28 Şub 2009

Ikinci Ay Doktor Kontrolumuz...

Zaman nasıl da çabuk geçiyor...

kilo: 5200
boy: 57 cm 2.5 cm uzamışız.

Karma aşımızı ve rotavirüs aşımızı olduk. Doktor teyzeyi hiç üzmedik. Aşımızı olurken azıcıcık ağladık ve sustuk hemen. Hemşire abla bile şaşırdı. Kahraman bir çocuk Eloşumuz. Miniğimiz.

Bir macera yaşadık zaten. Bizim kız dün 18 gibi emdi, sonra uyudu. Gece genelde 1de uyanırdı. Bir uyandım saat sabah 5:15. Kalktım emzirdim. Doktor randevumuz da 9:15de. Emdi, gazı çıktı. Uyudu, uyandı derken, ben babaya teslim ettim ve biraz daha uyudum. Bizim kız uyumuş, baba uyumuş, anne uyumuş. Saati kurmuştum, baba "Allah Allah tatil günü neden çaldı ki bu" diyip uyumuş. Küçük teyze geldi 8:15 saat. Bir telaş fırladık. Hadi biz neyse de, Ela'dan beklemezdim şahsen. Giyindik kuşandık, derken... Teyzesi Ela'nın altını açarken hem çiş, hem kaka. Haydi kıyafetleri değiştir, oto koltuğuna kurul. Koştur, koştur yetiştik.

Kızımın fıstık teyzesi park ederken, biz Eloş'u kapıp doktora gittik. O daha sonra geldi. Bizi beklerken çocuk sahibi olmak istemeyenleri buraya getirmeli diye düşünmüş. Boy boy çocuklar, anneleri. Hepsi birbirinden sevimli küçüklerin.

Rotavirüs aşısı konusunda çok ortadaydık. Nihayetinde yaptırdık ama umarım iyi yapmışızdır. Bu hafta içi sağlık ocağına gidip verem aşısı da yaptıracağız. Doktor ateş düşürücü vermişti önlem olarak, onu verdik kıza. Yani ilk kez ilaç vermiş olduk böylece. Gaz için Zinco içiyoruz. Tamamen bitkisel, için rahat etsin dedi doktor. Bu defa daha samimi idik.

Kızıma baktıkça içim eriyor. Uyuyunca özlüyoruz. Saat 11:30, uyandırıp emzirsem mi diye düşündüm ama bugün aşı oldu. Kıyamıyorum. Kendi uyansın öyle emzireyim. Düzene pazartesiden itibaren gireriz.

Bu hafta ailecek yediklerimize dikkat mi etsek haftası yapmıştık. İlk dört gün iyi gitti aslında ama son iki gündür dağıttık. Bakalım. Kışın hava soğukken de zor bir yandan. Bakalım bu hafta belki önceden yiyecekleri planlarsak ne güzel olur. Kilo veriyorum ama çok yavaş... Bu göbek gidecek mi? Nasıl gidecek... Biraz araştırayım bakalım ne diyorlar. Var mı bir fikri olan?

Emzirirken kilo verme önerisi?
Sezaryen sonrası göbekten kurtulma yöntemleri?
Çatlaklarla ilgili ne yapılabilir?

İyi geceler sevgili dostlar.

27 Şub 2009

Misafirliğe Gittik...


Dün kızımızla ilk kez misafirliğe gittik. Kanguru içime sinmedi. Bir güzel giyinip, resimde görmüş olduğunuz taşıma şeysine (adını bilmiyorum, port bebe mi?) sarınarak çıktık. Ev sıcak olduğundan son dakikada hızlıca giydireyim aman terlemesin, dışarda üşümesin derken, biraz panik yaptık. Bebişi kucağıma aldım, baktım palto giymemişim, onu giydim filan derken para al, telefonları al... Sen anahtarları evde unuttt. Hehehh. İlk kez unutuyorum anahtarları çook uzunca bir süre içinde. Telaşe memuresi pozisyonları. Öğlen uykusu uzun sürdüğünden, üstüne emzirmede uzayınca geç kaldık biraz. Nerden kaldınız dediler. Biraz acele ett durumları yaşandı evde. Şahsen kendimden utandım. Bu duruma derhal bir son vermeyi düşünüyorum. Ne acelemiz var, paniğe ne gerek var. Dışarı çıkarken bir acemilik oluyor üstümde. Havalar çok soğuk. Ben kendim de çıkmaya çıkmaya unuttum mu nedir.

Çıktık, taksi bulduk. Çok kısa mesafe ama bişey demedi sağolsun. Sonra gittik. Eloş uslu uslu uyudu biraz. Gittiğimiz evin kızı bir yaşını geçti. Diğer misafir arkadaşın kızı da altı aylık. Değişik 2008 modeller olarak oturduk. Her yavru ayrı bir dönemde. Eloş uyandı biraz kucakta durdu. Altını değiştirdik filan. Biraz sohbet. Arkadaşımın eşi kısır yapmış, makarna salatası yapmış sabah işe gitmeden (hamarat koca) onlardan yedik. Sonra tabi anahtarı unuttuğumdan sevgiloş gelene kadar mahsur kaldık biraz. Çok ters bir durum olmadı yalnız, kızımızın saat beş ağlaması tuttu. O evde de aspiratör vardı yaşasın. Biraz rahatladık. Ama tabi ben o ağladıkça stres oldum, ben stres oldukça o ağladı. Arkadaşlardan birinin yavrusu bir keresinde dokuz saat ağlamış, genelde de o dönem çok ağlarmış. Diğer arkadaşın yavrusu hiiiç ağlamamış bi kere bile. Normalde çok sakin bir insanım, feci gerildim. Yavru ağlar, ben stres, babayı bekliyoruz bir yandan. Neyse geldiler, huzur içinde evimize geldik.

Son tahlilde son kısmını saymazsak fena geçmedi diyebilirim. En azından kızımla ilk kez başbaşa dışarı çıktık. Puşetsiz ve kangurusuz. Kendi imkanlarımızla. Mesafe çok kısa olduğundan ilk kez oto koltuğuna binmedik. Taşımakta zorlanıyorum yavruyu, 5.4 kilo civarıyız artık. Yarın doktor kontrolümüz var. Tam sayıyı o zaman alırız.

Kendimi biraz yorgun ve gergin hissediyorum. Az önce uzman tvde kolikle ilgili bir video izledim. Ordaki doktor diyor ki, "normalde yoğun çalışan başarılı kadın, anne olunca, tamam alırım altı ay iznimi bebeğe mükemmel bakarım modunda oluyor, sonra sorun çıkınca stres oluyor. Dahası başında büyüklerden varsa iyice stres oluyor, en iyisi kendi kendine kalıp kendine güvenmesi. Ağlama beklentisine girince bebek ağlıyor". Gazı olan bebeğin tedavisi için anne ne yapmalı?
Gerçi bizim kızın koliki yok. Saat beş civarı ağlıyor ama üç saati hiç geçmedi. Aspiratör işe yarıyor. "Karlı kayın ormanı" çok faydalı. Özellikle tavsiye ederim. Tam ninni malzemesi. Nedense bizim kızı çok sakinleştirdi. Ben de yakında kaset çalışmalarına başlayacağım.

Yani videoda diyor ki, annenin bebeğiyle ilgili iletişimine bakması lazım. Normal zamanda, sohbetimiz, muhabbetimiz iyi. Karşılıklı sesler çıkarıyoruz, gülüyoruz. Gün içi uykularımız düzeldi. Artık pışpış yapmadan uykusu gelince kendi kendine bile uyuyor. Maşallah. Yalnız dün ve önceki gün akşam uykusuna geç yattık. Uyudu uyandı sürekli. Düzen bozulur gibi olunca yavru hemen etkileniyor. Tracy düzenini de tam oturtmuştuk halbuki. Sabah 6-7 civarı uyan, beslen, oyna uyu, 10 gibi beslen, oyna, uyu derken akşam 7-8 gibi yatıyordu. Tek kusurumuz 23 civarı uyandırıp emziremediğim için o 1de uyanıp emiyordu. Ki hafta başında bu hafta bunu düzletmeyi planlıyoruz yazmıştım. Kısmet olmadı. Bakalım haftaya. Benim anladığım önce benim bir kendimi düzeltmem gerekiyor.

