6 Kas 2009

Çok Karışığım Be Günlük...

Sevgili günlük,

Bir yazasım var, bir yazasım var sorma gitsin. Gelip gidip bilg. başına oturuyorum. Bir kitap alıyorum, on sayfa okuyup bırakıyorum. Aşkı memnuyu açıyorum, sıkılıp kapıyorum. Bihter ne sinir değil mi? Güzel kadın filan ama erkek olsam çekemem zerrece. Tam sinirli genç Türk kadını tripleri. Gergin misin nesin kadın. Git bir işe gir, çalış ne bileyim. Madem evdesin, yat uyu. Hastasın hem. Uykum var benimmm anla beni. Yani aşk insanı biraz mahzunlaştırır, biraz mutlu eder. Bu kadın sinir krizinin eşiğinde her daim. Evlenmeden önce de böyleydi bu. Şımarık. Peh.

Dizilerle kavga ediyorum. . Güzel kardeşim ABDden geldi, yeğenini kıyafetlerle ihya etti. Bana da kitaplarımı getirdi, yaşaaasııın. Blog anneleri sağ olsun, güzel bir tavsiye olunca amazon wishliste ekliyorum, arada alıyorum. Ciddi edebiyat okuruyumdur ben, roman okumayı severim filan derken... Aldığım kitaplar orasından burasından annelik kokuyor. A.S. Byatt'ın Children's Book'u aldım. Daha önce Possession'u okumuştum. Aşıksan vur sazına, şöförsen bas gazına, anneysen oku kitabını. Ama... A Life's Work 'e başladım. Rachel Cusk yazmış. Ben çikolatalı pasta'dan duydum da aldım. Fena gitmiyor, küldür küldür. Sevgili yazılım yazıyor, ben "duuur bunu da dinle" diye paragraf paragraf okuyorum. Ama dikkatim dağınık. Biraz okudum dadandım gene. Şimdi yanyanayız, o oyun yazıyor, ben blog. Güzel iş bölümü.

Bugün araba sürdüm, oley. Yalnız benden önce kursa gelen kişi gripmiş, hatta çocuğu da gripmiş. Bunu bana görece geç bir zamanda söylediler, gıcık ola ola geldim eve. Nefret ediyorum bu hallerden. Hastaysan yat kardeşim, çıkma evinden ya. Kullanma araba, bu kadar durmuşsun, az daha dur. Geldim eve, attım kıyafetleri, duşa girdim, yıkandım. Sıcak çay içtim, burnuma da serum fizyolojik yaptım. Bize bişey olmazzzcılık da yaptım. Vitamin de içtim, mandalin de yedim. Neysem. Uyuzum ben, çernobil olduktan sonra çay içmedim yıllarca. Gerçi havayı soluduk, kaçış yok. Düşünüyorum da aşı filan diyince neden böyle kaşınmaya başlıyoruz, zerrece güvenimiz yok çünkü devletimize. Karşımızda radrasyonlu çayları içen arkadaşlarla bunlar kanka değil mi. Peki ya daha ben GDOları yazmadım. Bundan aylar önce yazmıştım, bakın burda: Genetiği Değiştirilmiş Tohum. Oğul bu muydu sadıklığın, valla kurda yedirdin bizi! Bundan iyi açıklayamaz hislerimi. Müslümanlıkla geçinenlerden medet ummuşum, saf mıyım neyim? Yiyecek yemek bulamayınca ne olacak, içecek su kalmayınca.

Bugün aklıma garip bir fikir geldi, aşı mevzularını düşünürken. Neticede grip aşısını da, domuz gribi aşısını da biz üretmiyoruz. Satın almaya mecburuz, eyvallah. Bir an düşündük ki, dünyadaki tüm ülkeler haritadan silinse, bir gök taşı çarpsa mesela, bir biz kalsak, bir de engin okyanus. Ne olurdu acaba? Aşı imal edebilir miydik? Araba üretebilir miydik? Bilim ne olurdu? Makaleler çıkar mıydı? Ne yerdik, birbirimizi mi? Düşman kalmayınca ne yapardık? O resmi canlandırınca gözümde, birden nasıl da annesinin dizinin dibinden ayrılamayan, bağımsız olamayan, olmaya korkan, baba harçlığına muhtaç... hissettiğimizi anladım. Bilim filan yapmamız mümkün değil, zaten yapılmışı vardır, ne uğraşacağız diye duruyoruz. Rızkın onda dokuzu ticarettir diye, sürekli bir şeylerin distribütörü olup, satma peşindeyiz.

