27 Şub 2009

Misafirliğe Gittik...


Dün kızımızla ilk kez misafirliğe gittik. Kanguru içime sinmedi. Bir güzel giyinip, resimde görmüş olduğunuz taşıma şeysine (adını bilmiyorum, port bebe mi?) sarınarak çıktık. Ev sıcak olduğundan son dakikada hızlıca giydireyim aman terlemesin, dışarda üşümesin derken, biraz panik yaptık. Bebişi kucağıma aldım, baktım palto giymemişim, onu giydim filan derken para al, telefonları al... Sen anahtarları evde unuttt. Hehehh. İlk kez unutuyorum anahtarları çook uzunca bir süre içinde. Telaşe memuresi pozisyonları. Öğlen uykusu uzun sürdüğünden, üstüne emzirmede uzayınca geç kaldık biraz. Nerden kaldınız dediler. Biraz acele ett durumları yaşandı evde. Şahsen kendimden utandım. Bu duruma derhal bir son vermeyi düşünüyorum. Ne acelemiz var, paniğe ne gerek var. Dışarı çıkarken bir acemilik oluyor üstümde. Havalar çok soğuk. Ben kendim de çıkmaya çıkmaya unuttum mu nedir.

Çıktık, taksi bulduk. Çok kısa mesafe ama bişey demedi sağolsun. Sonra gittik. Eloş uslu uslu uyudu biraz. Gittiğimiz evin kızı bir yaşını geçti. Diğer misafir arkadaşın kızı da altı aylık. Değişik 2008 modeller olarak oturduk. Her yavru ayrı bir dönemde. Eloş uyandı biraz kucakta durdu. Altını değiştirdik filan. Biraz sohbet. Arkadaşımın eşi kısır yapmış, makarna salatası yapmış sabah işe gitmeden (hamarat koca) onlardan yedik. Sonra tabi anahtarı unuttuğumdan sevgiloş gelene kadar mahsur kaldık biraz. Çok ters bir durum olmadı yalnız, kızımızın saat beş ağlaması tuttu. O evde de aspiratör vardı yaşasın. Biraz rahatladık. Ama tabi ben o ağladıkça stres oldum, ben stres oldukça o ağladı. Arkadaşlardan birinin yavrusu bir keresinde dokuz saat ağlamış, genelde de o dönem çok ağlarmış. Diğer arkadaşın yavrusu hiiiç ağlamamış bi kere bile. Normalde çok sakin bir insanım, feci gerildim. Yavru ağlar, ben stres, babayı bekliyoruz bir yandan. Neyse geldiler, huzur içinde evimize geldik.

Son tahlilde son kısmını saymazsak fena geçmedi diyebilirim. En azından kızımla ilk kez başbaşa dışarı çıktık. Puşetsiz ve kangurusuz. Kendi imkanlarımızla. Mesafe çok kısa olduğundan ilk kez oto koltuğuna binmedik. Taşımakta zorlanıyorum yavruyu, 5.4 kilo civarıyız artık. Yarın doktor kontrolümüz var. Tam sayıyı o zaman alırız.

Kendimi biraz yorgun ve gergin hissediyorum. Az önce uzman tvde kolikle ilgili bir video izledim. Ordaki doktor diyor ki, "normalde yoğun çalışan başarılı kadın, anne olunca, tamam alırım altı ay iznimi bebeğe mükemmel bakarım modunda oluyor, sonra sorun çıkınca stres oluyor. Dahası başında büyüklerden varsa iyice stres oluyor, en iyisi kendi kendine kalıp kendine güvenmesi. Ağlama beklentisine girince bebek ağlıyor". Gazı olan bebeğin tedavisi için anne ne yapmalı?
Gerçi bizim kızın koliki yok. Saat beş civarı ağlıyor ama üç saati hiç geçmedi. Aspiratör işe yarıyor. "Karlı kayın ormanı" çok faydalı. Özellikle tavsiye ederim. Tam ninni malzemesi. Nedense bizim kızı çok sakinleştirdi. Ben de yakında kaset çalışmalarına başlayacağım.

