12 Oca 2009

Baby Blues...

Bugün melankoli var havada. Rüzgar gibi, esiyor biraz geçiyor. Yavruş kucağımdayken unutuyorum ama sonra birden bir hüzün. İnanılmaz bir hüzün sanki, sanki dünyanın ömrü bitmiş gibi. On milyar yıl bir anda geçecekmiş gibi. Yavruya bakıp bakıp endişelenir gibi. Ne kadar iyimserimdir oysa. Su akar yolunu bulurcuyumdur normalde. Şu an hiç öyle gelmiyor. Tüm iyimserlikler kendini kandırma. Hayat hastalık, kazalarla dolu. Şanssızlıklar. Ne günahları var şimdi Gazze'de ölenlerin orda doğmuş olmaktan başka? Ve umut yok. İsrail bir din devleti, durmayacak. Hamas devam edecek, şiddet tırmanacak. Biz buradan bakıp bakıp ağlarız, neye yarar? Hissedilen duygunun dünya meselelerine ne katkısı olmuş ki? İşler güçler anlamsız. En kötüsü, yavruya baktıkça zamanın sonsuzluğunu hissediyorum ve hiçliğini. En kolay anlatımı bu. Hiçlik. Bir an varız, sonra yokuz. Kısacık bir zaman diliminde. Kelebekler gibiyiz, iki pırpır ve vınn... Belki sadece sevmek bunu değiştiriyor. Geçen Julian Barnes'in History of World in 10 and half chapters, (10.5 bölümde dünya tarihi) kitabından bir bölüm okuyordum, aşka dair. Eski TVler kapatılınca hani ortada bir parlama kalırdı ya diyor. Bir anda kapanamazdı ekran. İşte bizler göçüp gittikten sonra aşk ve sevgi bir süre daha parlayacak arkamızdan. Belki hatırlandıkça? Belki torunlarda ve onların çocuklarında. Çok geçici herşey. Çok acımasız. Koşullar çok eşitsiz. Paran varsa sağlık, imkan satın alıyorsun. İlgi ve konfor satın alıyorsun. Paran varken iyi insan olmak kolay, sakin olmak kolay. O streslerden uzakta pamuk prenses hallerinde büyüt çocuğunu. Başka bir kadın hastaneden tek başına çıksın doğumdan sonra, kocası mendil satan diğer üç çocuğunun başında durduğu için. Öyle işte.
Blues blues.
Still got the blues for you.

Ela hanım uyudu. Garip bir düzenimiz var. 2 saatte bir emzirmek gerekiyor. Gündüz 2, gece 3 saatte bir. Kaydediyoruz emzirme zamanlarını, hangi memeden ne kadar emdiğini. Ben uyuyorsam listeme bakıp zaman geldi diye uyandırıyorlar beni. Zaman gelince, hemen Eloşu alt değiştirme ünitesine alıyoruz. Ben, ananesi, babası ya da teyzesi. Hevesli çok. Altı açılırken uyanıyor, temizleniyor. Sonra memişe geçiyor. En az yarım saat emiyoruz. Biraz keyif yapıyoruz. Sonra gaz çıkarma seansı başlıyor. Eğer makul bir sürede çıkarsa ve uyusa yatırıyoruz. İki saatlik zamanın yaklaşık bir saati geçmiş oluyor. Bana uyumak için bir saat kalıyor. Uyuyabilirsem uyuyorum. Sonra döngü baştan başlıyor. Geceyse ve gaz çıkmazsa ya da hemen uyumazsa Ela'cık bazen süt seansları üstüste geliyor. Uykusuz her gece mi demiştiniz? Genelde geceleri seçiyoruz dünyayı incelemek için. Anne yoruluyor, sabah 6 civarı iptalim hep. O noktada baba ya da anane devralıyor nöbeti ben uyuyorum. Sorulsa ennnn çok neye ihtiyacın var. Diyeceğim sabah 5-6 civarı desteğe ihtiyacım var. Ananemiz yemek yapıyor, ortalığı topluyor, hem bana hem yavruşa bakıyor, çamaşırları yıkıyor. Babamız en iyi gaz çıkarıcı. Teyzemiz koşturuyor sürekli. Yardım konusunda şanslıyız çok şükür. Yardımsız zor dostlar. Dikişlerle zor. En kötüsü sabahlara dayanamıyorum. Emzirmek çok mu yoruyor, kafam önüme düşüyor emzirirken. Çok korkuyorum bebişin burnunu açık tutmam gerek çünkü...

