16 Tem 2009

Mutlu Aşk Yoktur, Peki Mutlu Anne?


our life together is so precious together, we have grown - we have grown, although our love is still special, let's take our chance and fly away somewhere alone, it's been so long since we took the time, no-one's to blame, i know time flies so quikly, but when i see you darling, it's like we both are falling in love again, it'll be just like starting over - starting over, everyday we used to make it love, why can't we be making love nice and easy, it's time to spread our wing's and fly, don't let another day go by my love, it'll be just like starting over - starting over
John Lennon

Mutlu Aşk vardır.

Ancak, Julian Barnes'ın da dediği gibi, aşk mutluluğun sebebi değildir. Aşk aşktır. Bazen mutlusu, bazen mutsuzu vardır. Bu aşkın suçu değildir. Kişilerin suçu bile olmayabilir. Siz mutlu aşk arayın, belki bulursunuz. "Mutlu aşk yoktur"a inanırsanız, yoktur. Neye inanırsanız o.

Nerden geldim buraya? Bir arkadaşımın dediği bir söz var, daha önce de aktarmışımdır burdan. "Anne dediğin mutsuz, telaşlı, sürekli panik halde koşturacak kardeşim. Saçını süpürge edecek, fedakar ana olacak. " Hatta biraz abartırsak, yoğurdu kendi mayalamayana, iki günde bir yıkanan çamaşırları ütülemeyen kadına anne bile denmez. Napıyorsun ki bütün gün evde? Bu genel anne algımızmış bizim. Eğer telaşe içinde ordan oraya koşturmuyor ve sürekli endişe etmiyorsan bir arıza var sende. Mutlu, geniş, dinlenmiş ve rahat anneleri fena halde kınıyoruz. Farkında olmadan bazen. Kendi annesi, arkadaşım geniş ve rahat olmaya çalıştıkça fena halde içerleyip, bunu durmadan telaşe memuresine dönüştürecek şekilde hareket ediyormuş. Bir kendinizi sorgulayın. Ben izlerini kendimde gördüm. Ve bundan cidden rahatsız oldum. Bu benim kişiliğimde yok. Ne panik, ne telaşlı bir insanım. Gerçi hala değilim de durduk yerde saçma sapan bir sürü şeyden kendimi suçlu hissettiğimi farkettim.

Düşündüm de, ben zaten mükemmel anne olmak istemiyorum. Çocuğunu en iyi yediren, en iyi uyutan, onunla en güzel oynayıp, her işi şıppadanak hallederken, akşam yemeğini de ocağa atıveren filan. Ben mutlu anne olmak istiyorum. Huzurlu, neşeli anne olmak istiyorum. (Bu arada işleri kim yapacak derseniz bilemiycem. Olduğu kadar.) Arada bir hazır gıda vermek dünyanın sonu değil.

Mutluluk aslında tercih meselesi.

Tamamen aynı koşullar içinde mutlu ya da mutsuz olmayı tercih edebilirsiniz. Aynı maaşı alıp bolluk içinde, ya da kıtlık içinde yaşayabilirsiniz. Her şey algıda bitiyor.

Aslında tüm bu dırdır yakında işe başlayacağım için. Kendimi mental olarak hazırlamam gerekiyor. Yoksa tamamen gereksiz bir kendine acıma, gitmek istememe, sızlanma, mızlanma döngüsüne girebilirim. Girmeyeceğim.

Darda kaldığımda Kitubi'ye bakarım zaman zaman. İyi ki öyle yapmışım. Çalışmaya başlayacak anneler: Şu yazıları gözden geçirin:

Kitubi demiş ki, "Cevabınız "Evet, çalışmak" ise, ağlamak ya da ağlamamak arasındaki seçiminizi de yapın. "

Şimdi pratik olma zamanı. Kesin olmamakla beraber Eylül'de başlayacağım. Ağustos ayında bakıcı bulmalı ki, beraber zaman geçirebilelim. Hem bakıcı, hem anne olsun bir süre.

Çalışmak zorunda mıyım? Değilim aslında. Ekoomik olarak çok ciddi bir fark yaratacak o kesin. Böyle zorlanıyoruz ama idare edilmez mi, edilir aslında. İşimi çok mu seviyorum, hayır. Evde bebek bakmaktan sıkıldım mı, hayır. Yorulsam da memnunum.

