10 Eyl 2009

Ağır Yazı


Blog bebeleri arasında bir haberleşme sistemi var. Bugün itibariyle emin oldum. Dün Eloş (maşallah!) pek güzel uyudu. Gündüz uykuları da düzenliymiş. Güzel, güzel. Bugün yeni dişi gördüm. Etti beş. Alttan üç, üst iki. Üstte orta dişler boş, yanlar geldi. Evde minik bir vampir besliyoruz:) True blood adlı diziyi izlemiycektim işte hamileyken. Kime bakarsan ona benzermiş ya, vampir oldu canım kızım.

Artık oturduğu yerden hobaa diye kalkıyor minik. Sevinçle karışık bir tırsmayla izliyorum. Yatağı zamanında indirmişiz aşağı diyor, Kitubi'nin mükemmel zamanlamalı yazısına bir teşekkür uçuruyorum. Bir gün içinde değişiveriyor. Yazmayı unutuyorum bazen, yeni bir şey çıkıveriyor.

Bugün bir baktım, elinde kitabı. Sayfaları çevirip dee de, buu, bıı diye diye bir şeyler söylüyor. Sonra sayfayı tutup dışarı doğru çeviriyor. Önce anlamadım. Sonra farkettim ki, benim ona kitap okurken yaptığıma benzer bir hareket yapıyor. Kitap benim önümdeyse önce okuyup, sonra ona sayfayı gösteriyordum. Sanırım onu taklit etti. Allak bullak oldum.

"Freud'a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu" diye bir kitap okudum BirinciTekirŞahıs'ın tavsiyesiyle. Çok beğendim. Kafamda bazı noktalar aydınlandı. Hani bazen bir insana bakarsın, neden öyle davrandığını anlayamazsın, sonra bir şey okursun bir anda görür olursun ya. Fırsatım olursa yazmak istiyorum küçük bir pasaj buraya.

Anne ve baba olmak büyük sorumluluk. Öyle hadi, hop filan gibi bir şey değil. Doğal akış içinde bir yol var... Hepimizin yaralı çocukluk anıları var. İlişkilere taşıdığımız bagajlar, saklı kutularımızda biriktirdiğimiz acılar, hikayeler. Karakterimizin karanlık yüzü, sevmediğimiz huylarımız, kendimizi korumak adına koyduğumuz son kullanma tarihi geçmiş kalkanlar. Jung'un dediği bir şey var. Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, kendi gölgenizle yüzleşmiş olmanız. Senin gölgende ne varsa, çocuğunda açığa çıkıyor çünkü. Görmezden geldiğin ne varsa karşında. Aşık olmak, insanın kendisiyle yüzleşmesi için bir şans. İçindeki karanlığa dokunmak, onu ışığa çıkarmak için. Bütün o kavgalar, mücadelelerin altında kendi karakterini ve ruhunu bir anlamda terbiye etme çabası var. Yaralarını sarma, kötü huylarını törpüleme, büyüme.

Ela doğduktan sonra, çok düşünür oldum çocukluğumu, sevgili de öyle. O zamanlarda neler hissederdik, nelerden utanırdık, nelere kızardık... Açtık sandıkları. Yani hayat sana bazı şanslar sunuyor, eski defterlerini temize çekmek için. Onları değerlendirmek gerek. Yoksa bedelini çocuğun ödüyor. Senin gizli kıskançlıklarını, hasetlerini, bastırdığın kötü duygularını, geçmiş utançlarını, aşağılanmışlıklarını taşıyorsun. Benim hiç öyle şeylerim olmadı pamuk gibiyim diyen bir daha düşünsün. Bencil değilim diyen bir daha düşünsün. Öyle bir hal ki bildiğin her şeyi eski kıyıda bırakıp, yeni denize yol açman lazım yüksüz. Sorgulamaların sürmeli. Sürmeli ki empati duygunu yitirmeyesin. O küçük varlığın derinliklerine kendi ruhunun dertlerini, hırslarını taşımayasın. Zor işler.

