13 Nis 2009

Sonsuzluk ve Bir Hafta Sonu


Pazartesi mesaimiz saat 6:30 itibariyle başladı. Benim moraller çok düzeldi. Son iki üç gündür düzenimiz pek bir aksamıştı. Sabahın 5inde uyanma, emme, sonra sekizde uyanma şeklideydik. Öyle olunca bütün saatler kayıyor, gece uykumuz da 9:30a kayıyor. Bu da beni tilt ediyor, çünkü kendime ayıracağım zaman Eloş uyuyunca başlıyor. O anda istediğim, biraz sessizlik, biraz derin düşünce. 9:30 civarı uyuyunca çok yoruluyorum, hem de 11 de tekrar emzirmesi var. Böhüü. Bugün 6:30da uyanınca dünyalar benim oldu. Hem 5i huy edinmemişiz dedim, hem de eski düzene dönüyoruz. Tracy 7de uyanmak iyidir dese de, 6:30 bana daha çok uyuyor. Hem işe filan başlamam gerekirse de 6:30da emziririm güzel güzel. 7 civarı da hazırlanmaya başlarım diye düşünüyorum. Eloş alışmamış ama 5de kalkmaya ben alışmışım. Dün Ela uyandırmasa da 5de uyandım. Geri yattım sonra.

Hızlı büyüme dönemi gerçekten hızlıymış. Yani anlatması çok zor, deseler inanmam. Çocuk sanki bir anda büyüdü. Bir gece önce bodyler oluyordu, bir gece sonra olmuyordu gibi bişey. Bir anda kıyafetler hooop küçülüverdi. Benim mi farkındalığım değişti diyicem ama yok değil. Bir hafta önce giydirdim bodyyi, yıkandı, ütülendi. Yok olmuyor. Kucağımda bakıyorum, yok artık o yenidoğan hallerinden eser yok, resmen bebek ayol. Maşallah, maşallah. Ya da Ela, hımm 3 ayı geçtik, yeni kıyafetler gelsin mi dedi. Yalnız çok taktir ettim. 3. ayı geçtiğimiz gün 0-3 aylık kıyafetlere baybay dedik tamamen. Neticede onlar da standart değil, boy boy. Bazı 0-3 aylıklar 1 aylıkken olmamaya başlamıştı. Görece iri 0-3 aylıklar da artık olmuyor. Anneannemizin aldığı pijamalar vardı, çok büyük geliyordu Eloşa. Bir baktık fit. Anlayamadım ne çabuk... Olsun olsun büyüsün yavru.

Yediklerimize dikkat etmeye başladık ya, babamız da benimle beraber dikkat ediyor. Bol bol tavuk, salata yiyoruz. En çok salata. Sebze yemekleri, zeytinyağlılar, ızgaralar. Dün arkadaşlar uğradı kızımızı göremeye, profiterol getirmişler -ki bayılırım-, elimi bile sürmedim. O derece kararlıyım. Sanki vücudumda şişlik indi gibi geliyor. Böyle bir inceldim gibi sanki. Hızlı büyüme dönemi gibi hızlı incelme dönemi de olsa keşke.

Cumartesi günü Eloş, hem annemi mi gezdiricem, babamı da gezdireyim diyerek ikimizi sahil yoluna götürdü. Aman ne kalabalık, cıvıl cıvıl. Uzun uzun yürüdük. Ancak uzun süren ev kuşluğundan sonra ikimizin de bedenlerimiz "ah vah eve gitsek yatsak iyiydik öyle" gibi şeyler söyledi. Biz de dağ, taş gezme botlarımıza içimiz geçerek baktık. Biz eskiden, eskiden su içerdik testiden. Şu trekking olaylarına pek bayılırdık, ne de güzel yürürdük saatlerce. İstanbul'da da uzun yürüyüş turu yapardık iki kişi. Neyse, bundan böyle üç kişiyiz. Yürüyüş iyi geldi, böyle böyle Eloşla yürürsek kilocuklar daha bir hızlı gider, daha önemlisi beden bir kendine gelir. Hantallaşmak kötü. Çok yürümüşüz, deniz kokusu bir yandan. Yalnız ben Eloş'u az mı giydiriyorum diye endişe ettim. İçinde body ve penye pantolon varken üstüne tulum giydiriyorum. Zaten puşette ve rüzgar koruması var. Üstüne de ince battaniye örtüyorum güneş durumuna göre. Baktım başka anneler montlar, atkılar giydirmiş çocuklara. Ela mutluydu o halde. Üşümüyordu. Gözüm sürekli başka annelerde, napıyorlar, acaba doğru mu yapıyoruz, insan biraz endişeleniyor. Belki her çocuk başka üşüyordur. Biz anne ve baba olarak üşüyen insanlardan değiliz, belki Ela da değildir.

