30 Nis 2009

Özgür Anne Bir Yaşında...


Dün yine unuttum ama bugün hatırladım.

Bir yaşındayız. Ben anne olalı, sevgili baba olalı bir yılı geçmiş demek... Hamile olma şüphesiyle başlamıştım bloga. Testler bir evet, bir hayır diyerek oynattılardı bizi. Nasıl bir heyecan, nasıl bir mutluluk, şaşkınlık. İnsan neye uğradığını anlayamıyor.

Bir yıl geçmiş. Eloş 4 aylık. 9 ay da hamilelik desek... Annelik ve babalık tam bir yıldır gündemimizde. Yavaş yavaş adapte olduk. Sigara içmeyi bırakmıştık, iyice uzak durduk. İçkiyi ağzımıza sürmedik. İlaç hiç içmedik, içmiyoruz. Sağlıklı beslendik. Yogalar yaptık. Yazılar yazdık. Kaygılandık, güldük. Çok cool olduk bazen, vesvese olduk bazen. Çok enerjik olduk kimi zaman, bazen atalet teyze geldi oturdu. En kötüsü Atalet teyze ve Vesvese teyzenin beraber gelmesi zaten. Onları yolcu ettik, kahkaha abla geldi. Aspiratör abiden çok faydalandık, eksik olmasın. Zor zamanlarımızda bizi yalnız bırakmadı. Ali babanın dönencesini ve ortasında duran altı bağlı 120 kiloluk bebek fili çok sevdik.

Blogla beraber biz de büyüdük, dönüştük. İlk yazıları bir başkası yazmış sanki.

Dostlar edindik. Doğuma giderken desteklerini hissettik. Bizi düşünüp, bizim için dua ettiklerini bildik. Yüzünü görmediğimiz arkadaşlarımız için dua ettik, onları merak ettik. Belki caddede karşılaşıp yanyana yabancılar olarak geçtiğimiz insanlar yeri geldi eski arkadaşlarımızdan daha yakın oldu, daha çok anladı, hissetti. Daha buluşacağız, görüşeceğiz, dertleşeceğiz. Bunlar daha yolun başı. Hiç tahmin etmediğimiz, ummadığımız bir deryaya düştük. Annelik, babalık serüveninin pek çok engeli aştığını bildik. Şehir, sınıf, eğitim filan buharlaştı. Ortak kaygılar edindik, aynı şeylere güldük.

Daha neler görüp, yaşayacağız kimbilir...

Biz Eskiden, Eskiden...


Yaz tatili geldi, tatil programları başladı. Erken rezervasyonlar bitti. Bizde hala tık yok. Annemlerin yazlığına gideriz biraz, o belli. Ama asıl tatilden anladığımız o değil. Biz farkettik ki en önemli beklentimiz, sevgiliyle başbaşa olmak, eğlenceye yakın ama huzurlu ve sakin, tercihen kalabalık olmayan doğal bir ortamda olmak. Beş yıldızlı otel tatilleri, cruiselar, tatil kampları, tekne turları filan uymuyor. Böyle doğala yakın ortamda, ağaç, deniz, kumsal ortamında gölgede kitap okumak, sohbet etmek. Akşamları da belki biraz dans, biraz kumsalda yıldızları izlemek filan. . Bir de yurtdışı gezisi yapacaksak yine başbaşa, grupsuz, tursuz, kendimiz bir uçağa atlayıp, sade bir otelde kalıp kendimizi gezmelere vurmak. Biraz rock/caz bar takılmak, biraz sokaklarda kaybolmak, kıyıda köşede lokantalar bulmak diyebiliriz.

İdeal tatilimiz bu. Ya da buydu demek lazım. Şimdi kafamız karışık. Huzurlu, doğal ortam tatilini Ela ile nasıl yaparız bilemiyorum. Doğal demek, tamam deniz güneş orman ama, aynı zamanda arı, börtü böcek, akrep, cırcır böceği demek. Hamile hamile güzel bir eşek arısı sokmuştu beni geçen sene mesela. İnsan çok korkuyor Eloş için. Sabahın köründe doktoru aradım da, sana bişey olmadıysa ona da olmaz demişti ah ah:) Biz de sabahın 5inde yüzmeye gidiyorduk, in cin top oynarken. Ah ne güzeldi. Şimdi Ela'yı da alıp gidemeyiz sabahın 5inde. Şu kriz ortamında fazla enteresan bir plan da yapılamıyor, ne olacağı belli değil. Daha dibi görmemişiz. Hayır, görsek ne olacak, o da belli değil.

Bu sene bilemiyoruz. Belki tatili es geçip, aile yanında yazlıkçı takılabiliriz. Çocuk sahibi arkadaşlarımızla bir yere gidip, bir siz, bir biz tatili yapabiliriz. Düşünüyoruz bakalım.

Gerçi yaza daha var. Eloş bugün dört aylık oluyor. Haziran 1, 5 aylık, Temmuz, Ağustos büyümüş olacak. Katı gıdalara geçeceğiz filan. Güneşe de çıkarmamak gerek. Ben beyaz, baba beyaz, kız beyaz. Aya baktım, ay ayaz. Kıza baktım, kız beyaz durumları. Güneş düşman.

"Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif onu seyreyler;
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler..."

Biz eskiden eskiden...

Değişen çok şey var. Değişmeyen tek şey...

28 Nis 2009

Vesvese Teyzenin Düşündürdükleri...

Önce Bostancı'da olanlar...

Sabah kalktık helikopter sesleri. Karşı komşular da bakıyorlar. Çok üzerinde durmadım. Daha sonra silah sesleri gelmeye başladı. Patlamalar oldu. Bu evi tutmadan önce tam da o bölgede çok ev bakmış idik. Kiracılık ne tuhaf şey. İnsanın yüzünden gözünden anlamazsın ki. "Ama çok kibarlarmış" diyordu biri. Terorist olan adamın illa kaba saba olması gerekmez ki. Yan evler gitmiş. Ortalık toz duman. Çıkmadık evden oturduk kuş gibi.

Bugün...

Eloşum bugün yine 3 saat düzenindeydi. 7:45le kalktık. 10:45, 13:45 olarak devam ettik. 17:00 civarı sütümüzü içerken anne sütü biraz az verdi. 18 civarı altımıza portlattığımız için banyomuzu erkenden yaptık. 19:10da anne tekrar süt verdi. Tam doymamış olduğumuzdan lıkır lıkır içtik. Sonra anne Eloşu yatağa yatırdı. Önce ninni söyledi biraz. Sonra Eloş kendi kendine dönendi yatakta ve uyudu. Sonra uyandı, biraz elleriyle oynadı. Baktı annede ses yok kendi kendine ee eee ninnisini söyledi. Sonra anne odayı terk etti. Ses kesildi. Bir on dakika kadar sonra tekrar ee ler başlayınca baba ve teyze acıklı bakışlarla anneye baktılar. Anne kalktı Eloşa gitti. Eloş ee derken kucağına aldı, sarıldı, öptü, yatağa koydu. Eloş horrrrrr.

Kısacası dün gereksiz vesvese yapmışız. Huysuz kardeşin demek istediğini yeni anladım. Eloş bugün sakin bir gün geçirdi, evde temizlik olmasına rağmen çok mızlamadı. Gece de yatağında uyudu. Peki bir anne daha ne ister? Çok şükür Rabb'ime. Bu arada uyutmayı çok sakinmiş gibi anlatmış olabilirim ama süreç boyunca dua ettim sürekli. Birazdan 11de uyku öğününü verince eski tas ve hamam olayına girebiliriz diye düşüncem.

Az önce de Canım Ailem'i izledik ailecek. Ne olacak bu Feride'nin hali...

Kabuslu Gece

Dün enteresan bir gün geçirdik. Sabah uyandık Eloş'la dışardan sesler. Televizyonu açınca Bostancı olaylarını gördük, meğer sesler oradan geliyormuş. Huzursuz olduk, endişelendik. Bir kez daha hatırlatmak lazım ki böyle olaylara gidip de bakmanın bir anlamı yok. Uzaklaşmak lazım. Biz evden çıkmadık hiç, ki çok yakın değiliz.