Anlamazlar, bilmezler, duymazlar sanıyoruz. Oysa kedi sahibi olanlar bilir, kediler bilmeden bilir. Seni daha kapıdan girmeden sezer, anlarlar. Minik yavrularımız onlardan çok daha akıllı, çok daha fazla sezgiyle donatılmış. Seni sezerler küçük kalpleriyle seni, senin kendini gördüğünden daha iyi görürler. Farkındalığını arttırman gerek. Eğer onun için bir şey yapmak istiyorsan, önce kendinden başlamalısın.

"Ana babaların dramı, çocukluklarında çektikleri konusunda kendilerini sorgulamadan, çocuklarına neler çektirdiklerini anlayamayacak olmalarıdır.

Yetişkin insan, çocukken yaşadıklarını bilincine çıkarmadıkça, çocuğunun aşağılanmasına, gururunun incinmesine duyarsız kalır, çünkü çocuğu eğitmenin, aşağılamayı tekrarlamak olduğunu düşünür.

Ana babalar çocuklarıyla aralarına büyük mesafe koyarlar. Çoğu zaman kendilerini böyle korurlar. Kendi çocukluklarında çektikleri acıyı unutmak için her şeyi yaparlar. Şimdi kendilerini onların yerine koyarak çocuklarını anlamalarının yollarını ana babalara nasıl gösterlemi?

Ana babalar, farkında olmadan geçmişin "antemanından" geçmişlerdir. Bu türden kötü muamelere kendilerine rağmen hazırdırlar. İçtenlikle yaptıklarının kötü bir sonuç doğurmayacağını düşünürler ve tavsiyelere kulak bile asmazlar.

Bir çocuğu küçük düşürmekten neden bu kadar keyif alınıyor? Her türlü pedagojinin temelinde iktidar vardır. Sadizm iktidarın kullanılmasına, hemen hemen her zaman, belli, bir ölçüde eşlik etmez mi?

Sakin ve aklı başında görünen kişilere, hangi türden olursa olsun otorite kullanma fırsatı verildiğinde, bunların aşırı şiddete başvurduklarına rastlanmaz mı? Şu çekingen büro memuru servis şefi olduğunda zorbaya dönüşür. Şu yumuşak ve silik kadın, bir spor arabanın direksiyonuna geçtiğinde, en kaba saba insan gibi davranabilir.

İnsanlık böyledir. Büroda ezilen ve evde karısı tarafından horlanan kapı komşunuz, köpeğine tekmeler atabileceği gibi oğlunu gövmekten de hınç dolu bir haz alacaktır.

Kişi kendini güçlü hissetti mi, karşısındaki güçsüz ise, kendi güçsüzlüğünü unutmak için durumdan yararlanmaktan daha kolay, daha kışkırtıcı bir şey var mıdır? Kişinin bu hazzı kendisine yasaklaması güçtür."

...

