11 Mar 2009

Canım Ailem ve Hayatına Sahip Çıkmak



İzliyorsanız biliyorsunuzdur. Seyhan, Halim'i düğün günü bıraktı gitti. Gönlü Ali'de. Bloglarda tartışılmış, ekşi sözlükte tartışılmış. Konu pek çok kişiyi bir dürtmüş anlaşılan. Çok doğal karşıladım dürtmesini. Eylemsizlik, atalet, aşksız evlilikler, evlenme programları, "süper mantıklı kadınlar", "çok mantıklı erkekler", sorumluluk bilinci yüksek kuşaklar, bir feda olsun canım muhabbeti...

O kadar derin bir konu ki, neresinden başlayacağımı şaşırdım, toparlayamadım bir an.

Öncelikle Seyhan'dan başlayalım. Halim'i sevmektedir Seyhan. Sadece evlenecek kadar sevmemektedir. Halim "fazla vermek"le Seyhan'ı kendine bağımlı kılmaya çalışan bir adamdır. İyidir, hoştur ama fazla "iyi"dir. O kadar iyidir ki süper bencildir aslında. Bütün fazla verici insanlar gibi karşılığında hiç bir şey istemiyor gözükür, fakat herşeyi istiyordur. Yani kendi öz benliği yok gibidir Halim'in. Vermeyi bilir. Oteli bir koştur kiralayarak Seyhan'ı kendine ekonomik olarak bağlamıştır. Çok iyi niyetlidir, yani Halim'de hiç bir kötü niyet görmüyorum aslında. Doğası gereği yapmaktadır yaptıklarını. Erkeklik anlamında, duygusal anlamda çok az verdiği için, bunu telafi etmeye çalışmaktadır. Seyhan'sa ne yapacağını şaşırmıştır Ali'yi görene kadar. Halim'e borçludur. Halim'i Ali olmasa bile suçluluk duymadan terkedemez. Neden terkettiğini kimseye anlatamaz. Hele Meliha ve Feride gibi erkeklerden çeken iki ablası varken. Sanki onların kefaretini de yüklenmiştir. Sanki Seyhan evlense, Halim onun gözünün içine baksa Feride ve Meliha rahatlayacaktır, özellikle Meliha. Kendi beklentilerini ve hayata karşı yenilgilerini Seyhan'a yıkmıştır Meliha. En kötüsü de budur.

Meliha bir kez bile Seyhan'a "sen emin misin bak bu adamla evlenmeye" dememiştir. Seyhan nişanda olsun, tarih belirlerken olsun bütün kurtuşul işaretlerini verse de, ne kadar gösterse de görmemeye programlanmış Meliha bir kere "ne oluyor" dememiştir, diyememiştir. Diyemez. İnsan hayatı ancak kendi penceresi izin verdiği ölçüde görür. Yani Meliha Ablamız suçlu değildir aslında. Yaptığı yanlıştır, ama işte o da o kadardır, hayat tecrübesi o kadardır bir yerde. Asıl iş varoluş sorumluluğunu alamayan Seyhan'dadır. Ablasına ve dünyaya karşı duracak kararlılığı gösteremez. Fazla tebiyelidir. Fazla "uslu kız"dır. Fazla sorumludur Seyhan. Çoğumuz gibi. Aşırı sorumluluk sahibi, kendinden bekleneni yapan, kimseyi hayal kırıklığına uğratmayı istemeyen, bu uğurda kendi benliğinden vazgeçmeye razı eğitimli türk kızıdır. "Daha ne istiyorsun" diye sorulandır.

Üstelik, insan yaşamadığı şeyi nerden bilsin. Aşkı yaşayana kadar yaşadığı şeyin yanlışlığına adını koyamamıştır Seyhan. Halim Seyhan'ın her istediğini yapar. Ali yapmaz. Ali o her dediğini yapmayışıyla Ali'dir. Ali her şeyi vermeye çalışmaz. Seyhan için önemli olan, onun gizlice arzuladığı yasak şeyi, filmlerdeki aşkı ve arabayı bulur. Önemli olan vermek değil, ihtiyacı olanı vermektir, duygusal seviyede.

