30 Oca 2009

5. Cümle

Defnenin Annesi mimlemiş bizi. Hem de ennn sevdiğimiz konuda, canımız kitaplar.


1-yakınınızda bulunan ilk kitabı alın.
2. 161. sayfayı açın.
3. 5. cümleyi okuyun.
4. Blog sayfasına yazın.
5. En güzel cümle ve en güzel kitabı seçmeyin.Sadece yakınınızda olan ilk kitabı alın.
6. 5 blog arkadaşınıza yollayın.


En yakınımdaki kitaplar doğal olarak bebekle ilgili son zamanlarda.

Kitap: Her Çocuk Farklı Düşünür
Yazar: Lanna Nakone

5. Cümle

Kendilerini ellerindeki işe adar ve ve enerjilerini büyük bir dikkatle kullanırlar.


Harika bir cümleymiş şansımıza! (Kısaca okudum da Aslan tipi çocuklarmış bunlar. Bana pek benziyor. Öncelikleri önemseyen, rahatlamayı pek bilmeyen, hedef odaklı. )

Ben de mimliyorum bakalım kimleri?

Kuzunun annesi
k.i.s.d
yeliz

Elbette haliniz ve vaktiniz olduğunda!

29 Oca 2009

Bir Aylık...

Zaman su gibi akıp geçiyor. 4500leri bulmuşuz çoktan. Cumartesi doktora gideceğiz. Sevgili blogger arkadaşlarımızın önerdiği bir doktora gideceğiz. Hayırlısı olsun. İstediğim
  • çocukları çok sevsin
  • işini çok iyi bilsin
  • empatik olsun
  • hızlı ulaşılabilir olsun.
Tabi en önemlisi güven.

Ne haldeyiz... Bir düzenimiz var. Geceleri genelde bir kez kalkıyoruz, bazen iki kez. Gece nöbetleri benim(genelde). Emziriyorum, altına bakıyorum, sonra uyuyoruz. BAzen yatağa yatınca uyanıyoruz, tekrar uyutuyoruz. (Örnek dün gece. Çok uykusuz kaldım) Sonra sabah ezanından sonra ben eğer çok yorulduysam nöbeti eşime devrediyorum. O mutlu bir şekilde yavruyu alıyor, gazı varsa çıkarıyor, uyutuyor. İşe gidiyor. O noktada benim halim varsa emzirip biraz daha dayanıyorum ama genelde anane nöbeti devralıyor. Ben emzirme aralarında uyanıp emzirip geri yatıyorum. 11 gibi uyanıyorum. Öğleden sonra kızımızla beraberiz. Anneanne daha yorgunca. Akşam teyzeyle baba gelip gaz ve alt değiştirme ritüellerine talip oluyorlar. Haftasonları yarış halindeyiz. Ama tabi benim ayrıcalığım var. Kıroyum ama meme bende:)

Esasen öğleden sonraları (bazen) ağlamaları oluyor nedensiz. Ama her zaman değil. En kötüsü o. Doktora soracağım. Gaz ya da reflüye benzemiyor. Tariften koliğe de benzemiyor. Belki standart prosedürdür. Bilemiyor insan.

Bebeklere fısıldama ve Sabiha Paktuna kitaplarını okuyorum sık sık. Bahsedilen rutine uymaya çalışıyoruz. Aktivite zamanları süper. İnsan gün geçtikçe daha yaratıcı oluyor. Dandini dandini dastana nasıl varyasyonlara büründü anlatamam. Kırmızı balık çevre dostu bir şarkıdan, hamsiyi avlayıp yemeye çalışan bir Elaya döndü. Ne yapalım dedemiz balıkçı bizim:) Kızımız balık sevsin. Gözlerini dikip izliyor. Yüzlere bayılıyor. Kesişip duruyoruz. Ufff içim akıyor resmen. Bambaşka bir duyguymuş, tarifsiz. Allah isteyen herkese tattırsın.

Hafif pamukçuk olduk. Pratik annenin blogundan okudum. Karbonatlı su iyi geldi. Bakalım...

Şu düzen bir otursa tamamen...

"düz değil, düzen değil,
az değil, ezen değil,
boz eğil, bozan değil,
bir gül biter içimde, içimde, içimde,
tam bildiğin biçimde, biçimde, biçimde,
oofff...
gecenin tam üçünde,
gecenin tam üçünde..."

Fikrek Kızılok.

24 Oca 2009

Son Zamanların En Gerçekçi Diyalog Ödülü

Geçen TVde "Canım Ailem" vardı. Meliha ve kardeşleri oturmuş yemekteyiz benzeri bir program izliyorlar. Bir yandan da yan evde gözleri. Yemek "Kelebek Böreği". Dikkati dağılan Feride tarifi bir an kaçırır.

Feride: "Abla kaçırdım içine ne koydu öyle?"
Meliha: "Altın koyyyyyysa ne olacak "kelllebek böreği" " (En alaylı mimikleriyle)

Bayıldım!

Ağlamak Güzeldir

Ağlamak güzeldir
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma

Ağlamak öfke
delice nefret
doruklarda aşk
doyumsuz sevinç
kahreden keder
kısaca hayat
ve nefesindir ve nefesindir.

Ağlamak
şu geçici dünyada
herşeye rağmen varolmak demek

Ağlamak
yaşanan binlerce duygu
insanca
ve çoşkulu
güzel bir şeydir

Ağlamak
senin kara dünyada
hala sevdiğin ve hissettiğin
Tüm güzelligin
ve çirkinliğinle
Var olduğundur
var olduğundur

Sezen Aksu

21 Oca 2009

Kitaplarımız

Kendimize geldik de kitap okumaya başladık. İdefixden söylemiştim kitapları, dün geldiler. Hemen "Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler(Baby Whisperer)"dan başladık.

Önce listemi yazayım.

Çocuk Ruh Sağlığı Çocuğun Kişilik Gelişimi, Yetiştirilmesi ve Ruhsal Sorunları
Atalay Yörükoğlu
Özgür Yayınları

Anne İş'te
Sabiha Paktuna Keskin
Boyut Yayın Grubu

Çocuklarla Doğru İletişim
Sabiha Paktuna Keskin
Boyut Yayın Grubu

Her Çocuk Farklı Düşünür
Lanna Nakone
Yakamoz Yayınevi

Harika Çocuk Nasıl Yetiştirilir?
Tim Seldin
Kaknüs Yayınları

Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler
Tracy Hogg , Melinda Blau
Gün Yayıncılık
Dün Tracy Hogg'un kitabından başladım okumaya. Son derece ilginç bir kitap. Hımm bunu daha detaylı anlatmam lazım. Hem soracaklarım da var. Şu anda Ela uyuyor, uykusunda dinlemesi için hamileyken bol bol dinlediğim şarkılardan "Chinese Bamboo Flute Music - Spring In The Tibetan Grasssland" çalıyorum. Dediğim gibi anca kendimize geldik de müzik dinlemek, kitap okumak gibi zihinsel faliyetlerimize sıra geldi. Sorun şu ki bu müzik cidden rahatlatıcı üçüncü dakikada gözlerim kapanmaya başlıyor. Az uyuyorum diye endişeleniyorum, ben hemen gidip yatayım. Fırsat bu fırsat.

Geceleri on kaplan gücündeyim. Saat 5 emzirme nöbetinde canavar gibiyim. Saat 7:30da iyiyim ama 9 ve 11 de annem olmasa ne yaparım bilmiyorum. Bi de iki meme birden içiyoruz. Biri kırk, biri otuz dakika olur sırasında. (Her zaman değil, ortalama 25er dakika. ) Neyse bunu bir sonraki postta detaylandırırırm. Ben sabah uykusundayken anneanneyle aşk yaşıyorlar. Şarkılar, türküler, binlerce oyun. En canlı olduğu anlarda anne uykuda. Allah'tan akıllı, sevgi dolu, entellektüel bir anneannemiz var da kızımızla türlü oyunlar oynuyor. (Hem referansları da iyi (ben ve kardeşim:) ehem ehem.:) ) Öğleden sonraları da biz şarkılar söylüyoruz. Onu da anlatırım. Arkadaşım Eşek var mesela sevdiğimiz.

Özlem'in Nil'i geldi.
Dualarımız Kuzunun annesiyle. Şu saatlerde dünyaya yeni bir Ela gelmiş olmalı. Hoşgelmiş.

Kitapta diyor ki iyi anne baba olmanın sırrı sabır ve bilinç.
Mavvvvvv. (Esneme efekti.) İyi uykular yenidoğan annesi.

19 Oca 2009

En küçük rockçı!

Bugün Sezen ablası radyoda yaptığı programda kızım için şarkı çaldı. Anneannesi ve kızım beraber dansettiler. Ben de hemen kameraya kaydettim.

Çaldığı şarkı istek üzerine

If you wanna be happy for the rest of your life
Never make a pretty women your wife
Go for my personal point of view
Get an ugly girl to marry you

Benim kızım tabi dünyalar güzeli o ayrı. Ama şarkı çook neşeli. Büyüsün de mermaids filmindeki gibi dans edelim beraber. Bazen hiç büyümesin, bazen de hemen büyüsün istiyor insan...

Hacı Şakir Matik Arçelik Çamaşır Makinesine Karşı

Bizimle aynı duruma düşmüş bir şikayet buldum. Bağlantı şurada:
"COLGATE Hacı Şakir Granül Matik Çamaşır Makinemi Bozdu "

Ne olur ne olmaz diye, şikayeti ben de buraya kopyalayayım. Birebir başımıza gelen aynı şey olduğu için isabet olur.
Buyrunuz...

"Saf ve doğal ı. Kalite beyaz sabun olduğu için narin çamaşırlarımı yıkamak üzere tercih ettiğim Hacı Şakir markası altında satışa sunulan Granül Matik beyaz sabun, Arçelik marka tds tds m* 3650 sj model çamaşır makinemde beklenmeyen değişikliklere yol açtı.

Daha doğrusu açmış, zira bu arızaların sebebinin söz konusu sabun olduğunu bugün evime gelen Arçelik yetkili servisinden öğrenmiş bulunuyorum. Karşılaştığım arızalar şunlardır:

Makine aldığı suyu boşaltmıyordu, deterjan gözünden su almamaya başlamıştı, hangi program ayarlanırsa ayarlansın, sadece tamburu döndürüyordu (örneğin sıkma işlemini dahi programlasanız bu işlemi gerçekleştirmiyordu).