"Çocukların şakası yoktur bilesiniz. Hayatı çok ciddiye alırlar ve kendilerini güvende hissetmeleri için onlara garanti verilmesi gerekir. Sözcüklerin onlar için tek bir anlamı vardır. Sözcüklerin anlamıyla oynamak için yaşları henüz fazla küçüktür. 4 ya da 5 yaşlarına doğru, onların çocuk konuşmalarına güldüğümüz zaman nasıl yaralandıklarını hiç fark ettiniz mi? Bunu niçin komik bulduğumuzu anlayamazlar ve kendileriyle alay ettiğimizeinanırlar. "Şaka olsun" diye bir şeyin söylenmesi onları eğlendirmez, kaygılanırlar. "Sevecenlikle" bile olsa onlarla alay edildiğinde kendilerini çok aşağılanmış hissederler. Çocuklara "takılan" büyükler onlara zarar vermediklerini düşünürler; "huyu kötü", "mizah duygusu yok" derler, ama mizah çok gelişmiş bir ruhsal yapılanmayı gerektirir. Kendine gülme kavramını ela alalım; bu çok geç ortaya çıkan bir beceridir, kimi zaman hiç ortaya çıkmayabilir. Yetşkinlerin de her zaman bu yeteneğe sahip olmadığını biliyoruz. Üstün mizah duygusuna sahip kişilerin bile, ergenlik çağında mizahtan anladıkları tartışmalıdır. Kişinin, kendisiyle alay edebilmesi için pekişmiş bir narsisizmin bulunması gerekir. Bir kaç kilo fazlası var diye oğluna "şişkocuk" ya da çarpım tablosunu öğrenemiyor diye kızına "aptoloş" diyerek bütün aileyi güldürmek kötü muamelenin bir şeklidir. "Bunda bir kötülük yok ki" der yetişkinler, ama çocuklar canlarının nasıl acıdığını anlatmanın yolunu bilirler."

Freud'a Ne Yaptık Da Çocuklarımız Böyle Oldu? Catherine Mathelin yazmış, Ela Güntekin çevirmiş...

22 yorum:

Ece Nur'un Annesi "Mine" dedi ki...

ela kızımız da buyudu maşallah.
allah mutluluğunuzu bozmasın minik vampirinizle inşallah =)
çok estetik oldu bu yazı =)

İlknur dedi ki...

Vampirinize bittim. Bence sen bu disleri alacakaranlik serisi ile taclandir :)

Ah ah cocuklarimiza neler yapiyoruz da haberimiz yok. Ben eski komsularimdan o kadar sikayetciydim ki bu konuda. Otururlar cocuklarin onunde yaptiklarini anlatip gulerlerdi bi de. Ay bu da boyle yapmis hahaha diyerek. cocugunun suratine ay sen ne kopeksin diyenini duydum. Allah kurtardi beni oradan cok sukur.

O yaslarda mizah duygusu olmamasi en kotusu iste. Hersey ciddi. Sen ben olsak sallamayiz belki ama onlarin yureginde yer ediyor iste. Sonra katiller tacizciler boyle yetisiyor. Sen islerin o noktaya gidecegini bilmeden yapiyorsun belki ama kitabinda dedigi gibi cocugun sakasi yok.

Ben bir yerde okumustum. Cocuk ogutten cok davranistan ogrenir diye. Sen cocuga hep iyisini soyle ama kotusunu yap cocuk kotuyu kapiyor. Hatta guzel bir ornek te vardi. Cocuga yalan soyleme diyorsun sonra arayip aksam size gelecegiz diyene ah canim evde yokuz aksama deyip te evde oturursan cocuk annem/babam yalan soyluyor e demek ki o kadar da kotu bir sey degilmis deyip basliyor. Sen sigarayi icip cocuga icme desen ne fayda. Ilk firsatta onu da tanistiriyorsun iste. Ondan sonra da is isten gectikten sonra otur dusun biz bu cocugu yetistirirken nerede hata yaptik diye. Tam Ali Riza bey modu :)

Ayşe dedi ki...

e cekirdekten basladi kizimiz okuyup arastirmaya... daha 15 gunlukken kulak kesilip sosyoloji dinleyen baska bebis var mi? :)))

masallah elos'a... ya bu uzakliklarin gozu kor olsun, kuzular buyuyor da biz boyle uzaktan bakiyor... simdi tadindan yenmiyordur bu seftali...

Anne ve Bebisi dedi ki...