Böyle huzursuz başladık güne, endişeli. Eloş dün üç saat düzenine dönmeyi tercih etti. Gündüz 7-10-13 emmelerini ve uykularını saate bağlı ama tam üç saatlik düzene göre aldı. 13de pek bir hevesli emdikten sonra, 3lük düzende 16 olması gereken saatte acıkmadı ve 17de yedi. Yine bol bol. Sonra banyosunu yaptı 6:30da. Biraz oturduk, 7:15de küt diye uyudu. Üçlük düzende bir emme daha var, dörtlük düzende yok. Ben de şaşkoloza döndüm biraz. Sonra sekiz'e on kala uyandı. Baba, teyze, anneanne zaten görmek oynamak ister. Tekrar uykuya dönemedi Eloş hızlıca. Uyutmak gerek, 8i geçince zor uyuyor. Teyzesi aldı, uyumadı. Babası aldı uyumadı. Piyango bana çıktı, gittim aldım, uyudu yatağa yatırdım. Bir ağlama. Ama nasıl içli içli, sarıla sarıla. Bu arada saatler geçti tabi. Aspiratöre gittik, normalde yapmadığımız şey. Kucakta geziyorum filan. Ne hallere girdik, bu yapıştı boynuma, dayadı kafayı. Neticede uyumadı ve ben saat dokuzu geçince artık meme verdim, zaten acıkmıştı. Uyusaydı mis gibi 11de içecekti. İçti memeleri. Tabi o saatte içince 11deki uyku öğününü almadı. Almayınca gece 3te uyandı. Bizim düzen bugün itibariyle mefta ve canım çok sıkıldı.

Üstelik tam yatakta uyutmayı öğretmişken bu işin de hikaye olması çok fena. Saati geçirmemek gerekiyor, geçti mi sen huzursuz, o huzursuz. Zaten gergin gün geçirmişiz ondan da etkilenmiş çocuk. Dün kirazsevdasına gelecek yedi saatlik uykular derken ben gece uyanmasına geçtim. :)

Üstüne yattım uyudum. Nasıl kabuslar anlatamam. Dünkü olaylardan etkilendim heralde. Evde kesilenler, polisler, baskınlar, ölenler. Sıkıntıyla uyandım. Uyandığıma sevindim. Eluş dinlenmiş ve güleryüzlü uyandı ama saatimiz kaydı yine. 7 yerine 7:45le başladık. Çok yorgun hissediyorum. Yarın tekrar düzene girmeye, gece yatağımızda kendiliğimizden uyumaya geçmeye çalışacağız. Bazen çok rahat dört saat bekliyor, bazen üç saatte süt istiyor. Dün 13te biraz daha uzun emzirdim. Mide alıyor dört saatlik sütü. Bakalım bugün daha uzun emzirmeye çalışalım. Sütümüz artmalı biraz.

Dördüncü ayı doldurmamıza ne kaldı şurda:) Koca kız olduk.

  • O koca kelebeği bile iki elimizle tutabiliyoruz.
  • Kahkahalara boğuluyoruz, herkese özel gülücükler atıp, çapkın çapkın bakıyoruz.
  • Kucak isteyince kolları uzatıp beli kaldırıyoruz.
  • Puuurrrp gibi bir ses çıkarıp erken ıslık hareketine benzer bişey yapıyoruz.
  • Anneye daha bir düşkünüz, açlık ve sıkıntı dışı ağlamalarımız var, "korku ve anne beni al, koru" ağlaması gibi bişey.Başı enseye gömüp, iki elle kana kana ağlıyoruz. Ve sanki boyundan öpüyoruz. Arada raslantısal ennneee gibi şeyler söylüyoruz.
  • Anne otururken kucağa sığmıyoruz ve ayaklarımızla basmaya çalışıyoruz
  • Ayaklarımız çok güçlü. Neredeyse kalkıcaz.
  • Boynumuzu dik tutuyoruz ama daha önemlisi kuyruğu dik tutuyoruz:) Hemen yüz vermiyoruz bazen.
  • Kahkaha krizlerine giriyoruz.
  • Memede şarkı söylüyoruz, bir yandan emip bir yandan konuşuyoruz.
  • Bazen minder yardımıyla oturuyoruz.
  • Çevreye dikkatli dikkatli bakıyoruz.
Aklıma gelenler bunlar...

Düzene tekrar girdik gibi bakalım. 3 saatlik başladı bugün. Neticede çocuk bu yazdığım yazılım diil. Anne anne kendine gel:)

27 Nis 2009

Hastalanmadan Yaşamak...

Hiç hastalanmamak mümkün değil tabi, ama önlem almak tedavi görmekten kolay. Hem yurtdışında yaşayan Ayşe'ye dikkat et dedikten sonra, hem de kardeşim USe gidecek, CNNde virus alarmlarını gördükten sonra dedim ki söyle söyle google ağa, ne yapabiliriz?

En güzel önlem virüsle karşılaşmamak tabi.

  • Kalabalık ortamlara fazla girmemek,
  • elleri temiz tutmak,sabunla iyice yıkamak, alkolle silmek,
  • elleri yıkamadan göze, ağıza, buruna sürmemek,
  • her daim temiz mendil kullanmak,
  • ortalığa hapşıranları dövmek,
  • insanlarla araya biraz mesafe koymak (bu ülkemizde imkansıza yakın:) gerekli...
Bunun dışında bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekiyor.

  • Bunun için de yediğine içtiğine dikkat etmek ve vitamin almak gerekiyor. Haplardan ziyade vitamini yiyeceklerden almak daha iyiymiş. Mesela, brokoli, domates, somon balığı, limon, güzel yiyecek, içeceklerden.
  • Yiyecekleri taze almak, taze meyve sebze tüketmek.
  • Kafeinli gıdaları azaltmak, çay, kahve, kola içmemek. Yerine bol su, tatlandırılmamış meyve suyu ve bitki çayı.
  • Sigara içmemek.
  • Haftada beş kez 30ar dakika egzersiz
  • Uykulara dikkat etmek. Dinlenmek, uykusuz kalmamak. 7-8 saat uyumak.
  • Stres olmamak. Rahatlamak. Morali yüksek tutmak. Eve güneş sokmak, olmadı dışarı çıkmak.
  • İlaçları kontrollü içmek.

Kısacası, açık hava, bol gıda, düzenli hayat ve stresten uzak durmak diyebilir miyiz? Deriz, şahane deriz.

26 Nis 2009

Mini diyalog.

teyze : Elaa çok güzelsin sen, bu güzelliğini neye borçlusun acaba???
ela(annesi seslendirir) : her öğün süt içiyorum.
maaile koparlar.

23 Nis 2009

Objektiften Kaçan Kareler...

Yakalanamaz, anlatılamaz anlar:

* Eloşu emzirdikten sonra kolumda kalan kulak izi. Pembiş, minik bir kulağın kolumda bıraktığı yeri öperim. Üzülürüm, kızımın kulağında kolumun izi kalmasın. Öperim tekrar, öperim.

* Eloş emerken, elini önce kulağına götürür. Dairesel bir hareketle yüzünü okşar, oradan memeye geçer. Beni okşadıktan sonra el, elime gelir, biraz duralar. Sonra tekrar kulaktan başlar... Döngü devam eder, kızım bizi sever.

* Emerken bir an başını memeden ayırır, annesine bakar. Bir gülüş atar, emin ve memnun emmeye geri döner, keyif yapar.

* Emerken bir an içeri teyze/baba girer. Eloş memeyi bırakır, kim gelmiş diye bakar. Sonra "Hımm teyzemmiş, ne güzel. En iyisi ben emmeye devam edeyim" der ve emer...

* Ağlamadan önce alt dudağı büzer. Büzme kızım alt dudağını der şirinlik yaparım bazen güler, sonra dudak yine büzülür. Böyle gülme/ağlama arası gidip gelmesi bizi çıldırtır, güleriz. Sonuçta bazen güler, bazen ağlar.

* Ehi ehi ehi diyerek bir sevimli ağlaması vardı, bugünlerde kayboldu.

* Koca gözlerinde kendimi görürüm bazen. Işıltıları bir de. Yansıyan ışıklarla bebiş mavisi gözlerde neler neler görürüm ben. Binlerce alternatif gelecek görürüm, merak ederim.

* Ona öğretemeyeceğim şeyleri nasıl öğreneceğini merak ederim. Hayatının anlamını, aşkını, tutkusunu bulmayı mesela. Olacağı kişiyi oluşturmasını izlemeyi beklerim.

* Uyandığında bazen beni görünce, a anne sen miydin, yaşasın der gibi bakar, içimiz erir, erir, erir.

* Bazen huzursuzlandığında, anne götür beni bakışları attığında bir sarılır sıkı sıkı. GÖmülür enseme, annekız bütünleşiriz.

* Ona şarkı söylerken kendimizden geçtiğimizde, baba gelir bazen, bize bakar. Çok güzel bakar bize.

Binlerce an. Binlerce mutluluk.
*

Kızımın ilk 23 Nisanı

23 Nisan tüm çocuklarımıza ve dünya çocuklarına kutlu olsun. Küçükken evlendirilmesinler, mutlu ve huzurlu ortamlarda büyüyebilsinler, kitaplara erişebilsinler, anneleri babaları işkence görmesin, ülkeleri işgal edilmesin, şeker de yiyebilsinler...