Sıkılıyor muyum, düşünüyor muyum. Kronik uykusuzluk, bir kapıyı kapattı, pencereyi açtı, cereyan mı oldu zihnimde bilmiyorum. Ordan oraya uçuyorum kendi halimce. İşe gidip geliyorum. Kilo vermek istiyorum. Daha sportif, genç, dinamik heyecanlı olayım istiyorum. Koşu bandı alıp koşmak istiyorum. Sonra irrasyonel adlı kitap, rasyonel ol bacı, koşmana gerek yok, hızlı yürü yeter, abartma diyor. Onunla mı tartışıcam. Taşınmamız gerek. Ev aramak gerek. İstiyorum ki -güvenlikli sitelerden tiksinen ben evet- çevresi daha az egzos daha çok yeşil bir yer bulsak. Öyle yerler de arabasız ulaşımın olmadığı yerler. Ada bölgeler. Yani iş adasından çıkıp ev adasına bağlanacaksın. Kopuk. Ela rahatça gezsin, ağaç çimen görsün. Gerçi Bostancı fena değil, ama akşam iş çıkış saatinde hiç çekici gözükmüyor. Kaldırımlar dar. Yollarda engeller, korna sesleri. Gidip Şile'de oturalım. Yorganı kafama çeksemmmmm.

Antalya'dayken teklif aldık kayınvalidegillerden. Gelin burada yaşayın, evden çalışın, Ela'ya biz bakarız dediler. Allahsız teklif. İnadına güzeldi Antalya o haliyle. Sıcak sevmem ben. Kış güzeli. Hem annemleri de kandırırdık, onlar da gelirdi belki. Canım kızım kalabalık içinde büyürdü, böyle ev hapsi şeklinde değil. Gerçi bakıcı ablayla çıkıyorlar dışarı da, ne bileyim. Modern hayat koşulları çocuklara göre değil bence. Bakıcı abla isterse dünyanın en yetenekli, en süper bakıcı ablası olsun. Bir kişi neticede. Anne evde olsa, o da bir kişi. Protestan ahlakı, odalarda ışıksız, divane bıraktı bizi yalnız başımıza. Çocuklu eve kalabalık gerek. Dört kişi ilgilenince, hem eğlenceli oluyor, hem kimse yorulmuyor fazla. Antalya'da cazip geldi, dönünce de ohh evim de evim. Gidemeyiz herhalde. Ama gitsek enteresan bir hayatımız olurdu. Ela'dan beri her gün sinemaya, tiyatroya, konsere gitmiyoruz ki. İstanbul'un ne avantajı var bize? Boğaz güzel ama. Nefis.

Ben gideyim, rüya öğünü vereyim kızıma. Bırakmıştık, yine başladık. En azından 3te uyanmaz belki. Tekrar başladık 4-5 uyanmalarına. Öyle yorgunuz kocayla... İşin kötüsü babaya gitmek istemiyor kuzu. Anne de anne, memmme de meme. Vermedim dün. Ağladı mızır mızır. Ne yapacağımızı bilmiyorum. Hafta sonu bir kendimize gelip oyun planı kuralım. Gündüz kaçta uyudu, gece kaçta yattı kaydediyoruz şimdilik. Annem gelecek yarın. Ohhhh. Gelsin valla öyle özledik ki. Sıkıldık bi de, biz de ana kuzusuyuz. İngiltere'den arkadaşım geldi. Onu da görücez hafta sonu. Plan bol. Pilav da.

Hışş... Nurturia'ya baktınız mı? Bakın bakın.



16 yorum:

yeliz dedi ki...

bizim bebelere bi haller oldu özgürüm. ne de güzel uyurlardı, daha şimdiden 2 defa uyandı, cin!! biz şimdiden nöbetleri paylaştık, hadi hayırlısı. üye olduk da bi grup kurup "uykusuz bebeler" misal :) direkt tavsiyelere dalalım, haklısın.

KUZEY TAN dedi ki...

Bebekken güzel güzel uyuyan oğlum şimdi 3-4 defa uyanıyor. hemen uyuyor ama bende uyuyakalabiliyorum koltukta.
Şimdilik uykuyu sorun etmiyorum. Çocukken uyurgezer mişim heralde o günleri anıyorum. Ses duy kalk, git emzir kalk yat.Bu da "uyur emzirirlik"
Vücudum ama bu durumdan rahatsız galiba. Dün akşam uykusuna götürdüğümde uyuyakaldım. Saat 20:30 da uyumuş oldum.:))Sabah 7 de cok mutlu uyandım:))

k.i.s.d. dedi ki...