Kadınlar anne olunca bir tuhaflaşıyor, ben dahil. Dün misafirlikte de aynı şey oldu. Karşılıklı akıl alma verme mi, bitmez tükenmez bir rekabet mi, yarış mı anlaması çok zor. Kaç kere banyo yapıyor, kaç dakika emiyor, evde çok giydiriyor musun, uyku düzeni nasıl, o mu, bu mu. Ben bu hikaye normal doğum mu, sezaryen mi vakitlerinde kalmıştır diye ummuştum. No. Bundan böyle her detay konuşuluyor. Konuşulmasın mı? Konuşulsun tabi. Ancak her "ben böyle yapıyorum" ifadesi "sen neden böyle yapmıyorsun?" demek. Yani belki çok genellememek lazım ama bize böylesi denk geldi. Konuştuğumuz her annenin her konuda bir tarzı var (ki bu çok normal) ve bu konuda aşırı fikir sahibi. (Strong opinion. Bu kısım da belki normaldir, hormonaldir, evrenseldir ne bileyim) Yani ben Ali Kırca'nın yerinde olsam, ya da shotw tvde program yapacak olsam, yemekteyiz efendim siyaset meydanı filan uğraşmam. Çıkarın beş tane anayı, analıkları hakkında azıcık fiştekleyin bakalım reytingler kaç olacak? Değişik yaş ve eğitim gruplarından koyun. Bebek kaçta yatmalı sizce diye sorun bakalım. Haftada kaç gün yıkamalı? Anne sütü mü, mama mı? Kan gövdeyi götürsün.

Aslında Sema Paktuna'nın kitaplarını okurken, annenin çocuğu kaybetme anksiyetesinin ciddiyetini anladım. Bir annenin hayatta en çok korktuğu şey, çocuğunu kaybetmek. Belki de bu yüzden annelik konusundaki en küçük eleştiri kırıntısı, iması bile anneyi derinden yaralayıp içindeki "yavruma zarar verdiğimi mi kastetti" düğmesine basıyor. Üstelik her çocuk farklı. Yani kimi 8 dakikada doyar, kimi 20. Kimi melekler gibi uyur, kimi hareketli çocuk. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı. Belki de budur. Nerden okudum. Lohusalık 18 ay sürüyormuş. Bu süre zarfında hassas ve duygusalsın. Belki de süre dolana kadar fazla mantıklı olmayı beklememek laızm.

Annenin çevresindekiler ne yapmalı? Bence sürekli anneye sen en iyisini bilirsin demeli ve fazla da fikir yürütmemeli. Annenin de kendini toplaması ve iyi gelecek her neyse onu yapması lazım. Ben kendi adıma beni huzursuz edebilecek insanlarla görüşmeyi kesmeyi, kendimi en sevdiğim faliyet olan okumaya vermeyi planlıyorum. Birinin kayınvalidesi bebeği yıkarken boynundan tutup sallıyormuş uzun olsun boyu diye. Kadıncağız demiş, yani bu yöntemle boyunu uzatabildiğiniz çocuğunuz var mı? Bir noktada öyle yani. Çocuğu haftada bir yıkamak ya da hergün yıkamak onun Einstein mi, yoksa Rockefeller mi olacağını belirleyecek değil. (Rockefeller mı??? ) Hehehe. Neyse. Abartacak bir durum yok. Neticede alt tarafı doğurduk, kaderini belirleyecek değiliz ya. Bir noktada kendi uğraşsın. Hatta birazdan veriyim Eloşun eline kitabı kendi okusun çalışsın. Gördüğünüz gibi yandı devreler...

Bu arada misafirlikten önce işe de gittim ben ama yazdım postu yollayamadım. Bir fırsatımda onu da anlatayım...

26 Şub 2009

THY...

Çok üzüldüm. Bir gece önce rüyamda bir uçak ikiye bölünmüştü. Görünce hala rüya görüyorum sandım. Sürekli çelikşili haberler geldi. Haydi ölü/yaralı sayısını bilemediniz diyelim. Nasıl olur da mürettabat ve yolcu sayısını yanlış verirsiniz. BBCde 135 kişi diyor, o sırada NTV yok hayır 124 kişi diyor. Ela da kitlenmiş gibi TVye baktı açık olunca.
Ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara geçmiş olsun diliyoruz. Olmasın böyle kazalar:(

23 Şub 2009

Olmalı mı Olmamalı mı, Yoksa Hiç Yardım Almamalı mı?

Ne olacak bu büyükbaş hayvanların lahana yeme sorunsalı? Ne zamana kadar yenecek o lahanalar? Bostancı arkadaş bu konuda ne düşünüyor. Danalara lahana mı dokunuyor?

Bir dakika ben bu konuda yazmayacaktım. Ben doğum sonrası aldığımız yardımlardan bahsedecektim. Eloş bugün geç uyudu. Gözler kapandı kapandı ama bir türlü uyuyası gelmedi. Gündüz uyudu diye mi? Şimdi kaçta kalkacak acaba. Düzende değişiklik olunca ben de çok huzursuzlanıyorum. Bakalım yarın nasıl bir gün olacak... Çekirdek aile düzenimiz devam etmekte.

İnsanoğlu konfora çok rahat alışıyor. Ben henüz doğurmadan annem geldi, Eloşun kırkı çıkana kadar da kaldı. Sayesinde pek rahat ettik. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda, evimizin düzeni belli. Öte yandan uzunca bir süre tabi. Evde sigara içilmiyor. Annem balkonda üşüye üşüye içiyor. Hem içimize sinmiyor, hem o keyif almıyor. Bir yandan da iş çok. Bebiş yeni, ağlar ağlar. Bir uyur, bir uyumaz. Ama en güzel yanı insanın gözünün hiç arkada kalmaması. Yani annen varken biliyorsun ki yavruya çok iyi bakılıyor. Maddi manevi. Rahatı iyi, oyunu iyi, şarkısı türküsü eksik değil. İyiydik yani. Sonra kayınvalide geldi. O da elinden geldiğince yemektir, evin düzenidir, temizliktir uğraştı. Ben özünde ev işinden hiç hazetmeyen bir miktar pasaklı sayılabilecek bir insanım. İnsandım demek daha doğru olacak herhalde. Şimdi ortalık dağılınca kaşınmaya başlıyorum. Durmak bilmeden toplayan insana dönüştüm, ama başarılı olduğum söylenemez. Toplanıyor ve dağılıyor. Bir döngü hali. Şimdi yalnız kaldık yavruyla.

Haftasonları sevgiloş/baba ve kardeş/teyze evde oluyor. İş bölümü pek güzel, biri kahvaltıyı hazırlar, biri bebişle ilgilenir, emzirme bende zaten. Güzel geçiyor. Bugün ilk tam gün yalnız geçirdik. Bloglardan ve arkadaşlardan takip ettiğim kadarıyla kiminin anne/kayınvalide kalıyor, kiminde hızlıca gidiyor. Bana göre avantaj ve dezavantajları şunlar. Kuzunun annesi sağolsun aklımıza getirdi bunları.

Doğum sonrası anne/kayınvalidenin yanında olmasının avantajları.

1- Doğum sonrası beden çok yorgun düşmüş oluyor, bebek kadar annenin de bakıma ihtiyacı oluyor
2- Deneyimli annelerin varlığıyla bebeğe daha iyi bakılıyor. Hem sevgi şefkat, hem fiziksel bakım (banyo vs)
3- Güç bölünüyor, anneye uyuyacak zaman kalıyor.
4- Daha az yorucu oluyor, anne fiziksel olarak daha güçlü oluyor.
5- Anne (benim gibi tembelse biraz:) daha iyi besleniyor, evde sürekli sen lohusasın şunları yemen lazım diyen biri oluyor. (Annem varken sürekli sütlaçtır, kompostodur, börektir, sebzedir, meyvedir, salatadır eksik olmadı. Kayınvalide de zorla meyve yedirdi, sen bir şey yemiyorsuunn diye gezindi durdu.)
6- Şaşırtıcı bir şey olduğunda, en azında iki kişi oluyorsun evde. Öksürdü mü, aksırdı mı, rengi sarı mı gibi soruların varsa iki kişi akıl yürütüyorsun.
7- Lohusa anne düşünülüyor. "Sen bunaldın biraz çıkın gezin" deniyor mesela.
8- Bebişle ilgilenecek daha fazla sayıda insan oluyor. Oyun, şarkı, türkü çeşitliliği oluyor.
9- Destek...

