20 Haz 2009

Sessizliği Dinliyorum Gözlerim Kapalı...

Aslında tam sessizlik sayılmaz. Ara ara çamaşır makinesinde yıkanan çamaşırlardan ses gelir. Yanı başımda sevgiloş tıkır tıkır yazmakta. Bütün gün bu anı bekliyorum. Eloşum uyumuş. Ortalık sakin. Koşuşturma bitmiş. 11 civarı emzirme vaktine kadar kısa bir özgürlük anı. Yemek yenmiş, ortalık toplanmış. Kahve yapalım diye konuştuk ama ikimizde de bir hareket yok henüz. (Kafeinsiz)

Bütün gün yazı yazmak istiyorum. Aklıma kırk tane fikir geliyor, hah şunu da yazayım, orta okuldaki fizik hocamı yazayım, yok efendim bizi güldürenler diye bir yazı yazayım, anne olmayı düşünüp de korkanlara yazayım. Asıl bütün gün babalarla ilgili düşündüm. Ama sonra bu an geliyor. Kelimeler uçuveriyor elimden. Aklım bomboş. Kitap mı okusam, müzik mi dinlesem. Koskoca bir saat ye ye bitmez:P

Sevgiloş kahve koysam mı acaba dedi şu anda. Hımm. Evet ne güzel olurdu gerçekten. Şu anda hiç kalkasım yok. Ek gıdaya geçtik ya daha fazla çaba var şimdi. Bugün enginarlı, havuçlu, patatesli, kabaklı çorba yaptım. İyi haber sanki sevdi gibi. 8-9 kaşık kadar yedi. Henüz tam aç değildi ama fazla beklemesini istemedim çorbanın. Bir de böyle bir telaşe var. Taze olsun, tam yiyeceği saate denk gelsin. Ama meme ver filan derken bir yandan çorba, yok ben pek ayarlıyamıyorum. Ayarlayanlara da hayranım. Süper anneler. Biraz içti. Ben de sevindim. Yalnız şu pirinci sütle veremiyorum ona üzülüyorum. Eğer aptamil katarsam kusuyor. Bugün Hippin organik sütünü denedik, yine itiraz etti. Yedikten bir süre sonra yine kustu. Anne sütü içen bebekler formülden hazetmezlermiş diye okudum. En azından pirinci onlarla karıştırsaydım diye üzülüyorum. Milupanın sütlü pirincini de denedik. I ıh. Hem yemek istemiyor, hem bir şekilde yedirirsem çıkarıyor. Çözemedim. Doktora gidince detaylı sorucam, acaba sütle ilgili bir alerji filan olabilir mi. Ya da bunlar geçiş aşamasında normal midir, kuş taşa çarpıp hep sütlü bi şey verdiğimde kusmuştur belki. Sonra meyve sebze sırası var. Doktor belirli bir sırada söylüyor, önce şu, sonra bu gibi. Mesela listede karpuz yok. Versem mi? Brokoli de yok. Versem ne olur. Bloglardan okuyorum veren vermiş. Neyse. 6. ay dolsun daha serbest takılırız olmazsa.

Bahsi geçen fileden biz de aldık. Bugün içine havuç doldurup verdim Ela'ya. Sonuç fena değil. Tek sorun bulaşık makinesinde yıkanınca tam temizlenmemiş olması. Olsun, elde yıkarız, yedek file de alırız. Yeter ki kızım dişlerini güven içinde kaşısın. Biraz da vitamin alsın vesileyle.

Evde Ela ile zaman geçirmek çok güzel. Ama bazen insan yoruluyor. Bir kahve molası vermek istiyor. Birazcık zaman. Artık bir bakıcı bakınmaya başlamalı yavaş yavaş. Hiç işe dönesim de yok bir yandan. Ah part time çalışabilseydim keşke. En ideali o olurdu. Eloşum 1 yaşına gelseydi en azından. Bu arada İngiltere'de yaşayan arkadaşım neden kreş düşünmüyorsun dedi. Hiç aklımıza gelmemiş. Ben burada o kadar küçük bebek alan kreşler olduğunu bile bilmiyordum. 40 günlükten itibaren alanlar varmış. Sonra sevgiloşun bir arkadaşına rastlamıştık caddede. Konuşa konuşa yürürken, eşi anlattı, onlar (5 yaşında yavruları) 11 aylıkken kreşe vermişler ve çok memnun kalmışlar. Birbirlerinden görüp yürüyorlarmış, konuşuyorlarmış filan. Aslında avantajları var. Öte yandan götürüp getirmen lazım ve hijyen kontrolünde değil. Evde bakıcı baksa en azından evinin temizliğinden eminsin. Ama bakıcıya güvenmek lazım. Nedense İstanbulda bana kimse güvenilir gelmiyor. Görmem lazım. Keşke annemler İstanbul'da olsaydı.