Artık Cevdet uyanmadan ben uyanıyorum, bikaç saniye sonra da o uyanıyor. Bu gece oldukça şok edici bir şeey şahit oldum. Çocuk anneh diye uyandı biraz bekledi ve ıhıhıhıhı.... Aman yarebbim dedim ya rüyasında mı görüp uyanıyor aceba? Neyse alıp emzirdik, emdiği de azıcık bişey. Sonra emzik anne oluyorum.Bıkana kadar ya da ben bıkana kadar. Ahhh be özgürün günnüğü, anne olmak çoook meşakkatli çoğu zaman.

Blogcu Anne dedi ki...

Özgür Anne - biz bu senin bahsettiğin "çocuk çayır çimen görsün" düşüncesi yüzünden şehrin göbeğinden kalkıp Belgrad Ormanları'nın oraya taşındık. Senin dediğin gibi güvenlikli bir sitede oturuyoruz ama Deniz'in çok mutlu... Zaten her yer çocuk dolu, sürekli dışarıda bahçedeler. O park senin, bu ev benim geziyoruz, hafta sonları ormana gidiyoruz, çok keyifli oluyor.

Dediğin çok doğru: İstanbul'da yaşıyor gibi değiliz. En son birkaç hafta önce, o da aylardan sonra, kalkıp Beyoğlu'na gittim. Şehre inmek nereden baksan 20 dakikayı alıyor, ama bulunduğumuz yerde her şey olduğu için keyif amaçlı iniyorsun şehre (çalışmıyorsan tabi.)

Bu çocuk olayı beni böyle yaptı. Ben ki "şehrin ortasında oturayım, zınk dedin mi çıkayıp nerede kafe, kitapçı varsa 5 dakikada varayım" diyen bir insandım. Ama ne zamanki (1) Amerika'da çiçek-böcek, sessizliğe alıştık ve (2) buradaki şehrin gürültüsü de, kalabalığı da, kaldırımların yamukluğu da bizi boğdu, o zaman gördük ki "suburban life" isteyen insanlar olup çıkmışız. Onca sene İstanbul'un göbeğinde yaşadıktan sonra...

hayal dedi ki...

Ben de pazartesi başlıyorum kısmetse. Felsefem şu: Eh biz gece 3te uyanıp yemek yiyo muyuz? Yok. Niye uyanırız mesela her gece aynı saatte? Eh, su içmeye ya da wc.ye alıştıysak. Çok susadığımızdan mı? Yok. Sabahı bekler. Çok sıkıştığımızdan mı? yok o da bekler.
Eh hadi Özgür, beraber yapalım şu işi, kesintisiz gece uykusu, 3te uyanınca versin baba emziği uyutsun. Tracy der ki 3 günde olur bu iş. Hem uyuyan anne dinlenmiş anne bebeğe daha yararlı anne. Zaten rüya öğünü ona gece boyunca yeter. ne diyorsun?

Ozgur dedi ki...

Yeliz, sorma canım ya. Nerden çıktı bu beşte uyanma işi anlamadım gitti. Soğukalgınlığı sırasında ateşi çıktı filan derken o ara düzen şaştı sanırım. Tam düzelttik derken Antalya yolcusu olduk. Okuyup duruyorum du bakalım...

Ozgur dedi ki...

KuzeyTan'ın annesi, ertesi gün işe mor gözle geliyoruz, dikkat nanay. Dert etmiyorum diyemiyorum. Düzeltmemiz lazım ya du bakalım...

Ozgur dedi ki...

k.i.s.d, hiç sorma hiç...

Ozgur dedi ki...

Blogcu anne, birebir aynı şeyi yaşamışız. ABD yeşil ortam, arkasından şehir merkezi seven bünye, ama ama Ela'nın dışarı çıkması lazım... Bakalım yapıcaz bişeyler.

Ama kitapçıya, filan uzak olmak nasıl olacak? Nasıl araba insanı olacağım bilmiyorum... Göreceğiz.

senem dedi ki...

Uykusuzluk başa bela. Gece boyu uyurgezer gibi dolaşınca insan gündüz vakti de darmadağın oluyor haliyle. Bu ara çocukların gece uyanmaları genel bir problem galiba.