Halim'e üzülmekle beraber, Seyhan son dakikada da olsa çok büyük bir yanlıştan, boşanma telaşından, daha büyük patırtıdan ve çalınan yıllardan dönerek doğru olanı yapmıştır bence. Geç kaldığı doğrudur ama üzerindeki aile baskısını göz önüne alırsak belki empati kurabiliriz kendisiyle. Halim'in yapması gereken, ilişkiyi sorgulamak ve işaretleri neden göremediğini anlamaya çalışmaktır. Halim bal gibi de sezgileriyle bir sorun olduğunu bilmekteydi ama kurcalamadı. Şimdi oturup düşünmeli ve daha eşit bir ilişki aramalıdır. Daha az vereceği,daha çok alacağı, daha dengeli, iki kişinin de birey olabileceği bir ilişki aramalıdır. Bakalım ilerleyen bölümlerde neler olacak.

Seyhan özgürlüğü seçtiği için sevindim ben. Meliha umarım bu olaydan bir ders çıkarır ve "biz söz verdik", "ben halledicem" söylemlerini bırakır. Kendisinin kalbinin kırıklığını, yaşadığı yenilgiyi çok iyi anlamakla beraber kişisel gelişim çizgisi bunları bir yana bırakmaktan geçmektedir.

Herkesin tanıdığı bir Seyhan, bir Meliha, bir Feride var. Bir Ali, bir Halim var. Senaryo yazarlarına hasta oldum. Çok beğenerek izliyorum. Cesareti ve aşkı savundukları için ayrıca tebrik ediyorum. Olayları çok yönlü göstermeleri gelecek için umut verici. Ahhh ah, daha az karışsak başkalarına, daha çok dinlesek sevdiklerimizi. Söylemediklerini de duysak...

6 yorum:

Esra Günüşen Ertuğrul dedi ki...

ben de gerçekten severek seyrediyorum...

k.i.s.d. dedi ki...

Süper analiz, okurken zevk aldım.

Birinci Tekir Şahıs dedi ki...

Biz de oğlumla severek izliyoruz :) Dizinin bu kadar başarılı olmasının altında bence tek bir isim var; Uğur Yücel... Projeyi öyle bir kurmuş ki, oyuncular, mekan, renkler... Herşey şahane... Bir de "mahalleli" olma meselesi var elbette, "bizden" olma meselesi. Dizinin samimi ve içten olması da bence buradan. İki tür dizi seviyoruz, biri uzaktan gözlemleyebildiğimiz ve dokunamadığımız "parlak yaşamlı diziler" ikincisi ise yine bize benzemeyen ama bu kez dokunabildiğimiz, bize bizi anımsatan "mahalle" dizileri... Dizinin bu haftaki bölümünde uyukladım :( ama geçen hafta dizi biterken şöyle demiştim ; Bir şey söylemediler, hiç bir şey olmadı... Hiçbirşey olmadan, büyük büyük laflar etmeden söyleyeceğini söylüyor dizi, büyük bir başarı bu da bence...

Tuğçe dedi ki...

:)

Ozgur dedi ki...

Çok teşekkürler yorumlarınız için.

Esra'cım, biz de bayılıyoruz. Salıyı iple çekiyoruz.

k.i.s.d: Çok saol canım:) Sevindim.

Birinci Tekir Şahıs:
Kesinlikle katılıyorum. Dizinin detayları güzel. MEliha'ya da bayılıyorum. O kızkardeşlerin sohbeti yok mu...

Tuğğçeee: :)

dilek dedi ki...

ben de severek izliyorum,gerçekten karakterler çok iyi ,türk filmlerinde veya dizilerinde genelde iyi kızlara aldatmak yakıştırılmaz ,başka bir erkeğe aşık olup iyi olan kız olmaz ,erkekler olur da kızlara bu roller verilmezdi ,ben de bunu çok başarılı buldum,gerçekten gerçek hayat gibi