--------------------


Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan.:)

Kalabalık bir sabah uyandık. Bizim evde şenlikler vardı, o nedenle hava durumu bizi etkilemedi. (Yalnız aslıberrynin yazısını okuyunca içim parçalandı:( Ne kötü şeydir, çocukken beklediğinin olmaması... ) Şenlikler kapsamında anneannesi kızıma bol bol 23 Nisan şarkısı söyledi. Eloş kucaktan kucağa turlarına devam etti. Güldü, ağladı. Böyle bir şenlik havasında geçti günümüz. Şimdi ev ahalisi dayıma geçti, biz de çekirdek aile evdeyiz. ELoşum banyo sonrası yorgunluktan uyudu. Erken uyuduğu için endişeliyim biraz. Umarım uyanmaz ve güzel bir gece geçiririz.

Dördüncü aya geçme sıkıntımız sürüyor. Tracy ablayı da okuyoruz ama yani bizim tam öyle onar dakka filan olmuyor. Her yemekten önce biraz daha uzatıyoruz. Oyunu arttırmak lazım heralde. Ama acele etmemeye karar verdim. Zaten olağan dışı günlerdeyiz, Eloşumun ziyaretçisi, heyecanı çok. Yeni düzen için ideal zaman değil.

Bir anda herkes gidince, Eloş da uyuyunca boşluğa düştüm, bari yazayım dedim. Huzurlu bir sessizlik, hafif müzik. Uzun zamandır yazmayı istediğm bir yazı vardı onu mu yazsam?

22 Nis 2009

SLINGli Ela Hanım Geldi Hanım Hey...




Not: Beyaz tshirt için sevgiloşun tshirtini giydim ondan şişko gözüküyorum. böhühühühü:)))

21 Nis 2009

Kısa kısa...

* Epeydir bilgisayar başına geçemedim, yorumlara yanıt yazamadım. Hep bir telaşe hali:) Kusura bakmayınız...

* Benim teyzem ve dedem Eloşumu görmeye geldiler, annem de geldi. İyice kalabalık olduk, pek neşeli olduk. Evimiz şenlendi.

* Kızımız büyüyor her gün. Tracy, 3.aydan 4e geçerkene neden özel bir bölüm ayırmış anladık. 3 saatlik düzenle, 4 saatlik düzenin ortasındayız. Sütü arttırmak gerekiyor. O nedenle, Tracyden aldığımız ilhamla sağ-sol-sağ emziriyoruz bir seferde. Emzirme süresini arttırdık. Süt de artacak, büyük kızıma göre daha çok gelecek, midemiz daha çok dolacak. Böylece dört saate geçeceğiz. Sanırım Ela bir kitap bebek, (Allah nazardan saklasın, maşallah kızıma) iki gündür gece 5:30 ve 5de kalktı. 5:30da kalkınca 6da, 5 de kalkınca 5:30da meme verdim. Canım da sıkıldı, düzenn diye. Sonra okudum kitapta, 3 ve 4 ay arası olurmuş. Benzer şekilde gündüz uykuları çok kısalmıştı. O da belirtiymiş. Oyun vaktini arttırıp, daha geç yatıracakmışız. Ama aşamalı olarak. Dün daha fazla süt verince bugün 6:30da uyanıp, 7de emdik, düzene dönüş. Sabah 3 saate göre emdik, saat 10da. Şu anda saat 2ye çeyrek var. Yani 13:45teyiz, Eloş uyuyor. 14te tekrar emzireceğim 4 saat olacak. Kafam biraz karıştı.

* Tam bişeye alışıyorsun yeni bişey oluyor:)

* Yediklerimize dikkat etme etkisini gösterdi. Aynen devam!

* Eloş benim dedemin ve teyzemin kucağında. Güzel elbisesini de giymiş abla olmuş. Ne mutlu tablolar. Anneannesi de şarkılar söylüyor. Allah onları başımızdan eksik etmesin.

* Ahha söylemeyi unuttum. Ayşe, Anne ve Bebişi ve kuzunun annesi. Açıklıyorum, SLING aldık ve bayıldık. Kesinlikle çok pratik, Eloş da ben de çok sevdik. Ben kanguruya tercih ediyorum şu anda. Bu arada geçen kuzunun annesiyle konuşurken, neden kanguruya binmiyorsunuz dedi, ben hık mık, işte sevemedik mıy mıy diyince kendimden utandım. O gün Eloşu kanguruya koydum. Uslu uslu gezindik iki saat. Demek ki neymişşşş, insan arkadaşlarını dinleyecek kardeşim. Başka annelerle konuşmak harika. İnsana cesaret geliyor, bi inanç geliyor. Teşekkürler anneler. Çocuğa da daha çokl güvenmek ve önyargısız olmak lazım. Sling harika. Kanguru da güzel ama sling çok pratik. Artık sokaklar benim, anlıyorsun değil mi?

* Oley uyandı benim kız, ben kaçar!

17 Nis 2009

Ela Ve Kelebek : Bölüm 2

video

Ela Ve Kelebek : Bölüm 1 Çekim 1

video

Ben büyürken...



Selamlar, epeydir yazmamıştım, beni özlediniz di mi?

Bugün hergünden biraz daha erken uyandım. Altıma yapmışım. Olabilir, daha çok küçüğüm. Ama alıştırdım tabi anneyle babayı sabah 6:30-7 aralığında uyandırmaya. Altıda her zaman ki ee aa lar yerine nihaaayt duyunca annem bi şaşırdı. Sonra uzatmadım. Baktım kadın anlamadı, geri yattı dedim bak annecim. Bi kalk kızının altına bak. Genelde geceleri kaka yapmıyorum artık, o nedenle beklemiyordu. Sonra aklı başına geldi de baktı. Sonrası standart prosedür. Önce cukcuk, ardından baba teyze kalkmışsa onlarla oyun. Onlar kahvaltı yaparken sohbet. Sonra uykum geliyor, anne beni yatağa koyuyor, horrr. Sonra tekrar uyan, tekrar cukcuk... Geçiyor gün. Yalnız hepsi benim elime bakıyor. Saat filan kurmuyorlar. Bazen annem babama ben Ela'yı kurdum yediye filan diyor. Ayıp yahu...

Sonracccıma bunların oynadığı bi oyunda çeşitli büyüler var. Fire, Fira, Firaga ateş büyüsünün üç faklı hali. Giderek şiddeti artıyor. Annem de benim bağısak hareketlerime pırt, port, portaga adını taktı. Pırt gaz hali, port normalce kaka, portaga ise dağlara taşlara anlamına geliyormuş. Çocuk bunlar dahaa. Kaka yapınca Elaa port bebeee diye şarkı sölüyorlar. Zaten bu sürekli şarkı halini anlamıyorum ama seviyorum. Bazen müzikal, bazen de mahallenin muhtarları tadını yakalayabiliyoruz. Bi kanon yapmadıkları kaldı. Şarkılara gülüyorum ki sanatı desteklediğimi görsünler, ayrıca ben de söylüyorum bazen.

Bugünlerde sürekli sağ yumruk havada geziyorum. Kollarımı daha iyi kontrol ediyorum. Doktor anneme minderlerle sırtı destekleyip koltuğa oturt dediği için arada oturtuyor annem ama daha tam randıman alamadık. Çevreyi daha iyi görüyorum. Artık biraz anlıyorum onları. Gülüyorum, konuşuyorum. Onlar da tepki veriyorlar. Bazen ne desem tekrarlıyorlar. Bir kelebeğim var o benim en iyi arkadaşım. Dönencedeki hayvanları ve özellikle de fil yavrusunu seviyorum ama kelebeğim bambaşka. Dün annem yıkamış da onu, misler gibi temiz olmuş. Parmaklarım sürekli ağzımda, hatta küvetimdeyken hızla elleri yıkayıp duruluyolar ki o arada ağzıma götürmeyeyim. Aa asıl söylemeyi unuttum. Hergün yıkanıyorum, hem de küvette. İçinde bir şezlongum var, yatıyorum üstüne, sular sular. Cıp cıp cıp. Sonra nedense bi acıkıyorum, bi uykum geliyor. Üstüne cuk cuk memeler. Sonra annemler yemek yerken dinleniyorum. Sonra anneyle yatağa gidiyoruz. Uykuya geçme konusunda çok şey öğrendim. İnşallah unutmam. İnşallah böyle gider hep. (Bu son dilekler anneme ait. Ama haklı. Vakit geçince ben de huysuzlanıyorum, rahat edemiyorum. Ben uyumaya çalışırken, o sürekli dua ediyor:) Sonra saat 11 gibi filan böyle uyuyorum ama garip bi şekilde karnım doyuyor. O kısmı tam anlayamadım. Rüyamda memeler mi görüyorum, böyle bi enteresan durumlar.

