25 Ağu 2009

Gecenin Öteki Yüzü Bizim Yüzümüz...

Bu Bostancı enteresan bir semt. Bahçeler arasından giden yol, Bostanlar arası, Birinci Bostana giden yol gibi sokak isimleri var. Danalar nerde danalar, hesap verin diyesin gelir.

Bir kaç gündür içim sıkılıyor ve neden olduğunu nihayet buldum. Boşluktan. Ablamız geldiği için, Ela ile iyice kaynaşmalarını sağlamak adına kenarda duruyorum, eskiden dört döndüğüm için bu da beni böyle faydasız, "süt veren insan" yaptı gibi hissediyorum. Arada üç kişi oynuyoruz, o zaman Ela çıldırıyor zevkten adeta, onun dışında mesela abla ile gezmeye gittiklerinde kendime ayıracak bol zamanım var di mi. Sıcak banyolar yap, meyve, sebze stokla, üç çeşit zeytinyağlı pişir, ne bileyim, resim çiz, kitap oku. Bunca aydır yapmak isteyip de zamansızlıktan yapamadığın bir şey yok mu kuzum? Çık iki tur at. Caddeye git bir kahve iç gel. Tak gözlüğü, git Remzi'deki koltuğa kurul. Yok. Yapamıyorum. Oturuyorum öyle, duruyorum. İşle ilgili karışık hislerim var hala. Acaba nasıl olacak, bir yandan merak ediyorum. Yarın çıkıp dolanacağım, zaten yapacağım işler var. Sokak kızı özgür anne, vur kendini yollara. Vakti olanla kahve içebilirim caddede?

Garip bir suçluluk duygusu kaynaklı eylemsizlik hali ya da düpedüz tembellik, bilemedim. Son iki günümde aylak aylak oturma isteği belki. Dün gece uykum kaçtı Gossip Girl'in ikinci sezonunu izledim, geç yattım.

Sonra her şey saçma gelmeye başladı bir yandan. Bir şeyler satın almak mesela. Ev. Birisi bir zaman önce burası benimdir demiş, itiraz eden olmayınca onun olmuş. Sonra ondan alına alına gelmiş ve rant çıştuğu için başımızı sokacağımız dama fahiş fiyatlar ödemek, kredi borçları almak, "yaşam standardımız bozulmasın aman" hesabı beş on yıl köle gibi çalışmaya memnun olmak halleri. Alternatifi banka yerine ev sahibi denilen kişiye paralar ödemek. Bence İstanbul denen yerde lojmanlar olsa, şirketler hem servis masrafından kurtulur, hem daha az maaşa insan çalıştırır, hem de insanlar yollarda iki saat geçirmez, hem de trafik olmazdı. Tek kalemde ne çok sorun çözdüm bakın bir oturuşta. Beni başbakan seçin, annelik izni, hem anneler hem babalarca zorunlu olsun. Her şirkete lojman zorunluluğu getirilsin. İşyerlerinde bebek bakım odaları, süt sağma odaları olsun. Daha iyisi, bebekler lojmanlarda, lojmanlar da evin dibinde olacağından anneler gidip süt verip geri gelsin. Daha iyisi, lojmanın içine teknolojik aparatlar konsun, anne ve baba evden çalışsın. Hatta, lojmanlarda bakım hemşireleri ya da ablalar istihdam edilsin, yeni anne baba olmuşlara yardım etsin.

Evde bebek bakımıyla ilgili bir sorun var aslında o da şu. Evde yalnız yaşıyorsun. Ev ahalisi evden gidiyor, sen bebekle başbaşasın. Anneanne, babaanne yok çevrede. Teyze, hala yok. Konu komşu yok. Dışarı çıkabildiğin bir ev hapsinde gibisin. Günde üç kere dışarı çık istersen farketmez. Diğer annelerle buluşabilirsin ama her canın istediğinde değil. Diğer arkadaşlarının hepsi işte o saatlerde. Yani çocuk uyuduğunda komşusunu çağırıp kahve içebilenler kendilerini şanslı saysın.

