6 Mar 2009

Mutluluk Dersi


Sevdiğimiz bir arkadaşımızın kızı Harvard'a girdi. Son derece sevimli, akıllı bir insan. Ailesi son derece entellektüel, biraz kara mizahvari bir bilince sahip insanlar. Yaşadığı ortam, arkadaş çevresi elit, okumuş, yazmış insanlar. Sonra bir yaz geldi. Ne yapıyorsun, okul nasıl, şu bu derken mutluluk dersi diye bir şey aldığından söz etti. Biz tabi hemen kıyasıya dalga geçtik. Neeee, mutluluk mu, olur mu canımmm aaa. Filan. Kızcağız utana sıkıla aslında çok faydalı diye anlatmaya çalıştı. O anda bana çok bir anlam ifade etmemişti. Amaan Amerikalılar diyip geçmiştim sanırım. Zaten mutlu insanlar genelde. Ne bileyim, işe üç saat trafikle gelip goood morrniinng diye enerji saçabiliyorlar. Aynısını Türkiye'de hayal etmek ne mümkün. İnsan enerji saçacak olsa bile(belki aşık uçuyor?) adet yerini bulsun diye öf pöf ediverir. Bir arkadaşımın dediği gibi, memleketimizde açık açık mutlu olmak, ulu orta sevişmek gibi bir şeydir, ayıptır, günahtır. Sevineceksen gizli gizli sevin, olan var, olmayan var di mi ama?

Dolayısıyla mutluluk dersi filan bize fantastik gelir. Biz mutsuzluk konusunda fahri doktora almışız, işin prosu olmuşuz. Örneğin depresyon tedavisi görenler, depresyondan çıkabilir. Diyelim, sen 10 üzerinden 10 almışsın depresyonda. Düzelirsin, geçer. Oysa çoğunluk depresyonu kritik seviye olan 6'da tutar. (Ben hesapladım) Kritik seviyedeki depresyonla doktora gitmek gerekmez, ne aşağı, ne yukarı oynarsınız. Çoğunluk da 5-7 raicinde olduğundan, normal sayılırsınız.

Mutluluğu hep koşullara bağlı sanırız. Şuyum olsun, buyum olsun, şu işe gireyim, şu kadar para alayım vesaire. Daha geniş de olabilir, Türkiye kurtulsun, sera etkisi geçsin... Kitap siparişi verdim bu günlerde, bir tanesi çocuklara mutluluğu öğretmeye dair. Düşünsenize, uykuyu öğretiyoruz, beslenmeyi, yemeyi içmeyi. Mutluluğu da öğretmek gerek. Mutluluk öğrenilebilen bir şey midir? Ya da bunun yöntemi nedir? Kitabı okuduktan sonra tekrar yazarım. Umudum var. Öncelikle duyguları reddetmemek gerekiyor demiş mutluluk dersi veren şahıs. Ne kadar doğru. Düşünüyorum da hayatımın en az on yılını aldı duygularımı kabullenmek. Kabullenmekten ötesi farketmek.

O kadar takılmışım ki "olması gereken"e odaklanmaya. Olumsuz duyguları yok saymaya, gölgeden kaçmaya. İnsan içinden çıkana kadar kabullenmiyor, anlamıyor. Sonra bir nokta geliyor şanslıysanız. Artık ayıp filan demeden, korkak demeden, duygu budur ne yapayım diyorsunuz. Onunla karşı karşıya geliyorsunuz. Zaten bir kere yüzüne bakar da sırtınızı dönmezseniz, o da çözülüveriyor. Sormanızı beklermiş meğer.

Yani çevrenizde ne hissetmeniz gerektiğini dikte edenler olabilir, filmler, romanlar. Siz de demek böyle hissetmem lazımmış diyip şaşırıp duruyor olabilirsiniz. Bir noktada "my name is hıdır, elimden gelen bıdır" diyip çıkmak lazım.

