11 Tem 2009

Bir Cumartesi Sabahı...


Ev ahalisi uykuda mırıl mırıl...

Eloşum sabah 6da uyandı, emdi, uyudu, yatırdım. Ben de yattım kiii üüveaaaa. Gece geç yatmıştım, 12de verdim rüya öğününü. Sevgili de erken uyumuştu, erken derken 11 de. En sevimli sesimle sevvvgiilliii dedim. O kalktı, ben horrr. Baba kız çok feci eğlenmişler ben uyurken. Bir tane kitap aldık Eloşa ortası delik, bir kaplumbağa kafasını çıkarır. Teker teker sayfaları çevirmişler. Ela da çevirmiş filan. Çok neşelilerdi. "Kaliteli zaman geçirmek" nedir onlara bakınca anlıyorum. Hafta içi biz de oynuyoruz kızımla ama her an değil. Emzir, kahvaltı hazırla, yedir, üstünü temizle, çorbayı yap, arada bulaşık topla, çorbayı yedir, uyut, yoğurdu yedir filan derken... Oynuyoruz, yatakta keyifler yapıyoruz ama bazen yorgun oluyorum. (Dün akşam 5.30 civarı kafam düşmek üzereydi mesela.) Demek istediğim şu evde olmak harika, memnunum işe gitmediğim için. Fakat, babasıyla iki saat de geçirse tamamen ona adanmış, dinlenmiş, eğlenceli oluyor. Eloş o kadar mutluydu ki sabah. Tabi babayı çok özlüyor onun da etkisi var.

Onları öyle görünce çok sevindim ben de. 8:30 gibi kalktım emzirmeye. Belki emziririm uyur gibi bir fikir var kafamda ama nerdeee. Bizim kız cin olmuş. Mecbur kalktık artık. Kahvaltısını hazırladım. İyi haber Milupa'nın sütlü bisküvilisini sevdik.

Kahvaltı:
1 kaşık sütlü bisküvili + aldığı kadar su
1 tatlı kaşığından biraz az pekmez
1 tatlı kaşığından biraz fazla labne peyniri.

Maşallah diyelim, güzelce yiyoruz. Anahtar labne peynirini fazla koymaktaymış bizim için. Bu arada sütlü bisküvilide (içinde aptamil var ) aptamil kokusu yok. Artık ya alıştı, ya kokusu farklı diye bilemiyorum, afiyetle yiyor bizim kız. Bu arada Milupa sağolsun bir sürü yeni çeşit mama yollamış. Çok sevindim. Teker teker deneyeceğiz hepsini. Bir yerden başladık, ben de çook rahatladım. Bir de Milumil diye normalinden (karbonhidrat dizilimi farklıymış, artık gıdacılar anlasın, ben anlamadım) farklı, değişik tadda bir süt daha varmış. Bakalım hepsini deneyeceğiz. Gurme günleri sürmekte. Bu arada Milupa'dan arayıp, Ela sütü sevmemiş, bir de bunu deneyin diye yolladılar. (Blogları ciddiye almak diyorduk ya hani. ) Pes doğrusu dedim. Cidden çok memnun kaldım. Keşke bütün markalar tüketicileri takip etse ve onlara yardımcı olmaya, çözüm üretmeye çalışsa. Bu bir pazarlama yolu mu, evet. Ama tv de insanın için bayana kadar reklam yayınlamaktan ya da kağıt israf etmekten hem daha etkili, hem de daha insan odaklı. Bu nedenle memnun olduğumu söyleyebilirim. Denedikçe, sonuçlarımızı paylaşırım.