Ah ne çok şikayet. Ne yapalım efendiler. Baby blues herhal böyle birşey. Ağlayasım var dünyanın orta yerinde. Herşeye. Belki ölümlülüğe. Belki Julian Barnes'in Cennet tasviri beni depresif yaptı. Belki Shikasta'ya baktım Doris Lessing'in. Sonu da güzel bitiyordu oysa. Neye baksam hüzün. I am so happy that I cant stop crying? (O kadar mutluyum ki ağlamadan duramıyorum) sting şarkısıydı. Stinge de ağlamak istiyorum.

Bugün ela kızımıza ninni niyetine acı şarkılar söyledim. Teoman, yeni türkü ve grup yorum. Bugünkü seçkimizde. Halbuki acıklı ninniler söylemeyecektim hiç. İçimiz ezile ezile bir haller olmuşuz. Bu kadar melankoli, bu kadar "I miss the confort in being sad" (üzgün olmanın rahatını özledim) durumu nedir. Nirvana amcamız, Kurt alsan gibi Kurt de gitti zaten. Douglas Coupland'in ona yazdığı (ilk intihar denemesinde sanırım) bir mektubu okumuştum. Ölmeseymiş keşke.

Ellerim kuruyor, yüzüm kuruyor. Bugün eski arkadaşlarımızdan uğradılar, biraz oturduk. Geldiklerinde dalmıştım, kabus gördüm. Tuhaf rüyalar. Kabus ara ara. Geçici biliyorum. Kısacık bir şey. Aman kimseler salma kendini metin ol filan demesin. Huzurumla ağlamak istiyorum bir köşede. Hormon diyin geçin lütfen.

TVde haberleri kapattım. Ne ergenekon anlayacak ve mantık yürütecek halim kaldı, ne Gazze'ye bakabiliyorum. Başbakanın yüzünü göresim yok. Herşey yalan. Güldünya diye bir dizi vardı Atv'de çok üzücü geldi kanal değiştirdim. Magazin filan var. Bu denli boş beleş bir konu bile hiçbir şey ifade etmiyor. Tüm kanallarda de leri bitişik yazıyorlar biliyor musunuz? "Misin-musun"lar da aynen.

Sorum yok soranım yok
Yolum yok yordamım yok
Bir çıkmaz sevdadayım
Çekip vuranım yok

Günüm yok güneşim yok
Uykum yok düşlerim yok
Kın olmuş susuyorum
Bir tek sırdaşım yok

Çektiğim acıların demindeyim bu akşam
Pişman desem değilim
Bir harmanım bu akşam

Her gecenin sabahı
Her kışın bir baharı
Her şeyin bir zamanı
Benim dermanım yok

Fikret Kızılok.

iyi geceler....

13 yorum:

Anne ve Bebisi dedi ki...

Hayat, herseye ragmen devam ediyor. Birieri gidiyor, birileri geliyor. Yeni gelenler kendi hikayelerini yasamaya basliyor. Hep boyleydi, dunyanin sonuna kadar da boyle olacak. Bize dusen, payimiza duseni hakkiyla yasamak.

Adsız dedi ki...

Sanırım lohusalık hüznü dedikleri bu olsa gerek:( doğumdan sonra umarım bana olmaz dediğim şey...Neyse ki geçici,uyum süreci yeni hayatla tanışma umarım çabuk alışırsın...

yok ki dedi ki...