Bizimkiler yediklerine dikkat ediyorlar. Sütten çikolata tadı kesildi. Elma tadı var mesela, arada muz var. Sebzeler filan. Dün garip bi tad vardı, ton balığıymış. Ben de destek olmak için akşama doğru annemle dans ediyorum. Açıyoruz müziği, dans ediyoruz. Ben sarsılmiyim diye aşırı hareketli etmiyoruz tabi ama fena değiliz. Annem de bi süzüldü gibi, hadi bakalım. Bazen ben dönenceye bakarken görüyorum, değişik kıyafetler deniyor. Aferim aferim.

Ha bi de saçları beni rahatsız etmesin diye japon stili topuz yapıyor tepede ama komik. Başın üstünde bi baş daha var sanki. Beni yatağa yerleştirirken sen topuz dönencenin kancasına takıl. Hehehe. Güldüm tabi, çok komikti.

Havalar eskisi gibi değil. Babamla teyzem geldiğinde hava aydınlık oluyor. Bir de daha fazla ışık var ve sıcak. Bu büyükleri çok mutlu ediyor, bir pozitif hava var sanki.

Haftaya çocuk bayramı varmış. Bütün çocuklar mutlu ve sağlıklı olsun. Allah hepsini ana-babalarına bağışlasın.

Şaka maka üç buçuk aylık oldum.

16 Nis 2009

İnekler ve Öküzler...

Nerden nerden çağrışım yaptı... Efendim bugüne kadar ben öyle özel ve önemli günleri unutma konusunda master yapmış biriyim. Evlilik yıldönümü, o yıldönümü filan aklımda kalmaz bir türlü. Kafamın o kısmında bir algı sorunu var. Oysa kendi doğumgünümü de hatırlarım, hatırlamayanlara trip atabilirim.:) Yok, yok... Gerçi artık onu da önemsemiyorum pek. Diyeceğim o ki, tarihlerle aram kötüdür. Facebook çıktı da Allah'tan bu tarz günleri hatırlatır oldu. Zaten şu teknolojiyi öyle çok seviyorum ki... Düşünebiliyor musunuz, tüm dönem ödevlerimde yazım kötü diye on puan az aldım ben. Halbuki aç bilgisayarı çatır çatır yaz. Yok okunmuyormuş, yok yazı kötüymüş geride kalsın.

Az önce bir blogda, meripoint'de gördüm. Blogunun yaşını kutlamış. Eyvah dedim yani, sen nasıl bir insansın. İnsan bi bakar, hangi tarihte yazmaya başlamış. Kesin kaçırdım derken... Bir de baktım 29 Nisan'mış tarih. Daha kaçırmadım yani.

Ne çok şey değişmiş bir yılda. Şimdiden yazayım yazımı, ne de olsa ben 29 Nisanı yine unuturum.

Sadece...

Öyle çok şey yaşadım ki bu blog aracılığıyla. Dostlar edindim. Her durakta yalnız olmadığımı bildim. Kızım arkadaşlar edindi. Hep desteği hissettim. Bizden tecrübeli annelerin yorumları bir yana, araştırmacı annelerin bilgileri bir yana. Çok teşekkürler dostlar. Bizi bu yolculukta yalnız bırakmadınız.

Sonsuz teşekkürler...

13 Nis 2009

Eeeeee Dünyanın Bütün EEEleri bizim evde...

video

Sonsuzluk ve Bir Hafta Sonu


Pazartesi mesaimiz saat 6:30 itibariyle başladı. Benim moraller çok düzeldi. Son iki üç gündür düzenimiz pek bir aksamıştı. Sabahın 5inde uyanma, emme, sonra sekizde uyanma şeklideydik. Öyle olunca bütün saatler kayıyor, gece uykumuz da 9:30a kayıyor. Bu da beni tilt ediyor, çünkü kendime ayıracağım zaman Eloş uyuyunca başlıyor. O anda istediğim, biraz sessizlik, biraz derin düşünce. 9:30 civarı uyuyunca çok yoruluyorum, hem de 11 de tekrar emzirmesi var. Böhüü. Bugün 6:30da uyanınca dünyalar benim oldu. Hem 5i huy edinmemişiz dedim, hem de eski düzene dönüyoruz. Tracy 7de uyanmak iyidir dese de, 6:30 bana daha çok uyuyor. Hem işe filan başlamam gerekirse de 6:30da emziririm güzel güzel. 7 civarı da hazırlanmaya başlarım diye düşünüyorum. Eloş alışmamış ama 5de kalkmaya ben alışmışım. Dün Ela uyandırmasa da 5de uyandım. Geri yattım sonra.

Hızlı büyüme dönemi gerçekten hızlıymış. Yani anlatması çok zor, deseler inanmam. Çocuk sanki bir anda büyüdü. Bir gece önce bodyler oluyordu, bir gece sonra olmuyordu gibi bişey. Bir anda kıyafetler hooop küçülüverdi. Benim mi farkındalığım değişti diyicem ama yok değil. Bir hafta önce giydirdim bodyyi, yıkandı, ütülendi. Yok olmuyor. Kucağımda bakıyorum, yok artık o yenidoğan hallerinden eser yok, resmen bebek ayol. Maşallah, maşallah. Ya da Ela, hımm 3 ayı geçtik, yeni kıyafetler gelsin mi dedi. Yalnız çok taktir ettim. 3. ayı geçtiğimiz gün 0-3 aylık kıyafetlere baybay dedik tamamen. Neticede onlar da standart değil, boy boy. Bazı 0-3 aylıklar 1 aylıkken olmamaya başlamıştı. Görece iri 0-3 aylıklar da artık olmuyor. Anneannemizin aldığı pijamalar vardı, çok büyük geliyordu Eloşa. Bir baktık fit. Anlayamadım ne çabuk... Olsun olsun büyüsün yavru.

Yediklerimize dikkat etmeye başladık ya, babamız da benimle beraber dikkat ediyor. Bol bol tavuk, salata yiyoruz. En çok salata. Sebze yemekleri, zeytinyağlılar, ızgaralar. Dün arkadaşlar uğradı kızımızı göremeye, profiterol getirmişler -ki bayılırım-, elimi bile sürmedim. O derece kararlıyım. Sanki vücudumda şişlik indi gibi geliyor. Böyle bir inceldim gibi sanki. Hızlı büyüme dönemi gibi hızlı incelme dönemi de olsa keşke.

Cumartesi günü Eloş, hem annemi mi gezdiricem, babamı da gezdireyim diyerek ikimizi sahil yoluna götürdü. Aman ne kalabalık, cıvıl cıvıl. Uzun uzun yürüdük. Ancak uzun süren ev kuşluğundan sonra ikimizin de bedenlerimiz "ah vah eve gitsek yatsak iyiydik öyle" gibi şeyler söyledi. Biz de dağ, taş gezme botlarımıza içimiz geçerek baktık. Biz eskiden, eskiden su içerdik testiden. Şu trekking olaylarına pek bayılırdık, ne de güzel yürürdük saatlerce. İstanbul'da da uzun yürüyüş turu yapardık iki kişi. Neyse, bundan böyle üç kişiyiz. Yürüyüş iyi geldi, böyle böyle Eloşla yürürsek kilocuklar daha bir hızlı gider, daha önemlisi beden bir kendine gelir. Hantallaşmak kötü. Çok yürümüşüz, deniz kokusu bir yandan. Yalnız ben Eloş'u az mı giydiriyorum diye endişe ettim. İçinde body ve penye pantolon varken üstüne tulum giydiriyorum. Zaten puşette ve rüzgar koruması var. Üstüne de ince battaniye örtüyorum güneş durumuna göre. Baktım başka anneler montlar, atkılar giydirmiş çocuklara. Ela mutluydu o halde. Üşümüyordu. Gözüm sürekli başka annelerde, napıyorlar, acaba doğru mu yapıyoruz, insan biraz endişeleniyor. Belki her çocuk başka üşüyordur. Biz anne ve baba olarak üşüyen insanlardan değiliz, belki Ela da değildir.

Pazar hava kapalıydı, evde dinlenmeye geçtik. Geceden uykusuzdum, bunları baba kız bırakıp bir güzel uyudum. Sonra yine baba kız bırakıp market alışverişine gittim. Pek eğlenmişler, ancak Eloş uyuması gereken gündüz uykusunu atlamış babayla olunca. Özlüyor herhalde. Ya da bana fazla mı alıştı bilmiyorum. Dün dinlendik, yalnız Eloş'um geç uyudu. O nedenle ben de geç yattım. Biraz uykusuzum ama kız uyudu, ben uyumadım şimdi, geldim fiti fiti yazıyorum bişeyler. Açıldım, geri yatmiyim diyorum. Emzirme seansları güzel geçiyor. Artık TVyi sabah hariç tamamen bıraktım. İlk emzirmede ayılmama yardım ediyor. Onun dışında emzirme sürelerini okumak ya da derin düşünmek için kullanıyorum. Bir nevi kendime ayırdığım zaman oldu. Zaten benim en çok istediğim şey, okumak ve düşünmek bugünlerde.