Dezavantajları.
1- Alışıyorsun. Gittiklerinde sudan çıkmış balık modeli oluyorsun biraz. Ben mutfağa öyle bir girmemişim ki, ne neredeydi unutmuşum resmen.
2- Alışıyorsun, bedenin belirli bir konfora alışmış. Nerde o uykular... Uykudan ölsen de kalkıp başında duracaksın yavrunun.
3- Karışma durumları. Özellikle kayınvalideyle daha zor. Çünkü ona bir şey demek insanın kendi annesine demesinden biraz daha zor. Gerçi ben dedim ama gerildim de. Yöntemler çok değişmiş. Eskiden bebeklere şekerli su verilirmiş, artık verilmiyor mesela. Söylüyorsun. Sonra acaba kilo alıyor mu meselesi var. Süt yetiyor mu. Biz nihayetinde eve bir tartı aldık ve kurtulduk. Artık bakıyoruz iki üç günde bir Ela kaç kilo. Sonra yöntem farklılıkları, kakadan sonra lavaboda yıkamalı mı, yoksa ıslak pamukla silsek yetmez mi? Bu karışma meselesi kötü. Mesela bir ara geldim ki Ela ters yatıyor, yüzü aşağıda. Eskiden bunu öğütlerlermiş, oysa ani bebek ölümü sendromu denen bişey var. Artık yüz havada ya da yan yatılacak. Allahtan izah edince ikna oldu kayınvalide. Kısacası bin tane konuda sürekli bilgiler de değiştiği için yöntemler farklı. Ben evle ilgili her konuda siz bilirsiniz diyip hiç karışmadım. Zaten gerek yemek, gerek evin düzeni konusunda öyle pek iddam da yoktur. Bebek konusunda kitapları referans gösterme, yüksek sesle okuma, internetten araştırma vb yöntemleri uyguladık. Aslında burada dikkat edilmesi gereken nokta şu. Anneanne de babaanne de eğer psikolojik sorunları yoksa (gizli rekabet, aşırı ego vs gibi) neticede öncelikle bebeğin iyiliğini istiyor. Söyledikleri herşey bebek için. Bütün kaygılar, endişeler, öneriler. Kendi içgüdü ve deneyimlerinden gelen bilgiler. 10 yıl öncenin bilgileri bugün geçersiz. 10 yıl sonra da bizimkiler geçersiz olacak. Belki 10 yıl sonra biliyo musun o zamanlar su verilmezmiş bebeklere diye dehşet içinde söyleyecekler. Bu beslenme konusunda bilimadamlarının feci çuvalladığını düşünüyorum ben. Yani daha fazla hoşgörülü olmak lazım. Bir de kriz anlarından sonra gönül alabilmek lazım. Bebek ağlarken, streslisin, hassasın lohusasın. Duygular şahta. İnsan çok kırıcı olabilir, bağırabiliyor. KArşı tarafa bunu da anlatmak gerekiyor. Normal zamanlar değil.Lohusa dediğinin beyni bir tuhaf çalışıyor.
4- Kendine güven... Çok karışılınca insanın kendine güveni tam oturmuyor. Ya da banyoyu hep biriyle yaptıysan kendin kaldığında insan bir beceriksiz hissediyor kendini. Normalde gayet rahat da olsan bir acemilik hissi çöküyor. Oysa en başından itibaren sen yapsan daha pro hisseder daha emin olursun.
5- Psikoloji. Farkında olmadan, alt anlamlarda verilen mesajlar insanı çok hırpalayabiliyor. Sana güvenmemeleri mesela, "acaba yapabilir mi?" endişesi. Ya da gizlice "sen bunu beceremezsin" iması. Bunlar çok yıpratıcı, insan ilk anda anlamayabiliyor da. Halbuki ne var yapamayacak.
6- Geçmiş kötü deneyimler ve izleri. Her annenin kendi çocuklarına dair anıları var. O anılar doğrultusunda kendi fobileri ya da travmaları var. Onlar torunda açığa çıkıyor. Mesela çocuk küçükken üşütmüş diyelim. Aman üşümesin diye sürekli giydirmek istiyor. Bizde şey oldu, kayınvalidenin evladı bebekken ishal olmuş çok kötü. Bu bizim yeşil kaka meselesinde sabaha kadar uyuyamamış, fena halde panikledi. Annem de bebek ağlarken çok panikledi, çünkü kardeşim ağlardı küçükken. Yani bu tarz eski deneyimler nedeniyle herkesin daha çok taktığı bir konu oluyor. Eğer kişi dikkat etmezse bunlar anneye de bulaşıyor. Durduk yerde panikler ediniyorsun. Gereği yok. Yeni başlangıç, yeni bebek.
7- Yalnız yaşamaya alışmışsan, kör kendi işini kendin gör türü bir insansan, bir de huysuzsan sürekli birileriyle olmak zor gelebilir. Gerçi çocuğun olduktan sonra bütüün bunları geride bırakmak zorundasın.
8- Baba kadınlar varken biraz geride durabilir. Bir sürü anne var ortalıkta, en uzman becerikli halleriyle geziyorlar. Baba kucağına alsa, ay dur şöyle, altını açsa böyle yap filan diyen oluyor. Baba resmin dışında kalabiliyor, o durumda. O fena. Çünkü babacık işin içinde olmayı çok istiyor. Yavru da babayı istiyor. Biraz fırsat vermek lazım.


İlk anda aklıma gelenler bunlar... Neticede anne giderken illa eksik kalıyorsun. Yalnız kalıyorsun. İlla adapte olmak zor geliyor. Fakat ben annem ilk kırk gün yanımda olduğu için mutluyum. Kayınvalide geldiği için de mutluyum. Bu sayede ilk günler gerçekten kolay ve keyifli geçti. En önemlisi ise anneanne ve bebiş, babaanne ve bebiş arasında kurulan derin sevgi ve muhabbet. Onların şarkılarını izlemek, o güzelliklere şahit olmak, bağı görmek. Pek çok güzelliğin yanında benim açımdan en güzel yanı buydu. Neticede ne zaman giderlerse git zorlanacaksın, bunun kolay bir yolu yok. Kişisel seçimler bunlar. Herkesin doğrusu farklı. Bizim için doğrusu böyle oldu. Artık yalnız kalmamız lazım ama ki düzenimizi oturtalım.

Sevgiler çok...

22 Şub 2009

Annelik - Başarı Kriterleri...

İnsan iyi bir anne olmak istiyor bu kesin. Kadınların durmadan birbirine karışmalarının ardında da böyle bir rekabet var. Kadınlar kadınları annelik konusundaki detaylarda acımasızca kınıyorlar, yerden yere vuruyorlar. Bir benim tarzım doğrudurculuk var ki sorma gitsin. Öte yandan insan cidden en iyisini yapmak istiyor. Ya da herkes adına konuşmayayım. Ben iyi bir anne olmak istiyorum. Ama nedir ki iyi bir anne? İyi annelik nedir?

Yani anne sütü vermek midir, hergün oynamak mıdır, her gün günün nasıl geçti demek midir, çok sevmek midir, üstüne gitmemek midir? Zor iş. Sonra diyelim annelik yaptınız çocuk büyüdü. Başarı kriteri nedir? Çocuğum seri katil olmadı, kimseye zarar vermedi, evlendi, okulunu bitirdi gibi bir şey mi? Ya da mutlu olması mı? Toplumda kabul görmesimi? Eğitimi mi? Düşünceleri mi? Derinliği mi? Kültürü mü? Hayırlı evlat olması mı? Bütün bunlar ne derecede anneye bağlı ki?

Örnek, çocuk hıçkırıyor. Kayınvalide ısrarla limon suyu vermek istiyor, ben vermek istemiyorum. Hıçkırık bence o kadar rahatsız etmiyor yavruyu, hem normaldir demişler. Kayınvalide ama çok rahatsız. Bir gün dayanamıyor vericem diye tutturuyor, sevgiliyle ben tam itiraz edecekken Allah'tan Ela hıçkırığı kesiyor ve bir kriz önlenmiş oluyor. Mutlu son. Bu bu kadar ciddi bir konu mu? Limon vermek ya da vermemek işte bütün mesele bu mu? İnsana buymuş gibi geliyor. Ya da anne sütü vermek ya da vermemek? Ya da işe gitmek ya da gitmemek. Ne bileyim, bakıyorsun bir anneye çocukla ilgilenmiş, kendini harab etmiş. Çocuk bunalımlarda. Bir diğeri hiç sallamamış, hatta çocuk yetiştirmede yapılabilecek hataların çoğunu yapmış, ama onun çocuğu da sen de aynı okula gitmişsin. Aynı kişilerle takılmışsın. Benzer bir hayat yaşıyorsun. E, ne oldu şimdi? Yani o çocuk onca yanlışa rağmen nasıl ayakta? Nasıl mutlu? Demek istediğim bu, başarı kriteri nedir? Mutluluk mu?

Bence mutluluk değil, çünkü çocuk örneğin fazlaca zekiyse klasik anlamda çok mutlu olamayacak demektir, anne ne yaparsa yapsın. Ya da yapı itibariyle içine kapalı derin düşünen bir çocuksa, anne ne yapabilir? Ya da kapasite fazla değilse istediğin kadar uğraş. Bilmiyorum. İş hayatında, okul hayatında hedeflerin bellidir ya hep. Şu olsa kendimi başarılı sayıcam dersin. Annelik bunun tam dışında. İstediğini yap sonucu sen belirleyemezsin. Çünkü çocuk senden çıktığı andan itibaren artık senin kontrolünde değil. Ancak elinden gelenin en iyisini, içinin sesini dinlediğin, okuduğun oranda yapmaya çalışabilirsin, sonuçtan asla emin olmayarak... Zar atıyorsun kadere, geleceğe doğru, dua ediyorsun. Ama kontrol edemiyorsun. Taht yapıyorsun belki baht yapamıyorsun. Bir açıdan rahatlatıcı, bir açıdan tuhaf.

