24 Ağu 2009

Şeftalili Çalışan Anne, Kaliteli Zaman...

Bu soruları sormam lazım anlıyor musunuz. Perşembe büyük gün. Ciciler giyilecek, topuklar kuşanacak, işe gidilecek... Ela hanım bakıcı ablamızla kalacak, umarım çok kötü etkilenmeyecek. Yalnız... Ela ile bakıcı ablamız birbirine alışsın diye ben biraz geri durdum bu ara. Bakıcı abla gittiğinde ise
  • Kızımı çoook özlediğimi,
  • Nedense hala yorgun olduğumu (o kadar koşturmadığım halde?),
  • Kaliteli zaman geçirmekten ne anladığımı sorguladığımı farkettim.
Akşam geldiğimde eve neler olacak. Alacağım, koklayacağım, öpeceğim. Sonra Ela'nın yemeğini hazırlayacağım. Şeftali püresi ve tahıllar. Yedireceğim, sonra banyo geliyor. Sonra süt zamanı ve uyku. Bu arada derede öyle bir şey yapmalı ki, sadece kızıma ve bana ait olmalı. Yalnız zaman geçirmek, saçını okşamak, konuşmak... Öyle yemek hazırlamalara filan dalmamalı. Ona ait olmalı. Anne İş'te kitabında bir örnek vermiş. Anne ve kız sadece on beş dakika geçiriyorlarmış. O on beş dakikalarda bir bebek dikmişler. Bir buçuk yıldan uzun sürmüş, ama aralarındaki iletişimin sembolü olmuş. Ela böyle aktiviteler için küçük. Belki bir süre top yuvarlarız. Bugünlerin favori oyuncağı top. Atalım, geri alalım, geri atalım halleri.

Aslında kaliteli zamandan ne kastedilmediğini biliyoruz. Sevgililer için mesela. Mesela beraber film izlemek, sinemaya gitmek, bir dizi izlemek filan (eğer True Blood ya da Lost değilse) bizim için kaliteli zaman sayılmaz. Yayılmış izliyorsun, yalnız da izleyebilirdin gibi. Yemek yapmak, yemek, koşturmak, beraber çamaşır asmak da değil. Sadece ona ve bana dair bir şeyler olmalı, iletişim olmalı. Ela, babası ve ben bazen Ela'yı ortamıza alıp yatakta oynarız, sohbet ederiz hafta sonu. Sanırım o kaliteli zaman, çünkü üçümüz de rahatlıyoruz, eğleniyoruz ve birbirimizin varlığını hissediyoruz, buna ihtiyacımız var. Ama benim bulaşık mak. yerleştirirken Ela'ya laf atmam kaliteli zaman değil, eğer aklım onda değilse.

Yani öyle bir şey yapmalı ki, Ela ve ben birbirimizi hissetmeli, gözlerimize bakmalı, gülmeli, o sıcaklığı yaşamalıyız. Sabiha Paktuna Keskin'e göre, ilk üç yaşta öncelik bebeğin ihtiyaçlarının giderilmesi. Kaliteli oyuncaklarıyla oynamak kaliteli zaman değil yani. Evdeysen sen besle, sen altını aç, sen oyna gibi anladım ben onu. Bebeğin iyi bakılması kaliteli zaman. Üstüne sitimule edilmeli ki, beyin hücreleri arasındaki bağlantılar, snapslar çoğalsın, çoğalsın, çoşsun.

Bebişler genetik materyalle doğuyor, bir potansiyelleri var. Eğer beyindeki bağlantıları arttırabilirsek, bu onları duygusal açıdan daha sağlam, daha akıllı yapıyor. Yani aslında bu mantıkla, lisede dersaneye para verene kadar, bebeğinle beş yaşına kadar iyi ilgilen daha iyi. Ve bu ilgi videolar, filmler, oyuncaklar filan değil. İlgi. O kadar. Kişisel olarak ilgileneceksin, konuşacaksın. Kafiye ve ritm duygusunu çok severmiş çocuklar. Anne sesiyle şarkı söylenecek. Dışarı çıkılacak, çiçeklere dokunulacak, hortumdan fışkıran su izlenecek, kuşlara bakılacak. Ve bebeğe dokunulacak, okşanacak, masaj yapılacak...