İşi bırakalı beş ay oluyor. Ve zihnim daha yeni özgürleşti. Yeni yeni kendime geliyorum. Okuduklarım içime işler oldu. Aklıma fikir üstüne fikir gelmeye başladı. Sanki uykudan uyandım birden. Uyanınca gördüklerimi hiç sevmedim. Bugünün dünyasında sabahın köründe kalk, işe git, kendini heba et, iyi kazan, kiraya, aidata, yol masrafına ota boka dünya para ver, eve geç gel, durumu delilik. Ömür geçiyor ömür. Daha sakin zamanlara ihtiyacımız var. Tekrar benzer şekilde çalışmak istemiyorum. Ya da illa kendimi vererek çalışacaksam daha çok inandığım bir iş olsun istiyorum. Önceliğim evden çalışmak ve pasif gelir dedikleri yöntemler üzerinde durmak. Pasif gelir, örneğin kira geliri gibi sen bir şey yapmasan da gelen gelirler. Diyelim bir web sitesi yaptın, düzenli bir reklam geliri oluştu. İşte o da pasif gelire örnek. Oyun yazmayı düşünüyorum. Bakalım.

Fikirler çok bugünlerde. Kendi işimizi kursak diyoruz, AB projelerine bakıyoruz sürekli. Oyun portalı yapalım diyoruz. Bir arkadaşım masal ve şiir kaseti çıkar diyor. Kayınvalidem ninni kaseti çıkar diyor. Çelişkiler içerisindeyim. Bir yanda on yıldır prof. olarak çalıştığım işim var. Argeye adanmış bir hayat. Öte yandan yorgunluklarım, hayattan alacağım zevk. Yani şöyle hem biraz arge yapsam ya da yapanlara danışmanlık yapsam, hem kendime ve kızıma ayıracak zamanım olsa, hem de sosyal konularımla, yazmayla, çizmeyle, sanatla, içsel dünyamla daha çok ilgilenebilsem. Sevgiloşla konuştuk. İzmir'e mi taşınsak dedik hatta. Kendi işimizi yapıyor olursak mekandan bağımsızlaşabiliriz de.

Geçen Anne böcük'ün blogunda bir günün hikayesini okudum, dehşete düştüm. Ben Nesli diye bir kitap okuyorum bugünlerde. Yani sanki bu kuşak daha ben merkezcil, daha kendi odaklı ve daha kaygılı ve sinirli. Eloş okuldan sinirli gelsin istemiyorum. En korktuğum şeylerden biri sinirli bir çocuk. Allah korusun. İstanbul öyle bir karman çorman yer ki bazen. Cumartesi çok mutlu bir gündü, güneşli, neşeli. Sahil yoluna gidene kadar kaç tane şeye sinirlendim. Arabalar yol vermez, korna çalar. İnsanlar üstüne üstüne yürür, bebek arabasıyla gitmene rağmen. Sanki tüm insanlar uyurgezer, inanılmaz. Serseri mayın gibi, yapay zeka gibi yürüyorlar yollarda. Kaldırımlar kırık, ortasında reklam panosu, puşet geçmez. Yola indir, geri çıkar. Birileri çarpar. İnsan ne kadar kendine hakim olmaya çalışsa da öfkeleniyor. Hayatımda stres faktörünü bu kadar azaltmışken bile kızabiliyorsam durum fena. Kornalar, gürültü, agresif sürücüler, acele, acele. Bilmiyorum. Belki de İzmir'e taşınmalı. Ya da daha sakin bir yere. Hem eğitimin iyi olduğu, hem de huzurun, insanlar arası inceliklerin olduğu bir yere. Bakalım.

İşte böyle dostlar. Çok uzun yazdım yine. Birazdan uyanır benim mavmavım. Önce memişler, sonra oyun zamanı! Bu arada fazla göğüs dekoltesi olduğu için giyemediğim bir bluzum vardı. Farkettim ki tam emzirmelik. Böyle seksi anne modlarında dolanır oldum evde. Çok pratik...
sevgiler...

10 Nis 2009

Sosyalleştik Biz


Bugün teyze izinliydi. Atladık Eloş, teyzoş ve ben caddeye uçtuk. Aman bir gezdik, bir gezdik. Gündüz vakti bütün kadıköylü bebişler yollara dökülmüş. Anneler güzel, yavrular güzel. Tek tük babalar var. Mothercare`de emzirdim, yola devam ettik. 11:30da çıkmıştık, 15:30 gibi döndük. Yüyüyüşler yaptık. Yemekler yedik... Biz yerken Eloş tatlı tatlı kestirdi puşetinde. Aman Allah bozmasın muhabbetimizi. Maşallah.

Benim de keyfim yerine geldi. Azıcık yediğime içtiğime dikkat edip, spor yapacağım. Pantolon oldu ama çirkin oldu efendim. Taşmışız biraz. Amaaaa (eye of the tiger çalar arkada) azimliyiz. Bu arada sanmayın ki sıfır beden olmak gibi hedeflerim var. (Ühüm) Ben normal kıyafetlere girebilsem bana yeter.

9 Nis 2009

Hayallerim, Aşkım ve Kızım.

Sanırım üçüncü aydan sonra herşey daha bir güzel. Baharın gelmesiyle bana öyle gelmiş de olabilir ama... Çocuklarına sürekli aşkııım diyenlere sinir olurdum. Şimdi neden öyle dediklerini anlar gibi oldum. Anne sevgisi aşka çok benziyor. Görmeyince özlüyorsun, yüzü aklına gelince için bir tuhaf oluyor. Aklının bir köşesi onda. Gülünce dünyalar senin oluyor filan:) Okuduğum bir kitap diyordu ki, aşk yıldırım gibidir, bir anda 100 milyon volt çarpmış gibi olursunuz. Ancak bu enerji çamaşır makinesini, bilgisayarı çalıştırmaz. Onun için 220 lazım, üstelik sabit. (Sabit derken AC. ) Bu da yıldırımın yavaş yavaş dönüşmesi gereken şeydir. Yani yıldırımlar yaratan bir ırkın ahvadıyız da üstelik. Yıldırımlar ara ara kafamıza düşse de hayatı sürekli ilk aşık olduğumuz an gibi yaşarsak bir deri bir kemiğe döneriz. Yavruşa hislerimiz hep böyle mi olacak acaba? Sanki zamanla biraz daha durulur gibi geliyor. Yoksa ben de başlayacağım "ayk budur" yazılarına. Yavru sevgisine aşk yerine ayk demiş kitubi kardeşimiz. Aşk demekten daha iyi...

Bizden haberlere gelince... Allah nazarlardan saklasın, düzenimiz pek bir oturmuş idi. Her akşam zamanlı yat, her sabah saat gibi uyan. Saatle sütleri iç, uyu şeklinde idik. İki gündür düzenimiz bozuldu. Korkumdan (annelerin nazarı değer) söyleyemiyordum tam ama gerçekten şu ikinci ay sonundan beri gece uykularımız kesintisiz(istisna geceleri saymazsak), beslenmemiz iyi filan. Hatta o kadar ki Tracy Hoggdaki saatler bile aynı neredeyse. Kitap bebek oldu yavrum derken, dünden önceki gece beşte, dün de dörtte uyandı. Üstelik ben daha önce gece öğünü vermediğim halde sabaha kadar uydurdu. Bir süredir gece öğününe alıştık, buna rağmen. Sabah yedide kalkıyorduk, bir saat yemek, bir saat oyun, bir saat uyku. Onda tekrar... Böyle gidiyordu, sekiz civarı uyuyorduk. 11de tek meme veriyordum. Pek mesuttuk. Önceki gece sabah beşte uyanınca, dün uyku öğününde çift meme verdim. Bu arada uyanma sebebi kaka. Uyuduğum yerden duyabiliyorum, port port sesler geliyor. Sonra uyanıyor kuzu. Önceki gece ben kalktım, altını değiştirdim, konuşmadan, oynamadan. (Annem geceleri çok sıkıcı hissi uyandırmak amacım. ) Pışpışladım, memelerin lafını etmedim. Korkuyorum ben memede uyuma, meme içmeden uyumama gibi alışkanlıklardan. Ama ısrarla istedi, verdim lıkır lıkır içti. Sonra uyudu, biz de daha geç uyandık, yeme içme saatlerimiz 1.5 saat kaydı. Dün gece sevgiliye dedim, sen kalk, memelerin kokusunu almasın. Hani bakalım açlık mı, yoksa altı kakalı rahatsız mı oluyor minik diye. Babası kalktı, altını açtı, pışpışladı uzun uzun. Yok, meme istiyor. Verdim çift memeyi lıkır lıkır dikti boğaza. Yatırınca Tracy ablaya gittim okudum. Üçüncü aydan sonra yani 12 haftalıkken hızlı büyüme dönemi olabilirmiş. Her gece farklı saatte uyanması alışkanlık değil, açlıktanmış gerçekten. Gündüz daha çok emzirmek gerekliymiş dediğine göre. Yani hala çok emin değilim, altına yaptığından mı uyanıyor, açlıktan mı. İçtiğine göre açlık heralde. Ben de dört saatlik düzene geçicez diye bir iki gündür üç saat onbeş dakikaya çıkarmaya çalışıyordum emzirme süresini. Ben de bozmuş olabilirim. Bugün üç saatte bir veriyim diye düşünüyorum yine. Bakalım. Nasılsa memeler de duruma adapte olacaklar.

