8 Eki 2009

Anne Felsefesi...

Şu mutluluk hocasından bahsetmiştim belki hatırlarsınız. Harvard'da dersini veren hani. Geçenlerde bir konuşmasını dinledim. Yapılan araştırmalardan bahsediyor. Ne yazık ki Bulgarca alt yazı bile var ama Türkçe yok:( Şu yazının en alt kısmında video - Bilmediğiniz şey sizi sinirlendirir.

Yazı örneklerle şunu açıklıyor Deney yapmışlar ve görmüşler ki aslında başımıza ne geleceğini bilmediğimizde ya da emin olamadığımızda huzursuz oluyoruz. Kötü bir şey geleceğine emin olursak huzursuzluğumuz ortadan kalkıyor. Derhal yeni duruma alışıyoruz. Standardımızı düşürüyoruz, yeni koşullara adapte oluyoruz. Bir grup insana bir hastalığa karşı genetik yatkınlık testi yapmışlar, test sonucu kötü çıkanlar, sonucunu öğrenemeyenlerden daha mutlu çıkmış. ÖSSde kazanamadığını öğrenmek, acaba kazandım mı / kazanamadım mı sorgulamasından daha mutluluk verici anlaşılan.

Beynimiz öyle bir yapı ki her durumda mutlu olmanın bir yolunu buluyor. Konferanstaki örnekler daha da ilginç. Bir adam düşünün, piyangoda büyük ikramiye kazanmış. Bir başkası felç olmuş. Bir yıl sonra mutluluk değerleri eşit çıkıyor. Alışıyorlar. Ama kendini kandırma gibi değil, gerçekten mutlu olmuşlar.

Başka bir deneyde senden iki tablodan birini seçmen ve eve götürmen bekleniyor. 15 gün sonra geri getiriyorsun ve ortaya çıkıyor ki sahip olduğunu daha çok, sahip olmadığını daha az sevmeye başlamışsın. Bunun hafıza sorunu olan hastalarla tekrarlamışlar (sahip olduğunun hangisi olduğunu bilmeyen, hatırlamayan) sonuç aynı çıkmış. Beyin seçtiğini daha çok seviyor. Şu durumda sevdiğini elde edemezsen, elde ettiğini sev meğer ne akıllıca bir tavsiyeymiş diyebiliriz...

Daha ilginci, yine öğrencilerle bir deney daha yapmışlar. Onlardan iki fotoğraftan birini seçmelerini istemişler. Birinci gruba, istediğiniz an fikrinizi değiştirebilirsiniz demişler. Diğer gruba karar verin, öteki resmi uzaklara yollayacağız demişler. Bir süre sonra, birinci grubun huzursuzlandığı, akıllarının diğer resimde kaldığı, buna rağmen ikinci grubun ellerindeki resmi çok daha fazla sevdiği ortaya çıkmış.

Yani sonuç... Fazla seçenek mutsuz eder. Özgür irade, karar değiştirebilme yetisi, fazla olasılık bizi mutsuz eden şeyler. Koyunlardan öğreneceklerimiz var. Hep o mutlu bakışın sırrını merak etmiştim:)

İnsanın hayatında çooook büyük olduğunu sandığı ama aslında oldukça önemsiz kararlar var. Üniversite seçmek mesela. Ben düşünüp durmuştum, o mu, bu mu, hangi il, hangisi? Annem sürekli, düşünme, ne seçersen seç onu seveceksin nasılsa demişti. Çok saçma gelirdi, tuhaf gelirdi. Gözüken o ki beynimizin çalışma prensibini, mutluluğun anahtarını bulmuş çoktan. Deneysiz meneysiz hem de.

Gerçekten de diyelim fizik istiyorsunuz, kimya kazandınız. Zamanla kimya aslında çok daha iyiye ikna olacaksınız. Hem de ulaşamadığı ciğer sendromu değilmiş bu.