Düşünüyorum, neler yapmalı diye. Sanırım kendi adıma yapabileceğim en iyi şey, işten kafam boş gelmeye çalışmak ve işte olanları eve hiç taşımamak. Yoga mı yaparım, dua mı ederim, kafamı duvara mı vururum, neyse. Kafa boş olacak ki ilgimin tamamı kızıma akabilsin. Parazit olmasın, saçma sinyaller aramızdaki iletişimi bozmasın. Geldiğimde onu alayım, biraz konuşayım. Sonra yedireyim. Banyo sonrası konuşması ve zaten uyku zamanı. Sabahları erken kalma ve kimsecikler gelmeden, herkes uykudayken başbaşa zaman. 6-7 arası gibi. Akşamları zaten bir yaşına kadar süt izni var, erken gelip kızımla vakit geçireceğiz.

Bunu duyurmak lazım. 0-5 yaş arası ne yaptın, yaptın. Sonrası çok geç.

Tv karşısında unutulan çocuklar var. Anne ev işi yapsın diye kenarda bekleyenler var. Gelin hanım koştursun diye kucağına bile alamıyor, aman kucakçı olmasın. Öyle bir hareket olmalı ki, "ilk altı ay anne sütü" gibi bir şey olmalı. "İlk bir yıl ilgilenin" gibi bir şey.

Hayatımız çocuksuzluk üzerine kurulmuş. Bunu insan çocuğu olmadan anlamıyor. Çocuk olur olmaz sanki gizli bir örgüte girmiş gibi oluyor insan. Ne taksiler bebeklere göre düzenlenmiş, ne yollar bebekli annelere göre. Ne de süt izni denen komedi mantıklı. Hiç yoktan iyidir tabi de, yani İstanbul'da öğlen süt iznimi kullanıcam desen, çoğu zaman 1.5 saatte anca evine gidersin. Bence isteyenin maaşından kessinler, izin daha uzun olsun mesela. Çözümler düşünülebilir.

Ama bunlar bir yana, bebişin ilk yıllarında, anne, baba, kardeş, çevre, anneanne, babaanne demeden, bebişle birebir ilgilenilmeli. Ne yediği, ne içtiği, kilo alıp almadığı kadar önemli...

http://www.aboutintelligence.co.uk/increasing-your-babys-intelligence.html.

17 yorum:

yeliz dedi ki...

yarın tam gün çalışmaya başlıyorum, büyük gün!!! şimdiye kadar öğleden sonraları arcayı ben uyuttum, altını ben değiştirdim, Ümit abla ütü filan yaptı. gözlerinin tam içine baktım arcanın en derinlere. bunlar güzel zamanlar ve bi daha geri gelmeyecek, kıymetini bilmek lazım. ama yarın ve sonrası ancak akşamın bi körü eve gelinecek, bakalım yeni düzen nasıl olacak?? hepimize kolaylıklar

mummy dedi ki...

Ne güzel yazmışsın yahu eline sağlık..

zeynep dedi ki...

yakında ben de işe başlayacağım, tecrübelerini merak ediyorum o nedenle. sen yaz sık sık.

kaliteli zaman geçirme kaygısıyla sevgi yumağı misali ilgili, sevgili ve eğlenceli zaman geçirirken müdahaleci olabiliyor bence anneler. oysa müdahale edilmediğinde kendi cevherlerini bulma ihtimalleri çok yüksek bebeklerin.

gözlemek ve ihtiyaç duyduğu şeyi anlayabilmek ve o doğrultuda hareket edebilmek güzel olur. ama konuşamayınca çokça gözlemek gerekecek. keşke bebeklerin dilinden azıcık anlasak ve biraz olsun duygudaşlık yapabilsek onlara.

ve ben bakıcının bile iyi yönlendirildiğinde iyi bir eğitici olabileceğini düşünüyorum.

Şule-Bilgebebek dedi ki...