Program süresini belirten göstergede herhangi bir değişiklik olmuyordu (örneğin ayarladığınız program 2 saat 13 dakikalık bir program ise, makine 1 saatini tamamlamış olsa bile gösterge hala 2 saat 13 dakikayı gösteriyordu.)

Tüm bu sebeplerden ötürü makinemin elektronik beyninde bir sorun olduğu ve üzerindeki yazılımın yeniden yüklenmesi gerektiği düşüncesi ile yetkili servisi aradım.

Ancak servis, çamaşır makinesinin altındaki gider borusunu açarak bana içeride topaklanan sabunları gösterdi ve bir daha kesinlikle granül sabun kullanmamam gerektiği, bu tür sabunların makine içinde erimeden direk aşağıya indiği, çamur kıvamını alarak birçok arızaya yol açtığı bilgilerini verdi.

Bu aşamada sizlere sormak isterim. Üzerinde matik yazan bir sabunu siz olsanız güvenerek alıp kullanmaz mıydınız? Markası ne olursa olsun, ben bundan sonra kullanmayacağım.

Ancak, hem diğer tüketicileri uyarmak hem de ilgili firmayı bu vesile ile söz konusu ürünlerini kontrole ve geliştirmeye davet etmek istiyorum. Aksi taktirde ciddi tüketici şikayetleri ile karşılaşacaklardır. ^^
Kaynak: Şikayet Var"


Bizim başımıza gelen de budur. Bunun üzerine araştırmaları derinleştirince şunu öğrendim. Bu sabunlar 30 derecede çözünmüyor, top top kalıyorlarmış. Aşağıdaki gideri açarak, filtre temizleme işini yapmıştık zaten. Ancak uğraştıkça top top düşen sabunlara şahit olduk. Bunun üzerine bir kaç defadır su kaynatıp çamaşır makinasına koyuyorum. Sadece pompa ile çalıştırıyorum. Bu şekilde su sorunsuzca gitmeye başladı. Başlarda sabun topakları düştü ama sanki şu anda düzeldi gibi. Birazda 90 derecede çamaşır yıkayacağım, bakalım. Eğer su boşaltmasında sorun olmazsa düzelmiştir diyeceğim. Servisi çağırmadım. Geçmezse çağıracağım. (Ben mühendis değil teknik kadın olmalıymışım. Çocukken teybi bozup tamir ederdim, hey gidi.)

Bundan sonra ne olacak bilmiyorum...
Elde başedilir mi? Aslında minicikler, belki denenebilir?? 120 milyona küçük çamaşır makinaları var. Alıp da kullanan var mı? Pratik mi? Belki öyle bir şey alınabilir... Bilemedim. Ya da omo baby matik kullanıp, onun çamaşır makinasıyla iyi geçinmesini umabiliriz.

Gelişmeleri yazarım.

İç ve Dış Temizlikler

Işık ne kadar güçlüyse, gölge o kadar keskindir. Uygun bulunmadığı için sürekli halının altına süpürülen duygu ve düşüncelerin uygun olmayan zamanlarda yüzeye çıkmak gibi huyları vardır. Bence lohusa hüznü eski benlikle yüzleşme şekli olabilir. Geçmişin tozlu sayfalarında gezinme, unutulmuş anılara bir göz atma, anımsama, anımsama. Bir çeşit geç depresyon, zamanında önemsemediğin, görmezden geldiğin duyguların için. Unuttuğun can sıkıntıları için. Çocukluğunun sayfalarında dolaşma ve çok küçükken hissettiklerinle gözgöze gelme. Belki empati için.

Belki de arızalarını çocuğuna bulaştırmadan önce sana tanınan bir şans için. Onarma ihtimali için.
Rüzgar gibi maviler. Esiyor, geliyor, geçiyor, tekrar geliyor.
İnsanın içine işlemiş bazı sözler, yardımcı cümleler var. Birileri sanki içine ekmiş, bunu unutma, zamanı gelince hatırla demiş. Unutuyorsun ama ihtiyacın olduğunda o söz geri geliyor. Elinden tutuyor. Zihin ihtiyaç duyduğunda dersi hatırlıyor. Hayatımda aldığım bir kaç ders var böyle.

Unutuyorum, baştan başlamak gerekiyor sürekli. Ancak geri geldiğinde beni ayağa kaldırabiliyor. Bu nedenle şanslı hissediyorum.

Farkındalık çok önemli. Çok üzülsen de, farkında olarak üzülmek, farketmeden azar azar üzülmekten bin kat iyidir. Kimsenin dergi kapaklarında gülen hanımlar gibi olması gerekmiyor. Kimsenin ideal süper anne, eş filan da olması gerekmiyor. Gerçeklik testi tarot fallarına benzemiyor. Bir ideale ulaşmak için didinirken, görmeden gelinen ideal dışı kalanlar bir gün geri geliyor.

Zihni temizlemek ve arıtmak lazım. Bunun tek yolu farkındalık, gözleri dört açmak. İçimizdeki şeytanlara zülfikarlarla saldırmak değil. Görmek, tanımlamak, adlandırmak, kaçmamak. İçimizdeki şeytanlardan korkmamak. Tüm dünyanın dünyayı illa bizim istediğimiz gibi görmesini zorlamamak. Onlarla konuşmak, barış yapmak.
İç huzuru denen şey barışsız olmaz. Kavgalar bir gün tükenmeli...

Ah kavaklar ah kavaklar
Bedenim üşür yüreğim sızlar

Beni hoyrat bir makasla
Ah eski bir fotoğraftan oydular
Orda kaldı yanağımın yarısı
Kendini boşlukla tamamlar
Ah omuzumda bir kesik el ki
Hala hala durmadan kanar

Ah kavaklar ah kavaklar
Acı düştü peşime

Ah kavaklar ah kavaklar
Ardımdan ıslık çalar...

Metin Altıok

Yorgunluk ve Çamaşır ve Hacı Şakir

Ela'nın misafirleri bol. Hem blog arkadaşlarımızdan gelenler var, hem eski okul arkadaşlarımız, akrabalarımız... Bu hafta sonu misafirimiz boldu. Ela'nın böylesine sevgiyle çevrilmesi hoşuma gidiyor. Ancak koşturmacaya bozulan bir de çamaşır makinası eklendi. Evcek helak olduk.

Bilmeyenlere duyuralım. Aldığımız Hacı Şakir matik toz sabun, çamaşır makinesinin içinde birikmiş ve filtreyi tıkamış. Dün akşam annem Ela'nın kıyafetlerini koyuyor yıkansın diye. Bir türlü sıkmaya geçmiyor. Suyunu boşaltmıyor. Bütün gün gittik, geldik, uğraştık. Genelde bu tarz işlerle ben ilgilenirim, ama yavru kucakta olunca biraz uzaktan şöyle yapın böyle yapın diyerek, hem işi götüremedim, hem de herkesi biraz sinir etmiş oldum. Kendim hakkıyla ilgilenemeyince de ayrıca sinir oldum. Eğilip kalkamamak çok fena. Bir de neden nedir, düşün de düşün. İnternette küçük bir araştırma sonucu söyledi. Üzerinde matik yazmasına aldırmamak gerekiyormuş. Sabun tozu erimiyor. Birikiyor ve tıkıyor filtreleri. Arçelik çamaşır makinemiz oynamıyorum çekti. Annem çamaşırları elde duruladı. Yetmezmiş gibi içindeki sular filtreyi boşaltırken banyoya aktı. Bir dolu su. Onları sildi, sildi. Akşam gelecekler var bir yandan. İşi yapan annem, yorulan ben. Annem de çok yoruldu. Bugün gerçekten zor bir gün oldu. İşin kötüsü makine düzelmiş değil. Yarın ya biraz daha uğraşacağız ya da servis çağıracağız. Nedir bu bendeki tamir merakı onu da bilmiyorum. Önce bir inatlaşmadan rahat edemiyorum.

Eski arkadaşlarımız geldi. Sohbetler... Birinin daha bebeği olacak. Biz artık veteran olduk. Tecrübeli olduk. Bu satırları Ela'nın meme saatini beklerken yazıyorum. 15 dakikası var. Uyuyamadım, kalktım.

Çamaşır işini bundan böyle ne yaparız bilemiyorum. Belki omo baby kullanabiliriz hacı şakir yerine. Ya da bebek için küçük bir makina mı almalı. Elde mi yıkamalı. Bilmiyorum.

Yarın ola, hayrola!

Bugün bir iş de yapmadan taş taşımış kadar yorgunum. Emzirme 500 kalori götürüyormuş. Bir saat tempolu yüzmeye eşitmiş. Bir saat tempolu yüzmüş kadar yoruluyor muymuşuz peki?

18 Oca 2009

Tarama Testleri ve TSH

Test sonuçlarımız geldi TSH 5 imiş. Normal değerler (merak edenler için) 0 - 18 arasıymış. Ancak 15in üstü klinik verilerle araştırılmalıymış. Derin bir nefes aldık. Tarama testlerini geçtik hayırlısıyla. Darısı tüm bekleyenlerin başına.
Geniş kapsamlı bir test listesi var.

Testler neyi ölçüyor bilgi için..

17 Oca 2009

Ela Şarkıları

Ela'ya şarkı ninni söylemek gerek amenna. Doğumdan önce Yeni Türkü, Abba, Beatles, Teoman, Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil... bir takım yoga müzikleri, zen, doğa müzikleri dinledik. Aklımıza kıran girmiş bir türlü çocuk şarkısı aklımıza gelmiyordu. Prensip olarak acıklı ninni de söylememe kararımız var. Bugün üzerimizdeki laneti kırarak bilimum çocuk şarkısını hatırladık ve söylemeye başladık. Belki benzer derdi olan vardır diye, favori şarkılarımızı buraya aktarıyorum.

En sevdiğimiz:

Kırmızı balık:

Kırmızı balık gölde, kıvrıla kıvrıla yüzüyor.
Balıkçı hasan geliyor, oltasını atıyor,
Kırmızı balık dinle, "sakın yemi yeme!"
balıkçı seni tutacak, sepetine atacak,
Kırmızı balık kaç kaç kaç.

On parmak

Bir elimde beş parmak, bir elimde beş parmak
say bak, say bak, saaaaay bak
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10
hepsi eder on parmak sen de istersen say bak.

Kurbağa

Minik kurbağa minik kurbağa kuyruğun nerede??
Kuyruğum yok, kuyruğum yok, yüzerim deredeee...