Bu düzeni nasıl kurduk diye düşündüm, bir şey bulamadım. Keşke şöyyle muhteşem annelik yöntemleri uyguladım filan diyebilsem. Tavsiyelerde bulunabilsem. Sanırım en önemli faktör şans. Bir defterim var şimdilerde tutmayı bıraktım. Düzene girince gerek kalmadı çünkü. O defterde ama 26 marta kadar ne zaman emzirmişim, kaç dakika, ne kadar uyumuş hepsi yazıyor. Olduğu aşılar, doktora gitme zamanlarımız filan da var. O defterin faydasını çok gördük, yani ağladığında aç mı, uykusu mu var fikrim oluyordu. Çünkü insan o kadar yoruluyor ki en son ne zaman emmişti filan unutuyorum ben. Gerçi doktora bu defterle gittim ben doktor yazma dedi. Olsun yazdm ben gene:) Bir ara verileri excele dökeyim grafikler çizeyim diye düşündüm:) Sonra da delirmeee dedim, sakinleştim. Delirmenin alemi yok.

Nelere dikkat ettim diye düşündüm, bir kaç şey var. Bir kere hiç memede uyutmadık. Nadiren derin daldığında kaldırmadık ama genelde meme aldıktan sonra derhal gaz çıkarma işine giriştik o arada uyanıyor zaten. Biraz alt açma, oynama filan oyalandıktan sonra uykusu geldiyse, ki geliyor, uyuttuk. Başta memeyi bırakınca ben doydu sanıyordum bazen, sonra anladım ki gazı olduğunda da memeyi bırakabiliyor. Mideyi hava dolduruyor. Gazı çıkınca kaldığı yerden devam ediyor emmeye. 10 dakikada bir mutlaka gazını çıkarın diyorlar. Bizimkinin uyanma vakti geldi, ben bakayım ona.

Rutin sahibi olmanın iyi yanı, gece dörtte kalksan ve bütün saatler kaysa bile bir düzen devam ediyor. Hala emip, oynayıp, uyuyor. Böylece insan ne bekleyeceğini biliyor. Gerçi bazen uyku atladığımız oluyor, gündüzleri başka bebeklere nazaran daha az uyuyoruz sanırım. (Tracy 1.5 saat uyku demiş. Bizim 1 saat en fazla. 1.5 2 saat ancak sabah seansında olurdu, o da bazen... Artık sabahları da fiks 1 saat uyuyoruz) Doktor gece uyuduğu sürece uyumasın gündüz boşver dedi.

Bu arada emzirirken okumak gerçekten iyi fikirmiş. Elif Şafak/Aşk bitti. Şimdi manevi rehberliğe geçtim, onun da yarısına geldim. Gerçi biraz daha sindirerek okumak lazım. Aşk'a gelince... Ben bunu ABDde Bordersa gitmişim, kafeye oturmuşum da, yabancı bir yazarın romanıymışçasına okudum. Fena değil. Meseller harika, ama meseller zaten sufi meselleri. Olayın Şems temelli anlatılmasını sevdim, genelde Mevlana temellidir ya anlatılar. Ama biraz yabancı buldum. Dedim ki, bu herhal dış pazara yönelik yazılmış olmalı. Mevlana'yı çok az tanıyorsan, sufiliğe çok yabancıysan ilgiyle okursun. (ABDli kadın üzerinden olmasını yadırgadım. Little Buddha saçmalığı gibi. ABDli aile üzerinden anlatılan Buda. ) Belki daha detaylı yazarım beni rahatsız edeni. Yani sanki dış pazara, sufizm size uzak değil, bir aşık olun hoop içindesiniz demek için yazılmış gibi geldi. Sonra dış pazarda satılabilecek şeye biz de bayılırız diye düşündüm. (Son cümle kinayeli yazılmıştır.) Hızla okudum, okurken eğlendim, düşünmediğim şeyler düşündüm. Ama Aşk hele ki büyük harfle AŞK ilahi aşk üzerine yazılacak bir roman daha mı derin olmalıydı diye düşündüm. Elif Şafak'ı severim. Bence yetenekli bir yazar. İşte böyle arkadaşlar... Biraz ortaya karışık oldu düşüncelerim.

6 Nis 2009

Yediğimiz İçtiğimiz - Emziren Anneler Dikkat

Az önce bir yazı okudum. Diyor ki, anne sütünün tadı annenin yediğinden içtiğinden etkileniyor. Bunu biliyorduk:) Mesela ben ne zaman sucuk yesem, Ela sütten nefret ediyor. İçiyor ama açlıktan, "anne naaaptın" bakışlarıyla... Fazla baharat sevmiyor filan.

Fakat başka bir yönü varmış. Diyor ki, sen bebeği alıştır çikolataya, kahveye, efendim bol baharatlı yemeklere. Sonra katı gıdaya geçince ver kerevizi, ver sebzeyi. Sonra da neden tadını sevmedi acaba? Kısacası emzirirken yediğimize içtiğimize damak tadı geliştiriyormuş bu minikler. Hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Sağlıklı beslenmeye çalışıyoruz elden geldiğince ama bir de bu açıdan bakmak lazımmış. Bu hesapça bizim kız, muz, elma, yoğurt, kereviz ve ıspanak sevecek. Evet bu yolda devam etmeli o halde.

Doğumdan sonra eski vücuduna kavuşmak en az dokuz ay sürermiş diye de başka bir yazı okudum. Moralim bozuldu. Ela'yı bu kadar düzenli beslerken kendimi neden besleyemiyorum saatle. Önümüzdeki iki hafta daha düzenli beslenmeye çalışacağım. Düzenli derken, aynı saatlerde yemeye gayret edeyim diyorum. Ara öğün koyayım ve elma yiyeyim.

Ben gidip kitap okuyayım en iyisi Eloş uyumuşken... Bu arada beslenme aralarını 3.5 saate çıkarıyoruz. Ah ah dördüncü ay, dört saatte bir emzirme. Düşünsenize en az üç saat özgürlük! Ole.

3. Ay Kontrolleri ve Hızlı Haftasonu


Cumartesi doktorumuza gittik. Kilo 6kg, boy 61cm. Büyümüşüz, 800gr almışız. Süt iyi, boy iyi. Doktor pek bir memnun. Aşı gelene kadar Eloşta doktora gülücükler, gülücükler... Sonra aşı ve uvaaaa. Ama kısa yine, kahraman kızım. Babası, "ağla kızım ben olsam ben de ağlarım" der, doktor güler. Doktor şanslı olduğumuzu söyledi. Keyifli, huzurlu bir bebek dedi. Pek sevindik. Uykuları da beğendi. Yalnız dedi bazen huy değiştirebilirler aman dedi. Aynen devam. Anne sütü harici bişey yok. Ben acaba yeni tatlarla tanıştırsak mı diye düşünmüştüm. Hani beslemek gibi değil de, bir yoğurdun tadına baksın ucundan gibi. Gerek yok didi doktor. O zaman bekleriz biz de. Acelemiz yok.

Sonra eve geldik. Cumartesi playstation oynadık. Bir yandan Ela'ya oynadık. Yalnız akşama doğru bana bir heyheyler geldi. Gece kötü rüyalar görmüştüm, hiç uyuyamamıştım. Cumartesi Eloş'u baba ve teyzeye devredip uyudum. Nasıl uyuyasım varmış meğer. Biraz kendime gelir gibi oldum. Yalnız bu kabuslar filan nerden çıktı anlamadım. Gündüzleri az uyaranla karşılaştığımdan herhalde gece rüyalarım nasıl renkli, nasıl zengin ve yaratıcı. Biraz sıkılmışım. Teyze Ela'ya gözkulak olmaya gönüllü oldu, biz de akşam sevgiliyle caddeye çıktık. Kirpi diye sevdiğimiz bir mekan var, oraya gittik. Bişeyler yedik, içtik. Yorulmuşum. Ela ile ilgilenmek dünyanın en zevkli şeyi. Oynaması, emzirmesi, yıkaması hepsi ayrı güzel. Ama başka şeylere de ihtiyacı oluyor insanın. Loş ve sessiz bir ortamda aklımı vererek bir kitap okumak mesela. Kendi yaşıtım insanlarla Ela dışında bir konudan bahsetmek. Tek başıma yürümek, yürümek gibi. Yani asıl istediğim biri Ela'ya baksın, ben de dolanayım değil. Nasıl desem gün 30 saat olsun. Ben hepsini yapabileyim istiyorum. Gece gece kendimizi alışverişe verdik dört tane kitap aldım şu kriz zamanı. Aşk/Elif Şafak, Kalfa/Süreyya Berfe,Manevi Rehberlik ve benötesi psikolojisi üzerine paylaşımlar/Robert Frager, Ben Nesli/Jean M. Twenge. Aşk'tan başladım dün gece. Okudukça yorumlarımı yazarım.