Yani videoda diyor ki, annenin bebeğiyle ilgili iletişimine bakması lazım. Normal zamanda, sohbetimiz, muhabbetimiz iyi. Karşılıklı sesler çıkarıyoruz, gülüyoruz. Gün içi uykularımız düzeldi. Artık pışpış yapmadan uykusu gelince kendi kendine bile uyuyor. Maşallah. Yalnız dün ve önceki gün akşam uykusuna geç yattık. Uyudu uyandı sürekli. Düzen bozulur gibi olunca yavru hemen etkileniyor. Tracy düzenini de tam oturtmuştuk halbuki. Sabah 6-7 civarı uyan, beslen, oyna uyu, 10 gibi beslen, oyna, uyu derken akşam 7-8 gibi yatıyordu. Tek kusurumuz 23 civarı uyandırıp emziremediğim için o 1de uyanıp emiyordu. Ki hafta başında bu hafta bunu düzletmeyi planlıyoruz yazmıştım. Kısmet olmadı. Bakalım haftaya. Benim anladığım önce benim bir kendimi düzeltmem gerekiyor.

Kadınlar anne olunca bir tuhaflaşıyor, ben dahil. Dün misafirlikte de aynı şey oldu. Karşılıklı akıl alma verme mi, bitmez tükenmez bir rekabet mi, yarış mı anlaması çok zor. Kaç kere banyo yapıyor, kaç dakika emiyor, evde çok giydiriyor musun, uyku düzeni nasıl, o mu, bu mu. Ben bu hikaye normal doğum mu, sezaryen mi vakitlerinde kalmıştır diye ummuştum. No. Bundan böyle her detay konuşuluyor. Konuşulmasın mı? Konuşulsun tabi. Ancak her "ben böyle yapıyorum" ifadesi "sen neden böyle yapmıyorsun?" demek. Yani belki çok genellememek lazım ama bize böylesi denk geldi. Konuştuğumuz her annenin her konuda bir tarzı var (ki bu çok normal) ve bu konuda aşırı fikir sahibi. (Strong opinion. Bu kısım da belki normaldir, hormonaldir, evrenseldir ne bileyim) Yani ben Ali Kırca'nın yerinde olsam, ya da shotw tvde program yapacak olsam, yemekteyiz efendim siyaset meydanı filan uğraşmam. Çıkarın beş tane anayı, analıkları hakkında azıcık fiştekleyin bakalım reytingler kaç olacak? Değişik yaş ve eğitim gruplarından koyun. Bebek kaçta yatmalı sizce diye sorun bakalım. Haftada kaç gün yıkamalı? Anne sütü mü, mama mı? Kan gövdeyi götürsün.

Aslında Sema Paktuna'nın kitaplarını okurken, annenin çocuğu kaybetme anksiyetesinin ciddiyetini anladım. Bir annenin hayatta en çok korktuğu şey, çocuğunu kaybetmek. Belki de bu yüzden annelik konusundaki en küçük eleştiri kırıntısı, iması bile anneyi derinden yaralayıp içindeki "yavruma zarar verdiğimi mi kastetti" düğmesine basıyor. Üstelik her çocuk farklı. Yani kimi 8 dakikada doyar, kimi 20. Kimi melekler gibi uyur, kimi hareketli çocuk. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı. Belki de budur. Nerden okudum. Lohusalık 18 ay sürüyormuş. Bu süre zarfında hassas ve duygusalsın. Belki de süre dolana kadar fazla mantıklı olmayı beklememek laızm.

Annenin çevresindekiler ne yapmalı? Bence sürekli anneye sen en iyisini bilirsin demeli ve fazla da fikir yürütmemeli. Annenin de kendini toplaması ve iyi gelecek her neyse onu yapması lazım. Ben kendi adıma beni huzursuz edebilecek insanlarla görüşmeyi kesmeyi, kendimi en sevdiğim faliyet olan okumaya vermeyi planlıyorum. Birinin kayınvalidesi bebeği yıkarken boynundan tutup sallıyormuş uzun olsun boyu diye. Kadıncağız demiş, yani bu yöntemle boyunu uzatabildiğiniz çocuğunuz var mı? Bir noktada öyle yani. Çocuğu haftada bir yıkamak ya da hergün yıkamak onun Einstein mi, yoksa Rockefeller mi olacağını belirleyecek değil. (Rockefeller mı??? ) Hehehe. Neyse. Abartacak bir durum yok. Neticede alt tarafı doğurduk, kaderini belirleyecek değiliz ya. Bir noktada kendi uğraşsın. Hatta birazdan veriyim Eloşun eline kitabı kendi okusun çalışsın. Gördüğünüz gibi yandı devreler...