Do Re Mi

Doo bir külah dondurmaaa
Ree masvavi bir dereeee
Mii, denizzzde bir geemii
Faa, gemide bir tayfaa
Sol, (bu noktada hatırlayamadık uydurmaya başladık) Ela'nın partisi,
la, Denizde bir Ela,
si, Ela'nın kedisii
ve haydi yine en başaaa dooo

Orjinali şöyleymiş:

do, bir külah dondurma
re, masmavi bir dere
mi, denizde bir gemi
fa, gemide bir tayfa
sol, papatyali bir yol
la, günesten bir damla
si, aysenin kedisi.

(ingilizce hali ezberimde ilginçtir. daha ilginç olan şey ise bildiğim ingilizce çocuk şarkısı sayısı iki kat fazla )

99 yeşil şişe

99 yeşil şişe rafın üstünde
99 yeşil şişe rafın üstünde
içlerinden bir tanesi yere düşünce
98 yeşil şişe rafın üstünde.

böyle gidiyor...

Bir küçücük aslancık varmış.

Bu şarkı babasıyla beni tarümar ettiği için hiç söyleyemedik. Çok üzücü:(

Çabalarımız sürüyor...

Sevdiğimiz Şarkılardan...

Dün akşam denk geldim, Mazhar Alanson bu şarkıyı söyledi. Bir kez daha hayran oldum. MFÖ sağolsun, hayatımızın arka plan şarkılarını çaldı yıllar boyu. Yeni türkü var sonra. Güzel şarkılar, güzel sözler.

günler günlerin ardinda
seni unutmak mecburiyetindeyim
seni sevmeler cumhuriyetinde
gözyaslarim
kafiye olsun diye degil

özleye özleye kavuştuk birbirimize
birbirimize vitaminler moraller verdik
içimizdeki seytanlara zülfikarlarla saldirdik

gözyaslarimizi bitti mi sandin

günler günlerin ardinda
seni unutmak mecburiyetindeyim
seni sevmeler cumhuriyetinde
senin dullugun benim kullugum
kafiye olsun diye degil

özleye özleye kavustuk birbirimize
birbirimize vitaminler, moraller verdik
içimizdeki seytanlara zülfikarlarla saldirdik

gözyaslarimizi bitti mi sandin

İlk Kitabımız...

Yorgunluktan helak olduk. Bir yerlerde bir mantık hatası olmalı.

Ben ameliyatlı olduğumdan, ev işlerine faydam yok. Bu defa annem koşturuyor sürekli, ancak yemek mi yapsın, bana mı baksın, Eloş'a mı baksın, herkes ayrı ilgi bekler. Bir de temizlikle uğraşmasın diye yardımcı çağırdık bugün. Ancak annemin içine sinmediğinden, o daha beter çalıştı. İkisi sabahın erken saatlerinden akşama kadar dip köşe temizlik yaptılar. Annem yemekler yaptı. Çamaşırlar yıkandı. Sonuç itibariyle daha çok yorulmuş oldu.

Bugün kızıma da bir haller oldu. Gece iki kere kalktık. Sütler içildi, kakalar yapıldı. Sabah yine beşiği yatağa dayayıp, elimi parmaklıklardan sokarak yavruya uzanmak suretiyle uyukladık. Sonra annem geldi Ela'yı aldı ki ben de biraz daha uyuyayım. Ama uyanamıyorum sonra. Off nasıl uyku istemiş canım. Kesintisiz bir uyku var mıydı, ne zamandı hatırlamıyorum. Kesintisiz 3 saat cennet gibi birşey. Nankörlük etmiyim. Allah'tan annem var. Haftasonu kardeş ve sevgiloş da ellernden geleni yapıyorlar. Hatta hafta içi de sabah altı nöbetini sevgiloş alıyor. İyiyiz yani. Sonra ne olduysa emzirme aralığımız bir saate düştü, beni de o mahvetti. 1 saatte bir emzir, en az yarım saat sürsün, altına bak, biraz oyna, hoppp döngü baştan. Çok yorucu bir serüven oldu. İşin kötü yanı, evde temizlik, kız huzursuz. Bu hengamede (Ayşe teyzesiyle sosyoloji sohbeti sırasında pür dikkat kesilmesinden de hareketle) yavruşa kitap okumaya başladım. Çok etkili oldu, büyük bir ciddiyetle dinledi. Kurtarıcı gibi birşey. İlk ciddi kitabımız, Ursula K. Le Guin'den Yerdeniz büyücüsü. Aslında hobbit de olabilirdi ama bu daha uygun geldi. Elime kolay geldi.

Olayın başı tabi sabaha dayanıyor. Sevgiloş, kızımıza kitap okuyalım diye düşünmüş, sabah o bir deneme yaptı. O Catch 22 ile başladı ama savaş romanı olduğu için uygun olmadı. Sabahın köründe uykusuz insan eline ilk geleni denemek istiyor. Şu anda melekler gibi uyuyoruz ama uyandıracağım. Süt vakti geldi. Kız da diyecek ki, eh be kardeşim, uyumak isteriim uyandırır süt verirsiniz zorla, uyanmak isterim, süt isterim erken diye bozulursunuz... Haklı. Bence de haklı. Ama ben napiyim, istemez miyim şimdi uyandırmak. O da uyusun, anne de uyusun oh. Ama doktor dedi uyanacaakkk. Emir büyük yerden. Kitaplarda da öyle yazıyor. Bu devirde kimse sultan değil, hükümdar değil, bezirgan değil. Benim kızım prenses. O beni prenses, peri sanıyooor. Var öyle bir halimiz.

Bugün Ayşe'nin blogundan bir başka bloggera geçtim. Tam da emzirme, meme karmaşası ve yenidoğan sarılığı ile ilgili şeyler yazmış. Sonra bir baktım, Ayşe'den mail, bu senin ilgini çeker demiş sağolsun. Çok güzel bir yazı.
Yazıda bir anne anlatmış. Sarılık nedeniyle bırakıyorsun hastanede yavruyu gidiyorsun. Çeken bilir. Nasıl dokunuyor insana öylece bırakıp gitmek. Kapısında beklemek, yanında olmak istiyorsun. Anlatması zor. Dayan diyorlar, neye dayan, nasıl dayan. Dokuz ay teninden ayırmamışsın, canından ayırmamışsın. Kolay mı bir gece ayrı kalmak... Damdan düşenin halinden anca damdan düşen anlıyor. Miliyet, kültür, sınıf farketmiyor. Çocuk başka. Bunları düşündüm ben de.

Özlem doğuracak yarın. Dualar buradan. Bütün güzel dilekler. Hayırlısıyla gelsin bir güzel daha. Mucize hayat. Söyleyecek ne az şey var. Herşey kolay olur, güzelcecik gelir umarım yavru.

İyi geceler, Eloş uyuyor ama dürtüp uyandırmam gerek. Off of.

16 Oca 2009

15 Günlük Olduk...

Zaman hızla akıp gidiyor. Gözlerimizin önünde büyüyor yavru. Emzirme maratonumuz devam ediyor. Gece seansına kalkmışken iki satır yazayım dedim. Blog yazmak hastalıkmış, nedense şu anda çok mantıklı geliyor. Gidip yatağına yatsana saat sabahın 6sı. İki saate kız gene kalkacak...

Neler yapıyoruz? Hayatımız emzirme çevresinde planlı. Uykular, evde yapılacak bir iş var ise, dışarı çıkılacaksa hepsi emzirmeye göre. İki akşamdır sevgili ile dışarı çıkıyoruz. 1.5 saat vaktimiz var. Dün gece sahile yürüdük, dolandık. Önceki gece Divan'a gittik başbaşa. Ama hani kaçak kaçak buluşursun için huzursuz olur ya da gerçekten vaktin yoktur, kaşla göz arası sevgiliyi görmeye gidersin... Tam öyleyiz. Aklım sürekli evde. Ya uyanırsa, ya ağlarsa. Neyse geçecek herhalde bir süre sonra. Kafamda sadece sütler, memeler, meme uçları (bir de Tuncay Güney) var. Adana çık aradan. Sevgiliyle başbaşa dolanmak hem tuhaf, hem güzel. Görüşemiyoruz, görüştüğümüzde de sadece Eloş'dan bahsediyoruz. Ne kitap okuyabildiğim var, ne de ilgilenebildiğim bir konu. Okuduğum en entellektüel şey "bebeğinizin ilk yılında sizi ne bekler?" adlı kitap. Okuduğum yerleri tekrar tekrar okuyorum da arada bir şey kaçırdım mı diye. Ne bileyim, herkes ayrı bir deli.

Banyo yaptırdık dün akşam yine. Tam bir komedi halindeyiz. Annemin alıştığı bir tarz var, önce sıcak su konur, sonra soğuk su eklenerek yavaş yavaş ılıklaştırılır. Dün ben kovanın dibine soğuk su koydum, sonra üstüne ısıtılmış su ekleyeceğim, "ay olur muuu". Ordan termodinamiğe girdik biraz. Kaynayan su yüz derece, musluktan akan 20. Aynı miktarda su koyarsan 120/2 yaparsın ısıyı. Tamamını videoya da kaydettik çok matrak. Neticede suyu tam istenilen sıcaklığa getirdik. Bir termometre, iki dirsek(bir anneanne, bir anne) ölçüsü kullanarak suyun sıcaklığından emin olduk. Yanmasın yavruş, çok hassas olurmuş yeni doğan cildi. Aman diyim. Ben termometre seven bir insanım. Termometreler olsun, cetveller olsun. Yani ölçüm yapabilmek güzel bir şey. Annem daha "fuzzy logic" ve semantik takılıyor. Sıcak, soğuk ve ideal olarak. Netice itibariyle olaysız bir şekilde yıkadık yavruyu. Çok rahatladı, huzurlu bir şekilde uyudu. (Maşallah diyoruz bu noktada. )

Dün ilk kez D vitaminimizi de verdik. Bize sağlık ocağından ücretsiz verdiler vitamini. Aşılar filan da ücretsizmiş. Anne ve çocuk kısımları çok güzel sağlık ocağının. Hiç sıra da olmuyor, ilgi tam yerinde.

Bebişe özel sağlık sigortası yaptıracağız. İki konuda yardıma ihtiyacımız var,
  • hangi sigortayı yaptırmalı?
  • bize anadolu yakasında iyi bir çocuk doktoru lazım.
Bu konuda yorum yazıp, yardımcı olabilecek arkadaşlar varsa çooook makbule geçer. Şu ana kadar hastaneye ve sağlık ocağına gittik. Hızlıca iyi bir doktor bulmalıyız ki hem sorularımı sorabileyim, hem telefon numarası elimin altında olsun. Aramaya çekinmeyeceğim bir doktora ihtiyacım var. Güvenilir ve sıcak. Bebişleri seven, sıcakkanlı.