Öte yandan bu satırları okuyan beni tanıyanlar (mesela annem:) kıs kıs gülüyordur. "Sensin asosyal sensin" diyordur. Yani öyle tuhaf bir durum ki, yıllarca bu toplumun aşırı sorusundan, merakından, gözetleme hevesinden yılmış bir insanım. O nedenle konu komşu olayına çok şüpheli bakarım. Uyuşmak istemedim toplumla, ne ben size, ne siz bana modunda. Sevmem ben insan, bakmayın, uğursuz, huysuz, nursuz bi kişiyim zaman zaman.

Bebişten sonra anlaşılıyor ki "man for himself" (kendi kendine yeten insan?) yalan. Yalan değil belki ama zor. Zor değil belki ama gereksiz. Bir şeyler eksik kalıyor. Alt katlarda Ela'dan bir kaç ay büyük bir bebek var. Gidip annesiyle mi tanışsam, ne yapsam.

Kuşaklar gelip geçiyor. Bizden bir önceki kuşağa yazık olmuş biraz. Kendilerine çalışıyor diye laf söyletmemek için, hem evinde, hem işinde başarılı olmak için çalışmış durmuşlar. Çalışmamayı hiç düşünmemişler bile "Okumuş olmak" onların hakkı değil verilen bir ödül, bir hediye, hak edilmiş bir nişanmış. Okuduğu halde çalışmamak, istediği halde okuyamayanlara ayıp etmek, onların hakkını gaspetmek gibiymiş. Dehada pencere önünde duran saksıdaki çiçeğin bile payı varmış.

Aynı şeyleri yazıp duruyorum. Bugün Ela'nın eski hallerini Dvdye kaydettim. İnanılmaz. Gelişim, o ilk haller. Mucize. İçimdeydi, dışımda.

Şimdi zamanım var ama ne yapacağımı bilemeden oturdum, blog yazıyorum. Belki bir süre daha az yazarım. Nedense bu konuda da içimde bir sıkıntı var. Çok yazdım sıkıldım mı ne? Yaz yorgunluğu mu?

Belki.

Kaçtım ben.

19 yorum:

saricizmeli dedi ki...

başlıktan öte, zuhal olcay hüznü var yazının.
keşke oralarda olsam da kahveyi karşılıklı içsem.
evde olmak beni boğdukça onu düşündüm bir kaç arkadaşım olsaydı, beraber takılsaydık bu kadar bunaltıcı olur mu evde olmak.

ben de başlamayı planlıyorum işe, cuma günü, bir aksilik çıkmazsa.

Ozgur dedi ki...

Hadi bakalım, karmalar denk gelmiş gene:) Perşembe benim, Cuma senin. Kahve ne iyi gelirdi şimdi...
sevgiler o yana.

Ayşe dedi ki...

hadi git kahveni ic... biraz da dolan soyle... valla ben Istanbul'da olsam gelirdim ama maluuum, gurbet ellerdeyiz...

Arkadasim, haklisin. konu komsu hakkinda da, elosla ilgili dusuncelerinde de...

insan hem istiyor etrafta insanlar olsun konussun kahve icsin, cat kapi gidebilsin, orgu orerken beceremeyip sormaya asagidaki teyzeye gitsin, bir yandan da istemiyor, "el alem ne der" "simdi yine tenkit edecekler filanca sebepten dolayi" falan diye... insanimizin dogasi bu... ama ben birincisini de cok ozluyorum burada... bazen misir pisirdigimde yandaki bir-merabadan-ote-muhabbetim-olmayan kiza bir tabak goturesim geliyor... bazen ailemin hanimlariyla oturup dizi izleyip cay icip orgu ormek istiyorum... yalnizlik cok koyuyor oyle zamanlarda... sanma ki cok sosyal bir insanim, ama insanim sonucta... bazen kabugumda durmak bazen de yukarida yazdigim gibi yasamak istiyorum.