İşe dönme kararı bir his. Sanki Ela için de, benim için de doğrusu bu olacakmış gibi geliyor. Aslında ideali benim evden çalışmam ve o sırada Ela'nın beslenmesi, uyuması gibi işlerle ilgilenecek bir yardımcı abla olması olurdu.

Ağlamamayı seçiyorum.
Zaman pratik olma zamanı.

22 yorum:

YOK Kİ dedi ki...

Sevgili Ozgur,
Ben ne annelikten ne de calismiyor olmaktan anlarim. Bu yuzden benim icin bazi seyleri soylemek cok daha kolay.
Gecen yazinda Ela'nin babasiyla gecirdigi 'kaliteli vakit'ten bahsettiginde yine kendi kendime "iste bu, ben cocugumla bunu yapmak istiyorum" demistim. Simdi yazdigin gibi ben mukemmmel anne olmak degil, mutlu olmak istiyorum; elbet hedefim mutlu bir cocugumun olmasi.
Hayati boyunca keyfiyle calismis bir kadinin evde mutlu olamayacagina inaniyorum ben, benim olamayacagimdan yola cikarak. Muhtemelen cok cok kucukken yuvaya verecegim bebegimi. Bunda hic bir sakinca gormuyorum. Daha gecenlerde doktor arkadaslarimiz 5 aylik bebeklerini evde bakan birileri olmasina ragmen haftada iki gunlugune yuvaya verdiklerini, bebeklerindeki sosyal davranislarin inanilmaz gelistigini, mutlu oldugunu anlatiyorlardi.

Sen de boyle ornek aldigim insanlardansin. Calismaya basladiktan sonra da tum aile fertlerine kolayliklar, mutluluklar diliyorum :)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

özgürcüm(ay adın bu diil biliyorum da ne diyim şimdi :))
mükemmel anne olma baskısı çok fena. biraz geç yatırayım, biraz az yesin, geçen aydan biraz az kilo alsın, biraz keyifsiz olsun hemen paniğe kapılırdım ben de eskilerde. saldım bayadır. saldıkça rahatladım. son 2 aydır kilo almadı tuna, tatilde uyku vakti 22leri gördü birkaç kez, kolumdada orda gündüz uykuları aldı, bazı öğünleri komple es geçti ama ne gam... böylesi daha iyi oldu,,, her ikimiz için de..
çalışma meselesi garip. iki ucu pis değnek gibi. çalışan annelerin çocukları daha özgür oluyor bu bir gerçek. ama bazı durumlarda bebek ciddi bir travma yaşıyor ve yıllarca terkedilmişlik hissinden kurtulamıyor. bu tamamen elayla senin arandaki ilişkinin boyutuna bağlı ve bunu da ancak sen bilirsin. 9-18 ay arası ciddi bir ayrılık kaygısı yaşıyorlar ve bu dönemden önce ya da sonra işe başlaman en iyis olur benceeee.
bir de naçizane birkaç pratik deneyimimi aktarayım.
(belki yapıyorsundur bilemem)
-bir kere ela hala tencere yemeği yiyemiyorsa-ki bu ayda zannetmem- yemeklerini haftalık yap.steril idrar kaplarında buzluğa at (birkaç mercimekli-sebzeli birkaç kıymalı-sebzeli yapıyorum ben. dönüşümlü veriyorum. hem her öğünde protein hem bol sebze)
-kendi yemeklerimizi fazla fazla yapıp buzluğa atıyorum. nohut, fasulye fazla haşlayıp, köfteyi fazla yoğurup atıyorum.
- salata malzemelerini fazlaca yıkayıp buzdolabı poşetlerine koyuyorum. birkaç gün bozulmadan dayanıyor.

Ayşe dedi ki...

bu benim cok struggle ettigim bir dusunce, biliyorsun... Bir yandan o cocugu nasil birakip giderim, bir yandan da o kadar okuma, kitap, emek, yillar... benim gelecekte evden calismak gibi bir sansim da olmaz heralde, cunku ders de vermem gerekiyor. O yuzden heralde bir teyze/abla bulmak lazim...
Tabi olayin bir de feminist bakis acisi var ki, cocugun yukumlugunun annede olmasi durumu... Bu sizin icin gecerli degil biliyorum, cunku babasi elos'la cok vakit geciriyor... Benim babam icin de gecerli degildi... Ama yine de gunduz bakimi annenin gorevidir gibi bir sonuc cikiyor ya, yani sanki fedakarlik etmesi gereken bizmisiz gibi oluyor... Of of, biliyorsun sen beni iste... Ic hesaplasmalar gibi birseye donusuyor olay sonunda...
opuyorum tekrardan.