Yardımlarınızı bekliyorum! İyi sabahlar...

14 Oca 2009

Buluşma

Bugün Ayşe teyzemiz geldi, bizi ziyaret etti. Çok keyifli zaman geçirdik. Yavruş da, anniş de, ben de çok eğlendik ve dinlendik. Biz ciddi konulardan konuşurken Ela Hanım derhal susarak büyük bir ciddiyetle bizi dinledi. (Alim olacak bizim kız, hiç şüphem yok... Zaten bu kadar entellektüel bir teyze ortamında ne olsun yavru, di mi ama?)

Pek güzel bir gün geçirdik, dinlendik, sohbetler ettik. Yarın gidiyor Ayşe, şimdiden iyi yolculuklar. Hop diye varsın kıtalar ötesine, kolaycacık. Güle güle Ayşe teyzemiz...

İyi ki geldin. İyi ki varsın!

TSH, Tiroid , Yeni Doğan Tarama Testleri

Dün evde otururken bir telefon geldi. Kadıköy İlçe Sağlık Kurumundan. Yavrumuza yapılan tarama testlerine göre TSH değeri yüksek çıkmış. Derhal gidip sağlık ocağında tekrar kan vermemiz gerekiyormuş. Tabi insan bilemeyince kafa karışıyor, insan hemen endişeleniyor. "Değer yüksek" lafına bir takılıyor insan. Telefondaki hemşire çok ciddiye alacak bir şey yok, gidin tekrar yaptırın, çok yeni yapıldığı için geçici yüksek çıkabilir dedi aslında. Ama işte insan o kadar rahat olamıyor. Değerimiz 15.7 imiş. Dedim ki normal aralık nedir? Cevap vermedi tam. Aldık annemle yavruyu hemen sağlık ocağına gittik. Tekrar kan verdik. Orada da dediler, tekrar test alıcaz, kafayı takacak bir konu yok. Hatta doktor "kafana takma, sütün kesilir" dedi. (Bakınız, sütün kesilir mafyası:) Belki alışmak lazım. ) Kalktık geldik eve.

İnternetten araştırdıklarımı paylaşayım, belki faydası olur.

Bebeklerde Tiroid Hastalıkları
Çocuklarda Hipotiroid
(İngilizce) Yeni doğanda TSHın yüksek çıkma nedenleri

Özellikle son yazıda bahsedilen bazı aralıklar var. Hemşire söylemedi, belki bir nedeni vardır. Ancak ben paylaşmak istedim.

Öncelikle gerçekten sorun çıksa bile çözümü olan, dermanı olan bir dertmiş. Allah esirgesin tabi. Dermansız dert vermesin.

13 Oca 2009

Emzirmeye Dair Sorular - Bu soruları sormam lazım anlıyor musun?

Emzirmek bir anda insanın gönlüne doğup, ah anneler bilir tarzı bir konu değil. (Bence.) Dersine çalışacaksın, sınavına gireceksin, kitabını okuyacaksın, özel öğretmen tutacaksın icabında. Hayatta da olduğu gibi daha yetenekliler ve o kadar da yetenekli olmayanlar var. Ne diyim, ben hep matematikte iyiydim hayatta. İnsan bildiği becerdiği konuda daha kolay çalışıyor. Emzirmek de böyle birşey. Yetenekli değilsen de ne yapalım. Çalışıp öğreneceksin. Ne demişler, doğuştan değil bazı beceriler.

Öncelikle belki herkes için çok açıktır ama benim için ilk anda açık olmayan konuları yazayım dedim.

1 - Emzirme ne sıklıkla yapılmalı?

Yeni doğanlar için tartışmasız gündüzleri 2 saatte bir, geceleri 3 saatte bir.

2- Peki baştan mı, sondan mı?
Baştan başa. Regl de ilk günden itibaren sayılır ya o hesap. Yani 1:00 de emzirmeye başladın. 1:30da bitti diyelim. Bir sonraki emzirme (gündüz için)
a - 2:00 de
b - 3:00de
c - 3:30 da

doğru cevap b. 3:00de tekrar emecek. Uyuyorsa uyanacak. Geceyse 4:00de emecek. İnsanın kafası karışıyor. Eğer emme işlemi bir saat sürüyorsa, gene farketmez. 3:00de emecek. Kural böyle.

3- Hangi meme, ne kadar? Başı sonu bir mi?

Az önce sağlık ocağına gittik, tekrar sordum. Şimdi şöyle. Sütün başı ve sonu bir değil. Başta daha sulu sonda asıl yağlı kilo yapan kısım var. O son kısmı kaçırmamak gerekiyor. Bunun için tavsiye edilen şu. Diyelim sol memeyi verdiniz, ama süt tam bitmedi. İki saat sonra geldiğinde tekrar soldan başlayın ki yavru dibini de içsin. Teori bunu diyor. Pratikte ise, ben bunu yaparsam solda tekrar süt üretildiği için yavru solu gene emiyor. Böyle giderse ben sadece sol memeyi vermiş oluyorum. Süt üretimi devam eden bir süreç çünkü, bittikçe yenisi geliyor. Dokturlarımıza sordum. Eğer memeyi yarım saat emiyorsa dibini zaten içermiş yavru. Kastedilen on dakka biri, on dakka birini vermeyinmiş bu uygulamada. Sürekli meme değiştirilmeyecek. Bu konu açıklığa kavuşunca ben de rahatlamış oldum.

4- Pozisyon

Meme verme pozisyonları çeşitlilik gösteriyor. Ben önceden kolda bebişi tutup parmakları makas yaptığın klasik pozisyonu biliyordum. Hastanede sezaryen olunca yana yastık koyup yandan emzirmeyi gösterdiler. Doktorum da dize yastık koyup yavruyu yatırma yöntemini gösterdi. Benim favorim bu. Yastık bebişi memeye yakşlaştırıyor. Kollar yorulmuyor, siz sıkılmıyorsunuz.

5- Hazırlık

Meme vermeden önce su, kumanda, kitap, yastık gibi gerekebilecek herşeyi yakında koymakta ve emzirme süresini bölmemekte fayda var.

6- Konsantrasyon

Bebiş mutluysa sorun yok. Ama huzursuzlanıyorsa bebişle rahat iletişim kurulacak ıssız bir yere gitmeli ki yavrunun dikkati dağılmasın.

7- Acı yok rocky.

Bebiş memeyi doğru kavradıysa acı yok.Acı varsa yanlış kavradı. Demek ki rocky doğru kavramış. İlk başta sağ meme bir yanlışa kurban gittiğinden hala ucu ara ara acıyor, özellikle ilk yapışmada. Sol meme ise arkadan geldiği için tecrübeli oldu. Solla emzirmek keyif. Sağda dişimi sıkıyorum başta.

8- Nasıl bir His?

Vallahi fiziksel olarak doğru yapıyorsan çok bir his yok. Ara ara gıdıklanır gibi belki. Ama memişi emerken uyuyan o güzeli görmenin tarifi yok. Ağızdan böyle süt sızarken uyukluyor, mırıl mırıl. Yerim ben onu... Annesinin güzelisi.

Aklıma gelenler bunlar. Daha sonra olursa eklemeler yaparız.
Sevgiler...

Ama öğreniciiiiim....

Geçenlerde bir video geldi, "atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun". Kadir İnanır'ın eski bir filminden. Atom fiziği çalışarak gün yüzü görmemiş Kadir amca, öğrenmeye karar verir.
-Neyi öğreneceksin abi?
-Kumarbazlığı, itliği, hergeleliği...

Dün gece kızı yatağında yatırdık. Uyudu üstelik. (Maaaaşaallahhh tüüü tüü tüü) Gece 2 kere ben kaldırdım. Artık süt zamanına göre ben de uyanıyorum, o da uyanıyor. Birbirimizin (daha çok biz onun) dilinden anlamaya başladık. Eskiden tek meme içerdik, şimdi çift istiyoruz. Yarım saat biri, yarım saat öbürü. Eğer ikinci memeyi almazsak ağlıyoruz, doymuyoruz. O kısmı anlaması zor gelmişti. Memeyi kendi bırakıyor tam boşalmadığı halde çünkü. Şu an düzenimiz şöyle. Süt saati gelsin. Eloş yataktan alınsın. Uyanması için altı açılsın, temizlensin. Ha bu arada, kızımız altı açılınca çişini ve kakasını yapmayı seviyor. Temiz yavru. Sonracığıma temizlendikten sonra meme gelsin. Birinci meme bitince uyuyoruz memede. Gazı çıkarılsın. Eğer çıkarsa ve hala uyuyorsa yatağa gitsin. Huzursuzlanırsa ve ağlarsa, meme aranır hareketlerini yaparsa öteki memeyi de veriyoruz. Bitince uyuyoruz, gazımızı çıkarıyoruz ve yatak.

Dün gece uyumuşum. Şu an cennette gibiyim. Hatta gidip biraz daha uyuyabilirim kızımla. Oh... Fazla oynamadığı için yatak kenarındaki bumperları kaldırdım, uyuduğum yerden gözgöze gelebiliyorum kızımla. Aslında koynuma alıp uyumak istiyorum da korkuyorum. Tehlikeli diye yapmıyorum.Ah gece uyuyabilmek gibisi var mı? Çok şükür bu günü de gördük:) Maşallah maşallah.

İşe dönmek istemiyorum sanırım. Bir yıl ücretsiz izin alayım kızımla oturayım diyorum. Ekonomik olarak zorlanacağız ama denenebilir. Öte yandan istiyorum ki güzel projeler gelsin önüme. Çatır çatır bitireyim. Yani herşeyi birden istiyorum. Bakalım. Evden çalışma ya da parttime ara çözüm olabilir. Bakıcı istemiyorum. Daha erken bunları düşünmeye belki. Şubat sonu yasal iznim bitecek. Ücretsiz iznin zamanına karar vermem gerek. Ah ah yavrumuzun daha 40ı çıkacak. Zaman çok hızlı ilerliyor. Her an büyüyor. Bakışları derinleşiyor.

Merak ediyorum, o büyüyünce bunları okuyacak mı? Ne düşünecek. O zaman blog diye birşey olacak mı? O zaman google olacak mı? Yirmi yıl sonrasını hayal etmek ne zor.

Göbüşümüz düştü 11 Ocakta. Nereye atsak?

12 Oca 2009

Baby Blues...