Yani seçenekler arasında öyle ahım şahım fark yok. Bunu öğreneli beri sevgiliyi çıldırtıyorum. Öğlen yemeğe gidelim, nereye gidelim diyor, ben farketmez, nasılsa hepsinde mutlu olacağız diyorum:) Rastgele seçiyoruz.

Tabi amaç mutluluk mu? Bence değil. Hayatın amacı mutlu olmak ve mümkün olan en fazla hazzı elde etmek değildir. Bu ayrı bir konu.

Ama mutsuzsanız yapılacak ilk adım, hayattaki belirsiz noktaları iyi-kötü bir sonuca bağlamak. Belli olsun ve onunla yaşamaya alışın. Hayat kısa.

Daha fazla yazmak istiyorum bu konuda. Çok ilginç geldi hoca, blogu da burda.

10 yorum:

Adsız dedi ki...

Evet eskilerin tabiri ile yarım dolu,vedolu bardak misali. sevgiler

Adsız dedi ki...

En kötü karar kararsızlıktan iyidir, denir ya biraz da bu yüzden sanırım.

Hani "Dünya dolu yar olsa da alacağın bi dane..." vardır ya...

Başa gelen çekilirmiş , alışmak sevmekten daha kolay gelirmiş ya...

Sevgiler...

kirazsevdasi dedi ki...

teyzem benim beee, selam soyle anneye.
kesinlikle katiliyorum evet evet dedim durdum okurken.

Sen Gelince dedi ki...

Kesinlikle katılıyorum... Bir insana yapılabilecek en kötü işkence onu belirsizlik içinde bırakmaktır... Ve insan bildiği sürece en kötüsüne karşısında bile güçlü olmayı öğreniyor...

Ozgur dedi ki...

Sevgili adsız , aynen öyle:) sevgiler...

sevgili adsız iki, en kötü karar kararsızlıktan iyidiri de ekleyecektim yazıya unutmuşum:)

sevgiler...

Ozgur dedi ki...

kirazım çok ilginç, bak bi de videoyu izle:)

Ozgur dedi ki...

Sen Gelince, belki de belirsiz durumlarda en kötüsünü düşünüp oh demeliyiz... Belirsizlik fena gerçekten.

Emine dedi ki...

ela okadar tatli ki yorum yazmadan gecemicem. benim kizimla da cok benzetiyorum hallerini ve hatta guluslerini.. masallah diyelim. hocanin tezine gelince; benim de hep hissettigim bir durumun bilimsel olarak aciklanmasi pek bir hosuma gitti.fazla secenek fazla kafa yormak demek oluyor, dunyada nihai guzellik diye de birsey olmadigi icin illaki diger secenegin guzellikleri aklinin bir kosesinde kaliyor. bu durumun ozellikle kadinlar icin daha gecerli oldugunu dusunuyorum hatta. paylastigin icin tesekkurler.. bu arada bunca yogunlukta nasil bu kadar sik yazabiliyorsun sasiyorum ve kutluyorum dogrusu. sanirim bir tarz meselesi, hoslanmasan yapmazsin elbette.

Gizem Kolçak dedi ki...

''Yani sonuç... Fazla seçenek mutsuz eder. ''
Okadar güzel bir yazı olmuş ki ben rehberlik ve psikolojik danışmanlık öğrencisiyim tam benlik olmuss tebrikler..Blogunuzu da ayrıca çok beğendimm..
not: Ela süpper :)
Ben aşırı acemi bloggerCIK bana da beklerimmm..
http://gizemkolcak.blogspot.com/

Gizem Kolçak dedi ki...

''Yani sonuç... Fazla seçenek mutsuz eder. ''
Okadar güzel bir yazı olmuş ki ben rehberlik ve psikolojik danışmanlık öğrencisiyim tam benlik olmuss tebrikler..Blogunuzu da ayrıca çok beğendimm..
not: Ela süpper :)
Ben aşırı acemi bloggerCIK bana da beklerimmm..
http://gizemkolcak.blogspot.com/