Ela'dan once olan neyse simdi de olanlar ayni. Sakli, bastirilmis, gormemezlikten gelinen, fark edilemeyen bir durumu daha iyi gorebiliyor ve betimliyor gibisin.
Senin de bildigin gibi bu mavilik de gecici. Ela'nin buyumesine sahit oldukca umudun, iyimserligin de artacak. Her sey cok guzel olacak :)

Mutluluktan aglayacagin anlarla dolu olsun omrun!

gunebakan dedi ki...

bu donemi biraz agirca atlatanlardanim. hatta dayanamayip profesyonel yardim dahi almistim.
hamilelikte zirveye cikan hormonlarin simdi diplerde gezmesi ile alakali birsey. seninle ilgisi pek yok. annelerin neredeyse tamami bu donemi yasiyor, 1-1.5 ay icinde normale donuyor. ben ki sana gore cok daha agirdi durumum, 1.5 ayda toparladim. surekli agliyordum, sebebini bilmeden...neden agliyorsun diye soranlara, bilmiyorum diyordum, gercekten bilmiyordum. dunyanin en guzel bebisini dogurmusum, sevgilim yanimda her turlu konuda destek olmak icin cirpiniyor, annem yanimda, kaynanam yanimda, hepsi pervane, ama ben mutlu degilim. arzu ettigim gibi mutlu degilim.
cok uzatmayayim, detay istersen yine yazarim. neler yapmak gerek kurtulmak icin:
1- her gun en fazla yarim saat yalniz yuruyus.
2- her gun 1 muz
3- her gun kucuk bir parca cikolata
4- arada sutu biberona sagip, bebisi birakip kocayla basbasa 1 saatcik bir yemek
5- ilac kullanamadigim icin, psikiyatr bitkisel bir karisim vermisti, adina da deli cayi adini koymustuk. doktoruna danismak kaydiyla deneyebilirsin. melisa, biberiye, sari kantaron, anason ve rezene. birer tutam cay gibi demleyip iciyorsun. bu cay sayesinde kizimin kronik gaz probleminin de olmadigina inaniyorum.
6- mumkun oldugunca cok insanla paylasmak, anormal olmadigini anlamana yardimci oluyor.
ben vicdan azabindan oluyordum. yeterince mutlu degilim diye. oysa bir cok annenin bunu hissettigini okuyunca, ogrenince rahatlamistim.
gecelerden nefret ediyordum. gecelerde yalnizdim sanki. gunduz bana yardim eden ordunun uyumasi lazimdi gece. koca ise gidecekti. bebisin tum bakim isi dogal olarak bendeydi. yorgunluk ve uykusuzluk yuzunden kotu hissediyor, gecelerden nefret ediyordum. sonra zamanla ona da alistim. sen de alisacaksin. bu bir surec, hepsi gececek. yeni bir hayat duzeni bu. bambaska. yureginden tasan sevgi bir yanda, yetersizlik hissi bir yanda, yorgunluk ve uykuya ozlem obur yanda. dengeler kuruluyor hic merak etme. bence en zor zamanlari gecti bile artik...
insan bunlari atlatabiliyor olmasa, ikinci kez ayni seye niyet eder mi yoksa?

Ayse dedi ki...

canim, ben de ayni seyleri dusunuyorum hep. Yerden bilmem kac bin metre yukarida 2 cesit yemek yeme imkanim varken... biz AB'de serbest dolasim hakkindan bahsediyoruz, orada insanlar avuc ici kadar topraktan cikamiyorlar-giremiyorlar....


bebisi cok cok op benim icin... sanirim bu blues durumlari normal geciyor. bol bol su ic, dehidre olma sakin... cikolata ye bir parca... :) cok sevgiler.

azna dedi ki...

Hepsi geçecek, sanırım uykusuzluktan oluyor bunlar, dinlenememekten. Ben aynı durumu ikizlerimle yaşadım düşünsene biri doyup uyuyana kadar öbürü uyanıyordu. Ne zaman ki geceleri kesintisiz uyumaya başladılar herşey yoluna girdi. Sende de öyle olacak inan... Sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Sevgili Anne ve Bebişi,
Çok haklısın zaten bu garip hüzün ya da depresyon durumlarında ne koşullar ne dünyanın hali değişiyor. Sanki sadece kulaklarımızın algıladığı frekans değişiyor, kalbimizin ayarı şaşıyor. Normalde üzüldüğümüz şeyler dayanılamaz yükler gibi geliyor. Zor da. Gerçek de. İşte devam etmek gerekiyor da... Bazen dünya çok gri geliyor. Sisli, puslu.
Geçici elbet.

Ozgur dedi ki...

