24 Ağu 2009

Zor Haftasonu ve Köprüden Önce Son Çıkış...

Sabah Tekir'in blogunu okudum. "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey..." Üstüne, k.i.s.d'yi okudum. İkisi birleşince ortaokul ve lise yıllarıma gidip gelir gibi oldum. Zülfü Livaneli dinliyoruz. O zamanlar her şey daha naif. Güzel günlere inanıyoruz. Bir insanı sevince, gerçekten bir şeyler başlar mı? Bize dünyayı dar edenlerin sevdikleri var mı? Hayatlarında güzellikler var mı?

Zor bir haftasonu geçirdik. Hastalandık, boynumuz tutuldu. Çok dikkat etmemize rağmen bir an lık gafletle, Ela bizim yataktan düştü. Allah'tan alçak bir yatağımız var ve çok sert düşmedi. İyiyiz. Fazla panik olmadım, Özlem'in ve Kuzu'nun yazdıklarını okuduğum için daha sakindim. İlk anda dünya başıma yıkıldı tabi korktum. Ela benim korkmama ağladı daha çok. Biraz ağladı geçti. Sevgili hasta bir yandan. Sürekli ilaç içiyor, midesi kötü. Ben boynumu çeviremiyorum bir yana. Cumartesi gerçekten çok zor bir gündü. Bittiğinde sevgili de ben de perişandık, serildik.

(Bu arada, "tarhana başı" denen bir yemek öğrendim. Evde haşlanmış patates ve kıyma vardı. Onları yuğuruyorsun, içine baharat ve bulgur koyuyorsun. Köfte yapıp, teflon tavada çok az yağla kızartıyorsun. çok lezzetli ve kolaymış, tavsiye ederim.)

Aslında başka şeyler yazacaktım ama toparlayamıyorum.

Zeitgeist diye bir film var belki duymuşsunuzdur. Pazar günü arkadaşlarımızla buluştuk. Pek eğlendik, güzel geçti. Akşam geldik, Ela çok yorulmuştu, erkenden uyudu. Biz de kafamızı boşaltalım diye düşünerek (zihnim yine fazla mesai yağmaya başladı, susturamıyorum) Zeitgeist'ın ikincisi olan "Zeitgesit Addendum"u izledik. (http://www.zeitgeistmovie.com/ 'dan izleyebilirsiniz.) (Türkçe altyazılı olarak burada)

Güzel bir çalışma olmuş. Bir kısmını biliyoruz, takip ettiğimiz için. Bir kısmını yaşadığımız için biliyoruz. Devalüasyon, IMF'den alınan krediler, Özelleştirme süreçleri. Ülkenin an be an fakirleşmesi, bir günde paranın pul olması. Hepsini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.

Kapitalist dünyada yaşamak ve bir alternatif umudundan bile yoksun olmak... Nazım Hikmet'in bir şiiri vardır, "Uyumak şimdi, Uyanmak yüzyıl sonra sevgilim... " Yüz yıl sonra uyansan, mesela 2041'de 1941 den beter olarak bir umut olmayacak. Tek kutup, her şey satılık. Ne yapacaktı Nazım Hikmet şimdi hayatta olsa? Bir yayıneviyle 200.000 kopya satış üzerinden anlaşıp, Bodrum'da yazlık mı alacaktı? Aşk romanları mı yazacaktı, plajlarda onu mu okuyacaktık.

Bir şeyler çok yanlış gidiyor. Kokuyor, koktukça burnumuza mandal takıp kokuya alışmaya çalışıyoruz sadece.

İzledik ve uyuduk... Toparlayınca daha iyi yazacağım.

"YİRMİNCİ ASRA DAİR


— Uyumak simdi,
uyanmak yüz yil sonra, sevgilim...

— Hayir,
kendi asrim beni korkutmuyor
ben kaçak degilim.
Asrim sefil,
asrim yüz kizartici,
asrim cesur,
büyük
ve kahraman.
Dünyaya erken gelmisim diye kahretmedim hiçbir zaman.
Ben yirminci asirliyim
ve bununla övünüyorum.
Bana yeter
yirminci asirda oldugum safta olmak
bizim tarafta olmak
ve dövüsmek yeni bir âlem için...

— Yüz yil sonra, sevgilim...

— Hayir, her seye ragmen daha evvel.
Ve ölen ve dogan
ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asir
(benim safak çigliklariyla sabaha eren müthis gecem),
senin gözlerin gibi, Hatçem,
günesli olacaktir...


12.11.1941 "

Hiç yorum yok: