11 Eki 2009

Çılgın Haftasonu....


(Çok sevindik)




Dün Eloşlu hayatımızın en güzel ve koştur koşturlu gününü geçirdik:)

Sabah erkenden kalktık. 6da ayaktaydı anne ve Ela. Geceden bir güzel uyumuşuz k.i.s.dnin rüyasındakinin aynısı. Ne Ela uyanmış, ne ben. Dolayısıyla tam bir erken yatarım, erken kalkarım, bir yumurtayı sütle çarparım durumu. Yoga yapsak yeriydi:) Ela kahvaltısını yaptı filan derken bi de ne görelim, teyzoş uyanmış. Kahvaltı naapsak derken dışarı mı gitsek dedik. Babayı yokladık, o da ne. O da uykusunu almış. Bir cumartesi günü sekiz buçukta çıktık evden. Yani normal günler iş için çıktığımız saate yakın. Eskiden olsa birden önce kalkmazdık cumartesileri. Öyle haftasonu 1 den önce arayanlara gıcık olurdum ben eskiden. Geçmişe mazi.


(Ciddiyet içinde kahvaltı)

(Ben kendim yerim dedim!)

Boğazda kahvaltı gelsin, oh ne güzel. Kuzguncuk'a gittik. Ela'nın martıları gördüğündeki sevincini anlatmaya kelime yetmez. Kendisi oldu bir kuş. O kadar mutlu oldu ki, onu öyle görünce biz daha mutlu olduk, sonsuz döngüye girdik çıkamadık hala. (Allah çıkartmasın:) Bir güzel temiz hava, bir güzel esinti. Biz ailecek kısa kollu, diğer insanlar montlu, kazaklıydı. Ela gün içinde değişik zamanlarda hırkasını "omzuna alarak" pek şık bir hanım olarak takıldı. Kahvaltıda ona da tabak verdik, biraz ekmek, biraz muz. İlla o da eşlik edecek çünkü. O da kımıl kımıl yedi. İkea mama sandalyesi vardı mekanda. Güzelmiş gerçekten, Ela rahat etti ama ben eve almadığımıza memnun oldum. Uymazmış eve. Bir ara Ela ısrarla tabağını kaldırmaya çalışıyor, o kaldırdıkça ben indirmeye çalışıyorum, ağır tabak. Sonra anladık ki cee ceee oynuyormuş tabakla. Bugünlerde kitap, plastik tabak, porselen tabak demeden, alıyor yüze tutuyor sonra o cin bakışıyla indirip cee dememizi bekliyor. Demezsek o diyor. Pek şamata, pek matrak. Gülmekten öldük o tabak haline.

Orda otururken çoook yıllardır görüşmediğimiz, son altı aydır görüşelim diyip denk gelemediğimiz arkadaşlarımızdan telefon aldık. Hemen plan yaptık, akşama doğru buluşulacak caddede. Arkasından bir telefon daha, Tuğçe ve Hülya ve Tunası 3 gibi koşuyolunda buluşur muyuz dediler, planlar sıkıştı.

(Sevgilim İstoş)

Nakkaştepe'ye öğlen yemeğine gideriz sık sık eskiden beri. İşyeri yakın. Muhteşem bir boğaz manzarası vardır. Ama ben geçenlerde gidene kadar çocuk parkına dikkat etmemişim. İlla salıncağa binecez biz diye tutturunca, Kuzguncuktan dik yukarı Nakkaştepe'ye gittik. Tam turist mekanı, gerçekten eşsiz. Salıncaklara bindik, amanın aman. Ela hanım nasıl mutlu, bizler dört köşe. İki çocuk gelip Ela'yı sordular, adı ne, kaç aylık vs. Konuştuk. Sonra Ela sallanırken (salıncağın yanında kaydırak var, ama kapalı kim var görmüyoruz) bak kızım kardeşler oyun oynuyor, diğer çocuklar filan derken bi ses geldi "biz az önceki çocuklarız". Koptuk tabi.

(Dahaa dahaaa)

Dolaştık, manzaraya baktık, fotolandık. Turistik amcalardan biri Ela'ya bayıldı ve fotoğrafını çekmek istedi. Önce bizim makineyle çekti, sonra kendi pro makinasıyla defalarca çekti, onu, bizi. Emailimizi aldı, yollayacakmış. Bıcırık meşhur oldu. Epey muhabbet ettik, DCde yaşıyormuş kendileri, oralardan haberler aldık filan. Sade isteyip şekerli gelen Türk kahvelerimizi içtik. (Manzara büyülüyor da çok kasmamak lazım bence ey mekan sahibi... Gavurlar menuden hiç bişi anlamıyorlar ayrıca) Ela hanım ortamlarda memee memee diyince meme vermek şart oldu.

Biraz cukcuk sonrası, hadi koşuyoluna. Zaten burnumuzun dibi. Hızlıcana Hülya ve Tunasını gördük. Tuna bey fotoğraflarından çoook daha şirin. Bayıldık kendisine. Duru her zamanki gibi sakin, sessiz. Biraz oturduk, kalktık, bir sonraki randevumuza yetişmek üzere.

(yakışıkloş)

Maaile geziyoruz. Sahil yolunda nasıl bir trafik. Geç kaldık, ama caddede de trafik olduğundan arkadaşlarımız da geç kaldı. Buluştuk. Sanki dün ayrılmışız gibi. Bir muhabbet, bir muhabbet. Onların kızı ana okuluna gidiyor şimdi kocaman. Pek şekerdi. Doyamadık. Kırıntı fazla gürültülüydü, çocuklar da olunca sohbet bölündü bölündü toplandı. Buluştuğumuz çiftin erkek olanı benim ta Ankara'dan arkadaşım, eşiyle tanışırım o zamanlardan. Sevgiloşla ilk tez tanışıp kaynaşınca çok sevindim. İş sektör filan da aynı. Konular bitmedi. Bazı insanlar vardır, iki kelime söyler sende ufuk açar, karşılıklı "a-ha" anlarından bol bol yaşadık. Bizim camia küçük olduğundan herkesi tanıdığımızı farkettik.