Damla dedi ki...

Link vermişsin diye demiyorum, vallahi çok güzel anlatmışsın. Bana hafif geldiler bu ara yeni ev, yeni okul, yarım gün için anlaştığım hanım da caydı başlamadan. Hafiften, bir çıkıp dolaşsam mı derken yazını gördüm. Böyle git-gel'li işte bu anne işleri. Evde bir başıma baktığım çocuğun kıyafetlerini ütülemedim diye azar işitmiştim aynı kuşaktan bir arkadaşımdan, dezenfekte olması lazımmış, o geldi aklıma şimdi.

İlknur dedi ki...

of of ağustosta çalışmaya başlayacak anne olarak kafam hala hala karışık. Yazdıydım da zaten. Bir yanım sen çalışmadan edemezsin diyor, çocuğunla kaliteli vakit geçirmen önemli diyor diğer yanım yaw bu kaliteli zaman lafını uyduran biziz. Bir kere de o çocuklara soran var mı bakalım, anne hiç ilgilenmese bile belki bütün gün annenin etrafta olmasını arzu ediyor çocuk, tek istediği anneyi görmek, kalite malite aramıyor belki de. İşi daha hamileliğimde ayarlamamış olsam benim hiç gidesim yok. Umuyorum başladığımda kafam biraz daha netleşir.

Ben annemle bu iş meselesi yüzünden hep ayrı düştüm hala da içimde bazı şeyler. İstediğim gibi yakın olamadık hiçbir zaman. Aynılarını ben de oğlumla yaşarım diye düşüne düşüne kafayı yemeye az kaldı.

Ay gene bu konu açılınca pek depresif oldum ben :(

Tekir dedi ki...

Ben işe başladığımda, daha ilk gün, kantinde çay içerken yanıma gelip "ağlama", "biz de bunları yaşadık, güçlü ol alışırsın", çantamdaki odama konmak üzere olan Ada'nın fotoğraflarına bakıp "ay çok bakma ağlarsın" diyenler oldu. Sonuç; ilk gün zorlandım ama ağlamadım, oğlumdan ayrı kalmak en azından o an veya o günler için sandığım kadar zor olmadı ama bu sefer de ben "ben niye dedikleri gibi kendimi tuvalete kapatıp ağlamıyorum, neden fotoğraflarına baktıkça ağlama krizleri yerine içime sevgi doluyor" diye kendimi yedim bitirdim. En sonunda psikolojik danışman bir arkadaşıma danıştım :) Bana "seni kendine benzetmek isteyenlere karşı savaşmaya devam et, iyi anne olmak ayrı kalınca ağlamak değildir" dedi. Şimdi yine tatildeyim. Ağustos ayının başı gibi yine işe başlayacağım. İstiyor muyum hala bilmiyorum. Bir kere başladın yahu da denilebilir ama o başlangıç sadece işe gitmekle ilgiliydi, eylül gibi derse girmek, belli saatlerde okula yetişmek gibi daha ciddi şeyler olacak... Düşünüyorum, düşündükçe sıkılıyorum. İmzamı attım gelecek sene için. Ben gelmiyorum diyemem ayrıca işimi de seviyorum. Seçim yapmak zor ama insan bir seçim yapınca kendini avutmanın yollarını buluyor, en azından benim için bu böyle.

Tarkanın Annesi dedi ki...