Bugün melankoli var havada. Rüzgar gibi, esiyor biraz geçiyor. Yavruş kucağımdayken unutuyorum ama sonra birden bir hüzün. İnanılmaz bir hüzün sanki, sanki dünyanın ömrü bitmiş gibi. On milyar yıl bir anda geçecekmiş gibi. Yavruya bakıp bakıp endişelenir gibi. Ne kadar iyimserimdir oysa. Su akar yolunu bulurcuyumdur normalde. Şu an hiç öyle gelmiyor. Tüm iyimserlikler kendini kandırma. Hayat hastalık, kazalarla dolu. Şanssızlıklar. Ne günahları var şimdi Gazze'de ölenlerin orda doğmuş olmaktan başka? Ve umut yok. İsrail bir din devleti, durmayacak. Hamas devam edecek, şiddet tırmanacak. Biz buradan bakıp bakıp ağlarız, neye yarar? Hissedilen duygunun dünya meselelerine ne katkısı olmuş ki? İşler güçler anlamsız. En kötüsü, yavruya baktıkça zamanın sonsuzluğunu hissediyorum ve hiçliğini. En kolay anlatımı bu. Hiçlik. Bir an varız, sonra yokuz. Kısacık bir zaman diliminde. Kelebekler gibiyiz, iki pırpır ve vınn... Belki sadece sevmek bunu değiştiriyor. Geçen Julian Barnes'in History of World in 10 and half chapters, (10.5 bölümde dünya tarihi) kitabından bir bölüm okuyordum, aşka dair. Eski TVler kapatılınca hani ortada bir parlama kalırdı ya diyor. Bir anda kapanamazdı ekran. İşte bizler göçüp gittikten sonra aşk ve sevgi bir süre daha parlayacak arkamızdan. Belki hatırlandıkça? Belki torunlarda ve onların çocuklarında. Çok geçici herşey. Çok acımasız. Koşullar çok eşitsiz. Paran varsa sağlık, imkan satın alıyorsun. İlgi ve konfor satın alıyorsun. Paran varken iyi insan olmak kolay, sakin olmak kolay. O streslerden uzakta pamuk prenses hallerinde büyüt çocuğunu. Başka bir kadın hastaneden tek başına çıksın doğumdan sonra, kocası mendil satan diğer üç çocuğunun başında durduğu için. Öyle işte.
Blues blues.
Still got the blues for you.

Ela hanım uyudu. Garip bir düzenimiz var. 2 saatte bir emzirmek gerekiyor. Gündüz 2, gece 3 saatte bir. Kaydediyoruz emzirme zamanlarını, hangi memeden ne kadar emdiğini. Ben uyuyorsam listeme bakıp zaman geldi diye uyandırıyorlar beni. Zaman gelince, hemen Eloşu alt değiştirme ünitesine alıyoruz. Ben, ananesi, babası ya da teyzesi. Hevesli çok. Altı açılırken uyanıyor, temizleniyor. Sonra memişe geçiyor. En az yarım saat emiyoruz. Biraz keyif yapıyoruz. Sonra gaz çıkarma seansı başlıyor. Eğer makul bir sürede çıkarsa ve uyusa yatırıyoruz. İki saatlik zamanın yaklaşık bir saati geçmiş oluyor. Bana uyumak için bir saat kalıyor. Uyuyabilirsem uyuyorum. Sonra döngü baştan başlıyor. Geceyse ve gaz çıkmazsa ya da hemen uyumazsa Ela'cık bazen süt seansları üstüste geliyor. Uykusuz her gece mi demiştiniz? Genelde geceleri seçiyoruz dünyayı incelemek için. Anne yoruluyor, sabah 6 civarı iptalim hep. O noktada baba ya da anane devralıyor nöbeti ben uyuyorum. Sorulsa ennnn çok neye ihtiyacın var. Diyeceğim sabah 5-6 civarı desteğe ihtiyacım var. Ananemiz yemek yapıyor, ortalığı topluyor, hem bana hem yavruşa bakıyor, çamaşırları yıkıyor. Babamız en iyi gaz çıkarıcı. Teyzemiz koşturuyor sürekli. Yardım konusunda şanslıyız çok şükür. Yardımsız zor dostlar. Dikişlerle zor. En kötüsü sabahlara dayanamıyorum. Emzirmek çok mu yoruyor, kafam önüme düşüyor emzirirken. Çok korkuyorum bebişin burnunu açık tutmam gerek çünkü...

Ah ne çok şikayet. Ne yapalım efendiler. Baby blues herhal böyle birşey. Ağlayasım var dünyanın orta yerinde. Herşeye. Belki ölümlülüğe. Belki Julian Barnes'in Cennet tasviri beni depresif yaptı. Belki Shikasta'ya baktım Doris Lessing'in. Sonu da güzel bitiyordu oysa. Neye baksam hüzün. I am so happy that I cant stop crying? (O kadar mutluyum ki ağlamadan duramıyorum) sting şarkısıydı. Stinge de ağlamak istiyorum.

Bugün ela kızımıza ninni niyetine acı şarkılar söyledim. Teoman, yeni türkü ve grup yorum. Bugünkü seçkimizde. Halbuki acıklı ninniler söylemeyecektim hiç. İçimiz ezile ezile bir haller olmuşuz. Bu kadar melankoli, bu kadar "I miss the confort in being sad" (üzgün olmanın rahatını özledim) durumu nedir. Nirvana amcamız, Kurt alsan gibi Kurt de gitti zaten. Douglas Coupland'in ona yazdığı (ilk intihar denemesinde sanırım) bir mektubu okumuştum. Ölmeseymiş keşke.

Ellerim kuruyor, yüzüm kuruyor. Bugün eski arkadaşlarımızdan uğradılar, biraz oturduk. Geldiklerinde dalmıştım, kabus gördüm. Tuhaf rüyalar. Kabus ara ara. Geçici biliyorum. Kısacık bir şey. Aman kimseler salma kendini metin ol filan demesin. Huzurumla ağlamak istiyorum bir köşede. Hormon diyin geçin lütfen.

TVde haberleri kapattım. Ne ergenekon anlayacak ve mantık yürütecek halim kaldı, ne Gazze'ye bakabiliyorum. Başbakanın yüzünü göresim yok. Herşey yalan. Güldünya diye bir dizi vardı Atv'de çok üzücü geldi kanal değiştirdim. Magazin filan var. Bu denli boş beleş bir konu bile hiçbir şey ifade etmiyor. Tüm kanallarda de leri bitişik yazıyorlar biliyor musunuz? "Misin-musun"lar da aynen.

Sorum yok soranım yok
Yolum yok yordamım yok
Bir çıkmaz sevdadayım
Çekip vuranım yok

Günüm yok güneşim yok
Uykum yok düşlerim yok
Kın olmuş susuyorum
Bir tek sırdaşım yok

Çektiğim acıların demindeyim bu akşam
Pişman desem değilim
Bir harmanım bu akşam

Her gecenin sabahı
Her kışın bir baharı
Her şeyin bir zamanı
Benim dermanım yok

Fikret Kızılok.

iyi geceler....

9 Oca 2009

Filistinli Analar

Filistinli analar altı oğlan doğururlarmış. İkisi İsrail'le savaşta ölmek için, ikisi ırgat, ikisi yedek...

8 Oca 2009

Alışveriş Listesi - Reloaded. - İlk Bir Haftalık Deneyim

Hızlıca ne kullandık şu ana kadar ve neye ihtyaç duyduk yazayım...
Anne Bakım
Göğüs Kremi - Lansinoh Lanolin Krem 56 gr aldım.

En önemli alınacaklardan. İlk anda bebiş sağ memişi yara yaptı doğru tutamadığı için. En yoğun kullandığım şey.

Göğüs Pedleri -
Lansinoh Göğüs Pedi 66 aldım.
Neden: Tavsiye üzerine.

Kesinlikle kurtarıcı. Memişlerden süt sızıyor, sonra krem sürüyorsun sütyene bulaşmaması gerekiyor...

Göğüs Pompası -
Avent Çantalı ISIS Göğüs Pompası Seti

Sol memeden süt geç geldiği için kız sinirleniyordu. Ben memeyi vermeden biraz pompa yapıp sütün gelmesini sağladım. Bu sayede sola da alıştı yavru. Kız hastanede kalırken, pompa ile süt sağıp biberonla götürmeyi denedim başarılı olamadım ama yine de işe yaradı. Nasılsa alınacaksa baştan almakta fayda var.

Göğüs Kalkanı -
Henüz gerekmedi.

Göğüs Korucuyu -
Avent
Memiş acıyınca bunu da kullandık. İşe yaradı. O can acısını azaltmak emzirme konforunu ve süresini uzatıyor.


İç Giyim -
Emzirme sütyeni -

Çok işe yarıyor, özellikle dış mekanlarda süt vermek gerekirken. Aradan çıkarıveriyorsun hop.


Emzirme Yastığı:

Çok az kullandık. Daha büyük bir yastık kullanıyoruz çünkü.

Bebek Taşıma
Bebek Arabası - Puşet:
Daha almadık, henüz ihtiyaç olmadı.

Oto Koltuğu:
Chicco'nun
Auto-Fix Plus Çocuk Güvenlik Koltuğunu aldık.

Hastaneden çıkarken, hastaneye giderken çok kullandık. Bebiş (Allah nazardan saklasın, maşallah!) içinde huzurlu ve rahat. Hastane içinde gezdirirken de işe yarıyor. Hem aynı zamanda ana kucağı.


Kanguru -
Chicco You&Me Kanguru
Neden: Bilmiyorum.

Henüz hiç kullanmadık.

Ana Kucağı -
Boppy Cradle In Comfort Bouncer
Neden: Abdden gelen arkadaşımıza sipariş ettik. Amazon yorumları nedeniyle aldık. Bakalım göreceğiz.

Bebiş buna bayıldı. Gündüz oturuyor, uyuyor. Arada kendi kendini sallıyor bile. İnanılmaz bi buluş...
Bebek Bakım Ürünleri
Pişik Kremi
Sebamed
Deisdin

Deisdin var pişik yok. Hastasıyız.

Şampuan
Nivea

Daha banyo yaptırmadık. Göbek düşse mi diye bekledik ama bilemiyor insan.

Islak Mendil
Uniborn yenidoğan mendil

Hastanede ilk günler çok kullandık ve işe yaradı. Ancak ıslak pamuk daha hijyenik ve pratik. Daha güvenli.

Hazır Bez:
2 paket Prima Yeni doğan
1 paket Prima 2 Numara

Yeni doğan bezlerinden pek memnunuz.

Küvet:
İkea
İçine bir sünger ve şezlongumsu bir ürün.