Kitabı beğendiğine sevindim :)

Sadece anne.. dedi ki...

Özgür Anne, biz de aynı dertten ev aradık. Caddebostan, sahil, park, D&R, uzaklaşmadan uzak yerlere gitmeden nasıl yaşarız diye.. Bostancı'nın üstünde NarCity'i bulduk. Hem çimen, hem çoluk çocuk, hem güvenli, hem de Bostancı'ya 5 dk, sahile 10dk mesafede, gelin komşu olalım, biz Aralık'ta taşınıyoruz:)

Ozgur dedi ki...

Hayal,
Uyku sorunu alışkanlığa döndü bizde ama başka sebepleri de var sanırım.

Gece rüya öğününü kaldırıyorduk geri koyduk ki meme istemesin.

Emzik zaten hayatımızda yok.

Baba kalkıyor ama babaya çok feci ağlıyor, anne de anne.

Çocuk zaten yatmıyor, ayakta duruyor. Uyanmak için savaş veriyor.

Günde 2 kere 1.5 saat uyuduğumuz çok düzenli bir günümüz var. Bugün bakıcı abla hastalandı, eve gelmek zorunda kaldım. Ela öğleden sonraki uykuyu uyumadı. Allem etti kallem etti, gözleri kapanır haldeyken açtı benimle oynadı. Teori acaba bize doyamıyor olabilir mi? Kendini zorlayarak uyanık kalıp oyun istiyor çünkü. Mesele meme değil sanırım. Bazen mememe istiyor da. İstediğinde yapışıp bırakmıyor kesinlikle.

Huylar çok değişti.

Anlamak zor, Tracy'de 10 aylık bölümü okudum ama nasıl uygularım bilemiyorum. Belki alıştığı saatten (yazıda yanlış anlaşılmış olabilir 4-5 kere değil, 4-5 gibi)4:30,5de uyanıyor. Hatta o uyanmadan ben de uyanıyorum hortlaklar ailesi olduk.

Acaba saati erkene kurmayı mı denesem?

Bilemedim ne yapsam... Araştırıcam ama yorgunluktan bakacak halim yok bugün...

başlayalım pazartesi. destek grubu olalım. www.uykusuzhergecekader değildir.com

sevgiler çok!

Ozgur dedi ki...

Senem, annenin uykuyla imtihanı... Kitap güzelmiş, teşekkürler tekrar!

Ozgur dedi ki...

Sadece anne, bakacağım... Teşekkürler fikir için! sevgiler.

hayal dedi ki...

Alışkanlık için uyutmak içn uyandırmak yöntemini de deneyebilirsin.. Ben size doymama durumuna değil, anneye şımarma durumuna inanıyorum.. Damla da bütün gün süt liman ben işten gelince kendini yerlere atan kapris kıyamet bir çocuk olur ara ara.. Bakıcı ve anne ağzı açık kalırlar, az evvel güzel güzel oynuyordu diye... Bunun nedeni benden alacağını bildiği ilgi ve şımartılmayı sevmesi.. Çözümü de daha katı davranmak DEĞİL, kelin merhemi olsa başına sürerdi diyor ve susuyorum

Leylak Dalı dedi ki...

Çocuğu kocaman olmuş biriyim ama büyürken yaşananları hala unutmuş değilim. Blogunuzu ara sıra ziyaret edip yazdıklarınızı bazen özlem bazen "oh atlatalı çok oldu bu devreleri" diyerek okuyorum. Yorgunluk azalıyor belki ama endişe, merak, korumacılık hiç bitmiyor. Sevgi mi? Emekle katlamalı olarak artıyor da artıyor. En önemlisi sağlıkla büyümeleri, dilerim kocaman olduğunuzu da görürsünüz kızınızın.
Antalya'ya gelin bence:) Yıllardır orada yaşayan biri olarak şiddetle tavsiye ederim (yalnız yazın 2 ay kaçacak bir yer ayarlayın kendinize:)İstanbul'da gidemediğiniz kadar sinema, tiyatro, konser ve başka etkinlikler bulup katılacağınıza emin olun. Boğaz yerine de şehrin içinde olup girilebilen bir deniz veririz size:) Tabii masal şehri İstanbul'un yerini tutmaz belki ama yine de düşünün:))
Sevgiler yolluyorum ve size ve minik prensese...