Öte yandan olumsuz anne örneklerinde olumlu başka figürler görülüyor. Bir öğretmen, anneanne ya da dede varlığı. Bir arkadaşım vardı, anne baba boşanmış, o yaz teyzeye yollamışlar. tüm okuma sevgisini ondan almış ve hayatı radikal olarak değişmiş. Şansına. Çocuklar affediciymiş. Sen yanlış yapsan da tahammül sınırları genişmiş. Bloglarda okuyorum, anneler canlarını dişlerine takmış durumdalar. Ben o kadar enerjik olabilir miyim bilmiyorum. Yarın ücretsiz izin için dilekçemi vereceğim. Ama sonra işe dönmek zorundayım bir vakit... Bebeği bakıcı ile bırakmak zorunda kalacağım. Onu nasıl bırakırım? İçim parça parça. Alternatif yok değil, alırsın kariyeri askıya. Biraz evden çalış, hayat standıardını düşür, idare edilmez mi, herkes nasıl geçiniyor? Geçinirsin evet. Peki bunun Ela'ya faydası/zararı? Bütün gün evde olmak çocukla çok ilgilenmek değil ki. Yoruluyorsun, sıkılıyorsun bazen. Kimliğin kalmamış gibi oluyor...

Bugün Pazar, bugün beni ilk defa bakkala yolladılar. Bakkala gitmekten nefret ederim. Evden çıkmış olayım diye çıktım, Eloş babada. Gittim canım ne istiyorsa aldım. Havalar soğuk olmasa bu kadar Eloşla çıkacaktık. Gavur ellerinde çıkıyorlar da. Aşırı pimpirikliyiz biz. Ne bileyim ben hiç fanile giymem hasta da olmam mesela. Ne olacak çıksak. Ama işte insan korkuyor. Ya da ben korkuyorum. Çünkü korkutuyoruz sürekli birbirimizi. Ne bileyim. Daha rahat olmak isterdim. Neyse, bakkala gittim, kahvaltılık aldım bir sürü. Geldim kahvaltı yaptık. Sonra bir emzirme seansında film koyduk dvdye. Finding Neverland. Fena film değil. Dün gece bir film izleyecektik: Kim 500 milyar ister gibi bir yarışmada büyük ikramiye kazanan bir hintliyi anlatan bir film: "Slumdog millionaire" Filmde sokaklarda koşturan çocuklar filan izleyemedim ben. Azıcık üzücü bir şey olsun yüreğim nasıl eziliyor. Ela'dan sonra ben çok değiştim. Aşırı hassaslaştım, sankim empati denilen duygu yüz katına çıktı. Gördüğüm her yavru benim sanki. Her olay Ela'nın başına geliyor sanki. Deliriyorum, lohusalık mı yoksa bundan böyle böyle mi gidecek bilmiyorum. Hayat bu kadar hassas geçer mi?

Neyse, filmi izlerken Ela'yı ana kucağına oturttuk. Uzaktan işaretler yapıyorum nasıl gülüyor. Çok eğlendik karşılıklı. Sonra teyzesi başladı hareketlere. Ona da kahkahalar, gülücükler. Ellerimi soldan sağa oynatmalar. Gözleriyle takipte. Şu cee ceee ye de başladık. Fena değil. Bütün bir öğleden sonra çok eğlendik.

Yavrunun bir sıkıntısı memede ağlaması. O durumda çok üzülüyorum çünkü meme kutsal mekan. Tüm ağlamaların bittiği, tüm sıkıntıların geçtiği, en imkansız uykuların geldiği yüce saray. Orda da ağlamak insanı çaresiz bırakıyor. Ancak sebep yüzde yüz gaz. İçerken yavrum, kaçıyor havalar. Ağlayınca hemen kapıyorum sert ve seri bir gaz çıkarma. Gaaark diye büyük insan gibi (ilerde buna anne sen ne biçim bir insanmışsın, insan azıcık utanır filan diyecek eminim) çıkarıyor. Sonra memede devam. Sonra diğer meme. Zaten zamanımın çoğu emzirme köşkünde geçiyor. Emzirme koltuğu diye bir şey var, ondan almadık biz. Normal koltuğa çok büyük bir minder koyarsın sırta. Ayağın altına ikea merdivenini dayarsın. Kucakta da yastık. Sorun şu ki iki el de meşgul, emzirmek de uzun sürüyor. Geçen mesela TVde haber türk kalmış, Tayyib Erdoğan'ın konuşması. Ay dinlemek zorunda kaldım, hiç keyfim yok aaa. Ama kanalı değiştiremiyorum, kapıyı açamıyorum, telefonlara bakamıyorum, su içemiyorum. Şimdi Ela'nın sırtındaki elimin altına kumandayı sıkıştırmayı deniyorum, henüz çok başaramadım. Öyle bir yardıma muhtaç durumlar bazı bazı.

Bugün banyo da yaptırdık, artık iyiyiz. ABD'den gelme bir küvet şezlongumuz vardı, amazondan söylemiştim. Faydalı bir şeymiş. Üzerinde durduk, sorun olmadı.

Bu hafta iki büyük hedefimiz var. Birincisi gece 1 uyanmalarını ortadan kaldırmak. Tracy ablaya sorsak EASY yönteminde, 23de bir gece beslemesi var. Ben onu yapamıyorum. Denedim uyanmadı. Çok da ısrar edemiyor insan. Bu hafta 23ü bir zorlamayı düşünüyorum. 23de yese sonra sabah 7de kalksa... Ohoo o uykuyla insan Everest'e bile tırmanır. İkinci istediğimiz kucağımızdaki şşş-pat yönteminden yatakta şşşş-pata geçebilmek. Bugün ilk deneme başarılı geçti. Nazar değmesin. Lütfen maşallah diyin okurken. Bu hafta bunu deneyeceğiz. Yalnız şöyle bir sorunumuz var. Gündüz uykularımız beşer dakikayı geçmiyor. Uykusu geliyor, uyuyor. Hatta kendi kendine uyuyuveriyor. Sonra beş dakika sonra üveeeaaa. Tekrar uyutuyorum beş dakika tekrar üveaa. Gaz mı diye gaz çıkarmaya çalış, hayır değil. Bilemedim, bulamadım. Dalamama sorunu mu desem, uzunca tutuyorum kucakta yine aynı sonuç. Gündüz uyumuyoruz gibi bir şey kısacası. Neysem, belkim bizin kızın keyfi öyledir?

"Gün Ortasında Karanlık" bitti. Çok güzel bir romanmış. Kesinlikle tavsiye ediyorum. İşkence yöntemlerinin en esaslısı adamı bir uyumaya koymamak. İnsan tamam her itirafı imzalarım yeter ki beş dakika uyuyayım noktasına geliyor. Bir yandan tanıdık geldi. Özellikle şu uykusuz günlerde. Nasıl bir nimetmiş kesintisiz uyku. Değerini bilmek lazım.

Ücretsiz izin konusunda bilgisi olan var mı? Mesela 3 ay istesem, 3 ay sonra 3 ay daha istesem oluyor mu? Yoksa baştan altı ay dedin dedin, demedin nanay mı? Burayı okuyan bir avukat annemiz yok mu acaba? Bize bir yardım ne oluuur. Yarın şirketin İKsına da sorucam ama nedense onlar pek habersiz mevzuattan.

Bir yandan büyüyor seviniyorsun. Bir yandan zaman öyle hızlı akıyor ki kaçırmak istemiyorsun. Becerebilirsem video koyacağım yakında.

Herkese iyi geceler... Görüşmek üzere!

21 Şub 2009

Yeşil Kaka

Still Tea içmeyi kestikten, çemenden otundan uzak durduktan sonra ciddi bir düzelme oldu kakamızda. Artık patlar gibi fışkıran sular yok kakadan. Yemyeşil de değil. Sapsarı sayılmaz ama yeşile çalan sarı diyelim. Kaka gibi kaka. Ya da şarkının da söylediği gibi sana sarı kakalar aldım çiçek pazarından... Zaten bütün şarkılar değişe değişe bir hal oldu. Bugün en son gülümmm beniim gülüüm beniim diye çığırıyordum. Kayınvalidem sesimin ninniye çok gittiğini, ben söylerken evdeki herkesin (Ela hariç:) gözlerinden uyku aktığını söylüyordu. Bir ninni kaseti doldurmalı. Az daha gazla her an kaset çıkarabilirim...

Ne diyorduk kaka... Yeşil kakadan çekenler, sözüm size. Çok büyük ihtimal süt dengesizliği var. Süt çok olabilir, yavru dipteki sütü (midesi dolduğundan) alamıyor olabilir. Olası bir çare, aynı memeden bir süre süt vermek. Mesela sağ verdiniz. Bir sonrakine gene sağ. Sol, bir sonrakine gene sol gibi. Bizde düzelme oldu. Artık Ela karar versin ne kadar içecek, ne kadar içmeyecek...

Ninni ve şarkı konusunda zorlananlara seçenekler...