Çok yakında deneyeceğiz.

Havlu Bornoz:
Anneannesi başlıklılardan 2 tane almış
Babaannesi bir tane dikmiş.
Biz IKEAdan bir tane aldık.
Bir de tchibo'dan almıştık.

Havluları alt değiştirirken üstüne örtüyoruz bazen. Ne kadar havlu, o kadar rahat.

Banyo Termometresi
NUK banyo termometresi
Daha kullanmadık
Bebe Güvenliği
Bu alana dair telsiz ya da benzeri bir ürün almadık. Gerekirse gider alırız diye düşündük.

TELSİZ
Almak şartmış. Haftasonu almayı düşünüyoruz.

Bebek Çantası
Kraft Bebek Çantası aldık.
İşe yarıyor. Her gözünde başka bişey var.
Yatak - Uyku
Yatak - Dolap
İkea'nın Leksviklerinden aldık.

Yataktan memnunuz.

Cibinlik
İkeanın üzerinde yapraklar olan cibinliğinden aldık. Süs amaçlı daha çok, sineğe filan yarar mı göreceğiz.

Tamamen süs. Ben kalktım mı hemen görmek istiyorum bebişi.

Şilte
İkeanın şilteleri içimize çok sinmedi. Mothercare'den aldık.

Şimdilik bir sıkıntımız yok.

Nevresim:

Uyku yastığını ve nevresimleri kullanıyoruz ama henüz kirlenmediler.

Park Yatak - Park Oyun Alanı
Henüz Almadık. Babaannesi bir oyun alanı dikmiş kızımıza üzerinde oynaması için.

Daha çok küçüğüz.
Bebek Sağlık Ürünleri
Termometre:
Mothercareden

Henüz kullanmadık.

Ev nem ve termometre cihazı:
Chicco'dan aldık. Değerler normalin dışına çıktığında kırmızı ışık yakıyor.

nemi takip etmek için birebir.


Bunun dışında...

Alt değiştirme ünitesi:

Bundan bir kaç tane almak lazım. Bizde 3 tane var. Biri kirlenince diğeri yetişiyor. Bebişin altı açıldığında harekete geçmek gibi bir huyu da var. O nedenle birebir. Bence bir kaç tane olmalı. Bir yanı mutlaka muşamba olmalı ki zemine geçmesin.

Battaniye

Anneanneden, babaanneden gelmişlerdi. En çok gerekenlerden, ne kadar çok o kadar iyi. Kirlendiğinde ortada kalmamak lazım. Sayılar aslında ne kadar çamaşır yıkamak istediğinizle ilgili. Biz sanırım 2 kere yıkadık şimdiye kadar.

Deterjan olarak Hacışakir sabuntozu matik kullanıyoruz.

Almadıklarımız ve Alınması Gerekenler:

Anne için önden açmalı bluz lazım. Bir tane var ama yetmiyor.

Alttan çıtçıtlı badilerden 6 tane vardı azmış. Bir altı daha almalı bence.

Tırnak makası. Tırnaklarımız uzun uzun.

Pamuk

Bebek sabunu.

Lif


Kıyafetler Açısından...

Hastanede giymek için gecelik ve sabahlık şart. Önden açılan gecelik şahane. Gelen giden çıok oluyor, pratik olmak lazım.

Çorap geniş olmalı, ayakta ödem olabiliyor.

Emzirme sütyeni en az 2 tane.

Atılabilir kilotlar var. Aslında en iyisi onlardan almak. 10 tane almalı en az.

Ben saçımı taradım, kafama bant taktım, ruj sürdüm. Çok renksizdim, bakınca iyi geldi. Ayna lazım bir de.

Emzirme pedi, kremi, meme ucu koruyucu çok işe yaradı.
Meme pompası işe yaradı.


Hastaneden çıkmak için hamile kıyafeti değil de geniş eşortman götürmeli.
Hasta bezi almıştık, onlar çok sağlıksızmış. Gereksizmiş de.

Baba için şort tişört çok önemli. Sabahları beraber çıkıp yürüdük. Rahat etmesi lazım onu da.
Bebeğinizi beklerken kitabı bir de benim emzirmeyle ilgili bir kitabım vardı çok işe yaradı.
Yanıma okumak için Dune serisini aldım. Bu iş için birebir. Gerçi okuya okuya ezberledim bütün seriyi ama bana iyi geliyor işte.
Kağıt kalem götürdüm ama kullanmadım. Laptop vardı. Onu kulandım.
Krem kullanmadım.
Şarjlar önemli.

Aklıma gelenler bunlar şimdilik... Emzirme molaları arasında yazdım:)

Gelişmeler - Bir Hafta Bir Gün

Kusura bakmayın, emzirme ve alışma maratonunun içinde yazacak zaman bulmak çok zor. Hayat akıp gidiyor, günlüğümüz eksik kalıyor.

Neler oldu?

Doğduk, memelere alıştık. Emmeye başladık. 2 gün hastanede kaldık. Yılbaşını anne, baba ve Ela triosu olarak hastanede geçirdik. 1 Ocak'ta hastanedeydik.

31 Aralık: Doğum, İlk gecemiz, ilk yılbaşımız.
Hemşireler bebeği getirir getirmez memeye veriyorlar. Yattığım yerden emziriyorum yavruyu. Önce sol, sonra sağ meme. Yatarak zor, tam tutturamıyorum yastığın boyunu. Zaten dikişlerim acıyor yavaş yavaş. Kollar güçsüz. Yine de emmeyi başarıyoruz, hatta sağ meme cengaver çıkıyor.

1 Ocak: Hastanedeyiz, alışmaya çalışıyoruz. Gündüz anneanne, gece baba bakıyor bize. Alışmak da, sevmek de çok kolayyy geliyor. Kalkıp dolaşıyoruz sabah on tur atıyoruz babayla. Bir an önce kalkmak, güçlenmek istiyoruz. Gazımızın çıkması lazım. Bizim doktor gelip bebişi alıyor, bana emzirmeyi gösteriyor, onun yöntemi daha iyi. Oturup dize yastık yönetmini gösteriyor ki amenna. Bütün gün dizde yastık emziriyorum. Sağ meme zehir gibi, sol meme sallanmakta.
(Özgür: Sağcı mı olacak?
Baba: Solu memeyle bağdaştırmak istemiyor belki yavru.
Özgür: hımm. )
Emzirmek için uyandımak lazım uyandıramıyoruz bir türlü. Hemşirelere uyandırtıyoruz. Burnunu sıkıyoruz, kulağı sıkıyoruz, topuğu sıkıyoruz, çeneyi gıdıklıyoruz. Tıss.

2 Ocak: Taburcuyuz. Dedemiz gelip, bizi eve götürüyor. Anneannemiz binlerce yemek yapmış, temizlikler yapmış.

3 Ocak: Babaanne ve öteki dedemiz geliyor. Ela hanım elden ele geziyor. Gündüzleri uslu, geceleri huzursuz. Artık alt değiştirme ve giydirme konularında anneanne tam bir usta, bizler henüz çırak. Ben halsizim ama iyileşiyorum. Yıkılmadım, ayaktayım. (Keyfi sezaryen isteyenleri keyifin tanımı konusunda düşünmeye davet etmek istiyorum.)

4 Ocak: Gündüzleri çok uyuyoruz, geceleri asker dikiyoruz herkesi. Acı acı ağlıyor yavru. Her iki saatte bir emzirin dediler. Süt de var ama uyandıramıyoruz. Uyuyor sürekli, canını yakıyoruz, zorla uyandırıp içirmeye çalışıyoruz. Gece huzursuz ve bitkiniz.

5 Ocak:

Doktora gittik. Kontrolümüz var. Doktorumuz rengimizi sarı buldu. Yenidoğan sarılığı olabilirmişiz. Benim betim benzim atıyor. Tahlile gidiyoruz. Bebişin topuğundan bir sürü kanlar alınıyor da alınıyor. İçim gidiyor. Babası onu giydiriyor, kanını aırlarken yanında duruyor, ben köşede bööyle kalakalıyorum. Birileri, bana bakıp "bu yeni" diyor. Diyorlar ki bir saate çıkar sonuçlar çıkın yukarda emzirin. İçim huzursuzlanıyor. Nasılsa sonuçlar iyi çıkacak eve mi gitsek diye düşünüyorum. Sonra diyorum duuur. Çıkıyoruz emzirme odasına. Başka anneler çok pro şekillerde emziriyor. Ben yavruyu uyandıramıyorum tek başıma. Çok çaresiz hissediyorum. Uyandırsam emecek. Dizime koyacak yastığı bile bulmuşum. Emzirme odasında diğer annelerle sohbet. Sezaryen olduğunu duyunca üzülerek bakıyorlar. Endişeli bekleyiş. Bir saate çıkacak sonuç için babamız dört kere aşağı iniyor. Başka bir hanımın kızı yenidoğan sarılığı olmuş. Bir gece kalıyor, geçiyor diyor. Bir gece bebeği orada öylece bırakmak...

Sonuçlar geliyor... 21.6 üst sınır 16. Bebişi yatıracaklar. İçimiz eziliyor, bebişi hemşirelere teslim ediyoruz yoğun bakıma. Solaryuma girecek diye tatsız esprilerimiz. Elbiselerini veriyorlar. Bana da bir pompa haydi sağ getir. Tekrar emzirme odasına gidip sağıyorum sütümü. Sağdan soldan 50cc geliyor. İyiymiş miktar. 2 saatte bir gelip pompalayacakmışım. Serüven böyle başlıyor. O andan itibaren eve gidiyoruz, 2 saate yaklaşınca hastaneye gidiyoruz. Babamız arada gidip bebişin nufüs cüzdanını çıkarıyor. Ben hastaneye taşınıp duruyorum. Herbirini 15er dakika sağıp bırakıyorum. Eve gitmeyelim hastaneden bekleyelim diyoruz ama ben halsizim. Sesim kısılıyor. Oda tutsak diyoruz çok pahalı. Gene gidip gelmek en mantıklısı diyoruz. Babamız geliyor. Gece matinesinde onu evde bırakıp kızkardeş, anane, anne üçlüsü gidiyoruz. Ev pompamız var, onu deniyorum ama elektirikli kadar hızlı ve efektif değil. Belki alışmadığımızdan...

