22 May 2009

Tembelim, Huysuzum ve Kaşınıyorum

Neyine artık şikayet ediyorum bilmiyorum. Evde kıyafetler üstüme üstüme geliyor. Sürekli eşya var bir yerlerde. Havlular var. Eski t-shirtler var. Hepsini vermek istiyorum. Veriyorum da. Sonra nasıl oluyorsa çoğalıyorlar. Sevgili de ben de kot popomuzda paralanana kadar yenisini almayangillerdeniz üstelik. Bir de alışveriş sevsek ne olacak? Alışveriş yapan insanlar sürekli dolap mı alıyorlar, eski kıyafetleri ne yapıyorlar? Ömrüm geçti gitti ayıkla, ayıkla. Üstelikkk. Üstelik şu an aşırı şiştiğimden eski kıyafetlerimi kaldıramıyorum, çünkü vedalaşırsam sanki kilo kalıcı olacak. Ama onları giyemiyorum da, mesela üzerime olsa bile eteğin poposu havada kalıyor. İş kıyafetlerimi de kaldıramıyorum. Güzelim ceket ordan bana bakar. Ceket giymeyi de sevmem üstelik, şimdi giyemiyorum ya kıymete bindi. İnce çorapları filan yokettim. Hepsini bir torbaya koydum kaldırdıydım. Sevgilinin işe aslında takım elbise ya da en azından mantıklı pantolon gömlek giymesi lazım ama biz ITcigillerden geldiğimizden kot tshirtde ısrarcı olabiliyoruz bazı bazı. Ama işe giyilebilecek ve giyilemeyecek tshirtlerin de ayrılması lazım. Bunlar yıkanıp ütülenip yerleştiriliyorlar bi de. İkeanın o çok güzel herşeyi organize eden dolaplarından da aldık ama organize olamadık. Ay nasıl şikayet edesim var nasıl. En kıyamadığım şey kitaplardır şu hayatta ama artık onlarla da vedalaşmak istiyorum. Okuduğum, bir daha da okumayacağım kitaplar var. Okula uygun olanlarını seçip bir okula yollamalı. Ama şüpheliyim. Ömer Seyfettin değil ki bendeki kitaplar. Bukowski yollayacak halim yok ya.
Şikayet, şikayet, şikayet...
Elanın eski kıyafetleri de var üstelik. Onları ikinci için saklayacak mıyım, gitti gidiyora mı versem. Naapsam. Mırıl mırıl mırıl... Aklıma hep Oğuz Atay geliyor böyle zamanlarda. Tutunamayanlarda vardı. Keşke ayrı bir düşünme evim olsa derdi. Eşyanın hüküm sürmediği. Oraya gidip düşünme koltuğuna oturup, düşünme terliklerini giyip düşünecekmiş. Öyle boş bir ev istiyorum. Düşünme pijamalarımdan başka bişey koymayacağım dolabıma. Hatta dolabım da olmasın. Pijama değil mi koyarım koltuğa arada giyerim. Olmadı düşünen kadın pozlarında çıplak düşünürüm kime neeee.
Kaşıntılarım bugün biraz daha iyi. Ama heralde beynim kaşınıyor içerden içerden. Çıkarın beni burdan ben deli değilimmmm.

10 yorum:

yok ki dedi ki...

Bu ulkeye geldigimde sadece iki valizim vardi. Simdi ise aynen senin bahsettigin gibi durum. Nasil oluyorsa buyuk bir hizla artiyor esyanin miktari. Durduramiyoruz. Kilo alip vermek bir numarali suclu bence. Bir de bizim kurutma makinasi derdi var. Yepyeni tisortler kare oluyor cekince; atamiyorsun, giyemiyorsun da. Ama sanirim insanin icinden gelecek o duzen. Yardim edemiyor organize eden dolaplar, cekmeceler vs. :)

yeliz dedi ki...