Bugünlerde favorimiz şu:

"Bak bir varmış bir yokmuş, eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış, Boğaziçi'nde
(Tatlı bir kız okurmuş boğaziçinde (beklentilerimiz yüksek!))

İşte bir sabah erken, masal böyle başlamış
Delikanlı genç kıza, iskelede rastlamış
Bakışmışlar göz göze, gören kimse olmamış
Fakat denizde dalga, oynamaya başlamış

Delikanlı yaklaşmış, ne kadar güzelsiniz
Güzel kız uzaklaşmış, fakat siz de kimsiniz
Ben bir erkek meleğim, bırak yanına geleyim
(burada babamız hadi ordan diyor)
Ellerimi sürmeden, gözlerimle seveyim "
(teyzemiz "yok artık")


Sonra... Cenk-Erdem öneririz.

"Aynalı kemer, ince deve
uçan kurbağa düştü göle
seher vaktii bir deredee bulundummm" (aynalı kemer ince bele melodisiyle söylenecek...)

Tabi ki klasik danalar ve bostancının maceralarını unutmayalım.

Sevgiler, selamlar.

Ödül ve Mahçubiyet

Amanın bize ödüller verilmiş. Nasıl mahçup oldum ve sevindim anlatamam. Çok vıdı vıdı gezinirim ama özünde utangaç bi kişiyim. Sevindim çok. İkiz Annesinden Özlem Eren bizi layık görmüş bu ödüle. Demiş ki "Adına yakışır bir anne ve eğlenceli, keyifli satırların sahibi olan Özgür'e". Aldı beni bir düşünce. Bir yorumda yazılmıştı, ne özgürü, ben köle hissediyorum demişti bir annemiz. Son günlerde bende de benzer hisler oluştu:) İşin esprisi bu. Özgürlük, seçim yapabilmektir. Biz anne baba olmayı seçtik, talep ettik. Kabul edildi, aldık nişanlarımızı omuzlara taktık. Nişanlar süt fazlası lekelerden oluşuyor. Artık bütün kıyafetlerimizde var. Hatta lekelerden fal tutmak bile mümkün.

Şimdi geldi işin en zor kısmı. Kime ödül vermeli? Aslında alanlara vermemek gerekiyormuş ama benim çok takip edecek vaktim olmadı. Ben veriyim öyle ha olmaz mı?

1. Öncelikle en eski arkadaşım Kuzunun Annesi. Kızımın adaşının annesi. Onun yazılarını okumak benim için hep bir moral, hep bir destek oldu. Pozitif enerjisi ve gücüne hayranım.
http://kuzubebek.blogcu.com/

2- Canımız, ciğerimiz, Ayşe'miz var. Uzaklardan çok yakın dost kişi. Yorumları her zaman ilaç gibi, her zaman tam kalbinden. Okuması, izlemesi, fotoğraflarına bakması zevkli.
http://herzamankiben.blogspot.com/

3-Yine hamilelik yoldaşlarımdan Özlem. Pek eğlenerek okuyorum yazılarını. Beraber yürüdük bu yollarda:)
http://tastoli.blogspot.com/

4- Karşılıklı otursak saatlerce konuşacağımızı ve elegünü çekiştireceğimizi hissettiğim kiraz sevdası
http://kirazsevdasi.wordpress.com/

5-Pıtırcık - Seyhan!
http://iyimisin.blogspot.com/

6-Heyecanla bekliyoruz yelizi...
http://gununcorbasi.blogspot.com/

7-Kıdemli annelerimizden anne ve bebişi. Her zaman imdadımızda:)
http://annevebebisi.blogspot.com/

8-Karmik arkadaşımız Özgür. Severek okuyoruz.
http://alternatif-karma.blogspot.com/

9-yok ki. Oldukça ilginç yazıları var. Bilim insanı kendisi.
http://yok-ki.blogspot.com/

10-Biliyorum çok oldu ama söylemeden geçemem Yasemin'i
http://cemuyurken.blogspot.com/

11-Çok şey öğrendik ve öğrenmeye devam ediyoruz kendisinden: Pratik anne
http://www.pratikanne.com/

12-Günebakan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın...
http://gunebakantarlasi.blogspot.com/

Korkarım buraya yazamadıklarım var. Ben bunları yazarken Ela bir iki kere cikledi. Bölüne bölüne de zor...

Aslında ödül vermek tuhaf geldi birden. Takip listemdeki tüm bloggerlara bana yorum yazan tüm dostlara gönlümü vermişim ben... Bu vesileyle elimizden geldiğince tekrar teşekkür etmiş olalım. Bizi layık gören Özlem Eren'e de çok teşekkürler...

Kaldık mı Başbaşa?

Babaanne ve dedemiz cuma sabahtan gittiler. Artık ana kız başbaşayız hafta içi. Hafta sonu tam çekirdek aile pozları. Bazen çok kolay ve neşeli oluyor hayat. Bazı gün çok yorucu oluyor. Uykumu biraz olsun aldığımda daha kolay, uykusuzken zor diyordum. Oysa dün erken yattım ve görece daha çok uyudum. Sabah babası kızımı uyuttu ben biraz daha uyudum. Ne doyulmayan şeymiş şu uyku. Kesintisiz uyuyamıyınca kesmiyor demek... Gece saat 1.15 de emiyoruz, bir de 6-6.44 civarı. Gerçi emme süremiz bir saati geçiyor bazen. yani 2.30da uyusam dört saat filan uyuyor oluyorum. Neyime yetmiyor? Belki de bebiş uyuyunca uyuyun diyorlar ya o uymuyordur bana. Çünkü yatırıyorum Ela'yı. O uyuyor ben uyuyorum. Tam dalmışken uyanıyorum. Böyle 15 dakika, 20 dakika filan uyuyunca tam sersem. Yani hatırlarım final zamanlarını. Uyumazdım ben, öyle leyla leyla gezer idare de ederdim. Şimdi ne farkı var? Belki şu kısa uyuklamalardan vazgeçmeli. Ama o da piyango. Bakarsın 2 saat uyuyuverir, belli mi olur?

Aslında kendimizce bir düzenimiz var. (Bunu dediğim anda ters bir şey oluyor ya hep...) Kayınvalide dedi ki, "çocuğum yapmaz, kocam aldatmaz" demiyecekmişsin. Büyük konuşmamak lazım demek herhalde. Ne bileyim. Kaçak kaçak kitap okuyorum. Yani sen Koestler'i okumayı ertele ertele bugünlere nasib olsun. Bebişi emzir, okşa, sonra git cezaevi işkencelerini oku. İşkencecinin itirafı imzalatırkenki mantıksal tartışmalarını oku. Allak bullak oluyor insan. Ben sıcacık evimde, korunaklı hayatımda, tarihin köşesindeyim, zamanın dışındayım sanki. Sınıf, eğitim, köken gibi binlerce ayrıcalıkla kuşatılmış. Bir yandan tutuklamalar sürüyor. Haber olmadığında ya da haberleri izlemediğinde yokmuş gibi oluyor. Diyelim A kişisi 17 şubatta tutuklandı. Sen buna 17 bilemedin 18 hadi olsun 19 şubatta üzülebilirsin. 20 şubatta aklında yeni haberler ama tutuklanan kişi için koşullar değişmedi. "Gün Ortasında Karanlık" okuduğum kitabın adı. Eski tüfeklerden birini alıyorlar içeri, dahil olmadığı bir suikast girişimiyle ilgili itirafname imzalatma çabası. Diyor ki adam, ne benim, ne eski tüfeklerin hali mi kalmış, alt tarafı gevezelikler işte. Sanırım işin koptuğu nokta böyle bir yer. Milan Kundera'nın Şaka'sında da vardır. Bir gün bir kartpostal atar kız arkadaşını sinir etmek işin. "Yaşasın Troçki" yazar sonuna. Soruşturmalar, itiraf istekleri. Elle tutulur suçlar var elbet. Bir de masallar, bir adamın geniş fantazi dünyası ve sözleri. Haberleri takip etmiyorum, belli belirsiz. Televizyonu fazla açmamaya çalışıyorum.

Ela ve ben nasılız? Ela iyi. O kadar hızlı büyüyor ki inanamıyorum. Sesime ses veriyor. Karşılıklı konuşuyoruz sanırım. Bir "eeaaahhh" diye çıkardığı ses var ki inanılmaz. Böyle bir derin iç geçirir gibi. Önceki hayatınızda Kleopatra filan mıydınız kraliçem? Ben de gönüllü cariye tabi:) Baba ile de sohbetleri var. O sesleri kaydetmek lazım, ancak insan öyle seviniyor ki, gidip kamerayı alamıyor eline. Bu dönemi hepten kaydetmek isterdim. Büyük mucize, küçük insan. Öğreniyor. Örneğin artık bilinçli olarak tutabiliyoruz. Peki ilk ne tuttuk, annenin saçını tabi. Canımız sıkıldığında hopp bi doluyoruz elimize. Sonra gözlerimizle takip ediyoruz. Güzel gülücükler, kahkahalar atıyoruz. Gaz sorunumuz zinco ile azaldı. Kolik de değiliz Allaha bin şükür. Yine de aspiratörü küçümsememek laızm. Her derde deva.

Ela'yı bir kaç kez yatırdık, uyandı. Babasının omzunda uyuyor şimdi. Bu defa yatırmadı. Ela omzunda, baba bilgisayar başında. Ben de yan bilgisayardayım. Oturmayı bir öğrensin ona da laptop alacaz, ortamıza oturtacağız. (Ben bu satırları yazdıktan sonra yatağa yatırmayı tekrar denedik ve tekrar uyandı. )

Yazıyı da çok uzatmamak lazım. Olmadı bir tane daha yazarız değil mi ama?

15 Şub 2009

Bir gün, bir sevgili, bir yavru ve serbest kalan düşünceler...

Bu sene sevgililer günündeki en güzel hediyeyi kızımızdan aldık. Önceki gün bizi oldukça yorduktan sonra, sevgililer gününde bir melek bebek oldu. Güzel emdi, güzel uyudu. Akşam huzursuzlanıp, ağlayıp, anne ve babaya bol bol ninni söyletti ama olacak o kadar. Sonra akşam uykusuna yattı, uzunca bir süre uyudu. Böylece anne de banyo yapabildi, saçını kuruttu, bebişin kıyafetlerini düzeltti, yatak odasındaki tuvalet masasının gözlerini yerleştirdi(yok artık! evet evet...), bir takıp eşyaları sınıflandırdı filan. Sonra süslendi, baba masa hazırladı, dolmaları pişirdi, anne turuncu örtü serdi, mumları koydu. Sonra... Sonra mumları yakamadık, çünkü bebiş salonda uyuyordu, mumun kokusu rahatsız eder, efendim odada oksijen biter diye yakmadık. Öylecene yemeklerimizi yedik. Biraz süslendik filan.

Sonra da en sevdiğimiz yönetmenin filmini izledik. Filmin sonunda dosyanın sonunun bozuk olduğu anlaşıldı:( Kevin Smith'e burdan hürmetlerimizi sunuyoruz, büyük adam. Bu vesileyle izlemeyenlere, Clerks, Chasing Amy, Dogma filmlerini tavsiye ederiz. İzlediğimiz kısma kadar bol bol güldük.

Dün akşam kız gene bir ağlamalıyımmm ağlamalıyım moduna girdi. İnsan bazen çok çaresiz hissediyor. Farkettim ki çevrede biri olunca ben kötü oluyorum. Bugün gene ağladı ama aynı şekilde panik olmadığım için güzelce kucağıma aldım, aspiratörün oraya gittik, ninni söyledik sakinleştik. Halbuki dün sakinleşmek mümkün olmadı. Çünkü çevrede birileri "bu ağlıyor, ağlamamalı, ne yapmalı" diye panik olunca, fena halde huzursuz olup, ne olur Allah'ım ağlamasın moduna giriyourm. Bebiş de bundan etkileniyor. Catch 22 durumu. Sonra panik halinde telefonlar acaba süt yetmiyor mu? Anlatamadım, bizim derdimiz azlığı değil çokluğu. Derdimiz de yok esasen. Üf. Neyse şikayet yok. Sütün geliyor mu mafyasından sonra, sütün yetiyor mu mafyasına da değinmek lazım. Acaba orta sınıfa has bi delilik mi bu diye düşünürken koca hiç sanmıyorum dedi. Yani çevreye bakıyorum, hastaneye gidiyorum, herkes haldır haldır emziriyor. Yani neticede memelerin görevi bu. Emzirememe diye bişiy var tabi ama bu yüzde onu geçmezmiş.

Peki hal böyleyken, telefunken? Yani bu panik nedir ayy sütün geldii mii, geliyor mu, yetiyor mu, ay yetmezse anlamazsın bak çocuk aç kalır, ishal olur bilmemne. Herkesin sezeryanla doğurması gibi bişiy. Mama firmaları mı sponsor bu ruh hallerine. Drama Queens. Annelikle ilgili bir yara mı var nedir? Kadınlar ezilince ilgi çekmek için buna mu başvuruyor bilinçli bilinçsiz. Yani ortalık duygu çorbası. Kepçe kimde Allah bilir... Bunun üzerine düşünüp duruyorum. Başka toplumlarda nasıl bilmiyorum ama daha az duygu olsa çevrede ben daha rahat ederdim onu biliyorum.

Bu kadar doğurgan bir toplumda, nüfus haldır haldır artarken, anneliğe dair her mevzu nasıl bu kadar "büyük sorun" (big deal!) haline geliyor. Bunalmışım biraz. Sütün yetiyor mu? Yetmiyor diyelim ne yapıcan sen mi emziricen? Sanki gizli gizli yetmesin istiyorlar. Sanki herkes gizli gizli bir sorun olsa da ele güne biz de anlatsak diyor. Sürekli hastalıklar anlatılıyor. Falancanın kızı hastalandı, sonra iştahı bir gitti bir daha da kendine gelemedi. Yıllarca sıska kaldı. Sıfır beden filan oldu. Abarttım tamam.:) Ama nedir bu iştahı gitti, aman ishal oldu, aman paniik paniik. Başkalarına anlatmalar. Arabeskiz belki de budur. Halimeee bakkk dertli çall, kemancıı başımın taacııı gitmeee. Biz değil miyiz özünde komik filmlere bile illa bir hüzün, gözyaşı katmadan duramayan. Yeteeeerrrr. Yeter.

Sütün yetiyor mu diye soranlara alternatif yanıtlar:
-yetiyor hatta fazlasını yüzüme sürüyorum, cilde iyi geliyor.

Sakin ve huzurlu günler dilerim. Hayatlarımız yalan rüzgarına dönmesin inşallah. Pembe dizi kıvamında yaşamayalım. Ben böyle felsefi derinliği olan, bilim kurgusal öğeler barındıran matrak bir film olsun isterim şartsa. Biraz da içine insanlık halleri girsin, sufilik girsin. Gülüşler olsun bol bol, hayatın renkleri olsun.

Alev Alatlı çocukları anneden alıp genç yaşta okullara vermeli derdi. Kadınsı öğenin etkisinden kurtulmamız için. Anadan kopamayanlar toplumuyuz. Yavrumu kimselere, okullara filan vermek istemem tabi de, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum şu anda...

En kötüsü okuyamamak bugünlerde. Gerçi Koestlerin Gün Ortasında Karanlık'ı okuyorum. Fil gibi hafızam vardır, bir türlü okuyup okumadığımı hatırlayamadım. Konusunu da hatırlayamadım. Okumaya başladım yarısına gelicem herhalde okumamışım. Sıfır hafızada. Sonra dün çok sevdiğim bir filmin adını hatırlayamadım, biraz feminist, biraz lezbiyen, biraz aile boyu bir filmdi. Blogdan sormayı bile düşündüm. Sonra nasıl olduysa hatırlaıdm "Antonia's line" Antonia, çok güzel bir film. Fırsat gelmişken tavsiye ederim. Gerçi içinde sert sahneler de var, şu anda yürek kaldırır mı bilmem. Tam bir kadın filmi.

Böyleyken böyle. Dün sevgililer gününde melek bebekti bizimki, bugün huzursuz bebek oldu. Uyumadı bir türlü, biraz önce teyzesi uyuttu ben de dün yazmaya başladığım bu satırlara devam edebildim. Yorumları ilgiyle okuyorum ama çok geç yanıt verebiliyorum, umarım kusura bakmaszınz. Kalbimdesinüiz ve çok iyi geliyor.

Veteran annelere sorular?
Bebek arabasına en erken ne zaman binilir ve ne önerirsiniz?
Kanguruya binsek mi? Zamanı gelmiş midir?

Sevgiler bu yakadan.

12 Şub 2009

Yeşil Kaka - Çemen Otu / Fenugreek - Emzirme - Anne Sütü - Still Tea

Bizim kız bir süredir yeşil kaka yapıyor. Doktora da sorduydum, rengine takılmayın dediydi. Kayınvalide gelince çok dertlendi. Neden yeşil, neden yeşil diye. Gece uykuları kaçmış. Kızın başka sıkıntısı işte bildik gaz durumları, bir de kaka yaparken sulu ve fışkırıyor. Artık dayanamadım doktoru aradım. Aramadan önce gerek ingilizce, gerek türkçe sitelerde bol bol araştırma yaptım. Türkçe sitelerde genelde normaldir, geçer denmiş. İngilizce sitelerde de bir kaç ihtimalden bahsedilmiş. Doktoru aradım, doktor eğer sümüksü değilse ve kan yoksa sorun yoktur dedi. Eğer günlük kaka sayısı öncekinin iki katına çıkarsa getirin bakalım dedi. İçim rahat etti.

