17 Oca 2009

İlk Kitabımız...

Yorgunluktan helak olduk. Bir yerlerde bir mantık hatası olmalı.

Ben ameliyatlı olduğumdan, ev işlerine faydam yok. Bu defa annem koşturuyor sürekli, ancak yemek mi yapsın, bana mı baksın, Eloş'a mı baksın, herkes ayrı ilgi bekler. Bir de temizlikle uğraşmasın diye yardımcı çağırdık bugün. Ancak annemin içine sinmediğinden, o daha beter çalıştı. İkisi sabahın erken saatlerinden akşama kadar dip köşe temizlik yaptılar. Annem yemekler yaptı. Çamaşırlar yıkandı. Sonuç itibariyle daha çok yorulmuş oldu.

Bugün kızıma da bir haller oldu. Gece iki kere kalktık. Sütler içildi, kakalar yapıldı. Sabah yine beşiği yatağa dayayıp, elimi parmaklıklardan sokarak yavruya uzanmak suretiyle uyukladık. Sonra annem geldi Ela'yı aldı ki ben de biraz daha uyuyayım. Ama uyanamıyorum sonra. Off nasıl uyku istemiş canım. Kesintisiz bir uyku var mıydı, ne zamandı hatırlamıyorum. Kesintisiz 3 saat cennet gibi birşey. Nankörlük etmiyim. Allah'tan annem var. Haftasonu kardeş ve sevgiloş da ellernden geleni yapıyorlar. Hatta hafta içi de sabah altı nöbetini sevgiloş alıyor. İyiyiz yani. Sonra ne olduysa emzirme aralığımız bir saate düştü, beni de o mahvetti. 1 saatte bir emzir, en az yarım saat sürsün, altına bak, biraz oyna, hoppp döngü baştan. Çok yorucu bir serüven oldu. İşin kötü yanı, evde temizlik, kız huzursuz. Bu hengamede (Ayşe teyzesiyle sosyoloji sohbeti sırasında pür dikkat kesilmesinden de hareketle) yavruşa kitap okumaya başladım. Çok etkili oldu, büyük bir ciddiyetle dinledi. Kurtarıcı gibi birşey. İlk ciddi kitabımız, Ursula K. Le Guin'den Yerdeniz büyücüsü. Aslında hobbit de olabilirdi ama bu daha uygun geldi. Elime kolay geldi.

Olayın başı tabi sabaha dayanıyor. Sevgiloş, kızımıza kitap okuyalım diye düşünmüş, sabah o bir deneme yaptı. O Catch 22 ile başladı ama savaş romanı olduğu için uygun olmadı. Sabahın köründe uykusuz insan eline ilk geleni denemek istiyor. Şu anda melekler gibi uyuyoruz ama uyandıracağım. Süt vakti geldi. Kız da diyecek ki, eh be kardeşim, uyumak isteriim uyandırır süt verirsiniz zorla, uyanmak isterim, süt isterim erken diye bozulursunuz... Haklı. Bence de haklı. Ama ben napiyim, istemez miyim şimdi uyandırmak. O da uyusun, anne de uyusun oh. Ama doktor dedi uyanacaakkk. Emir büyük yerden. Kitaplarda da öyle yazıyor. Bu devirde kimse sultan değil, hükümdar değil, bezirgan değil. Benim kızım prenses. O beni prenses, peri sanıyooor. Var öyle bir halimiz.

Bugün Ayşe'nin blogundan bir başka bloggera geçtim. Tam da emzirme, meme karmaşası ve yenidoğan sarılığı ile ilgili şeyler yazmış. Sonra bir baktım, Ayşe'den mail, bu senin ilgini çeker demiş sağolsun. Çok güzel bir yazı.
Yazıda bir anne anlatmış. Sarılık nedeniyle bırakıyorsun hastanede yavruyu gidiyorsun. Çeken bilir. Nasıl dokunuyor insana öylece bırakıp gitmek. Kapısında beklemek, yanında olmak istiyorsun. Anlatması zor. Dayan diyorlar, neye dayan, nasıl dayan. Dokuz ay teninden ayırmamışsın, canından ayırmamışsın. Kolay mı bir gece ayrı kalmak... Damdan düşenin halinden anca damdan düşen anlıyor. Miliyet, kültür, sınıf farketmiyor. Çocuk başka. Bunları düşündüm ben de.

Özlem doğuracak yarın. Dualar buradan. Bütün güzel dilekler. Hayırlısıyla gelsin bir güzel daha. Mucize hayat. Söyleyecek ne az şey var. Herşey kolay olur, güzelcecik gelir umarım yavru.

İyi geceler, Eloş uyuyor ama dürtüp uyandırmam gerek. Off of.

4 yorum:

Ayse dedi ki...

ay ne guzel. bayildim bu kitap okuma fikrine... ince memed, yer demir gok bakir falan da oku, her telden calsin cocuk (ben cok zorlanmistim ilk Y.Kemal okurken, ama sonradan bayildim)...

ya eve kadin gelince oyle oluyor- bizim icimize sinmeyince biz daha cok cabaliyoruz...

biliyorum zaten yapiyorsun ama o uyandirma isini aman yabana atmayin- ilk 1-2 ay oyle anladigim kadariyla. zaten sonra kendileri zipliyorlar meme diye.. :P ama simdi dehidre olmamasi icin artik topuk, burun biraz aciyacak... :)

cok cok sevgiler... herkese selamlar...

yeliz dedi ki...

bu sabah ilkere doğum sonrası sarılıktan korktuğumu anlatıyordum, ne çok koyar insana kim bilir? tabii yaşayan bilir.

emmesi için uyandırmak eminim çok zor geliyordur ama yapmak lazımmış gerçekten, sakın vazgeçme bence

Ozgur dedi ki...

Kitap okumak iyi fikir oldu gerçekten. Dikkatle dinliyoruz. Büyücülerden başlayalım bakalım, İnce memed'e de geliriz kısmetse:)

Evet, ama insan yardım da edemeyince üzülüyor, o kadar yorulmaya. Gerçi her yer parladı pırıl pırıl. Parkelere bakıp saçlarımızı düzeltiyporuz. Gerçi ben pratik annenin bahsettiği gibi Ela'nın dizlerine temizlik bezleri bağlayıp, emeklesin diye parkelere bırakcağım günleri bekliyorum. Nihahahytt.

Uyandırma işinde özenliyiz canım. Elimizde defter, not alıp, gayet dakik bir şekilde dürtüyoruz yavruyu. Önce altı açılırsa üşüyüp uyanıyor. Soymak çimcirmekten daha mı insafsız bilmiyorum ama sonuç itibariyle daha pratik. ühühü. Kıyamaaaam. Çok sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Yeliz'cim,
Ya bi de ben dediğim gibi kronik iyimser, hiç aklıma gelmez hastalık filan. Bahsedildiğinde bile huzursuz olurum. Aklıma getirmek istemem hiç.

Sevgilyle farklı şeylere çok endişelenmişiz. Hastalığın tehlikeli olmadığını ve bir güne, bilemedin iki güne geçeceğini anladık. Ama sevgiloş o ışınların gözlere vereceği rahatsızlık için çok endişelenmiş. Ne kadar kapatsalar da gene aydınlık olur, rahatsız olur yavru diye. Bana en çok yalnız bırakıp eve gelmek koydu...
Onca ay dipdibe, sonra sen bırak ellere gel.

Neyse, güçlü olmak zorundayız. Sağlık önemli!