Güzel bir pazar sabahına uyandık. Kahvaltı filan. Sonra haydi dedik dışarı. Bir güzel sahil yoluna gittik. Pek öyle sahilde gezme huylarımız yoktu. Eloşla ailecek dolaştık. Biraz rüzgar vardı ama deniz kokusu çektik içimize bol bol. Oksijennn dolu dolu. Sonra Maria'nın Bahçesine gittik Küçükyalıda. Yemek yedik, arada kalktım üst katta emzirdim geri geldim. Hoş oldu açık havada Eloşla beraber yemek yemek. Sorun olmadı. Bol bol güldü kızım. Teyzesiyle sohbetler, oyunlar, gülücükler. Dönüş yolunda, biraz daha mı gezsek eve mi gitsek dedik. Saat yediye geliyordu. Eve gelmeye karar verdik. Yalnız ya Ela eve dönmek istemedi, ya da trafikten fena bunaldı. Ağladı biraz. Sonra eve girdik, ohh hiçbişey olmamış gibi.

Emdi, uyudu. Biz teyzeyle tekrar dışarı çıktık. Eve geldik. Ela rüya öğününü içti, uyudukkk.
Maşallah maşallah. Kardeşim diyor ki, vay be büyüdük de çoluklu çocuklu dışarı çıkıyoruz. Bana tam iki yıl önce bu haftasonunu yaşayacağımı söyleseler herhalde inanmazdım, biraz da afakanlar basardı. Hele 10 ay işten uzak olmak filan... İnsan değişiyor. İyiki de değişiyor. Esnek olmak lazım hayata karşı. Ne garip. Hem uyuduğunda rahatlıyorsun, hem de gidip dürtüp uyandırıp öpmek oynamak istiyorsun bazen... Küçük kurbağa Ela...

3 Nis 2009

Büyümek Ne Güzel Şey, Ah Şu Büyükler!

Bu sabah yine erkenden uyandım. Annemle babam uyurken şarkılarımı söyledim. Sesim iyice açıldı artık. Sonra fazla şımartmayayım dedim ve annemi çağırdım. Annem kalktı, dün gece iyi uyumuş belli. Yalnız bunlar bu ara bir oyuna sardılar. Beni uyutup uyutup play station oynuyorlar. Anlamıyorum sanıyorlar ama anlıyorum. Uykumda sesi geliyor uzaktan. Savaşlar filan. Neyse. Uyandım içtim taze taze sütlerimi. Sür molasında annem babamı uyandırdı ama babam biraz daha uyuycam dedi. O sırada teyzoş kalktı. İkinci memeyi de afiyetle bitirdikten sonra annem kahvaltı hazırladı. Hava pek güzel, sonra bir de çaylı kahvaltı filan evde bayram havası. Ne zaman kahvaltı yapsalar mutlu oluyor bu büyükler tespit ettim.

Sabah TVyi açtılar. Gümüş diye bir dizi var. Annem bazen beni emzirirken izliyor. Neyse onun arasında, bir reklam çıktı. KavakYelleri diye bir dizi. Fragmandan sonra babam "Bu Davson Creek uyarlaması değil miydi, bekaret kontrolü neden çıktı, tam bize uyarlamışlar " dedi. Teyzem de "e, franchise ama yerel değerlerle bezemişler" diyince koptular bi saat. Onlar gülünce ben de gülüyorum. Maksat ortama uymak. Sonra onlar daha çok gülüyorlar. Öyyle bi kısır döngü... Biraz benle oynadılar filan. Sonra gitti bunlar işe. Ben de uykuya.

Uyandım, annem aldı yine. Menüde ne var, süt. Hep süt ama tadı değişiyor arada. İçtim, gazım çıktı. Annem pek bir süslendi. Saçını tarar, ruj sürdü filan pek hoş. Sonra baktım gidiyoruz. Dedim bu kadın çok sıkıldı evde hadi gönlü olsun. Aldım anneyi dışarı çıkardım. Biraz dolaştık. Baktım keyfi yerinde hadi dedim anne biraz daha dolaşsın. Yazık tabi, eve uğramayan insanı eve kapat bunalıyor arada çıkarıyorum. Dolandık filan. Eve dönerken hafif bir içim geçmiş. Geldik, bir uyandım yatağımdayım. Eyvah dedim hemen uyanayım. Şimdi bu büyüklere iki kere bişi yap hemen alışıyorlar. Bir kere puşette uyuuğumu görsün hemen alışır. Geçen yatağıma yatırmıştı, dönenceyle oynarken uyumuşum. Ne zaman dönence görsem annede hemen bi heves. Gene öyle kolay uyusa. Yoo dostum, yağma yok. Yatağıma yatıp kendim uyusam bile söylenecek o ninni. Haklarım var benim. Ayrıcaa gece teyzem ve babam gelmeden uyumayı da sevmiyorum. Banyo da yapılacak. Bazen kolayına kaçıyorlar ama no. Kuyruğu dik tutmak lazım. Anne babayı bir kere alıştırdın mı işin iş. Baştan sıkı tutacaksın.

Bakalım yarın da doktora gideceklermiş. Ah bir denk getirebilsem de o iğne yapan kadına bir çift lafım olacak. Neyse. Yarın ola, hayrola.

Yalnız cidden büyüyorum galiba, alt değiştirme ünitesine sığmak için bacaklarımı kaldırır oldum. Yok yani sorun olduğundan diil de ne biliiim. Bir de kamera diye bi icat çıktı başımıza. Kendi kendime konuşuyorum filan dakkasına annem bitiyor dibimde çekecek. Ya utanıyorum, henüz hazır değilim kameralar karşısında konuşmaya diyorum yok. Ela ne düşünüyorsun filan. Basın brifingi mi vericem her yeni harf öğrendiğimde. Pliiizzz yani.

2 Nis 2009

Bunu BANA nasıl yaparsınız? Yaprak Dökümü

Yaprak dökümünün zaten çok hastası değildim ama artık hiç seyretmeyeceğim. Daha önceleri annemler izlerken deli misiniz, izlemeyin diyordum. Bir geldiklerinde onlar izlerken alıştım ben de. Artık bilinçaltımıza gizli mesaj mı yazıyorlar ne yapıyorlar bilmiyorum. Benim gibi, annesi geldikten sonra Asi'ye alışmış 35 yaşının üzerinde bekar erkek bir arkadaşım var mesela:)

Yaprak Dökümü'nün romanıyla isimler dışında bir ilgisi kalmadı. Ben dizideki konular üzerine konuşacağım. Bir kere senaristler eski bölümleri izleyip konuları bağlamaktan vazgeçtiler. Üzerlerinde çabuk iyice kötü felaketler olsun da dizi bitsin baskısı mı oldu bilmiyorum. Necla neden bir anda kokoş oldu? Fikret kaynanası ne güzel gitmişken deli mi gelsin diye ısrar etti? Ferhunde'nin eski yakışıklı nişanlısı her boka dayandı da bi Oğuz mevzuunda mı terketti? Hadi terketti, nasıl Aslı'yla evlendi. Ferhunde nasıl bir anda geçmiş olsun Ali Rıza beye diyen sevgi kelebeğine döndü? (Ferhunde ile Şevket beraber olsa tam olacaktı bence. Gitmişken olsalardı. Giden gidene nasılsa.) Cem herşeye vardı vardı da ne oldu birden eyhtere mi oldu. Askerde kafasına mı vurdular.