elos hanimla ilgili dusuncelerine gelince "multiple-roles" kismi giriyor isin icine. kac aydir hep ela odakliydin, daha ev cevresindeydin. simdi biraz geri adim attin gibi oldu, buyuk resmi gormek gibi dusun. Ela senin hayatinin bir parcasi; esin gibi kocaman bir parcasi. ama tabi baska parcalari da var, isin gibi, caddeye cikip kitap okumak gibi...
Kaliteli zaman gecirmek diyorsun ya hani, isin ozu orada arkadasim.

cenem dustu yine.
opuyorum.

mummy dedi ki...

Bigün milletvekilliğine filan aday olursan haberimiz olsun..Tüm oylar Özgür'e:))

Bu konu komşu olayını ben de pek düşünürüm..İlginç gelir,kendimizi evlere kapattık,alt komşunun kim olduğundan haberimiz yok,ama aramızda anne olmaktan öte hiçbir ortak nokta olmayanlarla dostuz şu alemde,canım cicim diyoruz,öpüyoruz,sevgiler yolluyoruz..Bi yanlışlık var gibi geliyor bazen bu işte..Garip varlık şu insanoğlu..

Neyse,sen uzun ara verme yazmaya..

Sevgiler:D

fazi dedi ki...

:) bunlar dönüm dönüşüm noktaları ve böyle hissetmek çok doğal bence .Sorgulamak güzel şey.Ne kadar doğru karar verdiğine inansan bile(bakıcı konusunda)yine de karşındaki bir başkası ,yabancı yani. Bi de artık farklı bir dönem başlıyor.Planlı da olsa bilinmezlikleri var.yeni şekillenecek bir yaşam var ve nasıl şekilleneceğine biraz da siz karar vereceksiniz.İpler kimin elinde ? :)

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

deniz başbakanlığa aday ol
oy vermezsem şerefsizim :)

melda dedi ki...

herkes aynı şeyleri yaşıyor demek ki.. annelik öncesi yapmayı aklımızın ucundan geçirmediğimiz şeyleri, annelik yoğunluğu arasında hasretle anıyoruz. sonra birisi gelip o işi yapma fırsatı oluşturunca da mırın kırın ediyoruz. misal; gündüzleri hiç uyuyamadığımdan yakınıyorum, ki eskiden hiç gündüz uyumazdım. eşim, bebeğe bakayım sen git biraz uyu dediğinde gelsin bahaneler.. olmaz çorbasını yapacağım, bodylerini ütülemem lazım fln :)

ayrıca şöyle birşey var; aşırı yoğunluk bir şekilde tatmin ediyor anneyi. biraz boş vakit kaldığında kendini suçlu hissediyor insan. sanki iyi annelik 24 saat çocuğun başında oturmakmış gibi empoze edilmiş bizlere. yoğunluktan bunalsak da aslında hepimiz o yoğunluğu istiyoruz. genel konuştum ama kendi adıma hissettiklerim böyle.

Ozgur dedi ki...

Ayşe, şu hayatta insanın ne isteyeceği ve başına ne geleceği hiç belli olmuyormuş. Ben kahvemi Nişantaşı Paulde içtim bugün.

Sevgiloşu Nişantaşında doktora götürdük. Yarın bi operasyon geçirecek. Dün planladığım hiç bir işi yapamadım ama sevgiliyle elele taksime gittim, nişantaşında kahve içtim. Gerçi hastalanmasaydı da gitmeseydik iyiydi ama özgürannenin göbek adı polyanna bazen:P

Kendimi çocuk gibi hissediyorum. Böyle küçük dışarı çıkma denemelerim oluyor ama aklım hep Ela'da. Taksime kadar gitmişken bi de kitapçı gezseydik diye içimden geçti, ama gezmedik geldik eve. Fırsatımız varken az daha koklaşalım.

Vallahi bitirin doktoraları gelin buraya. Ne güzel olurdu, çat kapı görüşür, kahve içer hayattan konuşurduk. İrrasyonel diye bir kitap okuyorum, gerçi sen biliyorsundur belki, ordaki ilginç şeyler anlatırdım sana.