Bu arada misafirlikten önce işe de gittim ben ama yazdım postu yollayamadım. Bir fırsatımda onu da anlatayım...

10 yorum:

kirazsevdasi dedi ki...

ne diyorsun Özgür sen bitmiyor mu kıyaslama / yorumlamalar :) :)
Ben de en cok onu düşünüyorum, hadi siz kısa mesafedeymişsiniz, ama ben dagin basinda oturdugumdan her yer uzak. Mecbur araba kullanacagim. Ya ben öndeyken Doruk aglamaya baslarsa TEM in ortasinda ne yapicam vs vs.. şeklinde çalışıyor kafa.
Devrelerin yanması normal, normal de nasil uzaklastiracagiz bu negatif insanlari etraftan.
Öpüldünüz

havvanur dedi ki...

özgür anne haklısın ha misafirliklerde konu bebek deseydin keşke konu degişelim bn nette yazıyorum orda paylaşıyoruz die:=)) buraya takılırlardı görüştügünüzdde farklı konu olurduu :]] bu aglama sattleride hep aynı saate denk gelirr bizde vardı neyse byby

Ayşe dedi ki...

ozgurcum, kizi tasimakta zorlaniyorum demissin. hem anne ve bebisi hem de veggieway.blogspot.com'un sahibesi Isil sling kullanirdi, ve cok memnunlar. turkiyede vardir heralde. minik bebekler icin yatay pozisyonda tasima sekilleri falan da var, yani illaki dik duracak diye bir kaide yok.
istersen bir arastir, aklin yatarsa kullanirsin.
cok sevgiler.

Ozlem dedi ki...

Ben de bu durumlar hamilelikte kaldı sanıyordum. Bence de kendini iyi hissettiren insanlarla görüşmek en güzeli. Lohusalık döneminin 40 günle sınırlı olmamasına ise kesinlikle katılıyorum:) Herkesin yaşadıkları, hissettikleri farklı. Ne mutlu bize ki paylaşabiliyoruz:)Sevgiler

yok ki dedi ki...

ben de herkes gibi her konuda biraz bilmisimdir(!) ya eksik etmem paylasmayi. bunu yaparken art niyet tasimadigimi bilirim, sanki karsimdaki de bilir/hisseder sanirim, sanirdim.
mesela hic aklima gelmezdi bir annenin boyle hissedebilecegi. dersim olsun bu yazin :)

Ozgur dedi ki...

Sevgili Kiraz Sevdası,
Vallahi ne bileyim, belki bana denk gelmiştir:)
Öncelikle bebekler gördüğüm kadarıyla arabada çok nadiren ağlıyorlar. Genelde çok hoşlarına gidiyor, uyuyorlar zaten. Ağlayan bebeği arabay koy susuyor filan. O nedenle önce rahat ol:) Sonra da ağlasa bile senin dikkatini dağıtmayacak bir hale geldiğinden (çelik sinirler! göreyim seni) emin olunca Temli yollara çık derim canım...
Belki de biz çok pozitif olursak negatifler kaçar?

Ozgur dedi ki...

havvanur, bi dahakine öyle yaparım artık, iyi fikir:)))

Ozgur dedi ki...

Sevgili Ayşe,
Anne ve bebişi de bahsetmişti. Tr de var mı bilmiyorum. Dikebilirim ama bilemedim yahu. Heralde ben şu kanguruyu bekleyeceğim. Ya da puşet alıcaz bugünlerde. Çok teşekkürler bilgiler için...

Ozgur dedi ki...

Ozlem'cim bir kitapta okudum. 18 ay duygusal dalgalanmalar sürüyormuş. Heralde azıcık duygusal ol da çocuğa iyi bak diye:))

Ozgur dedi ki...

Sevgili yok ki, vallahi zor işler. Karşımdakinin iyi niyetini çoook iyi bilsem de, yüzde bin emin olsam da bilmişlikle sorunum var:). Ama üslüp önemli. "Yani tabi en iyisini sen bilirsin ama ben de böyle bişi düşündüm aslında istersen bir dene... " vs gibi söylendiğinde dinleyebiliyorum. Yoksa rahatsız olabiliyorum. Bilgi paylaşımı güzel de, bilmiyorum anlatabildim mi?