Pazar hava kapalıydı, evde dinlenmeye geçtik. Geceden uykusuzdum, bunları baba kız bırakıp bir güzel uyudum. Sonra yine baba kız bırakıp market alışverişine gittim. Pek eğlenmişler, ancak Eloş uyuması gereken gündüz uykusunu atlamış babayla olunca. Özlüyor herhalde. Ya da bana fazla mı alıştı bilmiyorum. Dün dinlendik, yalnız Eloş'um geç uyudu. O nedenle ben de geç yattım. Biraz uykusuzum ama kız uyudu, ben uyumadım şimdi, geldim fiti fiti yazıyorum bişeyler. Açıldım, geri yatmiyim diyorum. Emzirme seansları güzel geçiyor. Artık TVyi sabah hariç tamamen bıraktım. İlk emzirmede ayılmama yardım ediyor. Onun dışında emzirme sürelerini okumak ya da derin düşünmek için kullanıyorum. Bir nevi kendime ayırdığım zaman oldu. Zaten benim en çok istediğim şey, okumak ve düşünmek bugünlerde.

İşi bırakalı beş ay oluyor. Ve zihnim daha yeni özgürleşti. Yeni yeni kendime geliyorum. Okuduklarım içime işler oldu. Aklıma fikir üstüne fikir gelmeye başladı. Sanki uykudan uyandım birden. Uyanınca gördüklerimi hiç sevmedim. Bugünün dünyasında sabahın köründe kalk, işe git, kendini heba et, iyi kazan, kiraya, aidata, yol masrafına ota boka dünya para ver, eve geç gel, durumu delilik. Ömür geçiyor ömür. Daha sakin zamanlara ihtiyacımız var. Tekrar benzer şekilde çalışmak istemiyorum. Ya da illa kendimi vererek çalışacaksam daha çok inandığım bir iş olsun istiyorum. Önceliğim evden çalışmak ve pasif gelir dedikleri yöntemler üzerinde durmak. Pasif gelir, örneğin kira geliri gibi sen bir şey yapmasan da gelen gelirler. Diyelim bir web sitesi yaptın, düzenli bir reklam geliri oluştu. İşte o da pasif gelire örnek. Oyun yazmayı düşünüyorum. Bakalım.

Fikirler çok bugünlerde. Kendi işimizi kursak diyoruz, AB projelerine bakıyoruz sürekli. Oyun portalı yapalım diyoruz. Bir arkadaşım masal ve şiir kaseti çıkar diyor. Kayınvalidem ninni kaseti çıkar diyor. Çelişkiler içerisindeyim. Bir yanda on yıldır prof. olarak çalıştığım işim var. Argeye adanmış bir hayat. Öte yandan yorgunluklarım, hayattan alacağım zevk. Yani şöyle hem biraz arge yapsam ya da yapanlara danışmanlık yapsam, hem kendime ve kızıma ayıracak zamanım olsa, hem de sosyal konularımla, yazmayla, çizmeyle, sanatla, içsel dünyamla daha çok ilgilenebilsem. Sevgiloşla konuştuk. İzmir'e mi taşınsak dedik hatta. Kendi işimizi yapıyor olursak mekandan bağımsızlaşabiliriz de.