Sevgili adsız,
Evet lohusalık hüznü oldum ben... Depresyon olmasın da!
Sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Sevgili yok ki... Koşullar da, farkındalık da değişmiyor. Değişen verdiğin tepki. Onla, yüzle çarpılmış gibi üzülüyorsun. Duyguların değişiyor, geleceğe inanç değişiyor. Milan Kundera demiş ki, dünya tarihi yüz kere aynen tekrarlansa, yüzüncünün daha az kanlı olacağına inanan kişi iyimsedir. Kötümser tersini düşünendir. Belki böyle bir şey...

Aslında hepsi bahane. Amaç üzülmek, ağlamak. Gerisi bahane.

Ozgur dedi ki...

Sevgili günebakan,
İlgiyle okudum. Duyulabilecek en güzel şey, yalnız olmadığını bilmek. Mutluluktan çıldırman gerekirken ağlayasının gelmesi insana suçlu da hissettiriyor. Söylenebileceğin bir neden de yok. Her şarkıda ağlamak isteği,her haberde. Dünyevi her işin aşırı ağır hale gelmesi. Bakıcı lafı geçti bir ara, yok gözümde nasıl büyüyor. Belki taşınmak gerek. Normal hayatımın içinde küçük çözülebilir sorunlar olan konular sanki düğümü imkansız yüklere dönüşmüş. Çaresizlik hissi.

Önerilerini dinleyeceğim. Öncelikle yürüyüş yapabilirsem ve başbaşa yemek konusunu becerebilirsem ne ala. Şimdi süt arttırıcı bir karışım bir de rezene çayı içiyorum . Olmadı deli çayı da içeriz ne olacak.

Geçmişinde depresyonla yaşamış geçirmiş biri olarak bunun ne dip olduğunun, ne de çok kötü olduğunun farkındayım. Depresyonun en kötü yanlarının
- o korkunç yalnızlık
- hiç geçmeyecekmiş hissi
- hiç umut yokmuş hissi
- kendine söylediğin anlamsız sözler olduğunu biliyorum. Bu nedenle duygularını farkederek anlatabilmek çok önemli. Hüznü hüzün olarak, ağlama hissini ağlama hissi olarak. Paylaştıkça azalıyor, farkettikçe. Çünkü ne yalnızsın, ne ümitsiz olabilecek bir durum var hayatta. Çalkalanıp duruyoruz, ne ilerisi var, ne gerisi. DÖngüler halinde ilerliyoruz, dalgalanıyoruz, gelecek ne muhteşem, ne karanlık. Artan konforlara ödenen bedellerle dengeleniyor hayat.
Geceler daha zor. Uykusuzsun, gerçi iyi ki doğurmadan önce uykusuzmuşum diye düşündüm, daha iyi başediyorum kesikli uykularla. Ama yalnız olmak fena.

Bakalım, tekrar yazarım. Bugün daha iyi hissettim. Rüzgar gibi, bir esiyor, bir duruyor. Kış da çok yardımcı değil.

Geçecek, yeter ki kızımız sağlıklı olsun. Biz sağlıklı olalım. Hepsi geçicek. Çok teşekkürler yazdıkların için. Ne kadar iyi geldi anlatamam. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlıyor.
SEvgiyle kucaklıyorum.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Ayşe,
Hemen attım ağzıma kocaman bir bitter çikolata.

İsrail artık aklını kaçırdı diye düşünüyorum. İnsaniyet, hak, hukuk, eşitlik hepsi gömüldü. Karanlıklar hüküm sürüyor ortadünyada. Allah yardımcıları olsun.

Ozgur dedi ki...

Sevgili azna,
Eminim uykusuzluğun da etkisi vardır. İkizler kimbilir nasıl zordur. Uff biz bir taneyle anca başediyoruz. Bakalım, biraz daha düzene gireriz herhalde yakında...
sevgiler.

banu dedi ki...

ah o hüzün hepimize az çok yapıştı bir ara... Hele bugunlerde havalarda pek karamsar... Ama geçecek merak etme...
Çikolata ve bol bol konuşmak gerçekten işe yarıyor. Bir de kırkını falan beklemeden kendini dışarılara atmak, geçen anın tadını çıkartmak...
Sevgiler,