Araştırmada bulduğum enteresan bir konu var. Yeşil kakanın olası sebepleri şunlar. Hızlı sindirim, bu genelde foremilk/hindmik yani sütün başı ve sonunu dengesiz almaktan kaynaklanabilirmiş. Fazla besleme nedeniyle olabilirmiş. Memelerde öyle çok süt varki bebek daha ilk kısımla doyuyor, bir türlü sonunu getiremiyor mesela. Eğer dert buysa çözüm dört saat boyunca aynı memeden beslemekmiş.

Bir diğer ihtimal gıda alerjisi. Bütün riskli gıdaları kestim. İnek sütü, fındık, fıstık, antep fıstığı, yumurta, kafein, çikolata, kakao, meyve suyu vs. Bir değişiklik olmadı.

Bir diğer ihtimal iseeee çemen otu. (fenugreek) Bunun fazla tüketimi yeşil, sulu kaka yaparmış. Gaz ve ishal yaparmış annede de. Pekiii bu neyin içine var? Humana Still Tea içinde. Süt yapıcı olarak içtiğimiz still tea sanırım bizim yeşil kakaların sorumlusu. Bıraktım iki gündür hafif bir sarıya çalma gördük. Bakalım sonuç neler olacak. Belki gaz durumuna da yardımcı olur bırakmak.

Yani aklınızda olsun. Başka arayanlar olursa diye yazayım dedim. Zaten nerde nadir görülür bir şey var bizi bulur:)

Çemen Otu Yan Etkileri

Çeviri denemesi:

"
Bebeklerde görülebilecek yan etkiler (Çemen otu)

Bebek büyük çoğunlukla annenin çemen otu kullanmasından etkilenmez. (Sütün artmış olması dışında.) Bazen bebek de anne gibi akça ağacı şurubu gibi kokar. Fakat, bazı anneler çemen otu aldıklarında, bebeklerinin huysuz ve/veya yeşil-sulu kakalı olduğunu farketmişlerdir. Anne çemen otunu bıraktığında belirtiler kaybolur.

Çemen otu annede ishal ve mide sorunlarına yol açabilir, dolayısıyla bebekte de görülebilir. Ayrıca herkesin her bitkiye alerjisi olabilir. Çemen otu alerjisi nadir de olsa bildirilmiştir.

Bu belirtilerin bir nedeni de (bitkiye bir reaksiyon göstermeden daha yüksek ihtimalli olarak) annenin çemen otu nedeniyle sütünün fazlaca artması ve belirtilerin aslında fazla sütten kaynaklanmasıdır. Bebek fazla süt olduğu için foremilk (sütün sulu kısmı) çok müktarda alır. Huysuzluk, gaz ve sulu yeşil kaka fazlaca sütün klasik semptomlarıdır.

Denenebilecek şeyler:

Farklı bir bitki deneyin. (Neden çemen otu mu anlaşılır)

Çemen otunu almayın ve başka bir şifalı ot da kullanmayın. (Sütünüzü gerçekten arttırmanız gerekli mi bir sorgulayın)

Çoğu anne, sütleri yeterli olduğu halde yetersiz olduğunu sanır."

Umarım işe yarar! Kolay çıkan, az gazlı günler dilerim!
Yediğimize içtiğimize aman dikkat.

Savrulan Bir Yün Yumağı Akıp Giden Günlerimiz...

Günlerimiz geçiyor. Her yeni gün yeni bir doğum sanki. Bir gün uyanıyorsun dinlenmiş. Gece sütler içilmiş, uykular uyunmuş. Güne gülerek başlanmış. Düzenli, biraz vızvız sonra sakin. Ah diyorsun benim kızım büyümüş mü yoksa? Ertesi gün dünden eser yok. Bir gaz belası gelmiş, yavru huzursuz. Düzende aksama. Bir gün öncesi unutulmuş. Sonraki gün herşey süt liman, ah benim akıllı yavrum.

Annelerin hafızası balık hafıza mı acaba?

Bugün bir arkadaşım geldi, uzun zamandır görüşmemiştik. Taa Dubai'lerde yaşıyor. Heyecanlı sorular soruyor, farkettim ki hiç yanıt veremiyorum. Unutmuşum. Bir bugünü, bir dünü hatırlıyorum o kadar. Bir de doğum sıralarını. Onun dışında cevap veremiyorum. O kadarı kalıyor zihnimde. Bir hafta önce nasıl da zorlanmıştık. Uçmuş gitmiş. Bir de insan nazardan çok korkar oluyor. Ya da tuhaf bir inanış, iyi dersem hemen arkasından kötü bir şey olur diye mi programlanmışız. Zaten rasyonel ve mantıklı olan kişiliğim askere filan mı gitti. Geri gelecek mi? Öyle acizsin ki çocuk karşısında öyle mantık, akıl filan çaresiz. O nedenle kendini teslim etmek istiyorsun.

Hormonlar da etkili. Ah dokunsan ağlayabilirim. Bir yandan da mutluyum. Genel olarak stres miktarım da yüksek. Belki ben ayrıca deliyimdir başkalarından. Evden çıktığımda aşırı huzursuz olup hemen eve dönmek istiyorum. Sanki ben yokken sürekli ağlıyor ya da ağlayacak. Bugün bebiş uyurken onu izledim. Yaşayacaklarını düşündüm. Onu dünyanın tüm kötülüklerinden korumak istedim. TVde ne zaman kötü bir olay görsem, duysam hep yavruyla bağlantılı algılıyorum, korkuyorum. İşte hassaslık durumları.

Halbuki ne de güzel konuşuyorsun nihilizm, ölüm, intihar filan konularını bıdır bıdır önceleri. Şu anda aynı bakışla bakmam mümkün değil. Belki zamanla geçer. Sanki beynimdeki karanlık bir alan açıldı. Dünya ile, diğer insanlar ile bağlarım bir anda artışa geçti.

10 Şub 2009

Yeni Donem

Bugun annemi yolcu ettik, kızımın babaannesi geldi. Of of. Bakalım Ela nasıl alışacak, bakalım ben nasıl alışacam. Sanki üç yaşına döndüm, anne gitme diye ağlayasım geldi. Ağladım da biraz. Nasıl alışmışız varlığına. Biz de böyle bir aile olmuştuk işte. Eloş nasıl alışacak bilmiyorum. Ben ne yaparım bilmiyorum. Konforumuz bir yana, o duygusal destek ne olacak. Ben o kadar güzel ninni nasıl söylerim, nasıl öyle güzel severim. Ay pek hüzün oldum zaten hassasım. Ela'ya da geçti. O ağladı, ben ağladım. Uyutana kadar canım çıktı, sonra ben de yattım uyudum onunla. Dinlenmişim biraz. Şimdi kalktım birazdan emzirip yatıracağım tekrar. Ben de yatacağım. Tuhaf şey. İnsan annesini daha başka anlıyor. Kimbilir daha anlayacak neler var. Off nasıl yağmurlar yağıyor bugün içimizde.

Çok mızmızlandım. Sabredip alışmak lazım. Yeni bir düzen oturtmak lazım. Hem duygusal, hem fiziksel konforlardan kopmak lazım. Prenses olduk resmen.

Haydi ben emzirmeye, oradan uykulara. Yarın yeni bir gün...

Teşekkürler annecim. Varlığın bu süreci güzelleştirdi, renklendirdi, kolaylaştırdı. Çok seviyoruz seni. Ellerine, ayaklarına, yüreğine sağlık. İnşallah ben de kızımın doğumlarına gider, ona yardım ederim. Hey gidi... Zaman ne kadar saçma geliyor bazen.

8 Şub 2009

Bilmiyorum Ne Haldeyim, Gidiyorum Gunduz Gece...

Ayşe sormuş ne oldunuz diye, yanıtlamamak olmaz.

İyi diyelim, iyi olalım. Ağlamalarımız var. Süt iki saatte bire iniyor gündüzleri. O öyle istiyor, ama acaba çok mu içiyor, az mı emin olamıyorum. Okuduğum bir kitapta keşke memelerde benzin istayonları gibi bir gösterge olsaydı diyor, hak veriyorum. Akşamları Baby whisperer tadında mama yüklemesi yapıyorum. O iyi oluyor. Bebiş büyüyor. Kırkı çıkıyor. Benim doktor kontrol vaktim geldi. Bir sorun çıkmazsa normal bir insan olarak hissedeceğim kendimi.

Oniki kilo vermiştim ilk ayda. O günden beri verdim mi bilmiyorum ama kendini dev gibi ve şekilsiz hissediyorum. Dışarı hava almaya çıksak, koştur koştur geri dönüyoruz. ki yavru acıkmış ve ağlıyor oluyor. Zinco veriyoruz, sanki gaza biraz iyi geldi gibi? Ama emin değilim. Anne olmak sürekli endişe mi demek? Normalde ben nasıl da kendine güvenli, sakin bir insanım oysa. Akıl sağlığım iyi değil gibi geliyor bazen. Ya normali bu, ya ben oynatıyorum yavaş yavaş.