Bana bizim eğitim sistemimiz duygularımızı kabullenmek bir yana, reddetmek üzerine kurulu gibi geliyor. Okulda öğreniyor insan, bunlar sevilecek, bunlara kızılacak. Kız çocuğuysan bir de öfke, rekabet, düşmanlık, haset gibi duyguları bastırıp hanım hanım olmayı öğrenmen gerekiyor. Ama ben hiç öfkelenmem kiiii. Aferin. Daha empatik, daha duyarlı olman lazım, olamadın mı yandın. Öyle aşık olmak, sevmek filan da kolay değil. Başına gelebilecek kötü şeyleri filmlerden de mi öğrenemedin.

Duygularını reddetmemek nasıl öğretilir? Tek yolu var sanki. O da anne ve baba bunu yaşayarak gösterecek. Sen kendi duygularını kabulleneceksin, iyisiyle kötüsüyle. Dışarı yansıtmadan, şeytanlar, ötekiler yaratmadan. Jung amca ne demiş, "çocuğunuza verebileceğiniz en güzel hediye kendi gölgenizle yüzleşmeniz ve onu çocuğa yıkmamanızdır". Anne ve babanın günahlarını çocuklar taşımasın.

Mutluluk da belki mutlu olarak öğretiliyordur.

Harvard'daki ders hakkında:

"Bilimsel araştırmalar, yaşama daha iyimser bakanların daha uzun yaşadıklarını kanıtlıyor. Araştırmalar, iyimserliğin ve hayata pozitif yaklaşım ve bakışın öğrenilebileceğini de gösteriyor. Ben Shahar, yüzlerce öğrencisine ders sırasında birkaç dakika meditasyon yaptırıyor ve "Nefes almaya odaklanın, gerginliğinizi atmaya çalışın ve sadece kendi kendiniz olmanıza izin verin" diyor. Öğrenciler, 90 dakikalık derslerden neşe içinde çıkıyorlar. Shahar, "Başarısızlığı da öğrenmek ve mevcut durumdan en iyisini çıkarmak gerekir" diyor.

Sadece iki psikoloji dersi veren Tal Ben Shahar’ın tam 1400 öğrencisi var. Araştırmayı fazla sevmediği için Shahar’ın üniversitede "kalıcılığı" bile kesin değil. Ancak "mutluluk öğreten hoca" buna "Benim tutkum öğretmek. Ben de onu yapacağım" diye cevap veriyor.

Duyguları reddetmek mutsuzluğa götürür

Tal Ben Shahar’ın derslerinde öğrencilerine yaptığı tavsiyelerden bazıları şunlar:
Kendinize insan olma izni verin. Korku ve acı gibi duyguları kabul ederseniz onları yenmek de kolaylaşır. Duygularınızı reddetmek mutsuzluğa götürür.
"


(Fotoğraftaki benim, eski mutlu anlarımdan biri...)

8 yorum:

Esra Günüşen Ertuğrul dedi ki...

merhebe,
yazınız bana umut kattı.işe geldim,çok yoğun.insanlar değişik.hava berbat,gri ve yağmurlu...bu yazı süper, bu okul ve ders müthiş. keşke istanbul da da, olsa da ben de katılabilsem....

havvanur dedi ki...

aslında mutluluk dersini bebekli annelere verselerr hatta eve gelip verseler:))hava yine berbat evdeyiz patlıyoruz mutsusuzz hem dadı hem işçi hem aşçı hem eş bi sürü şeyiz işte kısacasıı:))ellerine saglık çok güzel bi yazıydı her zamanki gibi iyiki varsınız özgür annecim sahi adınızmı özgür ??merak ettim şimdi

Ozgur dedi ki...

Merhaba Esra,
İstanbul'da biraz güneş açtı Anadolu yakasında şimdi. Umarım size de değmiştir ışınlar... Mutlulukla ilgili kitabı okuyayım izlenimlerimi yazarım.

Ozgur dedi ki...

Sevgili Havvanur,
Şu kriz ortamında, aşırı gergin iş ortamları yerine kızımla evde olmak bana inanılmaz mutluluk veriyor. Ben bazen ev kedisi,sokak kızıyımdır. Öyle döner gelir. Hepsinin keyfi ayrı. Şöyle düşünülebilir. Ohhh çok şükür evimdeyim, işe gitmek için yağmur altında otobüs beklemiyorum, çamur sıçratan arabalardan uzağım. Çok şükür yavrumu yabancı bir ablaya bırakmadım, yanındayım...