Aslında evet belki yazdıklarında haklı olabilirsin çalışmak veya çalışmamak bir tercih meselesi ama insanda en nihayetinde etten kemikten yaratılmış içinde duygular barındıran bir varlık işte bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimizde bu.Herşey yazılara döktüğümüz gibi olmuyor yani mesela şöyle olmuyor amaan işte çalışmaşıyım ağlamamalıyım,işte onu sosyal hayata alıştırmalıyım, veya işte ona çalışan bir annenin çocuğu olduğumu hissttirmeliyiz,kafamı başka şeylerle meşgul etmeliyim işte bunlar herzaman olmuyor.Herzaman bi kırılma noktaları oluyor. Güçlü kadın portresini çizemiyorsun en nihayetinde duygular giriyor. Birşey oluyor onun yanında olmak istiyorsun, mesela arıyosun oynuyoruz deniliyor arkada kahkaha fonunda sesler için gidiyor veya ne bileyim yemeğini mamasını o an sen yedirmek istiyorsun yani bunlar öyle yazılara döküldüğü kadar kolay olmuyor buda bir gerçek.Düşün işten dönünce nasıl mutlu olyor resmen 15 dk yüzümü gözümü yanaklarımı öpüyorgibi bırakmıyor sarılıyor şımarıyor gülüyor hani bebekler içinde kolay değil bu durum.EE niye çalışıyorsun diyceksin ozaman.Bazen hayatlarda veya Türkiye gibi standartları belli ülkelerde yaşıyorsanız durumlarda sizi buna mecbur edebiliyor. Ayrıca birikimlerinizi zayi etmemekte önemli.Türkiyede doğum izninden sonra en fazla 6 ay daha çalışamama lüksünüz var o kadar.Yani benim kadar idealist muhakkak çalışmalıyım bunca sene boşamı dirsek çürüttüm diyen birisi bile bu sözleri yazabiliyorsa demekki o kadar kolay olmuyor.En azından kendi adıma olmadı ama tabiki insanoğlu alışıyor.
Ki mesele de var bende senin gibi mükemmel olmalıyım diye çırpınmayanlardanım. Elimden geldiğini yapıyorum sonuçta ne kadar sakınırsan bişeyden o kadar gözüne çöp batıyor.Gücüm yettiğini yapıyorum yemek konusunda da ben ne yiyorsam ona tuzsuzundan veriyorum çünkü artık oda senin benim gibi bir birey.

Ozgur dedi ki...

Sevgili yok ki,
Üniversiteden mezun olmadan bir yıl önce çalışmaya başladım. O zamandan beri de iş hayatımın bir parçası oldu. Hep inandığım işleri yapmaya çalıştım. Sevdiğim, inandığım projelerin içinde oldum. Bir yandan vatan millete iyi birer ürün vermek aklımın bir köşesinde oldu. Tübitakta çalıştım, başka yerlerde olabilecekken. Bunlar kendini doğrulama isteği aslında.

Demek istediğim, evde otururken aslında çok huzurluyum. Kitabımı okuyorum. Yoruluyorum evet ama çalışan anne olarak daha çok yorulacağım muhtemelen. Bir açıdan da kafam rahat. İş yerinde proje yetişti yetişmedi stresi, o dedi, bu dedi gibi gereksiz yorgunluklar, aşırı hırsların bilediği kıskançlıklar yok evde.

Ama ne demişler, "a ship in the labor is safe, but it is not the ships are made for." limandaki bir gemi güvendedir ama geminin yapılış amacı o değildir.

Ela'yı bırakıp gitmek zor olacak. Sonraya bıraksam, 2 yaşına kadar otursam sanki mutlu anne olamayacağım. Sanki aklımın birazı iş ne olacak, bundan sonraki adım ne olacak diyip duracak. Keşke çok param olsaydı. O zaman hem bakıcım olurdu, ben de evden çalışırdım, istediklerimi yapardım.

Bu yazının sonu yok.
Belki çok hafif gözüküyor ama aslında içim karman çorman ve feci duygusalım. Olmamak istiyorum.

Seni takip etmek çok güzel bu arada. Deneyler yapıyorsunuz, kendinizi veriyorsunuz. İdealist insanlar görmek insanın hayata olan inancını tazeliyor. Hele ki bu devirde.

İlkeli olmanın modası geçmiş sayıldığı bir devirde.

gunebakan dedi ki...

canim ozgur annem
oncelikle soyleyeyim, dogum iznindeyim.
bebis tahminen agustosun ilk haftasi dogacak. hazirliklar ufaktan tamam.
sicaklar pek fena. bunaliyorum. kuzumla evdeyiz. haftada 3 gun yuzme kursuna goturuyorum onu. tek sosyallesme olayimiz bu. bir de aksamustleri apartman bahcesine iniyoruz. ben annelerle sohbet ediyorum, o cocuklarla oynayip bisiklet biniyor.
oyle bir konuya girmissin ki, sayfalarca yazsam yine de icimdekileri dokemem. ama kitubinin daha once yazdigi bir yazi beni cok etkilemisti. ben su hatayi yapiyordum. arada kizim anne ise gitme diye agladiginda, ama gitmek zorundayim, para kazanmamiz gerek cart curt diyordum. ne kadar yanlismis meger. calismak tamamen benim tercihim. simdi daha da buyudu. ona calisinca daha mutlu oldugumu, ayrica calisinca para da kazanabildigimi, bunun da hem ailemiz hem kendim icin iyi oldugunu anlatmaya calisiyorum. mecbur oldugu icin calisan, asik suratli, calismaktan nefret eden bir anne profili cizmek istemiyorum ki o da calisma hayatini boyle tanimasin.
evet turkiyede sartlarimiz zor, evet keske bebegin ilk 3 yilinda farkli kosullarimiz olsa, part time calisabilsek vs.vs. ama en azindan yakin gelecekte bu olmayacak. biz kizlarimiz icin birseylerin mucadelesini verirsek belki ileride olur.
ben her iki tarafi da tecrube ettim daha once anlatmisimdir. gerek kendim, gerekse etrafimdaki arkadaslarimdan gordugum, benimle ayni sosyal siniftaki insanlar calismayinca daha mutsuz oluyor. hayat standartlari bir miktar dusuyor, sonra kep ayni kisir dongu. cocugu besle,oyna, uyut, yika, yemek pisir, ortalik toparla...aksam esin eve gelince bir sure sonra dirdirlanmaya basliyorsun. birsey hanim oldugun gunleri ozluyorsun. bende boyle olmustu.
verdigin linkleri okuyacagim simdi. bu bebegimi de aynen buyuk kizim gibi 3 aylikken iyi bir bakici ve anneanne gozetiminde birakip ise donecegim ve bu sefer hic aglamayacagim. sukurler olsun, mutlu ve ozguvenli bir kizim var. bunu da oyle yetistirmek istiyorum. calistigi icin vicdan azabi duymayan bir anne olursan, cocugun da o kadar saglikli yetisiyor bence.
biri beni durdursun, artik susayim en iyisi...
kızımdan dolayı evde pek bilg acamiyorum. ee benimki kocaman ogle uykusu da yok, hal boyle olunca internet aleminden iyice koptum. o yuzdendir sessizligim. arada bloglara bir goz atiyorum. cok optum sizi...

yeliz dedi ki...

ağlamak yoooook gülmek var! şarkısı geldi aklıma. özgürcüm şu an ofiste süt sağarken tek el yazıyorum, kısa tutucam. çalışmak seni mutlu edecek bunu biliyorum, çalışmalısın. ev işleri kalıyor mu kalıyor valla umrumda diil. bazen arcayla birlikte temizlik yapıyoruz, napıyo bu kadın diye izliyor, ütüleri vakti olursa ümit abla yapıyor, yapamadı mı canı sağolsun, ben de ihtiyaç duydukça ütülüyorum. yemek yok mu, boşver, dışardan söyleyiveriyoruz. Ben ekmeğini evde yapan kadınlardan olmak isterdim ama yapıcam diye yoruluyorsam, yorgunluk da beni geriyorsa fırından alırız:)ya anne dediğin kalendermeşrep olmalı, saçını süpürge ettin diye değil, birlikte keyifli vakit geçirdiğin için müteşşekkir olan evlat istiyorum ben.
bakıcı, evet önceden 1 ay olabilir, yarım gün olabilir, haftada birkaç gün olabilir ama mutlaka işe başlamadan birlikte takılmalısınız. birbirinize alışmalısınız.
iyi ki de kısa tuttum:)
sevgiler, elayı kocaman öpüyorum, baldan tatlı o:)

saricizmeli dedi ki...

tübitak diyince yoksa ankarada bir üniversiteden mi mezunsun:))

çocuklarımızın büyüdüklerinde kadınların çalıştığı ürettiği, çalışmanın üretmenin geliştirdiği bir ülkede var olmalarının da çok önemli bir parametre olduğunu düşünüyorum.

çalışarak üretmenin çekiciliği dışında iş yeri sosyalleşmesi de beni çekiyor evden çalış deseler ı-ıh derim:))

Ozgur dedi ki...