Geçen Anne böcük'ün blogunda bir günün hikayesini okudum, dehşete düştüm. Ben Nesli diye bir kitap okuyorum bugünlerde. Yani sanki bu kuşak daha ben merkezcil, daha kendi odaklı ve daha kaygılı ve sinirli. Eloş okuldan sinirli gelsin istemiyorum. En korktuğum şeylerden biri sinirli bir çocuk. Allah korusun. İstanbul öyle bir karman çorman yer ki bazen. Cumartesi çok mutlu bir gündü, güneşli, neşeli. Sahil yoluna gidene kadar kaç tane şeye sinirlendim. Arabalar yol vermez, korna çalar. İnsanlar üstüne üstüne yürür, bebek arabasıyla gitmene rağmen. Sanki tüm insanlar uyurgezer, inanılmaz. Serseri mayın gibi, yapay zeka gibi yürüyorlar yollarda. Kaldırımlar kırık, ortasında reklam panosu, puşet geçmez. Yola indir, geri çıkar. Birileri çarpar. İnsan ne kadar kendine hakim olmaya çalışsa da öfkeleniyor. Hayatımda stres faktörünü bu kadar azaltmışken bile kızabiliyorsam durum fena. Kornalar, gürültü, agresif sürücüler, acele, acele. Bilmiyorum. Belki de İzmir'e taşınmalı. Ya da daha sakin bir yere. Hem eğitimin iyi olduğu, hem de huzurun, insanlar arası inceliklerin olduğu bir yere. Bakalım.

İşte böyle dostlar. Çok uzun yazdım yine. Birazdan uyanır benim mavmavım. Önce memişler, sonra oyun zamanı! Bu arada fazla göğüs dekoltesi olduğu için giyemediğim bir bluzum vardı. Farkettim ki tam emzirmelik. Böyle seksi anne modlarında dolanır oldum evde. Çok pratik...
sevgiler...

6 yorum:

gunebakan dedi ki...

gelin, gelin, izmire gelin :)

yeliz dedi ki...

EVET İZMİRE GELİN!!!
10 yıl istanbulda yaşamış biri olarak izmire döndüğümden beri insanım ya!!! gerçekten insan gibi yaşadığını hissediyorsun. insanlar güzel, şehir güzel, hayat dingin. her iki şehri yaşadığım için rahatlıkla izmir diyorum. hem bence çocuk yetiştirmek için burası muhteşem bir yer.

Ayşe dedi ki...

cikmis tek corabin bir hikayesi var mi? yoksa randomly orada mi bulunmus oldu??

bu buyume haftalarini cok okudum annelerin bloglarinda, growth spurt diyorlar, hakkaten cocuk birden "yemekkk!!" demeye basliyor sanirim. :)))

canim ya, dusunuyorum da acaba balik da mi yesen? hani daha az kolestrol falan var icinde. yalniz tabi dikkat et, bazi baliklarin civa orani cok yuksek, ton baligi, uskumru (mackarel cinsleri), kilic ve kopek baliklari, ama digerlerinde cok olmasa gerek. internetten bulabilirsin... hem kiz da baliga alismis olur, buyuyunce baliksever bir minnos olur.

cok opuyorum, is durumlarini da cozersiniz insallah cabucak. cok opuyorum.

Ozgur dedi ki...

Sizi gidi Izmir'liler:) Vallahi ayarlayalim is durumlarini. Hayati "daha cok zaman" uzerine kurmali sanki. Kostur kostur nereye yetisiyoruz. Gecen Emre Yilmaz'in kitabinda okudum. Adam 100 katli binadan atlamis, orta katlara geldiginde birisi pencereden sormus: "Nasil gidiyor?" Adam cevaplamis: "Vallahi simdilik iyi gidiyor" Orta yaslarimizi iste boyle geciriyormusuz. Bakalim hayat neler gosterecek... Tesekkurler Yeliz ve Gunebakan teyzelerimiz.

Ozgur dedi ki...

Ayşe'cim, hikaye şöyle:
Bugüne kadar Eloşa genelde kendinden çoraplı pantolonla giydiriyorduk. Artık ayaksızlara geçtik, dolayısıyla çorap geldi. Ancak hem ben, hem babası, hem de teyzesi ayağındaçorapdurmayangillerden olduğumuz için, Eloşun çorabını giydirir giydirmez çıkarmış olduğunu görmek beni çok güldürdü, hemen fotosunu çektim:)

Balık çok severim. Bostancı sahilde gezerken bakındık biraz balık da. Hatta av yasağı başlamadan götürmeli. Yummyy. Zaten buralardaki balıklar çinekop, çupra, levrek, filan. Hepsini de severim. Rejime de birebir. Bi balık, bir salata. Rakı da güzel olurdu ama bıraktık içkiyi, sigarayi çook uzun zamandır:)

Gel beraber de yiyelim balık. Ohh.

Ayşe dedi ki...

valla ozledim ulkemin denizlerinin baliklarini, burada malum okyanus baliklari, somon ve alabaliktan baska birseye alisamadim. insallah yeriz birlikte... :)