Bulmaliyim bu kitabi. Tesekkurler tavsiye icin.

fazi dedi ki...

merhaba özgür tam da yazmak istediklerimi yazmış düşüncelerimi yorumlamışsın inanamadım :) kesinlikle davranışlar çocuklar için, bebekler için çok çok önemli.Benim korkum geleceğe dair maalesef ki dışarıda ki hayat o kadar yumuşak pamuklar ile kucaklamıyor insanları ve maalesef ki eğitimli de olsa bütün anne babalar ince ayrıntı düşünmüyor.Çocuk büyütmek bazıları için o kadar da kafa patlatılacak iş değil yakınmalar sadece yemek yemedi pırt yapmadı falan filan.Aile çok önemli .Bu nedenle toplumda paylaşımlarda bir o kadar önem kazanıyor.Paylaşmaya devam. teşekürler paylaşımlar için . Eloşa sevgiler

Anne İş'te dedi ki...

Tavsiye için teşekkürler.Kitap hangi yayınevinden acaba??

Sen Gelince dedi ki...

Güzel bir kitaba benziyor, mutlaka okuyacağım... Alıntılar beni çok düşündürdü... Ne kadar gerçek ve kimbilir bilmeden ne büyük hatalar yapıyoruz... Oysa hepimizin istediği mutlu bireyler yetiştirebilmek... Teşekkürler tekrar tavsiye için... Bu arada şeker vampirellayı öpüyorum:)

meltem dedi ki...

Tesekkurler Ozgur Anne. Ilk firsatta alip okuyacagim.
Idil'le beraber anne baba olarak biz de buyuyoruz. Kendimizle daha fazla yuzlesiyoruz, kendi cocuklugumuzu sorguluyoruz. Sifir hata cocuk yetistiremeyecegimizin de bilincindeyiz ama hatalari asgariye indirebilmek icin calisiyoruz. Bu kitaptan fazlasiyla yararlanbilirmisim gibi geldi.
Kucuk seker vampiri op benim icin. Idil'in alti iki disi cikti digerleri yolda ama hangileri daha cozemedim.
Sevgiler
Meltem

Hülya'nın Tuna'sı dedi ki...

ergenlik dönemlerimiz yoğun bir kafa karışıklığı ve ebeveyne duyulan öfkeyle geçti. bu anlattıkların ibr bir çıktı karşımıza, geçmişizi irdeleye irdeleye bi hal olduk. kızdık annelerimize, babalarımızın ilgisizliğini deşeledik durduk. sonra büyüdük ve affettik. ta ki anne olana kadar. ergenlikte pas geçtiklerimizi farkettik. sorguladık. bizimle geröekten hiç gerçek anlamda ilgilenmemişler zamanında. kendi kendimize düşe kalka farketmişiz her şeyi.çok ağır yaralar almışızdır, farketmeden. dediğin gibi "ben yaralanmadan kendi kendime büyüdüm" diyene okkalı bir "hadi ordan" derim. ya da "körsün" derim "farkında bile değilsin"

SerpiL dedi ki...

kime bakarsan onamı benzermiş.ben dokuz ay aynaya bakmadım bizim küçük sıpa aynı ben:)

Ozgur dedi ki...

TeŞekkürler Mine, böyle böyle büyüyorlar. Maşallah hepsine:)

ilknur malci dedi ki...

Hülyanın tunası benim fikirlerime tercüman olmuşsun ağzına sağlık.Anne olana kadar bende anne babamı affettiğimi düşünüyordum ama maalesef edememişim.insaallah yavrularımıza onlardan çok daha iyi anne ve baba oluruz tek dileğim bu.

Ozgur dedi ki...

İlknur'cum biz true bloodla vampir kotamızı doldurduk bu yıl:)

Neticede kitapta şunu da diyor, Freud'a soruyorlarmış, çocuklarımız için ne yapalım, nasıl davranalım diye. Freud da "ne isterseniz yapın, nasılsa kötü olacak" demiş.

Ya taklitle öğreniyoruz en çok anlaşılan. Söylediklerin bir derece. Önemlisi yaptıkların. Daha da önemlisi var, o da olduğun.