Sevgili Hülya,
Bana özgür denmesine çok alıştım ama istersen deniz de diyebilirsin:)

Benim annem çalışıyordu, gerçi öğretmen olduğundan bazı günleri boş bırakabiliyordu, bazı avantajları vardı. Ben kendimi hiç terkedilmiş hissetiğimi hatırlamıyorum, kardeşim de öyle. Ela da hissetmez diye umuyorum. İnsan herşeyi bilemiyor. Benimkisi bir his. Umarım yanılmıyorumdur.

Önerilere gelince çok teşekkür ederim. Yemek yiyor Ela. Her gün çorba yapıyorum. Fazla yapıp dondurmak olabilir gerçekten. Bizim yemekleri atıyoruz da, Eloşunkileri dondurmayı düşünmemiştim. Salata malzemeleri de iyi fikir. Kurutup gazete kağıdına sarınca özellikle. En fazla zamanı yıkaması alıyor. Çook teşekkür. sevgiler

Bu arada bugün hiç geçemedim bilg. karşısına kusura bakmayınız. Yorumlara cevap veremedim.

Ozgur dedi ki...

Ayşe'cim, ah ah. Asıl soru olmak ya da olmamak değilmiş:) İki arada bir derede. Belki de çocuktan çocuğa ve anneden anneye değişiyordur. Düşünüyorum da ben pek kadın gibi kadın olamadım, çok anaç olamadım, efendim evine çok bağlı olamadım. Ya da evim ne güzel temiz ve düzenli diye gurur duyanlardan olamadım. Kişisel başarı ve tatmine ihtiyacım var. Bu illa işle olmak zorunda değil. Ama yardım almam şart. Gün içinde yapılan aktivitelerden yemek yedirme kısmını hiç sevmiyorum mesela. Başkası yedirsin canıma minnet. Yemeğini başkası hazırlasın ne güzel. Bazen Ela kucağımda bloglara baktığımız oluyor. Yani Eloşla çok güzel uykularımız, uyanmalarımız var ama, her zaman olmuyor. Asıl zamanlar oyun zamanları. Bir şey öğrendiği zamanlar. Bana baktığı zamanlar. Onlar paha biçilmez. Herhalde çalışan anne olunca ipteki cambaz hesabı o anlar için yaşanacak. Daha rutin işler bakıcı ablamızla olacak, anne Ela'yla olduğunda tamamen Ela'yala olacak. ELa yapı itibariyle bağımsız bir çocuğa benziyor. Ben ilkokula (erken) başladığım gün, başka çocuklar ağlarken annemlere gidiin diye tutturan bir çocukmuşum. Sanki Ela (6 aylık bebek eve çıksın istersen?) idare eder gibi geliyor. Hani çok terkedilmiş hissetmez. Babası gelince sevinç çığlıkları atıyor, deliriyor resmen. Benden sıkıldığından değil.

Feminist meseleye gelince. E haklılar. Bunca yıl oku, öğren. Üretecek bir insansın. Düzenlemeler yapılmalı. Ben İsveç modelinin hastasıyım. Solcular diyormuş ya 8 ay anne, 8 ay baba zorunlu bebekle kalsın. Oh şahane. Bu arada bizim babamız işlerin çok içinde. Aslında ben çalışayım, O Ela ile evde ilgilensin kısmını da ciddi ciddi düşündük. Ama bu defa aynı sorgulama yine devreye gidiyor. O kadar yetişmiş insan tekrar evde olacak. Çocuk bakımı çok ama çok zor. Fiziksel efor istediğinden değil. Bir anlık dikkat dağılmasına izin vermediğinden. Her daim (up and running) hazırda ve nazırda olacaksın. Uyku, yorgunluk yok. Bugün de geç gideyim servisi kaçırsam bişey olmaz yok. Çok yazdım. Sen de beni biliyorsun işte:) Anneleri suçlu hissettirme mafyası da var demek ki.
Çalışsan da dert, çalışmasan da.
Nerde bu devlet?

Ozgur dedi ki...

Damla, çok saol:) Yok yazıların gerçekten yol gösteriyor, destek oluyor. Cidden.

Bu arada kadınlar kadınlar üzerinde baskı kuruyor. A ütülemedin mi, a şunu yapmadın mı. Çok acayip çok...