İnşallah kolay olur,bakıcı ablayla sorun yaşamazsınız,kaliteli kaliteli vakitler geçirirsiniz.
Ama zor olacak bunu bil,burnunun direği sızlayacak,elin telefona gidecek,tel sesinden uyanır mı diye aramayabileceksin :)
off off , Evropada olsak 3 sene izin veriyolarmış.
Şu ilk bir sene çocukla ilgilenilsin hareketi fikrini çok tuttum.
Sevgiler,kolaylıklar.

melda dedi ki...

bebeklerin en çok ihtiyaç duydukları şey, annelerinin sıcaklığı, samimiyeti.. mesela anneye yardıma gelen bir tanıdık varsa hemen bebeği alır anneye hadi sen işini hallet der. ne kadar yanlış aslında. işleri sen yap anne bebeğiyle takılsın di mi? aman kucağa alışmasın mantığı bu da işte.

kaliteli zaman konusunda seni çok iyi anlıyorum. bazen öyle boş, dünyalık şeylerle dolu oluyor ki kafam, kendimi veremiyorum bebeğimle ilgilenmeye. halbuki herşey gelir geçer. önemli olan bebeğinle olan iletişimin. çocuğumu beslerken ona konsantre olmak istiyorum mesela, ertesi günün planlarını yapmak değil. bunu aklımda tutmaya çalışacağım. hatırlattığın iyi oldu :) umarım sen de istediğin kaliteli zamanı geçirme fırsatını yakalarsın ela ile.

k.i.s.d. dedi ki...

Evet her kelimesine katıldığım bir yazı. O kitabı okurken hamile bile değildim :) Bebeklerin sevgi ve ilgiyle hızla geliştiğine en güzel örnek Cevdet oldu. Adana'ya geldikten sonra farkındalığı 10 katına çıktı. Tabii büyüyor bu muhakkak ama dayılar, teyze, anneanne derken farklı uyarıcılar ile ve sevgi çeşmesinden kana kana içerek ne de güzel büyüdü.

Ozgur dedi ki...

Hadi Yeliz'cim, şimdiden hayırlı olsun ve kolay gelsin. Altı ayı doldurmuş olmak önemli bence. Zaten Ümit abla gibi ilgili bir ablamız var. Gözün arkada kalamayacak. Benim kayınvalide devlet memuru, 40. gününde bıraktım işe gittim diyor... Gelişme var ama yetersiz...

Ozgur dedi ki...

Teşekkürler mummy:)

Ozgur dedi ki...

Merhaba zeynep, fırsat buldukça yazmaya çalışacağım.

Kaliteli zaman geçirmek öpmek, sevgi hareketleri yapmak değil bence. Ama müdehaleci olmaktan ne kastettiğini anlamadım tam. Nasıl desem... Ela şimdi sekiz aylık, kendi kendine oynadığı zamanları var ama benim önderliğime ihtiyacı var oyun oynarken. Kendi cevherini bulmaktan belki daha ileri yaşları kastetmişsindir? İlgilenmek gözlemeyi, ihtiyaçlarına anında cevap vermeyi içermeli. Bunun dışında onu stimule edecek şeyler yapmamız da gerekiyor. (Bu kaliteli zaman kavramı dışında düşünülebilir.) Bırakalım kendi kendine takılsın diyemeyeceğimiz şeyler var. Örnek vermek gerekirse, çocuğun canı istemezken haydi sana şarkı söyleyeceğim diye oyununu bozmanın alemi yok. Ama şarkı, ninni söylenecek, o da dahil edilerek. Onunla konuşulacak, cevap alınacak. Biz karşılıklı muhabbet etmeyi seviyoruz, bir şeyler anlatıyoruz bıcır bıcır.

Bakıcı ablamıza gelince... Maşallah, yani o konuda içim rahat. Okuyan, öğremeyi seven, akıllı bir hanım. Ela ile iletişi güzel. Oynamalarını izlemeyi seviyorum.

sevgiler...

Ozgur dedi ki...

Şule Bilgebebek...
Evet insan kendini hazırlamalı herhalde. Bir şeyler çok yanlış bu hayatta...

Ozgur dedi ki...

Melda, o kadar haklısın ki... Bizim bir arkaba ilk çocuğunu doğurduğunda kayınvalidesi, kızkardeşi filan yardıma gelmişler. Bütün gün bebekle oynamışlar, bu da ortada yemek, temizlik vs, bir de bu "yardımcı"lara hizmetle geçirmiş zamanını. İkinci çocukta akıllanmış fakat...

Kafamı verimli boşaltmanın yolunu bulursam yazarım burdan. Yoga çok iyiydi de gitmesi gelmesi zor. Bebişle geçireceğim zamanı yogilerle mi geçireceğim gibi... Bakalım. Eve dönüş yolunda meditasyon ommm.

