13 Eki 2009

Kaprisli İstanbul, Kariyer Annesine Karşı...

İstanbul'luluk tarihimin enteresan günlerinden birini yaşadım. Daha doğrusu yaşadık sevgiloş ile.

Bugün bir konferans nedeniyle karşıdaydık. Taksim'de bir otelde düzenleniyor, yabancı konuşmacılar var filan. Pek güzel, pek eğlenceli. Sabah erken çıkmamız lazım taa karşıya gidilecek. Eskiden burası karşıydı biz bekarken, hey gidi heyyy. Neyse, sabah çıktık şık şıkırdım. Yürü yürü deniz otobüsüne. Bostancı-Kabataş gerçekten en optimum yol. Son metrelerde hafif bir koşma denemesine girdim, topuğum noluyor hanım dedi. Kırılmadı ama her an kırılabilirim üstüme gelmeyin tribi attı. On sekiz aydır topuksuz geziyorum, haklıyım ben de.

Neyse, sabah sabah, uçan kuşlar, martılar, güleç yüzlü bir bahar, gülen şen meyhaneler vardı. Şarkının aslını unuttum. Ama uçan kuşlar ve martılar vardı. Hava tertemiz, saat 8e beş var. Deniz kokusu misler gibi. Pek bir tazelendik. Deniz otobüsü dev dalgalarla mücadele halinde, vardık Kabataş'a. Özlemişim oraları. Canlı, cıvıl cıvıl... Sonra otele girdik, tüm gün sosyalleşme halleri. İşler güçler. Acayip sosyalleşesim varmış. Anlat anlat, dinle dinle. Pek eğlendim, pek keyiflendim. (Ayrıca iş hayatında her şey çok şükür yolunda hattaaa eskisinden beyaz olmak üzere. Lay layyy. Allah nazarlardan saklasın. Velakin ben gerçekten kenarda köşede oturabilecek bir tip değilmişim. Aksiyon, aksiyon verin bana. )

Çok yaratıcı beyin fırtınaları, ilginç birliktelikler filan derken, kafam rahat, akşam 17.40 civarı otelden çıktık. Finükülere atlayıp Kabataşa gidecektik, ama dedik topuk nane molla hadi taksi. Demez olaydık. Feci trafik. Neyse, vardık deniz otobüslerine. Lodos var, iptal. Taksiye biner misin, o taraf tamamen beklemede. Duruyor. Finükülere atla Taksim. Sana sarı dolmuşlar aldım çiçek pazarından. Sarı dolmuş sırası olmuş bir ters U. AKMin önüne kadar gitmiş. Bekle, bekle. Koca kalabalıkta bi koca bi ben kısa kollu tarzan, kalanlar palto giymiş de yakasını kaldırıyor. Kuzeyli miyiz neyiz.

Dolmuş sırasında önümüzdeki arkamızdakiyle sohbet ettik. Arkamızdakinin arkasındaki meğersem trafik nedeniyle değişen insan ilişkileri seminerinden geliyormuş.
Bekle bekle sarı dolmuşa bindikten sonra adamın beşiktaş trafiğinden ürküp Mecidiyeköy'e sapması sonucu(Divan'ın ora) bir de baktık ki aaa aynı otelin önündeyiz. Döndük dolaştık hobitleriz. Ordaydım şimdi gene ordayım. Şişli'de bir ara sokakta bir iş makinasına rastladık. Adam hiç sallamadan geri geri gitti, arkasındaki araba tırsarak geri kaçtı. Adam sağa dönemedi, sonra durdu. Kepçeyi kaldırdı öyle döndü.Neyse, az gittik uz gitti, dere tepe düz gittik ve 5.40da çıktığımız etkinlik sonrası 8.30da eve geldik. Geldik ki Ela hanım ve teyzesi pek keyifli oynamışlar. Pcde resimlerimize bakmışlar.

Evim canım evim.