(Ela yemek seçerken)

(Menüyle Cee)


Yemek yedik, ben yorgunluktan iflas etmek üzereydim. Ela hanım çok memnun, mutlu ama yorgun artık gün sonunda. Çıktık ordan, babanın bir buluşması daha vardı bazı ağır abilerle. Hadi sen git dedik, biz eve. Ama ne trafikkkk. Eve girdiğimizde saat sekizdi. Ela hızlı cukcuk ve hooor...

Anne, yani ben yorgunluktan kırılıyor, dünkü yazıyı yazdım o halde nasıl çıktıysa. Bir süre bu kadar hızlı program yapılmaya, sohbete ağırlık verilecek arkadaşlarla evde buluşula gibi kararlar çıktı. Gece kardeşle Fringe gecesi yaptık. Flash Forward adlı yeni dizimizin 3. bölümüne sabredemedim, pazar sabahı eğlencesi yaptık. Feci sardı diziler. Şu anda download yaparak izlediğimiz Fringe, How I met your mother, fast forward var. Lost nerelerde kaldı di mi...

Pazar sabah, büyük kahvaltı. Ela ile çeşitli oyunlar. Daha bir mutlu sabah, öğleden sonra arkadaş ağırlamaca. Koyu sohbet. Akşam Ela ile oyun. Mercimekli kavanoz, şehriyeli kavanoz ve çadırın maceraları. Ayağa kalma çabaları tam gaz. Konuşma çabaları var. Artık çocukların sandığımızdan on yüz milyon daha kat zeki olduğuna ve Ela'nın çevresinde dönen her şeyin fena halde farkında olduğuna, konuştuğumuz her şeyi anladığına, skype nedir bildiğine filan eminim.

Allah tüm çocuklara sağlık versin, mutluluk versin.

9 yorum:

dyeve dedi ki...

LOL..what a cute babe..I just love him..super nice..!..Gratz!..for yore post and picts...smiles,,

aysema dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Benim Hayatim dedi ki...

Yoğun tempoya Ela'cık çok iyi dayanmış. Bence bebeklerin en tatlı olduğu dönemler. Herşeyi merakla inceleyip, gözlemlemesi, şapşallığı bile tatlı. İnsanın içine sokası geliyor. Hiçbir sözcük,öpüş yetmiyor. Keşke zaman daha yavaş geçse d,yor insan.... Yiğen sevgisinin yaşattıkları bunlar birde bebeğim olursa kafayı üşüteceğim sanırım :p

Fringe, son bölümde hayli gelişme yaşandı. Dizi gittikçe daha da güzelleşiyor.

Defnenin Annesi dedi ki...

ay ne güzel bir haftasonu gecirmissiniz. Havada süperdi zaten. Elos'ta pek usluymus masallah.
Biz malum yeni sayiliriz istanbulda, gecen haftalarda bizde nakkastepeye gidelim dedik, bir türlü bulamadik. Sonra kendimiz camlicada bulduk, mazara müthisti. Ardinda anadoluhisarina gitmistik.

SERRA dedi ki...

valla helal olsun 9 aylık bir bebekle bunları nasıl yaptınız gerçekten çılgınmış bizim fındık dışarda 4 saatten sonra evime götürün diye bağırıyo yatağını biliyor orada uzun uyuyor dışarıya göre... ha bu arada eloşun çorbası ,yoğurdu falan nasıl hallettiniz merak ettim

Ozgur dedi ki...

Thanks Dyeve:P She is a girl :P
cheers!

Ozgur dedi ki...

Benim hayatım, ya Fringe öyle gerçekten. Bİr iki fason bölümden sonra bol açıklamalı bölümü görünce pek sevindik ailecek. Zaman atlaması olsun, paralel evren olsun güzel şeyler:P

Ela'nın o meraklı bakışı, o içten gülüşü yok mu... Çocuk olasım geliyor baştan...

Ozgur dedi ki...

Defnenin annesi, keşfedecek ne çok yer var. Nakkaştepeyi tekrar deneyin ama pişman olmayacaksınız, garanti size. Biz hep öğlen yemeğine gidiyorduk, haftasonları biraz kalabalık yalnız.

Anadolu Hisarı da güzel. Tam gezilecek havalar, ne sıcak ne soğuk. Yaşasın baharrr!

Ozgur dedi ki...

Merhaba Serra,
Valla zor olmadı aslında. Maşallah diyim, Ela çok sosyal bir çocuk. Dışarıda çok mutlu oluyor, insan görmeyi seviyor... Küçüklüğünden beri çıkıyoruz bol bol. Ama tabi eskisine göre çook daha rahatız. Bi kere şu emzirme işi azaldı ya çok ferahlattı.

Dışarda olduğumuz zamanlar yanıma milupanın yeşil fasulyelisini, meyvelisini alıyorum. Su alıyorum. Eğer uygun bir saatse yoğurdu bir kaba koyup götürüyorum ama bir saat içinde yediriyorum mesela. Dün uygun değildi. Kahvaltısını yaptırıp çıkmıştık. Onun dışında hep sebze meyve ve ev yapımı yoğurt yediği
için çok dert etmiyorum.

sevgiler...