Ne dersin?

Adım Özgür değil. "Özgür anne" , hani acaba annelikle özgürlük nasıl bağdaşır, ben bağdaştıran bir anne olayım, sonra çocuğuma senin yüzünden şunu bunu yapamadım demeyeyim diye bulduğum bir kod ad. Kendi adımla varolmak istemedim. Gizlediğimden değil de, arama motoruyla beni aradıklarında tak diye bu blog çıksın istemiyorum. Farklı bir yönümle burdayım çünkü...

sevgiler.

kuzunun annesi dedi ki...

Hımm great advice diyelim .Amcamın tavsiyesine bayıldım . Güzel bir yazı olmuş . Mutluluğu bebişlere ögretebilmek için sanırım önce kendin mutlu olmayı becerebilmek ve o enerjini cevrene cocuguna yansıtabilmek gerekiyor . Cünkü cocuklar ilk önce herseyi kendi ana-babalarından modelliyorlar . Bu anlamda cocuklarımız ask cocugu olduguna göre sorun yok dimi ama ?

Ozgur dedi ki...

canım kuzunun annesi,
Aşk çocuğu olmaları çok önemli tabi. Bakalım, biz gelişim çizgisinde ilerledikçe onlara da iyi geliyordur. Genelde söylediğin değil yaptığın yerleşiyor çocuğa. O nedenle dolu dolu ve özgür yaşayalım, mutlu ve enerjik olalım inşallah...
selamlar kuzuyu öperim ben

meltem dedi ki...

Ozgur Anne,

bu yazinin zamanlamasi benim acimdan cuk oturdu. Biraz depresif egilimler esigindeyim bir suredir, icine yolculuk, kendi sesini dinlemeler. Sonra kendime diyorum mutsuz olmak icin neden ariyoruz tam tersini yapmamiz gerekirken. Bahsettigin kitabi merak ettim.

Cocuk egitiminde duygularini baskilamamayi ogretmek deyince aklima Idil'in mutsuz oldugu anlarda (burnuna serum fizyolojik damlatilmasi gibi) "Idil aglamiyor" diye mizlanmasi geldi. Farkinda olmadan nasil bir mesaj verdik cocuga ki boyle bir tepki veriyor. Cok uzuldum ama oldu bir kere. Simdi yaptigimiz hatayi duzeltmeye calisiyoruz.

Anne ve Bebisi dedi ki...

Cok guzel bir yazi ozguranne :)

1.5 aylik Turkiye tatilinden depresif bir halde donmustum tum cunku surekli herseyden mutsuz olan, surekli sikayet eden insanlar ki bir cogu benden her yonden cok daha iyi durumda yasiyor :) benim enerjimi somurmuslerdi.. Maalesef bizim arabesk bir kulturumuz var. Surekli aglanmak, sizlanmak, sikayetci olmak. Arkadasinin dedigi gibi gercekten de, biz de acik secik mutlu olmak ayip :)

Ve kesinlikle katiliyorum, pozitif olmak ogrenilebilen bir sey. Kendimden biliyorum :) Dunyanin en karamsar, en mutsuz, en sikayetci, en uyuz tiplerinden biriydim bir zamanlar. Once degismeyi istemek gerekiyor, ben surekli sikayet eden, mutsuz bir insan olmak istemiyorum demek gerekiyor. Basimiza gelenlere ve gelecek olanlara engel olamayiz ama olaylar karsisinda alacagimiz tavri degistirebiliriz. Kurban olmayi reddedebiliriz. Neler neler yasamis ama yine de hayata pozitif bakan insanlar var.

Bir arkadasim var, sirayla once abisini, sonra babasini, en son da kanserden annesini kaybetmis. Hepsini kaybettiginde 18 yasinda falanmis. Esi yok, cocugu yok. Hayatta tek basina tirmaliyor. Ama bana nasil pozitif enerji verir, sesi nasil civil civildir, hayata nasil tutunur, nasil cirpinir... Bana, pozitif olmayi ogreten insanlardan birisidir o arkadasim. Keske onun yazdigi bazi mailleri yayinlayabilsem de insanlar ders alsa..

Neyse, tebrikler arkadasim :)) Harika bir yazi ;)