Neyse, bunları başkaları düşünsün. Dizide doğru olan bir kaç noktadan bahsetmek istiyorum. O da şu. Anne ve babalarda, (aslında benmerkezcil herkeste) görülen bir durum var. Bunu bana nasıl yaparsın sendromu. Yani kocandan ayrılırsın, anan bunu bana nasıl yaparsın der? İşi bırakırsın baban bunu bana nasıl yaparsın der. Okuldan atılırsın filan. Birinin bu kişilere dünya üzerinde olan olayların kendi çevrelerinde dönmediğini anlatması gerekir. Yani kadın aslında kocasına bayılıyordu da sırf anasını kıl etmek için boşanmadı herhalde. Ya da çocuk sırf babaya inat okuldan atılmak için numaralar çevirmedi, istifa etmedi. Burada aşırı özdeşleşme durumu var. Çoluk çocuğun ya da söz konusu kişinin senden bağımsız, seni aşan bir varlık olduğunu kabul edememe. Allah aşkına. Eşşek kadar kızın Oğuz'la gitmiş. Bunu seni öldürmek için bilerek yapmıyor. Çok baydı Ali Rıza tripleri. Aman babanız duymasaydı usturuplu söyleseydik. Aman babanızın şekeri, tansiyonu, kalbi. Bir gurur, bir gurur. Ev sahibi süper bi adam bence. Evi almışsın, yani ailenin derdi tasası çok da satmasaydınız kardeşim. Önce ev bulup sonra satsaydınız. Kahveciye söyleseydiniz belki o alırdı, yabancıya gitmezdi. Yok. Tutturmuşlar gurur da gurur. Dizide doğru olan nokta Ali Rıza'nın bencil ve benmerkezcil ağlamaları. Böyle insan çok. Aileden kopamama yaygın. Bir sürü çocuk. Hepsi de sorunlu. Hepsi de çözümü babadan anadan bekliyor. Olmazsa da kocadan. Yani Oğuz'u bulduğun dakika o kadar zor bulduğu işi nasıl bıraktı Leyla. Yuh diyorum. Hadi bir gün gitmedin. Hastaydım der ertesi gün git. Şevket ne güzel taksicisin. Burası İstanbul. Vızırvızır. Kendine bir hayat kurabilirsin. Ama yook. Baba kaymakammış ya, sıfırdan başlama yemez Şevket'e illa büyük oynayacak.

Neyse, konuyu dağıtmayalım. Dünyanın sürekli kendi çevresinde döndüğü Ali Rıza karakteri titreyip kendine gelmelidir. Çocukların zayıf ve karaktersiz. Kabullen, hayatını yaşa. Sen onların her bişeyine koşup karakter sahibi olmalarına yardım etmemişsin. Ana babalık çocuk her düştüğünde kaldırmak değil ki. Bırak biraz da kendi kalksın. Şevket'in borcunu ödeme. Bırak o ödesin. Leyla Oğuz'la mı olacakmış, denesin görsün. Ama tabi çok geç, böyle şeylere daha erken başlamak lazım. Bir de bağımsızlığı öğretebilmek için bağımsız olmak lazım. Ali Rıza bey o gururuna herşeyden daha çok değer veriyor. Bir olay olduğunda bir kez neden, niye diye sordu mu. Ay rezil olduk. Bunu bana nasıl yaparsın filan.

Öyle işte. Sinir oldum:)
Bir yandan da toplumda var böyle karakterler. Özelliklei Ali Rıza, Fikret ve Leyla çok gerçekçi.

Yavaş yavaş kurtulacağım bende. Kendilerini düzeltmeyip dram haline devam ederlerse Canım Ailemi de bırakacağım. Onlar da bi yaprak dökümünü izlesinler, Seyhan alt tarafı evlenmekten vazgeçti. Kızkardeşinin sevgilisi olan, sonra kendisiyle evliyken kardeşiyle kaçıp, karısıyla beraber olduğu eski patronunu dolandırdığı için hapse girip yengesini döven adamla kaçmadı:P
Abartmayalım ortada trajedi yok. Ayrıca kız taraflığınızı bilin ve kızınıza sahip çıkın.

Bir lost kalsın bana yeter. Onu bırakmam.

1 Nis 2009

Güldüren Ela Geldi...

video

Günler Geçiyor...

Kesintili zamanlarda blog yazmak ne zormuş. Dün bir yazıya başladım, gümbür gümbür giderken kalktım başından. Dönünce de gündemi kaçırmıştım çoktan.

Daha kısa kısa yazmalı belki.
Havalar harika. Bahar geldi İstanbula. Kazakla çıktım ve terledim. Eloşla bir tur atıp geldik. Başta güldük, eğlendik, sonlara doğru huzursuzlandık. Gelince de uyudu tatlı tavşan.

Sabahları kahvaltı yapar olduk, yumurtalı filan. İşe gidecekler gitmeden kalkıp hazırlıyoruz, çay bile var. Düşünün artık:) Biz genelde koştur koştur çıkar işte kahvaltı ederdik. Ben yalnızken daha geç kahvaltı eder çay da içmezdim. Şimdi yeni düzene geçtik. Ben de akşam saati uygulamasına geçtim. "Ela uyuduğunda sen de uyu" yöntemini bıraktım. Gündüz hiç uyumuyorum. Gece kesintisiz ne kadar uyursam ki, Allah nazarlardan saklasın tü tü maşallah fena değiliz.

Üçüncü ay su gibi aktı gitti. Nisan 1 olmuş. Kızımız 31 Aralıkta doğru. Koca üç ay. Destekle oturabiliyoruz, kafamızı dik tutabiliyoruz. Çevreye daha da dikkatli gözlerle bakıyoruz. Dönenceler favori oyuncağımız. İki tane var bizde. Biri yatağa asılıp dönen mothercareden. Öbürü capcanlı renkleriyle ikeadan. İkisini de seviyoruz. Ana kucağına oturup baba ile "üzerimde binlerce gezinen parmak adam var" isimli oyunu oynuyoruz. Anneyle uzaylı hayvanlar, ali babanın çiftliğindeki hayvanlar ve yaklaşıp uzaklaşıp elayı öpen hayvanlar isimli oyunları oynuyoruz. Bir de ses çıkaran kelebek var. Ses çıkaran şeyleri kafamızla takip edebiliyoruz 180 derece. Sabah şarkılarımız var. Uyanınca anne baba uyurken şarkı söylüyoruz, ses açma çalışmaları yapıyoruz. Çıkaramdığımız yeni sesler ve kombinasyonlar deniyoruz. Tahminimce bizim kız sabah erken kalkıp ders çalışanlardan olacak. Süt saati gelmeden önce uyanıp kendi kendie konuşuyor, gülüyor, şarkı söylüyor. Mırıl mırıl. Ben de çoktan uyanmış bir halde beni çağırmasını bekliyorum. Bugün gizlice içeri gidip kamerayı getirdim. Tam çekecekken sustu:P Zaten bu kamerada bir bahtsızlık hakim. Ne zaman bişey çekecek olsam ya poz değiştiriyor, ya susuyor, kameraya dikkat kesiliyor. Efendiler, uzmanlar. derhal minicik dikkat çekmeyen kameralar yapınız.

Hayat güzel anların uçuca eklenmesi. Kamera fotoğraf makinesi boş. Yakalarsan şansına. Ama en güzel anlar kayıda gelmeyenler. İstiyorum ki hafızama kazınsın. Oysa her yeni gün başka bir şey olup öncekini unutturuyor.

Annelikle ilgili bir kaç özlü söz var. Dün emzirirken aklıma geldi, bu laflardan faydalandım, unutmadan yazmalı.

1- Tekrarlayamayacağını yapma. (Tracy hoggdan) : Gerçekten iki kere yaptığın herşey kural oluyor. Sanırım bu hayatta da geçerli...

2- Size akıl veren doktorlar, hocalar, akrabalar gecenin üçünde sizin bebeğiniz ağlarken sizin yanınızda olmayacaklar.

3- Anne babalar çocuk yetiştirirken yanlışlar yaparlar ama pek çok da doğru yaparlar. (Yankı Yazgan mıydı acaba?)

Özellikle 2. söz çok önemli. İnsan önce kendine güvenecek. Kendi sınırlarını bilecek. Hayatta da öyle. Güvenmek önemli, güvenilir doktor hemşire seçmek önemli ama aşırı güven iyi değil. Herşeyi özellikle çocuk söz konusu olduğunda bir de sen kontrol edecen. Ya da nasıl desem. Sorumluluk sende. Asıl sorumluluk. O , bu, şu değil. Kaynanan çocuğu yıkarken çeteleye çeteleye lifle dedi. Kendini onun dediğine bırakamazsın. Çocuk senin çocuğun. Onun canı yandığında sen yanacaksın.

Ki yine, hayatta da böyle. Fikir almak iyi de, en iyisini sen bilecen. Öğrene öğrene, okuya okuya bilecen tabi cahil cesaretiyle değil.

Bu arada ben şu baby whisperer kitabının gerçekten çok faydasını gördüm. Muhteşem bir tavsiye. Minnettarım.

Ha bir de hayat dersi: Almadığın her ders önüne defalarca gelecek. Bu sene kaldın mı, seneye alacaksın. Gene mi kaldın, bir daha. Kolay yol yok, kestirme yok.