Şimdi Eloş da babası da uyuyorlar. Bizim oda bu saatlerde serin, beraber oynadılar, beraber uyuyorlar şimdi. Ben de oturuyorum, sabah bloglarımı okudum. Çoğu zaman hızlıca okuyorum ama yorum yazacak vaktim olmuyor. Ya da yazdım sanıyorum yazmamış oluyorum filan. Mira'nın Bahçesi nin Oslo maceralarını okudum. Çok hoşuma gitti, bizimki ufak tabi daha ama biraz daha büyüyünce umarım biz de alıp yavruyu seminer olsun, eğitim olsun, gezmek tozmak olsun yollara düşebiliriz daha rahat. Hiç bu kadar hareketsiz olmamıştım ömrü hayatımda. İş nedeniyle bol bol yurtiçi, yurtdışı yollarda geçti ömrümüz. Oysa aylardır, kızı alıp Kadıköy'e gitmiş değilim:) Aslında suç bende, hala bir ehliyetim yok. Otobüs dolmuş olayına girmek istemiyorum bu sıcakta. Taksiler de delirmiş gibi sürüyorlar. İyi olanları tenzih ederim.

Kız birazcık daha büyüsün. Haftaya yazlık planları var. Sarmısaklı, bekle bizi. Huggies swimmersimızı aldık. Bakalım ne kadar girebileceğiz. Doktor deniz iyi, havuz noo dedi. Şöyle bir güneş görelim, bir ıslanalım çıkalım.

Ela yemek yedikten sonra, bir havluyu lavabonun kenarına koyuyorum. Ela'yı üstüne oturtup, elini yüzünü, bacaklarını, ayaklarını bir güzel yıkıyorum. Bazen saçı da ıslatıyoruz, sıcaaak. Çok hoşuna gidiyor keratanın. Benim de.

Bugünlerde yeni bir keyfimiz var. Daha önceleri Ela'nın yatağı bizim odadaydı, ben endişelendiğim için, bir de öyle uyumaya alışmasın diye bizim yatağa hiç almadım. Şimdi kendi odası var, ancak gündüzleri bizim odaya göre daha sıcak oluyor. Dolayısıyla bizim yatağın ortasına kızın örtülerinden seriyorum. Yatak büyük, yanlara yastıklar koca koca. Beraberce uyuyoruz. Uyanıyoruz, ilk beni görüp gülüyor. Sonra yatakta oynamaya devam ediyoruz. Nasıl güzel bir haz, nasıl bir mutluluk o. Dünyalar bizim oluyor. Gülücükler, öpücükler. Kocamaaan oyun alanı yatak. Zamanında yatağı özellikle büyük almıştık. Şimdi faydasını gördük. Meğer ne güzel şeymiş...

Kitaplarım geldi dün. Bugünlerde daha önce okumuş olmama rağmen Dune-İmparatorun Çocuklarına daldım. Bir yandan da aheste aheste Kurt Vonnegut'un Hokus Pokus'u gitmekte. Artık emzirirken okumakta zorlanıyorum, çünkü Ela hanım emmeyi bırakıp kitabı elimden almaya çalışıyor. Kap kızım kitapları şimdiden:)

Ah biraz daha büyüsün ben ona ne kitaplar okuyacağım, ne masallar anlatacağım. Heyecanla bekliyorum o günleri. İris Murdoch, kitap yazarken önce kafasında yazarmış, planlarmış kurgularmış. Sonra kocasına dönüp, "kitabı bitirdim" dermiş, sonra oturur yazarmış. Bugünlerde kafam harıl harıl çalışmakta. Bakalım...

İşte böyle sevgili blogcu kardeşlerim.
Uyandırsam mı acaba hafiften, karnım acıktı yahu.

10 yorum:

Tarkanın Annesi dedi ki...

Ohh ne güzel keyif. Şimdi bu sıcakta suni klima serinliğinde bunları okurken kıskanasım geldi gene. Cumartesi cumartesi çalışmak zorunda olan ben için hiç cumartesi sabah keyfim diye bir yazım olacakmı kendime dönüp soruyorum.Umarım birgün. Eloşumun sereserpe uyumasına da bak. Ne büyük mutluluk dimi. Bende pazarları ve genelde her sabah imkanım varsA yani servise geç kalmamışsam Tarkan'ı yatağa alıyorum onun uyumasını izliyorum zaten fıkırdanma zamanları oluyor genelde sonra gözlerini aralıyor ve beni yada babayı görüyor bir gülücük bir mutluluk. Ellerini uzatıyor bir bana bir babaya resmen bizi seviyor cilveler şirinlikler yapıyor tabi anne kişisi napıyor onu öpücüklere boğuyor.Şükür Allah'a ki bunları bizlere yaşatıyor.Hayatta hiçbirşey o hazzı vermiyor.

banu dedi ki...