Gece 12den önce test yapılıyor 20.0 e düşmüş. Yetmez. Babayla canımız sıkılıyor. Moraller sıfır. Akrabalardan telefon geliyor, aman üzülmeyin sütün kesilir. Bu "aman sütün kesilmesin" mafyası çok fena. Hemşirelerden akrabalara herkesin dilinde. Söylemeyin kardeşim, aaa. Sonra hemşire bizi bebişe götürüyor. Bakıyoruz keyfi yerinde gibi. Işınları 5 seviyesine arttırmışlar. "Işınlarııı arttırıınnn, sütlerii veriinnn" evettt Elaaa.

6 Ocak:

Sabaha kadar süren süt sağma maratonundan sonra tekrar tahlil. Sonuç güzel, taburcu edebileceğiz. Eve gelip kıyafetleri alıyoruz. Ben günlerdir uykusuzum, düşüp uyuyorum. Eniştesi, ananesi ve babası gidip getiriyorlar yavrumu. Rengi düzelmiş. Uyandırıyorlar emzirip, geri yatıyorum. Sonra sonra düzeliyoruz ikimiz de. Babanemiz, dedemiz geliyor. Bebiş artık uyandırınca uyanıyor.

7 Ocak:

Kontrole gidiyoruz, yine bir sürü kan veriyoruz. Sonuçlarımız güzel 12.o. Derin nefes... Gündüz iki saatte bir, gece üç saatte bir emzirilecek. Bir emzirme deftei tutuyorum. Saat kaçta, kaç dakika hangi meme tutuyorum. Evdekiler de listeye bakıp, gerekiyorsa beni uyandırıyorlar. Bebiş kolay uyanıyor, iştahla emiyor. Hastaymış yavrum..

Yeni Doğan sarılığı : İngilizcesi Jaundice.
http://en.wikipedia.org/wiki/Neonatal_jaundice

Yorulduk ama normale döndük. Baktıkça içimiz eriyor. Dikişlerin acısında iyileşme var. Yine de ameliyatlı olma hissi fena. Önceden hazırlanmakta fayda var. Ben kendimi hiç hazırlamadığım için herhalde biraz kötü etkilendim. Ne bileyim, acısız dertsiz, dikensiz gül bahçesi gibi gelmişti anlatılanlardan. Ameliyat kısmı kolaydı da sonrası bana kolay gelmedi. Bu gerçeğe hazır olarak girmek lazım, hazırlıklı olmak lazım. Bakacak güvenilir ve becerikli biri şart. Araba kullanacak biri şart. Hem anneye, hem bebişe bakılmalı, tercihen iki kişi. Anneannemiz ve babamız koşuşturuyor. Teyze ve enişte destek kuvvetler ama onlar olmadan olmazmış. Yardım şart. En kötü yanı bebiş ağlıyor ama siz yataktan tek başına kalkamıyorsunuz. Belki başkalarının daha iyidir ama beni en çok o kısmı üzdü. O nedenle diyorum ki yardım almak şart.

Gazze içimizi yakmaya devam ediyor. Halim ve vaktim olursa o konuda yazmaya çalışacağım.

Sevgiler tüm dostlarımıza.

4 Oca 2009

Doğum Hikayemiz - İkinci Bölüm

Gece uyudum, uyandım. Bir yanda korku, bir yanda heyecan. Bir yanda karar vermiş olmanın huzuru, bir yandan karnımda kasımalar. Ukalalığı terkettim, sürekli dua ediyorum. Bebekle beraber imana da gelmiş oldum. Aklıma ne gelirse, çünkü öyle bir yerdeyim ki doğru nedir benden gizli. Bozbulanık bir alan. Fuzzy. Bulanık sulara baka baka mantıklı bir karar çıkarmak. Zor. Teslim olayım dedim. Hayırlısı olsun diye dua ettim. Önce bebiş, sonra benim için en iyisi ne olacaksa. Dedim ya kronik iyimserim. Azıcık umut olsun derhal vazgeçeceğiz sezaryenden.

Sabah hastaneye geldik. Doktorumuz herşeyi ayarlamış. Beni çok güzel bir odaya aldılar. Bir takım ölçümler yapıldı. Doktorum geldi, baktı evet bunlar sancı dedi. Kontrol etti, açılma yok. Kafa pelviste değil. İstersen iptal ederiz hemen Cuma'yı bekleriz dedi. Doktoru en çok düşündüren bebek hareketleriydi ve onlar dün gece itibariyle canavar gibiydi. Kızım şahlanmıştı içimde. Bir an yeniden düşündük. İçimden bir ses, "olsun şimdi" dedi. Beklemeyi göze alamadım. Karar verildi. Sona anestezist gelip bazı bilgiler verdi, spinal nedir, epidural nedir? Aslında epidurale gerek yok, sadece spinal yeterli vs gibi. Ama ben zaten heyecanlıyım, kafam uçmuş. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Yani bu tür kararlar önceden iyice düşünülüp verilecek. Ben de epidural sezaryen demişim ama bugüne kadar bi adam gibi sezaryen anısı okumamışım, çok dikkat etmemişim. Normale kanalize geldik. Adamın anlattıklarını da anlamadım. Annem doktora soralım dedi. O anda en mantıklı hareketti. Doktorumla konuşacağım dedik. Beni ölçtüler, biçtiler. Sedyeye koydular, ameliyathaneye gittik. Asansöre hepimiz sığmadığımız için annem geldi. Kardeşim, sevgili ve diğerleri başka bir asansörle yanlış kata gittiler.

Sonra beni ameliyathaneye sokacaklarken baktım sevgili yok. Anneme el salladım ama sevgilimi göremedim. Ama "kocamı göremedim ama ben" derken beni ameliyathane kapısında beklettiler (Allah razı olsun o çalışanlardan) ve o sırada sevgili yetişti. (Yanlış kat bilgisi) Böylece ona öpücük yollayarak girdim. (Ne kadar tıstığımı anlatmama imkan yok.)

Zihinsel hazırlık ne kadar önemli. Normal doğuma gidiyor olsam nedense korkmazmışım gibi geliyor. Hele ameliyathane, önlükler filan. İçimden "kızım biz neler geçirdik, kahraman bir insansın sen, yakışıyor mu sana" filan diyorum bir yandan, öte yandan ulan uyuyup uyansa mıydım herkes gibi diyorum ama ondan ayrıca korkuyorum nedense. Bilincim benim herşeyim. (Mi? Ne bileyim. Hayat zor...) Hasta bakıcılar "hastamız cesur bak kafa bilinç açık giriyor doğuma" diyorlar, doktorum o da bişey mi asıl normal doğurmak için bekledik biz sabırla diyor. Doğum için epidural + spinal kombine kokteyl tadında bir şey yapılacak. Doktorum son derece kendinden emin, herşeyi ayarlıyor. Ses tonu konuya hakim ve otoriter. Kalbim üç buçuk atıyor.

Epidural takılacak. Kambur duruyorum, sırtımda ödem var. Doktorum elimden tutuyor, başka bir hemşire hem omzumdan hem elimden tutuyor. O anda yogadaki kedi hareketi pozisyonundayım. İğneden nasıl korkarım, nasıl... Yapacak bir şey yok, kuzu kuzu bekliyorum. Doktorumun varlığı bana güç veriyor. Kendimi ona teslim edebilirim. Konuşuyorlar, uzun sürüyor. Canı kesinlikle acıtmıyor. Sonra yatırıldım. Bacaklarımı hissetmemeye başladım. Önüme bir perde gerildi. O noktadan sonra ne yaptıklarını sallantıdan ve hareketlerden tahmin etmeye başladım. Gerçi bu kısmı sevdiğim söylenemez. Hasta bakıcıyla doktorla anestezistle sohbete başladık. Eğer okuyan sağlık personeli varsa söylemek isterim ki konu ne kadar abuk subuk da olsa o sohbetin değeri ölçülemez. Okullardan konuştuk, boğaziçi şöyle, odtü böyle diye. İyi bir ilköğretim okulu bulmanın zorlukları. Man From Earth adlı film. Bir gece önce kafam sürekli sezaryene gitmesin diye sevgili eee hangi okula gidecek tartışması açmıştı. İnternetten okullara baktık, yok doğa koleji, yok ted, yok köşedeki okul filan derken... Doğum esnasında onu anlattım biz de okullara baktık akşam diye, meğer ordaki anestezist bayan da kendi kızı doğmadan bakınmış işte insan tuhaf tuhaf şeyler düşünüyor. Bu arada bana oksijen tutuyorlar, tam yüzüme değil ama havada oksijen var. Oksijen kafa yapar mı diye düşünüyorum, yani uçtum da ondan mı dilim çözüldü böyle? Derkeeeeeeeen...

Sonra bir ağlama sesi ve eski dünyanın yıkılışı.

Elayı getirdiler yanıma ve ağlama kesildi. Konuştuk yavruyla ve dünya güzeli, inanılmaz. Koklaştık, sonra götürdüler. Tekrar getirdiler, havluya sarılmış yavrum. Sonra sanırım beni diktiler, işte ne yapmaları gerekiyorsa onu yaptılar ve yukarı çıktım. Çok net hatırlamıyorum. O arası çok bulanık, biraz uyumuş olabilirim. Film Ela'yı sağlıklı ve huzurlu gördükten sonra koptu bende. Doktor myomlarla ilgili şeyler söyledi, şu anda alamayacağım dedi, çok müsait değlmiş yerleşim ve bir sürülermiş. Doktor şu anda almayacağım diyince nasıl rahatladım, bir an önce bitsin ve kızıma gideyim istiyorum. Bebişin pelvise girmeme nedeni ortaya çıktı. Zaten myomik bir yapıydım, pelvisin önünde bebişin pozisyon almasını engelleyecek ultrasonda gözükmeyen bir myom varmış. Beklesek de giremezmiş yavru. Bir gün önce hareketi de oymuş heralde. Gelmeye çalışmış. Ama işte müsait olmayınca ne yapsın. Normal doğum zaten yokmuş ve beklesek yine sezaryen olacakmışız.

Ela güzeli 51 cm ve 3900 doğdu. Normal doğum imkanın olmadığını öğrenmek içimi rahatlattı. Kısmet değilmiş demek ki.

Bu arada sonradan öğreniyorum ki, bebiş doğduğu anda annem ve kızımın bi tanecik teyzesi kapıda bekliyorlar, sevgili ve abisi yukarı çıkmışlar, enişte koşturuyor doğuyor diye. Sevgili merdivenleden aşağı koşarken ameliyatanenin kapısını açıyorlar ve bebişin ağlama sesini duyuyorlar hep beraber. Kardeş ve anne sarılıp hüngür hüngür ağlamışlar. Sevgili de kendini tutmaya çalışmış ama ne zor... Bunları sonradan öğrendim.