Neyse, biz isteyelim zamanla olur nasılsa:)

sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Mummy, tam dediğini demek istiyorum ben de. Evet. Ama iyi açıdan bakarsak konu komşudan daha yakın, daha derin arkadaşlıklarımız oluştu. Buna da şükür. Hem de çok ama çooook şükür....
sevgiler, iyi ki varsınız dostlar:)

Ozgur dedi ki...

Fazi, haklısın. Zor, zor. Bir yerde teslim oluyorsun işte bilinmezliğe. Güveniyorsun. Allah'a emanet... Allah'a emanet.

Ozgur dedi ki...

Hülya'nın Tunası,
Aldım ben desteği, kim tutar be bizi... Heyyyttt, geliyoruz. Korkun bizden!

Ozgur dedi ki...

Melda, hiç sorma hiç.
"Mutlu ve dinlenmiş anne" olmaz, olamaz, "Sürekli endişeli olmalı ve koşturmalısın" şartlanması bizimki belki.
Zamanla biraz daha gevşemeyi öğreneceğiz. Ya ben eskiden kim ne der ne düşünür diye zerrece sallamaz, bununla da feci gurur duyardım. Şimdi diyorum bilinçsizce eleştirileri hisseder mi oldum, zayıf mi düştüm. Ben istemiyorum hayatım arı maya gibi vızıldayarak geçsin. Azıcık tembel, azıcık aylak olalım, yayılalım, dinlenelim, düşünelim istiyorum.

O yoğunluğu istiyoruz işte o bizi tatmin ediyor, neden acaba. Delirdik mi, şartlandık mı? Nooldu bize. Böyle olmamalı. Yorgun anne istemiyoruz.

Ayşe dedi ki...

esine cok cok gecmis olsun, insallah minor bir seydir ve hemencecik gecer...

yeliz dedi ki...

eşine çok geçmiş olsun özgürüm.
kapı komşusu hele ki ortak özelliklerin varsa her derde deva. bizim cadı cansunun annesi bendn 2 ay sonra doğum yaptı ya, o 2 ay bana süt yapıcı yemekler getirdi hep, sonra kendilerine pişenden 2 kap koydu getirdi... belki kendi yapmadı, hergün yardımcısı vardı ama aklına gelmesi bile harikaydı... fütursuzca çat kapı yapabilmek harika birşey, herkese nasip etsin öyle komşular, biz şanslıyız:)

Anne Duru dedi ki...

selammm,
ya ben yazamıyorum ama senin yazdıklarında o kadar kendimi buluyorum ki...sanırım bugün ilk iş günün hayırlı olsn umarım herşey gönlünce olur..bu kadar yakınken bir türlü görüşememiş olmaya da ayrıca üzülüyorum..ben de hergün 5 gibi evde oluyorum ve ya caddeye ya da özgürlük parkına gidiyorum derinle...birilerine ,paylaşıma çok ama çok açım bu aralar..ne drsin???biraraya gelsek bir kahve içsek??

Ozgur dedi ki...

Ayşe'cim çok sağol...

Ozgur dedi ki...

Yeliz, bunu yazdım sonra aynı apartmandaki komşularımızla tanıştım. çok acayip. Büyük şans aman diyim kıymetini bilmek lazım. İzmir güzel şehir onun da etkisi var muhakkak...
sevgiler.

Ozgur dedi ki...

Anne Duru, süt izni nedeniyle erken çıkmayı düşünüyorum işten. Bir akşam buluşalım kızlarla. Haftaya yapalım hatta.
sevgiler...

elbruze dedi ki...

Yaz Özgür Anne yaz, amman bırakma. Bak ben de anneyim, ben de blog tutuyorum ama senin yazdığın gibi yazamıyorum, olmuyor. Sen yaz benim yerime de :) Eşine de çok geçmiş olsun dileklerimle.