Küçük keyiflerin insanıyım ben. Eskiden olsa, şu anda bir şişe şarap açardık sevgiliyle. Ben bir sigara yakardım. Cumartesi olduğu için çoook büyük ihtimalle dışarda olurduk, ya da arkadaşlarımız olurdu evde. Hafif bir müzik çalardı. Kediloşumuzu severdik, o yanımıza gelip bir adım kala kendini yere atardı. (Bir adım o, bir adım biz gelecekmişiz. ) Şimdi, güzel bi filtre kahvem var. Sessizce otururyoruz. İçerde kızımız uyuyor. Kolayca uyuduğu için mutluyuz. Bugün dönüşümlü baktık sevgiliyle buna rağmen yorulmuşuz. Ela farklı odada yatalı beri ben geceleri kalkıp bir bakmayı huy edindim. Oysa o mışıl mışıl. Uykusunda konuşsa bile kalkıp gidip bakıyorum. Üff alışamadı anne yeni odaya diyor heralde o da.:P

Anne babalığın haftasonu yok. Gerçekten bir dönüm noktasıymış. Artık bir daha asla asla eskisi gibi olmadı hiç bir şey tadında. Bizim patron hep derdi, ben kızlarım doğmadan öncesini hatırlıyamıyorum diye. Bazen bana da sanki Ela hep varmış gibi geliyor. Bazen de (tek başıma dışarı çıktığımda) eski benmişim gibi.

Geçen proje yönetimi ile ilgili bir yazı okurken, ah kimbilir ne kadar geri kaldım her şeyden diye hayıflandım. Sonra şunu düşündüm. Metodolojiler, teknik bilgiler, yöntemler, teoriler önemli tabi, asla önemsiz değil. Ama daha önemli bir şey var. O da senin "kim" olduğun. Özün. Karakterin. Duygusal zekan. İş zamanla buna geliyor. Mezun olduğun okul, bölüm, teknik becerin, bunlar hep ilk yıllar için. İş hayatında (normal hayatta da) ilerledikçe kendine katabildiklerin önem kazanıyor. Ne kadar olgunsun, ne kadar aşmışsın. Ne kadar açlıklarını terketmişsin, ne kadar sonradan görmesin, ne kadar kendini ispata muhtaçsın, ne derece önemsenmeye ihtiyacın var. Ne kadar empatiksin? Karşındakileri anlayabiliyor musun? Yönlendirebiliyor musun? Yol gösterebiliyor musun? Sen yoldan haberdar mısın? Önünü görebiliyor musun?

Ela doğdu, doğalı insanlıkla ilişkim arttı benim. Empatim arttı. Bir şeyler çok temelden değişti, hissediyorum. Sanki eski ben değilim. Eskiden kızdıklarıma kızmıyorum artık. Söylediğim söz bana çok açık ve mantıklı gelse de başkasını kırabilir, bunu anlıyorum. Hiç bir şey için gönül kırmaya değmez. Dünyanın bütün teorileri, tek bir insanın göz yaşına değmez. Yine sinirleniyorum işler umduğum gibi gitmediğinde ama bir gelişme var kesinlikle.

Eski koşturmacaya inanamıyorum.

Karanlık,
Soğuk,
Alabildiğine geniş,
Ama şimdi
Issız
Göstermelik ana caddenin
Kıyısında
Yürümedeyken,
Sevmedeyken yağmuru,
Kara bıyıklı, kuşku bakışlı
Erzincanlı
Bekçiyi
Bazen bir
Kara kedi
Ya da bir sokak itini,
Alnının terini,
Yorulmuş bedenini
Taşırken,
Sabırla,
Koşar adım kendini,
Parasızlık,
Kaygı,
Her çeşit düşünceyi,
Hep görürsün,
Hep anlarsın,
Bütün bunlar ne,
Bütün bunlar ne.

Sonunda gece biter,
Her yer aydınlanır,
Yine umut peşinden
Koşturur insanları.

Yalnızlık meydanında
Arkadaş konuşmalar,
Salepçiler, kokoreççiler,
Hiç üşümez bu insanlar
Senle konuşan,
Sonra koşuşan,
Selam vermeden giden,
En güzeli yazdır, bahardır,
Ve gündüzdür diyen,
Üşüyen
Ve düşünen
Bulaşıkçı bir kadın,
Onlaar hep söylerler:
'Ne yapalım, ekmek parası.'
Yaşamanın karşısında
Hiç durmayan zaman
Ve insanları coşturan
Kırmızı ışıkları,
Hep görürsün bunları,
Hep anlarsın,
Bütün bunlar ne,
Bütün bunlar ne.

Bulutsuzluk Özlemi

9 yorum:

Tuğçe dedi ki...

Pşştt....Seni seviyorum!..
Yazı tura atın da biri yapsın artık kahve :)

Ozgur dedi ki...

Ha yazıda belli olmamış mı, sevgili yaptı, getirdi kahveyi. hehehe:)))
Öperim seni ben:P

yeliz dedi ki...

ne güzel yazmışsın valla... yok sanki bu bebişlerden öncesi yok gibi...

umut dedi ki...

evet evet, anne olmayı düşünüp de korkanlar için yazın. herşeyin geri dönüşümsüz olarak değişmesi fikrinden, anne olmayı sevmeme ihtimalinden, kötü bir anne olmaktan, esir hissetmekten ve daha birçok şeyden korkanlar için yazın..

Ozgur dedi ki...

Tuğçecim ben de seni çok seviyorum tavşan:)

Ozgur dedi ki...

Yeliz'cim öyle valla. Ne yapıyorduk eskiden diye düşününce insan bir tuhaf oluyor...

Ozgur dedi ki...

Yazayım Umut. İlk fırsatta...

Ozgur dedi ki...

Umut, bu arada bloguna davet edebilir misin beni? ozguranne@gmail.com

umut dedi ki...

:) tabi ki.. ama ben sadece kendine (ilerde hatırlamak için) yazan ve üstelik çok da tembel bir blogger'ım.. hani çok bi beklenti olmasın diye peşin peşin söylemek istedim :))