Normalde 4:30 gibi evde oluyorum, bugün istisnai bir durum oldu. Yanlış anlama olmasın. Genelde buraya bir şey yazınca sanki her gün öyleymiş gibi bir algılama oluyor. Yok. Konferans nedeniyle böyle.

Çalışmamayı tercih etsem ve evde otursam en iyisi bu diyecektim muhtelemen ama şimdi de (mutluluk hocasının teorisine göre) bana en doğrusu benim için buymuş gibi geliyor. Özgüveni yüksek bir insan olarak, hayatı boyunca başarı peşinde koşmuş, asıl iyi yaptığı şey dışarda olan biri olarak (ev kadınlığımdan gurulanmadım hiç) benim için doğrusu buymuş. Umarım kızım için de öyledir.

Bazen kartımı birine uzattığım zaman tuhaf hissediyorum. Hani kendinizden bahsedin sorusuna "öncelikle bir anneyim" diyenler vardır ya. Öyle hissetmiyorum. En önce Ela gelir bu kesin, ama kimliğim anlamında bu gelmiyor aklıma. İşim de gelmiyor. Kim olduğum başka bir konu. Daha derinlerde. Anne olmak hayatımın çok önemli bir parçası ve çooook mutluyum. Aynı zamanda başka biriyim.

Yoruldum biraz, enerji doluyum bir yandan.
Tabi bakıcı ablamız olmasa, ama asıl aslan kardeşim olmasa bugün daha zor bir hikaye olacaktı. Ben belki konferanstan erken çıkacaktım ya da sevgili/ben birimiz gidecektik anca. Görünmez kahramanlarımızı unutmayalım. Onları sevelim.

6 yorum:

KUZEY TAN dedi ki...

aaaa aynı durumdaydık. ben Yalova da yakalandım Lodosa. 19:00 da sefer iptal oldu olacak diye, canım burnumda oğlum evde "aneee" diye ağlama da.Çok zor. Tek denizdeki feribot bizimkiydi. Geldim evime 20:45.

zeynep dedi ki...

profili görüntüle
özgür
ela'nın annesi
:P

sevgiler,

Ozgur dedi ki...

Ya çok fenaydı, Allah'tan gelebilmişsiniz!
Yaşasın ev!

Ozgur dedi ki...

sevgili zeynep, blogda gerçek halimle olmadığımdan:) Blogun varlık nedeni Ela.

sevgiler,

Esra Günüşen Ertuğrul dedi ki...

hersabah ben de bostancıdan kabataşa deniz otobüsüne biniyorum. bu sabah çok fenaydı. zaten hamilelikten dolayı midem fena iken üstüne sallantılar çok kötü oldum..
ben de bebek dünyay geldiğinde yolu düşünüyorum. ne kadar erken işten çıksam da yol epey vakit alıyor. sen şanslısın , evde 16:30 da olarak.arada eve geç gelmek sanırım çok da sorun yaratmaz...
şimdiden yarını düşüüyorum nasıl işe gideceğimi..
herneyse, eloşu benim için öpün..sevgiler

meltem dedi ki...

Gecmis olsun macerali bir gun olmus.
Istanbul'un lodosunu severim. Neden bilmem o dalgali deniz, bas agritan ruzgar, beni mutlu ederdi. Simdi senin hikayeyi okuyunca, o zamanlar ne lodosta ne kadar ozgur takilabildigimi dusundum. Simdi Idil'le Istanbul'da yasiyor olsam, hersey daha farkli olacakti. Bruksel'de ev is arasi yurusem 40 dakika.-))

Is, annelik, kimlik konusunda yazdiklarina katiliyorum. Benim icinde Idil cok cok cok onemli, her dakikami onunla gecirmek keyifli ama iyiki ise geri donmusum diyorum. Zaten sadece anne kimlikli bir Meltem olsam mutlu olamayacagim icin Idil'i de mutlu edemezdim.

sevgiler
Meltem