Bende sizi keyifle okudum... Herşeye rağmen şimdiden Ela'yı kapıp dışarı çıkmaya bakın. Geçen akşam yemeğe çıkmışsınız ne güzel yapmışsınız.
Bebekten sonra da kendin olmayı atlamamak lazım. Yoksa bebek çocuğa dönüştüğünde sen sen olmaya bu kadar ara vermekten bunalıyorsun. Tam da çocuğun senin ile hayat boyu sürecek iletişiminin temellerini atarken neydim ne oldum diye kendi derdine düşüyorsun.
Bu arada bence gezmek için en kolay zamanları emeklemeye başlamadan hemen önceki dönemlerdi... Zaten çevresine merak duymaya başlıyordu. gördüğü her şey yeni ve değişikti. Emziriyorsan daha da kolay, yedi yemedi derdi de yoktu. Sevdiği bir iki oyuncak ile dakikalarca oyalanabiliyordu... Yönünü değiştirmek, yeni bir şeyler göstermek, kucağa almak yetebiliyordu çoğu zaman... En çok o dönemde seyahat ettik; Mira'yı Portekizden Maldivlere iki ayrı okyanusta yüzdürdük :) o hatırlamayacak ama biz hiç unutmayacağız :)
Çocuklarımız hep hayatın içinde büyüsün ki biz biz olmaya devam edebilim değil mi ama :)

dağlar kızı dedi ki...

Oh ne güzel. Ela da bir melek sanki. Nasıl bir uyuyuştur o :) Keyfini çıkarıyorsunuz birlikte daha ne olsun. İnşallah kışın kızımla ben de aynı keyifleri yapacağım. Şimdiden heyecanlanıyorum.

Göbeğinde kanguruyla minnoşunu taşıyan gezmeye çıkmış taze anneleri görünce çok hoşuma gidiyor. Sıcakların biraz kendine geldiği saatlerde Eloş'u alıp en yakın yeşil alana neden yürümeyesin? Keşke bizim şehrimiz de pek çok Avrupa şehri gibi pusetleriyle yürüyen annelere göre yollara sahip olsa. Belki ilerde?

Bu arada Milupa'ya da helal olsun. Tüketiciyi bu kadar yakından takip etmek ciddi bir ekip ve bakış açısı gerektirir malum. Ancak yine de tv reklamlarının işlevinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Türkiye'deki, özellikle de Anadolu'daki, ilçe ve köylerdeki pek çok kadının en önemli bilgi kaynağı hala televizyon ne yazık ki.

Ozgur dedi ki...

Merhaba Tarkanın annesi,
Cumartesi çalışmak çok fenaymış yahu:( Diyorum da, geçen sene bu zamanlar cumartesi pazar, gece gündüz, akla zarar bir çalışma maratonu içindeydim. Cumartesiler çalışılmasın, şeker de yiyebilelim.

Çok güzel bir şey ama, büyüdüğünü görmek, konuşmak, gülmek, gülmek. Çok şükür. Bundan büyük mutluluk yok gerçekten:)

Ozgur dedi ki...

Banu, çook haklısın, çok.
Tam dolaşılacak zaman, bizim kız daha emeklemiyor ve dedğin gibi, çevreye bakıyor, insanları inceliyor. Kuşlara bakıyor uzun uzun. Maldivler zor ama, en azından yakın filan bir yerlere kaçmalı. Eylemlerimiz sürecek. :)

Ozgur dedi ki...

Dağlar kızı, öyle bir geçiyor zaman ki, bir bakıyorsun kucağında tutmaya korktuğun miniği atem tutem ben seni olmuşsun, koymuşsun yatağa yanında uyur olmuşsun.