Diyor ki kitap, derin bir acı içindesin mesela. Hayatın gerçeği bu, acı var hayatta. Ama çocuğun etkilenmesin diye gülüyorsun, şarkı söylüyorsun, kitaplara bakıp davranışlarına çalışıyorsun filan. Diyor ki kitap, çocuk onu sezer. Acıyı sezer ama nedenini bilemez. Olduğun şeyden çocuğu koruyamazsın. Olduğun şeyi nerden bilebilirsin ki... İnsan için gizemlerin en büyüğü kendi ruhu bazen.

O nedenle insan önce kendine açık olacak, kendi duygularının sorumluluğunu alacak ve yaşıyla ve empatisiyle orantılı olarak çocukla paylaşacak. Tam anlatamıyorum tabi ben....

Farkındalığımızı arttırmamız lazım. En kötüsü görmezden gelip üstünü örtmek sanırım.

Ali Rıza bey çok iyi örnek. Bi yandan da adam naapsın, karakteri öyle, onu da öyle yetiştirmişler. Hani Tevrat'da der ya, babanın günahını ondan sonra gelen kuşaklar da çeker o hesap. Jung diyor k, eğer farkındalığımız arttırırsak bu gidişi değiştirebilirmişiz. En azından elimizden geldiği kadar...

sevgiler çok, teşekkürler yorum için.

Ozgur dedi ki...

Ayşe, gözümüzün önünde büyüyor. Bi yazıda her aydan bir foto koymak istiyorum, bakalım yapabilirsem:)

Ozgur dedi ki...

Anne ve Bebişi, amazondan baktım ama ingilizcesini bulamadım. Bi bak, olmazsa yollarız sana burdan.

Ozgur dedi ki...

Fazi, zor iş gerçekten de. Empatiyi arttırmalıyız, eski anılarımızı canlandırmalıyız. Geçen Hülya'nın bir yazısı vardı. Benim eşimin de empatisi çok iyidir. Örneğin ek gıda meselesi. Kendini bebişin yerine koyup bi düşünmek lazım. Aylarca ılık memeden süt içmişsin, bir anda bi kaşık, içinde bilmediğin bi şey... Teşekkürler, yorum için.

Ozgur dedi ki...

Sen Gelince, işte elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Kendi kapasitemiz, bilgimiz, kültürümüz kadar. Kitabın sonunda bir tavsiye listesi var, içinde roman, tiyatro var. Kendini bil. Sanırım dersin özü bu.

Ozgur dedi ki...

MEltem, maşallah kuzuma. O alt dişler ne sevimli oluyor di mi? Hata illa ki yapacağız da, en azından uyanık olmaya çalışabiliriz. Tabi ne yaparsan yap olduğun kişi olmayı bırakamazsın ki...

Ozgur dedi ki...

Hülya, insan ergenlikte herkese bir coşup patlıyor. Yalnız Freud demiş ki, eğer çocuk ergenlikte anasını babasını sorgulayabilir bir hale geliyorsa, anne baba iyi bir iş yapmış sayılıyormuş. Bi de bu açıdan bakmak gerek herhalde. Bi yerden sonra yolunu kendin çiziyorsun. Bizim çocuklar da bize kızacak yolu yok. Çok ilgilensen, üstüme düştü, ilgilenmesen ilgisiz diye belki. Allah yardımcımız olsun. Bence iyi yetişmişiz ki bunları yazıyoruz, konuşuyoruz. Körlük içinde değiliz, bu en önemlisi.

Ozgur dedi ki...

Serpil, öyle bir laf var duymamış mıydın? Hamileyken kime bakarsan ona benzer diye. Bizim kız sevgiliye ve teyzesine benziyor mesela:)

Ozgur dedi ki...

Serpil, öyle bir laf var duymamış mıydın? Hamileyken kime bakarsan ona benzer diye. Bizim kız sevgiliye ve teyzesine benziyor mesela:)

Ozgur dedi ki...

İlknur, amin diyorum:)