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Dedikleriniz uzerinde dusundum. Bir kac nokta var aklimda, onlari paylasayim istedim.

Birincisi bilimsellik ve objektiflik kayginizi anlamakla birlikte, eldeki verilerin bilimsel olarak degerlendirilmedigine katilmiyorum. Sosyal bilimlerde doktora ogrencisiyim, kalitatif analiz yontemiyle bir sonuca varacaksak elde epeyce bir data var. O yuzden tartismanin ve verilen tepkilerin bilgi eksikliginden kaynaklandigini dusunmuyorum.

Sosyal bilimlerde, kalitatif bir calisma yapiyorsaniz, yaptiginiz gorusmeler rastgele secilmez, ama sistematik olarak secilir. Ve verilen ifadelerden mumkun oldugunca ortak verilere bakarak bir oruntu cikarmaya calisiriz. Bu Ermeni dede ve ninelerin torunlarina anlattiklari hikayelerin cogunda degerlendirmeye deger pek cok ortak nokta var.

Bu insanlar Ermenistan diye bir devletin henuz bulunmadigi, Ermeni okullarinda cocuklarin sistematik olarak devletin ideolojik soylemine asina olmadigi bir durumda, epeyce ortak noktalar iceren benzer hikayeler anlatiyorlar. Yani bu anlatilanlarin, yasananlarin, baska bir develtin propoganda amaci kaynakli oldugunu, en azindan Ermenistan devletinin henuz kurulmadigi bir ortamda, iddia edemeyiz.

Ustelik ille de belge ile hareket edeceksek bu kiyimin yapilmasina dair verilen emirlerin bulundugu arsivler ve belgeler numaralari ile pek cok tarihcinin yazdigi kitaplarda yer aliyor. (Taner Akcam detay detay anlatir, ayni sekilde Ermei tarihcilerden HOvannissian aklima geliyor su an ilk etapta)

Ikinci olarak aklima gelen nokta, bu kadar veri karsisinda duygusalliktan uzak bir analiz yapma onerisi. Fakat buna da katilamiyorum, cunku karsimizda tam da duygusalligimizi vurgulamamiz gerektiren bir durum var. Toplu kiyim. Hikayeleri dinlerken kapildigim duygusallik benim ahlaki durusumu yeniden yeniden ve yeniden sorgulamami istiyor, beni buna zorluyor. Isin bir de ethical/moral (etik/ahlaki) yonu var, ve bu hic de kucumsenecek bir soru degil kanimca.

O yuzden belki de bu meselenin tum duygusalligiyla tartisilmasi gerekiyor diye dusunuyorum. Yoksa aciyi paylasmak nasil olabilir ki baska turlu? Kuru kuru acinizi paylasiyorum demenin, kupkuru bir ozur dilemekten ne farki var?

Velhasil, diyecegim, bu mesele, sadece bir ozur diledim/ dilemedim meselesi degil. Bu ozur kampanyasi sayesinde siz baska soru soruyorsunuz, oteki baska bir sey diyor, ben de (tezimi yazmam gerekirken) su blog uzerinden bu tartismaya katiliyorum. Eger gercekten dusunuyorsak, ne mutlu.
O zaman umut var.

Son olarak, 1915 olaylarinin ne Maras olaylarindan ne de Susurluktan bir bagimsizligi var. Yasadigimiz devlet Osmanli Devletinin buyuk bir olcude devamidir, kurumlarin devamliligini buyuk olcude saglanmistir cunku. Aynisidir, demiyorum, ama altyapisi buyuk olcude 1800lerin ikinci yarisindan itibaren ortaya cikan kurumlarin uzerine insa edilmistir. 1915te bu isi o zamanin "derin devlet"ine baglayan gorusler bu yuzden Maras olaylari ile ikisi arasinda bir baglanti kurmakta cok da teredut etmeyebilir, zira her ikisi de devlet otoritesinin zayif oldugu alanlarda iktidarda yasanan bolunmenin sonuclarindandir. Devlet dedigimiz aygit sandigimiz kadar da uniter degildir.

Neyse lafi cok uzattim, belki de gereginden fazla didaktik bir yanit oldu, hosgormeniz dilegiyle. Saglikli dogumlar.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Adsız,

Belki sorun benim bilgisizliğimdir. Benim kendi ailem o toprakladan geliyor. Ermeni komşuları, arkadaşları olmuş küçüklükten itibaren. 1915 döneminde yaşananlar hakkında onların da anlattıkları var ama bunları birinin gidip de onlara sorduğunu sanmıyorum. Benim merakımla şu ne oldu, bu ne oldu diye sormamla biraz dürtüklediğim konular. Ermeni tarafı daha sistematik olabilir. Ancak bildiğim kadarıyla beraber arşivleri açalım, tarihçiler incelesin gibi tekliflere bir yaklaşımları yok.

Boğaziçi Üniv.de bir Ermeni Soykırımı konferansı düzenlenmek istedi duymuşsunuzdur. Fakat buna katılımı istenen tarihçiler zaten bunu verili bir bilgi kabul edenlerdi, muhalif yoktu arada. Bu tarz yaklaşımlar insanı rahatsız ediyor.

Duygusallık meselesine gelince... Onu yeterince anlatamamışım sanırım. Kastettiğim asla kuru kuru özür değil. Sizin ilk önerdiğiniz yazının metnine yayılmış olan duygusallığın savları karıştırmış olması. (Bana göre) Nasıl anlatsam... Biz Türkiye'de tartışırken asla düz bir çizgide yürüyemeyiz. Konu sapar. Başka konular da girer, asla sonu gelmeden bir diğeri açılır. Olaylara verdiğimiz duygusal tepkiler başkadır, bir düşünce yazısı, mantık yürütme başkadır benim kanımca. Oturup da Osmanlı'nın ve Türkiye Cumhuriyetinin geçmişinde olmuş olaylara üzülerek özür dilemeyi 1915 olaylarına bağlamak sapla samanı karıştırmaktır. Diyelim mahkemeye cinayetten çıkarılmışsınız, tam o konuda konuşacakken biri geliyor benim de paramı çalmıştı, sonra şunu da yapmıştı diye konuları karıştırıyor... Kastettiğim buydu. Dediğim gibi, sosyal bilimlerden gelmediğim için olabilir. "One thing at a time" diyeyim. Bir konuyu konuşalım karara bağlayalım, sonra öbürün geçelim.

Hepsini birden değerlendirmeye kalkmak kolaycılık gibi geliyor, özensizlik gibi geliyor, detaylı düşünme yetersizliği gibi geliyor, mantık yürütememe gibi geliyor... Karışık olayları tek nedene bağlama ihtiyacı gibi. Kolaycılıktan hoşlanmıyorum. Duygusal değerlendirmeden kastım budur. Yoksa elbette insanız ve ahlaki sorumluluğumuz var, bu konunun beni etkilemesinin en önemli nedeni ahlaki duruş, bunu yazdım. Sadece Ermenilere değil, kendi ülkemin geçmişine de haksızlık etmeden adil olabilme ve acıları paylaşabilme ihtiyacı.Ben bu işi Talat yapmıştır bizi bağlamaz diye düşünmedim hiç.
Duygular var. Ancak duygulara kapılıp, sürüklenip aklı selimi kaybetmemek gerek.

Türkiye Cumhuriyetinin geçmişinde, diğer bütün ülkelerin de olduğu gibi travmalar, iktidar oyunları, değişik zamanlarda farklı güç odaklarının etkileri olmuştur. Bazı olaylar aydınlatılamamış, failler bulunamamıştır. Bunları biliyoruz ve tepkiliyiz. Tekrarlanmasını istemiyoruz. Susurluğun ilk zamanları her gece 9da ışıkları açıp kapıyorduk, pencerelere çıkıyorduk, çok devam ettiremedik belki. Ama bunlar teker teker ele alınması gereken konularımız. Bu konuda dünyanın kalanından ne daha ilerde, ne daha geride olduğumuzu düşünüyorum. Bu konularda eylem alınmalı katılırım. Yargılayamıyoruz, suçluları belirleyemiyoruz. Belirlemeye kalktığımızda da Ergenekon’da olduğu gibi öyle bir dolandırıyoruz ki ne oluyor, kim neden yargılanıyor netleşemiyoruz. Zihnimiz almaz oluyor.

Sanırım farklı düşündüğümüz nokta bu.

Lafı uzatınız, didaktik de olsun mühim değil:) En azından düşünmüş oluyoruz. Konuşmazsak nasıl birbirimizi anlayacağız.

Benim için bonusu da var kafam doğumdan uzaklaşıyor:)

selamlar