Kanguruşa gelince... Kanguru olsun, sling olsun, pıuşet olsun akşamları çıkıyoruz. Bazen bakkala çakkala gidiyoruz bazen arkadaşlarla buluşuyoruz. Benim demek istediğim daha ciddi yol. Hiç Istanbuldan ayrılmadık mesela. Ya da yürüyüş ve (bana göre taksi mesafesi) dışında bir yere ikimiz başbaşa gitmedik.

Puşetle geziyoruz, esasen Bağdat caddesi güzel gezmek için. Yalnız Bostancının ara sokakları ve yol ortasındaki taşlar, direkler beni benden alıyor. Gırrr.

Milupa'ya gelince. Tabi TVden kesmesinler onu demek istemedim:) Bence örnek yollayarak sevdirmek, çok iyi fikir. Hem de bu kadar kişisel ilgilenmek çok başarılı, onu vurgulamak istedim. Mesela Ferrari markası, bana bir deneme ürünü yollasa fena mı olur, olmaz:)

anne yazar dedi ki...

Çok tatlı uyumuş ama yaa :))
Birlikte uyumak konusunda çok farklı fikirler var aslında. Dr. William ve Martha Sears gibiler bebekle uyumanın gerekliliğine işaret ediyor beraber uyunan bebeğin ruhsal ve bedensel olarak daha sağlıklı olacağını savunuyorlar. Tam tersini savunanlarda oldukça fazla. Ben bu konuda bebeğe kulak vermek gerektiğine inanıyorum. Bebek yanınızda daha kolay ve uzun uykulara dalabiliyorsa yanında yatırmak daha faydalı olabilir. Gerçekten de beraber uyumanın bebeğin kendine güvenini pekiştirdiği Ela'cığa baktıkça çok net görünüyor. Ben de başlangıçta Özgür anne gibi korkmuştum bebeğimle uyumaktan bu yüzden uzun süre ayrı yataklarda uyuduk ama şimdi geceleri değilse bile sabahları yanımıza alıyorum çok keyifli oluyor. Ancak ikinci bebeğim olursa onunla özellikle ilk günler en azından birileri başımızda nöbet tutarken ve gerekli güvenlik önlemlerini almışken uyumaya kararlıyım. Çünkü bebecik hele de sezeryanla doğmuşsa yani kendini birdenbire hazırlıksız bir şekilde dünyanın orta yerinde buluvermişse, anne yakınlığına çok daha fazla ihtiyacı oluyor. Zaten günde 1-2 saat annesiyle karın karına yatan prematüre bebeklerin kendilerini çok daha çabuk toparladıkları da ispat edilmişken ayrı yatakda ayrı yatak diye tutturmakda bana çok doğru gelmiyor.

Ozgur dedi ki...

Sevgili anne yazar, ben doğum öncesi çok hayaller kurmuştum, oh alırız eloşu koynuşa uyuruz diye. Sonra sakıncalarına hak verdim. Eloş hep yatağında uyudu bugüne kadar taa ki yeni odasına taşınana kadar. Şimdi bir gündüz uykusunu beraber uyuyoruz. Yatakta yanlamasına yatınca daha geniş oluyor, bizim de içimiz daha rahat. Bir de tanıdık, alıştık birbirimize. Hem gündüz uyku ağır olmuyor. Bir gözüm açık uyuklamak daha çok. Büyük keyif...

Başlarda Ela'yı çok kucağımda tutardım, tenime yakın. Her banyodan sonra bir çıplak sarılırdık. Hala sarılırız. Anlatılmaz yaşanır şeyler bu bebişle hayatımız. Doğmadan önce böyle şeyler yaşayacağımı hayal bile edemezdim. İkinci olursa ne yaparız bilemiyorum. Daha tecrübeli ve rhata olacağımız kesin:)

dağlar kızı dedi ki...

Özgür, bu Ferrari fikri çok güzel gerçekten, sevdim ben de :) Eloş'la bana da bir tur attırırsın artık olur mu?

Ozgur dedi ki...

Ohoo tabi ki:)