Öte yandan bakışlar, gülüşler inanılmaz. Kocaman bir insan gibi derin derin bakıyor bazen. Sanki dünyayı çok iyi biliyor, sanki inanılmaz bir bilgi ve bilgelikle doğmuş. Anlamlı anlamlı bakıyor. Gözlerimiz dalıp gidiyor. Bitanecik. Ninni konusunda kendimi aştım. Sürekli orjinal sözler buluyorum söylerken (öbür türlü canım sıkılıyor) Geçen kırmızı başlıklı kızı anlattım, babası sonunu sevmedi. (Kurtun karını yarıp taş dolduruyorlar, o da su içerken kuyuya düşüp ölüyor) Çok vahşi geldi, böyle anlatmayalım dedi:)

Annem gidiyor yarın. Kayınvalide gelicek, on gün kalıcak. Sonra başbaşa olacağız. Tek başına başaranlarla gurur duyuyorum. Sabahları annem alıyor Ela'yı bir süre ve ben uyuyorum. O sabah uykusu olmadan (o 1.5 saat yok mu...) kendime gelemiyorum. Bakalım. Belki de gelirim. Yorgunluk kötü, çünkü insan daha stresli oluyor. Yavru onu hissedince daha huzursuz oluyor. Belki kendimi sakinleştirmem için bana da bir emzik lazım? Asıl mesele bu önce sen sakin ve huzurlu olacaksın ki bebiş de olsun. Tekrar yoga yapabilsem... Yarın doktora sorayım. Zihin sakinliği çok önemli.

Bizim kediloşumuz vardı, ben hamile kalınca bir arkadaşımızın yanına çıktı kedimiz. Benim de eşimin de alerjisi var, buna rağmen ondan ayrı kalmamıştık. Ama bebiş olunca işler değişti. Umarım kızımda alerji olmaz ama risk yüksek. Kediloş gitti. Bazen kucağıma yatardı okşardım, eğer dikkatim bir an dağılsa trip atardı kedi. İnsanın yavrusu olunca çooook daha başka. Hiç dikkatin dağılmayacak, hep onda olacak aklın, fikrin ruhun. Hep güleceksin, hep rahat olacaksın...

Bugün bir arkadaş geldi ziyarete, ya merak etme bir yirmi yıla rahatlarsınız dedi, güldük.

Dünyalar tatlısı. Her geçen günle insan daha da bağlanıyor ve içindeki sevgi miktarına inanamıyor. Anne olmak başka bir şeymiş. Tarifi imkansız. Allah tüm dileyenlere tattırsın, hayırlısıyla...

Sevgiler

5 Şub 2009

Ne Olur Kolik Olmasın...

Nazarlara mı geldik? Tam düzen filan derken... Öğleden sonra ağlamalarımız dayanılmaz hale geldi. Kolik değlildir belki. Okuyorum okuyorum ama yorgun ve uykusuzum. Takip ettiğim bloglarda kolikle ilgili yazılar vardı ama beyin bloklanması yaşıyorum. Hiçbirşey hatırlamıyorum. Ne yapmalı, nedir?
Olmasın ne olur kolik olmasınnnn...

3 Şub 2009

Sütliyaç

"Sulandırılmış süte sütliyaç denir, bir bakarsın bu da bir ihtiyaç"
Metin Akpınar / Aşkolsun
Bugünlerde gündemde hep süt süüt süüt var. Süt verdikçe insan sürekli su içmek istiyor. Zaten sütün çoğu su. Su içtikçe süt oluyor. Yalnız ilginç olan ben artık su içerken süt tadı almaya başladım. Sütmüş gibi geliyor. Derya Baykal'a inat açık sütle de sütlaç yaptı annem, oh olsun.

Allah nazarlardan saklasın, bir düzenimiz oluştu gibi. Sanki daha bir anlar olduk hallerden. Bol bol konuşuyoruz. Herkes ayrı telden çalıyor yalnız. Teyzesi başka bir mesele anlatıyor, babası okuduğu makaleleri anlatıyor, ben tamamen çağrışımsal, anneannesi ile sohbetleri dillere destan zaten. Yalnız geçen işte bu sütleri içiyorsun, bir kısmı ağızda parçalanıyor, proteinler midede sindiriliyor, sonra ince bağırsakta parçalanma işlevi devam ediyor. Glikoz kana karışıyor, beyine gidiyor. Su böbreklerde süzülüyor vs diye anlatırken, babası kapıdan fısıldayarak "d vitamini de ince bağırsakta emiliyor" dedi, koptuk. Kopya verdi:) Aman yanlış bilgi olmasın! (Yağlarla birlikte alınıyor.) (Konu açılmışken, D Vitamini vermeye devam ediyoruz bu arada.)

Küçük mucize, insan izlemeye doyamıyor. Koklamaya doyamıyor. Maşallah. Allah tüm bebeleri korusun inşallah.

Arada arkadaşlar gelip gidiyor. Şöyle havalar düzelsin, Eloş biraz büyüsün, atayım arabasına, şööye bir gezmelere çıkalım, blog arkadaşlarımızla ve yavrularıyla buluşalım, tanışalım, caddelerde maddelerde fink atalım istiyorum. Ah ah, gelecek o günler de. Zaman çok hızlı geçiyor, yavru çok çabuk büyüyor...

1 Şub 2009

Doktor Kontrolü... 31 Ocak 2009... Resmen Bir Ay Yahu...

Bugün doktora gittik. Çok şükür, iyiyiz. Aldığım bütün notlara (hıçkırık, hapşırık, yeşil kaka vs) normal normal dedi doktorumuz. Bir de kalça ultrasonu çektiler. Gerekli midir, şart mıdır bilemedik. Aşısını yaptırdık.

Büyümüşüz, 4450 gr, 54.5 cm olmuşuz. Maşallah maşallah. Genç kız olduk artık canım:)
Bundan böyle acıktığında besleyecekmişiz. Gece uyandırmayacakmışız. (Ama bilemiyorum, normalde 11 gibi yerdik, bugun atladık. Çünkü uyanmadık. Şimdi sabah 5e kadar uyursa beslemeyecek miyim? Kafam karışık...)

Bugün süt sağdım pompayla ve dolaba koydum. Biberonu bir deneyeceğiz bakalım alacak mı? Memem ağrıdığı için pompa yaptım. Biberonu da denemiş oluruz dedim. Eğer tek bir öğünü biberonla anneanne ya da baba verebilirse ben de kesintisiz (görece kesintisiz) uyuyup gün boyu daha aktif, dinamik ve heyecanlı olabilirim belki. Bakalım, emzikle çok şansımız iyi gitmedi. Anne memesini taklit eden biberonla nasıl olacak göreceğiz.

Emzik konusu enteresan. Ben çok taraftarı değildim de yavruda inanılmaz bir emme içgüdüsü olunca mecbur kaldık. Aventten almıştım ben bi tane ne olur ne olmaz diye. Sanıyorum ki emziği ağzına vereceğim ve mucizevi bir şekilde emecek, rahatlayacak... Nerdeee... Siz beni ne sanıyorsunuz kuzum bakışlarıyla ne kadar verdiysem tükürdü. Sinirlendi. Annem verdi. Yok, nefret etti çocuk. Ama parmaklarını, benim parmaklarımı, ellerini emip duruyor, olacak gibi değil. Atladık gittik 3 farklı marka emzik aldık. Chicconunki favori, diğerlerinin yüzüne bile bakmadı. Ona da tavır, "maaaağdem bu kadar ısrar ediyorsunuz bi beş on dakika denerim tamam" tavrı. İşimiz iş. Ama serçe parmak gibisi yok. "Annemin serçe parmağı olsun her zaman emerim, mis gibiii"

Bakalım. Uyku yetmiyor bir türlü. Uykusuzluktan ölüyorsun, e uyudu yavru sen de yat diyorsun kendine. Bu defa da uykusuzluktan uyuyamıyorsun. Ama tabi, öyle bir mutluluk ki uyku muyku hikaye. Bir de gerçekten anne olunca anladığın şeyler var. Bir çocuk anne babasını çok sevebilir, çok bağlı, çok yakın olabilir. Ama anne, baba olup da çocuğu sevmek tarifi imkansız, farklı bir duyguymuş. Bunu anlatmak mümkün değil. Bilmeyene anlatamazsın, bilen de biliyordur zaten durumlarından. Başka bir sevmek buymuş.


İçinde kavga eden senler bir bir barışıyor
Ömrüne senden de önemli birşey karışıyor
Daha dün bebektin bir tanem
Kendini her şey sanıyordun
Ve bir anda...

Bir başka aşkla alev alev tutuşup da birden
Yeni baştan oldun...
Bir başka aşkla alev alev tutuşup da birden
Yeni baştan oldun...

Sezen Aksu
Söz: Aysel Gürel Müzik Onno Tunç