Ozgur dedi ki...

İlknur,
Valla çok haklısın. Şimdi senin yazını okurken şunu düşündüm bir an. Yani çocuk annesinin varlığını tercih eder tabi evde, etmez mi. Aslında ben de çocuk bakarken sevgilinin varlığını evde tercih ediyorum. Hayat tercihlerimiz gibi gitmediğinde optimal bir yol bulmak zorunda kalıyoruz. Bir yerden kısıp, başka yerden veriyoruz işte. Anne her dakika evde depresif olacağına, akşam mutlu olsun daha mı iyi? Ya da evin geliri artsın şu kriz ortamında mali stres azalsın daha mı iyi. Uzun vadede çocuklar 2 yaşından sonra anaokuluna başlayacaklar. O zaman ne olacak. Kariyer 2.5 yıllık araya ne der, buyur gel biz de seni bekliyordur der mi?
Üff böyle konuşuyorum ya, kendimi ikna modlarındayım.

En azından süt izni var diyorum.

İş meselesi yüzünden nedne ayrı düştünüz?

Ozgur dedi ki...

Tekir'cim ne güzel demiş arkadaşın. Bu "her insan aynı duyguları hissetmelidir" mafyasından da bahsetmek lazım. Ne güzel dram yaşamamışsın, ne güzel daha rahatsın. Umarım ben de o şekilde yaşarım günlerimi.
Kolay gelsin şimdiden:)

Ozgur dedi ki...

Tarkanın Annesi, umarım benim öyle güçlü kadınım hallerinde olduğumu düşünmemişsindir. Tam tersine. Aslında pek bir kırılgan hissetim ben kendimi bu mevzularda. Güç toplama çabam bu benim. Yani hayata bakış şekli olarak daha olumlu olanı tercih etmeye çalışacağım demek istedim. Yoksa ne kadar zor olacağını tahmin bile edemiyorum. Zor. O bana, ben ona nasıl alıştık. O başını gömmeleri, öpmeleri, gülüşleri.
Neyse bir başlayalım göreceğiz. Ben bıraksam fazla sızlanacağım, "hop kendine gel" durumu benim ki. Bağğğğrıma taş basarımm böhühühüh.:)

Ozgur dedi ki...

Günebakan'cım, aman iyi ki yazdın. Çok merak ettim ben sizi. Arada buraya iyiyiz diye not bırak, yeter.

Gelsin güzel kızın, birinci gibi tatlı, akıllı olsun.

O kadar güzel anlatmışsın ki. Dediklerin çok doğru. Vicdan azabı çekmeden, çok dram haline getirmeden, ülkenin, ailenin şartları gereği, evet bunu yapmak gerek. Eğer karar verildiyse fazla üzülmemek gerek.
Yazdıkların bana moral ve güç veriyor. İşte örnek. İşte taraftar. Holey, günebakan!

Ozgur dedi ki...

Yeliz'cim, konuya başka bir yandan girersek. Arca ile temizlik yapmaya devam et nolur:P. Büyüyünce de et. Beraber yemek de yapın. Geleceğin kızlarına bir hediyen olsun:)))

Ağlamak yook gülmek var, yarınlar bizim, yarınlar bizim.

Siz güzel idare ediyorsunuz. Hayranlıkla izliyorum. Moral kaynağımsınız bu anlamda.
sevgiler kocaman!

Ozgur dedi ki...

Sarıçizmeli, evet Ankara'da okudum. Pek severim Ankara'yı. Hadi gidelim Ankara'da yaşayalım deseler hadi diyesim gelir, o derece.

"çocuklarımızın büyüdüklerinde kadınların çalıştığı ürettiği, çalışmanın üretmenin geliştirdiği bir ülkede var olmalarının da çok önemli bir parametre olduğunu düşünüyorum."

Çok katıldım. Ne güzel ifade etmişsin.

Evden çalışma konusuna gelince. Bak işte onu isterim ben. İnternet sosyali oldum sanırım.

TAZE NANE dedi ki...

Bin damla serpilsin yüreğine, bin tatlı mutluluk dolsun günlerine,
binbir hayalin gerçekleri bulsun, her türlü duaların kabul olsun, kandilin mübarek olsun...

Ozgur dedi ki...

Amin Taze Nane,
Senin de mübarek olsun:)