istanbulda yaşarken eskileri, Beyoğlunda bir mağaza var, fakir fukara gidiyor, istediğini alıyor, işte oraya gönderirdim. öyle güzel bir uygulama ki, işe yarar olduğu sürece herşeyi kabul ediyorlar, fakir vatandaşlar da muhtardan aldıkları belge ile oradan faydalanabiliyor. izmirde imkanları az olan çok tanıdığım olduğu için böyle bir yer araştırmadım henüz. Hamile kıyafetleri ile arcanın eskilerini İlkerin annesine verdim, hani kardeşine yarar diyerekten. Ama hala dolabı boşaltsam 3 koli çıkar:)

ilknur malcı dedi ki...

yazı süper içerik sıradan olsa bile :)

Ayşe dedi ki...

ozgur, ne kadar cok kitabimiz var su ufacik evde bile bilsen? 3 kitaplik kadar...

eskileri biryerlere bagislasan...

kiyafetleri ayir, hazir da evdeyken... calismaya baslayinca hic cikilmaz icinden... giymediklerini/sevmediklerini ayir... Burada salvation army'e veriyorum ben. sanirim Yeliz'in bahsettigine benzer birsey.

Ozgur dedi ki...

Katılıyorum yok ki. En kötüsü insanın atmaya kıyamadığı şeyler. Bir arkadaşım son altı ay giymediği herşeyi elden çıkarıyor. Belki mantıklıdır...

Ozgur dedi ki...

Yelizim, vermek en güzeli gerçekten. Hem boşa gitmiyor, yazık. Hem çoğu yepsyeni, sadece bize olmuyor. Daha bir kaç ay önce öyle çok dağıttık ki... Çevremizde giyebilecek, faydalanabilecek insanlar var. Ama işte sürekli ayır/ver yine de azalmasın döngüsü bi gelmiş üstüme:)

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler ilknur:)

Ozgur dedi ki...

Ayşe'cim kitaplara ve paperlara girmek bile istemiyorum. Kitaplar göğe taştı, bugüne kadar hiç şikayet etmedim. Taşınırken taşı taşı. Yurtdışına yerleşirken taşı, dönerken taşı. Ömrüm ordan oraya kitap taşımakla geçti. Şimdi yan odada dünyalar kadar paper var sevgilinin biriktirdiği makaleler. Kağıt kağıt...

Beni en çok üzen malzemeyi sınıflandırmak için harcanan zaman. Dün gittik gene akşam üç kitap aldık.

Ne bileyim. Belki bir gün çook büyük evimiz olur, orada kocaman kitaplık odası yaptırırız. Şu merdivenle çıkılanlardan. Hani, "bu konuyu çalışma odamda konuşalım Ester" temalı. Ama o da çözüm değil çünküm ben baktım mı görmek istiyorum. Deliyiiz biz, kitapkoliğiz biz.
Virütik bişi bu.

k.i.s.d. dedi ki...

Kitap mevzusu bizde de aynı. Zaten 70 m2 de yaşıyoruz, bi de kitaplar olunca ev iyice üstüne üstüne geliyor ama vazgeçemiyor da insan... Eşimle srekli birbirimize söz veriyoruz "kitap almayalım artık" ama her çıkıldığında illa ki bir-iki kitapla dönülüyor, olmadı ideefixede indirim oluyor falan... Amaaan.Derviş gibi bir lokma bir hırka yaşamak nasıl bişeydir. Şimdi Cevdet de gelince mecbur ikeanın bir kısmını eve taşıdık :) Offf. Şimdi eşim gidecek, onun kitaplarını hiç olmazsa kolileyip annemlerin bodrumuna falan mı koysak? Bak dertsiz başıma dert geldi Özgür. Böyle kamu sornlarını gündeme getirdiğin için çok sağol:)

Pijama takımları dedi ki...

Vermek ve paylaşmak gibisi yoktur.
İnsanın içini huzur kaplar birine bir şeylerinizi verdiğinizde.