Ozgur dedi ki...

k.i.s.d,
bence çocuk bakımı bir kişi için çok ağır bir iş. Bi de üstüne ev işi filan yapmak zorunda kalıyorsan, ki uyduruk da olsa bir yemek yenecek evde. Öyle dayılı, teyzeli anneanneli olmak ne güzel. Keşke yakın otursak, birisi evde fazla yemek pişirdiğinde bir tabak sana getirse yeter ilk zamanlar. Bunun ne kadar ağır bir iş olduğunu yaşamayan bilmez. İnsana bir annelik enerjisi geliyor gık demeden atom karınca modeli oluyorsun o ayrı. Yine de yorucu... En kötüsü, acaba yeterince ilgilenebildim mi halleri...
Orda olmanız güzel olmuş, aslan Cevdet be:) Büyüdü o da...

Tuğçe dedi ki...

Bu sabah L. dedi ki Duru'ya bakıp: Sen ne şanslı bebeksin...
Şanslıdır umarım!
(Anladın sen:))

Ozgur dedi ki...

hmm ben yazdiklarinin hepsine katiliyorum ancak bir seyi hatirlatmak isterim.Yakinda ben de universiteye donup,Ingiltere`de ogretmenlik yapabilmem icin formasyon almak zorundayim.Ustelik 1.5 saatlik bir yol gidip gelicem hergun.Herseyi hemen hemen programladim.Dersde calismam lazim ustelik.Ogretmenlige geri donmemin en onemli sebebi,kizim ile uyumlu bir calisma hayatimin olmasi.Bu ceremeyede bir yil katlanacagim.
Neyse herseyi planladim ancak birtek kisiyi unuttugumu fark ettim...!Esimi!Onunla ne zaman basbasa kaliriz,neler yaparizi tamamen atlamisim...Esim ile ilgili olan iliski,saglikli olmam,kafamin rahat olmasi icin de cok onemli.En iyi arkadasim ve onunla da vakit gecirmeye ihtiyacim var.Hemde kaliteli.Oyle o bir koltukta yigilmis,ben otekinde degil.TV onumuzde,kolumu kaldiracak halim yok falan...

Kizin ile de kaliteli saat,kesinlikle kitap okumani tavsiye ederim.Hayvan seslerini cikarabilirsin,taklitler yapabilirsin.Benim kizima kitap okumam,15-20dakikami aliyor.Bebekliginden beri kitap okuyoruz.Konusacak kaliteli konularimiz oluyor ustelik.Sorular soruyorum,kucuk resimler hakkinda konusuyorum,sayfadaki diger seyleri anlatiyorum...

Ama kolay gelsin sana,deneyimlerini okuyup takip edicem.

Ozgur dedi ki...

Özgür'cüm sevgilisiz olmazzz:) Onunla zaman geçiremediğimizde gece uyandırıp konuşmuşluğumuz vardır. Çok önemli. Annenin sağlığı ve mutluluğu için önemli, yavru için önemli. Beraber ve solo güzel zamanlar geçirmeli. Başlayalım bakalım nasıl olacak... 12. aya kadar daha kolay olur gibi geliyor, süt izni filan derken. Sonrası kısmet.

Kitap okuyoruz sık sık. Hatta aynı kitabı yedi sekiz kere baştan okumuşluğumuz var beraber.
Çok haklısın, kitap okumak hem çok komik oluyor, hem bizimki ciddiyetle dinliyor, hem de biraz emprovize takılabiliyorsun. Her sayfada olan resimleri ve hayvanları teker teker tanıtıyoruz. Sayfaları Ela çeviriyor. Eğer kitapta geçen bir cümleyi, başka bir zmaan farkında olmadan tekrarlarsam derhal dikkat kesilip bana bakıyor, inanılmaz.

Okumaya devam.

Ozgur dedi ki...

Tuğçe, bence de şanslı:) Ne mutlu size....

Dilek Dursun dedi ki...

Çalışan anneleri tebrik ediyor ve hayranlıkla izliyorum .Ben iş ve çocuğu aynı anda götüremeyenlerden olarak....bende www.annelikokulum.com blogumda yazıyorum