Bebiş gidince yukarı çıkıp görmüşler, kıyafetlerini vermişler hemşirelere.

Ben o sırada dikilip yukarı götürüldüm, annem yanımda. Odaya çıktım, rüya gibi. Yatağıma yatırıldım, sonra yavru geldi, verdiler bana ama orada artık heralde bir boşalma anı hatırlayamıyorum. Kollarım çok güçsüz yavruyu tutamıyor muyum diye endişeleniyorum ve çok üzülüyorum. Hep aklıma onu almak, sarılmak, emzirmek var. Bunları yapamayacak mıyım acaba diye endişeleniyorum, eksik hissediyorum. Yavru iyi, anne halsiz. Beni öyle görsün istemiyorum, halsizliğimden utanıyorum nedense.

Sonra emzirmem için veriyorlar böylece emzirme günlüğümüz başlamış oluyor. Hemşireler iyi, hemen bir yanıma yastık koyup, bebişi tutarak emzirtiyorlar. Benim kollar güçsüz, pozisyon çok zor. Sonra yavaş yavaş, ilerleyen saatlerle kendime geliyorum daha çok. Bacaklarım hissetmeye başlıyor. Canım acımıyor. Sadece kollarım güçsüz. Tek aklımda kalan emzirme serüveni ve yan yatarken bunun gerçekten zor oluşu. Yalnız o konudaki destek çok iyiydi. Allah nazarlardan saklasın, sütümüz çok hızlı geldi. Bir memede de olsa süt vermeye başladık. Herkes sarhoş gibi, doğumdan çıkarken bana sakinleştirici de yapmışlar. Mutluyum, sürekli gülümsüyorum. İçimde ne bir öfke, ne bir sıkıntı, böyle bir uçuyorum, dünyaya kızamıyorum. O an o kadar eminim ki bundan böyle dünyada savaşlar bitecek, açlık olmayacak, Ela'nın gelişi sanki bir milat, bundan sonra herşey dünyada daha iyiye doğru gidebilir ancak. Bu kadar detaylı düşünmüyorum tabi ama damarlarımda oluk olup iyimserlik ve geleceğe inanç akıyor.

Rüya zamanıyla akıyor herşey... 31 Aralık günü, yeni dünya başlıyor. Yeni yavrumuzla beraber biz aşktan delirdik iyice. Babam geliyor, yollar kardan kapalıyken o gelsin diye açılıveriyor. (Ay ağlıyorum yazarken. ) Sürekli telefonlar heryerden kimseyle konuşamıyorum. Kimseye bir şey diyemiyorum. Esrime hali sürüyor. Akşam refakatçi sevgili kalsın diyoruz. Kızım, ben ve babası yılbaşına giriyoruz. Hastanede beraberiz. Kızımız odamızda, bakıp bakıp doyamıyoruz. Günlerdir telaşe içinde olmaktan birbirimize zaman ayıramamışız. Sabaha kadar konuşuyoruz sevgiliyle. İnanamıyoruz bir türlü. Kızımız uyuyor, yorgun ve huzurlu.

Sessiz gelir yanıma,
Başını dizime yaslar
Öylece uyur, yağmur çiseler
damla damla gözyaşlarında
rüzgarı dinlenir kuytuda

Ölüm ya da ayrılık
Farkeder mi söyle sensiz?
Rüzgar ol, uğulda, özgürlüğünle...
Ne olur durma, gözyaşlarında
Bugünden
kal yarınlarıma...

yeni türkü

Doğum Hikayemiz - Sezaryen . 1. Bölüm

Öncelikle gelen yorumlara çok çok minnettar olduğumu, şu süreci beraber geçirmenin benim için, ailemiz için ne kadar önemli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Binlerce teşekkür... Hep desteğinizi ve dualarınızı hissettim, her adımda.

Şimdi merak edilen kısımlara geçelim. En son kontrolümüz 29 Aralık'taydı. Bebek henüz pelvise girmemişti, herhangi bir açılma yoktu. Doktorumuz normal doğum için beklememizde bir sakınca olmadığını söyledi. Gerçi NST kötü çıkmıştı ama ek bilgiler, doppler ve su miktarımız güzel gözüküyordu. Myomlarımız zaten vardı ama çok etkili değil gibiydiler. Bebeğin kilo tahminini ultrason 4200 olarak verdi. Karnım ikiz bekler kadar büyük olduğu için inandırıcı olabilirdi ama ben o kadar olacağını tahmin etmiyordum. Öte yandan bebek 3700 bile olsa, geçen her günle büyüyeceği için normal doğumla tombiş bir bebek getireceğimi biliyorduk. Doktor, çatımın 4 kiloyu kaldıracağını söylemişti. Ayrılırken yine bebek hareketlerine dikkat dendi.

Akşam eve gittik. İlk kez acaba sezaryen olmalı mı sorusu aklıma geldi. Moralim çok bozuldu. Kendimi hiç hazırlamamıştım. Ya dedim bekledikçe bebiş büyürse 4.5 kilo olursa? Doğurabilir miyim, riske atmış olur muyum, kolu takılır mı, kafası zarar görür mü, şudur budur. En çok kilo endişelendirmiş. Sevgiliyle konuştuk, ne yapmalı, ne yapmalı.

Bebek hareketlerinde azalma hissettim ama kronik iyimserim çok üzerinde durmadım. Bir şeyler yedim, saymaya başladım. Onu bulmak zor oldu. O arada uyuduk, uyandım sabah huzursuz. Gittim birşeyler yedim. Sol yana yattım, tekrar saymaya başladım. Hareket yok, çok huzursuzlandım. Sevgili uyandı. İyice huzursuzuz. Tekrar gittim yedim, daha etraflıca. Tekrar saymaya başladım. Sayı tuttu. Ama doktoru aramaya karar verdik. Sevgili işe gitti. Ben doktoru aradım, öğlene gelecekmiş. Israrla cepten de aramadım. Biraz zaman geçsin, tekrar sayayım diye bakıyorum. Bir şeyler yedim, bekledim, saymaya başladım. I ıh. Doktoru aradım, hemen gel dedi. Gittik. NSt gene tatsızdı. Bebek hareketi olmuyor, kalp atışları hızlanmıyor. Ultrason, doppler filan derken, sonuçlar gene kötü değildi. Doktorla konuştuk. Normal doğumu bekleyebiliriz, vaktimiz var dedi. Ama sıkı takip isterim, hergün bir NSTye bakalım dedi. Sıkı gözlem altında bekleriz dedi. Ama ben huzursuz olmuştum. Bebek pelviste değil, tekrar baktık açılma yok, çok azıcık bir yumuşama, yani bebiş bambaşka bir yerde. Düşündük dedik acaba sezaryen olsak mı? Doktor ben sezaryen gerekli demiyorum çünkü suyumuz ve sonuçlarımız iyi dedi, ama bu kadar zamandır kafayı koymamış olması kötü dedi, bundan sonra koyma ihtimali azalıyor. Yani bekleriz ama gene sezaryen olabilir, şu anda tıbbi bir gereklilik görmüyorum dedi. Biz de istersen ne zaman olur dedik, bugün olabilir dedi. İş bir anda ciddiye binince tekrar huzursuz olduk ve eve gidip düşünmeye başladık. Çok bunaltıcı saatlerden sonra beklememeye karar verdik. Doktoru aradık. Genel anestezi olsam, o gece olabilirmişim. Ben bebiş için en azından daha az zararlı diye epidural olsun dedim. O da ertesi sabah olabiliyormuş.

Karar verdik ve 31 Aralık sabahına randevumuzu almış olduk. Hayatımızda verdiğimiz en zor karardı. İçimden bebişim eğer geleceksen bu gece gelsene diye çağırmaya başladım. Bir anda tekmeler ve kasılmalar başladı. Bebiş içerde nasıl hareketler ediyor, bir kaç gündür tamamen durgun olan yavruş kıvranıyor, oynuyor. Kasılmalar devam. Diyorum olmazsa sabah gideriz ve erteleriz. Sabah hastaneye gittik. Doktor baktı, açılma yok ama kasılmalar gerçek. Dedi, istersen bekleyelim, erteleyelim. Ama içimden bir ses hayır dedi. Daha zor olacak dedi.

Dedik. Evet. Bugün.

2 Oca 2009

Ela Geldi, Hoşgeldi!!!

Merhaba Dostlar,
Şu anda hastaneden yazıyorum. Bugün taburcu olacağız daha uzun yazarım sonra.

Ela Bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Gelmeden önce bizi biraz ürküttü. Doğum epidural sezaryenla oldu. Bebişin pelvise girememesinin nedeni myomun yolu tıkamasıymış. Dolayısıyla yavrucak gelmek için, biz onu görmek için çırpınırken yollar kapalıymış zaten. Zor bir karar alarak sezaryene girdik, çıktık. Hayırlısı buymuş anlaşılan. Daha sonra detaylıca anlatırım. Özetle diyeceğim, yavrunun inadından değilmiş gelmemesi.

Şimdi ikimiz de iyiyiz. Ben hayatımda daha önce diş olsun çektirmemiş biri olarak biraz zorlandım. spinal + epidural combine aldım. Çok garip bir his. Kendini yabancı ellere bırakıveriyorsun. Sonra yanına getiriyorlar kızını. Koklaşıyorsunuz karşılıklı.

Emzir, gaz çıkar, altına bak, uyusun emir komuta sistemi işlemeye başladı.

Herkesin yavrusu kendine güzel gözükür ama görseniz... Hem herkese benziyor, hem de tamamen bambaşka.

Zihin denen şey çok acayip. Ameliyat sırasında hasta bakıcıyla man from earth adlı filmin kritiğini yaptık. Dün durup dururken sopranos dizisinin başında bizim tonyyi depresyona sokan kazlar ve adamın manyak, Cevriye teyzeden hallice annesi geldi aklıma.

Anlatacak çok şey var.

Ben yine aynı benim. Sevgili aynı sevgili. Sarhoşluğum geçmedi hala durumları.
Çok yakında detaylarla görüşmek üzere.

Tüm süreçte yanımızda olan, bizim için dua eden, heyecanımız paylaşıp, bizimle konuşan, yorumlar yazan, kalbimizde olan, öneriler ve tavsiyeler veren tüm arkadaşlarımıza ve dostlarımıza sonsuz teşekkürler. Bütün hamiloşlara duyuru. Kafayı sudan çıkarana kadar yüzüyorsun.

Bu sene yeni yıl gelmedi, yeni dünya var önümüzde.
Baba ve kız uyuyorlar.

2009 güzelliklere vesile olsun tüm dünyada...